22 Haziran 2011

Doğmamış çocuğa din biçmek..



Doğdum ben bir yerde. Sonra hemen uzaklaştırmışlar oradan yaklaşık üç bin kilometre öteye. Büyüdüm bir yerde ve hemen yine uzaklaştırmışlar oradan yaklaşık yüz seksen kilometre öteye. Sağıma bakıyorum tanıdık kimse yok soluma bakıyorum yok.. Durdum öyle aşağıdaki sınırlı alanın içerisinde yer alan parkın kıyısında. Ağladığımı çok iyi hatırlıyorum ve beni teselli edenlerin dillerinden anlamadığım gibi dilimden de kimsenin anlamadığını. Bir nedenden dolayı üzerime geliyorlardı ve ben sürekli kavga ediyordum ama yine de tam olarak neden insanlarla itişip kakıştığıma dair net bir fikrim yoktu. Kültürel bir savaş yaşanıyordu dile getiremediğim.. Kelimeler albayım o dönemde derdime derman karşımdakine anlam olamıyordu. Kelimem çok azdı ve dahası kullanma ehliyetim de yoktu. Bu yüzden olsa gerek psikolojik yardıma muhtaç olduğuma karar vermişler edilen onca kavga sonrası dilimin çözülmeyişine. Oysa diyarın en büyük psikoloğu Alfred Durmuş Ali Adler dedem benim sessizliğimi civarda muhattabım olmadığına yorarak doğru tespiti yapmıştı ama onun da sesi buraya çok uzaktı.

O garip ikili konuşmalardan önce bir teste soktular ve aklımda kalan tek ayrıntı kahve ile kömür arasındaki farkı ayrımlabildiğimin soru olarak karşıma çıkması. Zeka testi yapamazlar zira bir kere ziyaretime gelen babama öyle şeyler söylemişler ki babam benim burada kalıp okuyunca hem kendi adıma hem de onun adına liseyi ve üniversiteyi bitirip bilmem ne profesörü olacağıma kanaat getirmiş biçimde burada bıraktı.

İçimden başlarda böyle saçma bir konuşma mı olur diyerek susmayı tercih ettiğimi biliyorum ama işleri daha da gizemli hale getirip aptalca bir ilgiyi üzerime çektiğimin de farkında değildim. Yalnız bu psikolog mudur yoksa okuldaki dersime girmeyen hocalardan birisi midir nedir kim olduğun bilmediğim insanın zamanla farklı sorulara yönelişi ve benim asıl yetim ve öksüz bırakılmış iç dünyamla yakından ilgilenmiş tek insan olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Benim o koca çocukluk ve ergenlik süresi içerisinde içsel dünyama ilişkin gördüğüm ilk ve uzunca bir süre tek ilgi aha da budur.

Ebeveynler, akrabalar ve elbette arkadaşlar bu işi beceremiyor ve her çocuğun istisnasız her çocuğun bir psikoloğa yetişkinlerden daha fazla ihtiyacı vardır. En azından onlar sizi olduğunuzdan daha çocuk daha aptal yerine koymadan aklınıza denk bir şekilde muhabbet ediyor. Onlarla olan iletişim içinizi dışarıya doğru dillenmesine neden oluyor. Konuşuyorsunuz belki ilk defa çünkü muhattabınız size ait olduğunuz zeka düzeyine göre hitap ediyor.

Derslerimle ilgilenildi. Ne yaptığımla değil ne yapmam gerektiği ile ilgili uzun uzun tek taraflı söyleşiler gerçekleştirildi ama hemen hepsi gündelik yaşama ilişkin konulardan ibaret. Önemli bir eksik vardı aslında. Kimse ama kimse Tanrı, Din gibi konulara girmediği gibi teoloji ile ilgili yaklaşım ekmeğe hele ki onun kırıntısına basma Allah baba çarpar'dan ibaret. Allah var yukarıda basmadım ve basanları da uyardım. Çarpar dedim dinlemeyini de çeşitli şekillerde korkutarak ekmeğin ondan daha güçlü daha büyük bir nesne olduğuna inandırdım. Tam da o günlerde başladı Tanrı adına çalışmaya başlamam ve bu iş ilişkisi zamanla ikili özel bir ilişkiyi doğurdu.

O Ekmek tanesinden yakaladım onu ve uzunca bir süre hiç bırakmadım.
Aramız laf aramızda o dönemde çok iyiydi. Sürekli pazarlık halindeydik. Nilay bana gülsün iki gün kimseyle kavga etmeyeceğim. Dedem ve Babaannem bu gidişimde de sağ olsun her gün sabah yüzümü yıkayacağım akşam dişlerimi fırçalayacağım.. Hep dediğimi yapar ve ben hep de ben onun olası isteklerini gerçekleştirirdim. Burada kesildi diğerlerinin bana olan yakın ilgisi zira ufak tefek sorunlar devam etse de örnek bir öğrenci olup çıkmıştım ekmek kırıntısının kutsallığı sonrası.

Daha önceden de üzerinde durdum. Orta iki'de Tanrı ile kurulan ikili ilişkinin dışında anlamlandıramadığım bir şeyler olduğunun farkına vardırıldım. Din dersinde herkes masanın üzerine çıkıp namaz kılması gerektiğini söylediklerinde affalladım. Ne yapacağımı bilmediğim için utandım. O yarım yamalak birilerine bakarak kıldığım ilk ve tek namaz sonrası anladım köyümün fakir olduğundan dolayı değil çok başka bir nedenden dolayı içerisinde camii olmadığını ve bir anlamda tecavüzün nasıl bir his olduğunu. Aleviliğe ona buna karşı bir aidiyet beslemiyordum ama öyle bir tuhaf duygu oluştu ki..

Başka olduğumu sağolsunlar idrak etmemi sağladılar ama ne olduğumu inanın bilmiyordum. O anda üzerine düşünmeye başladım ve inanır mısınız o dönem kurduğum mantığın geçerliliği bugün bile kendisini korur. Neden suçlu olayım ki onlar da bizim köyde doğabilirdi diyordum çokca. Kabaca insan hemen bir şey olmaz ve daha çok yaşamın içerisinde zamanla kendisini gerçekleştirir.. Doğduğunda değil sonrasında bir şey olur ya da ben buna göre insanların beni değerlendirmesini isterken varoluşçuluk hakkında hiçbir şekilde bilgi sahibi değildim elbette.

Bugüne gelirsek..

Aleviymişim. On sekiz aydır beraber olduğum kız arkadaşım da Sunni. Şimdi oturup çocuğumuzun eğitimi hakkında konuşuyoruz. Ne olmalı ve nasıl bir eğitim görmeli diyor. Dini eğitimi nasıl olmalıdır diyor.. şaşırıyorum. Geçenlerde okuduğum ve saygı duyduğum köşe yazarı insanların ve daha çok çocukların var olan kutsal 'dini eğitim hakkı' filan diyordu. Nedir ki bu?

Okuduklarınızı ve bildiklerinizi, size öğretilenleri unutun beş dakikalığına. Din eğitimi nedir? Çocuk yaşta insanın siz nasıl olmasını isterseniz o olur. Bu gerçekten gerekli midir? Hak mıdır? Sunni oğlunu Sunni yapacaksa Alevi oğlunu Alevi yapacaksa Hristiyan elbette Hristiyan.. Ne bu yarış mı? Doğruyu bulmak nedir peki? Öküze tapan da öküze taptıracaksa çocuğunu? Öküze tapan ile senin aranda temelde bir fark yok. İkiniz de ailenizin size biçtiği donu giymekten ibaretsiniz. Neden sen cennete gidesin ki? Annenin babanın dinine itaat ettiğin için mi? Diğeri neden gidemesin? Senden farkı ne ki? Tüm bunların dışında sana kullanman için verilen Akıl'ın bu dünyadaki işlevi nedir ki? Çocuğunu istersen eşek sıpasıına taptırırsın Tanrı diye.. Bu hak mıdır yoksa çocuğun o yaştaki korumasız algısına tecavüz mü?

Bana biraz da unutmuş olduklarından kimse dinle ilgili bir eğitim vermedi. İyi ki de vermediler.. Öyle özgür bırakıldım ki on yaşımda Tanrı ile kendi başıma kurduğum ilişkinin içerisinde yer alan mantığı bugün elli yıl sonra onca okumanın ardından fark edebiliyor zekası ve eğitimi benimkinin çok çok üzerinde olan insanoğlu.. Özgür değildi çünkü. Algısına 'insanlık hakkı' diyerek dile getirdikleri dini eğitim nedeniyle tecavüz edilmişti. İlkokulu bitirip kenara çekilen aklın ilkokulu dahi bitirmemiş babasından kendisine miras kalanı çocuğun aklına çocuk yaşta ve zorla yerleştirmişti çünkü.

Ve bu doğru ya da olması gereken midir?

Adaletli Tanrı.. Adaleti olan Allah diyorsun ama kabaca ailenin sana biçtiği donu giydiğin için cennette kendine tapuladığın araziyi aynı eylemi aynı şekilde başarıyla gerçekleştirmiş diğerinden esirgiyosun..

Benim şimdi çocuğum Alevi mi Sunni eğitimi mi görecek ? Yok öyle bir şey. Din onun kendisi ile kendi kuracağı mantığın içerisindeki Tanrı'sının arasında olacak ya da olmayacak bir şey. Önüne çeşit çeşit kitap koymaktan ve çeşit çeşit bilgiye doğru gitmesini sağlamaktan öte bir dini eğitimim olmayacak çocuğuma. O bu dünyada belirli bir yaşa geldiğinde kendisi ile evren arasında kuracağı bağın sonucu, beni ilgilendirmez. Doğruyu güzeli ve iyiyi ileride cennette kapacağı yer için değil karşılığı olmasa da iyi insan olmak için yapacaktır..

Kutsal bir hakmışçasına çocuğun daha henüz aklı yetmez iken beyninin içerisinde ileride akıl ile dahi atamayacağı türlü türlü kendisine ait olmayan doğruları yerleştirmenin neresi doğrudur? Algılayabileceğiniz biçimde anlatmak gerekirse: Belki Camii'ye gitmek doğrudur namaz kılmak? Çocuğumun aklını küçük yaşta bunların olmaması gerekliliği ile mi doldurayım? Belki kiliseye gitmektir aslolan.. Belki ben bu yaşıma kadar görememişimdir ya da bulamamışımdır doğruyu.. Onun daha fazla imkanı olacak doğruyu bulması adına. Muhtemelen benden bir adım öne geçecek benim yaşımda. En azından olması gereken budur.

Çocukken iki elimi birleştirip bacağımın arasına alıp yatmayı severdim. Her seferinde istisnasız her seferinde babaannem beni uyarır 'fakir kalırsın' oğlum derdi. Bugün böyle bir şeyin olmadığını biliyorum ve fakirlikten de korkmuyorum ama yatamıyorum öyle hala.. Korkuyorum. Akılla atılacak bir şey değil o yaşta beyninin içerisine yerleştirilen..

Alevinin benim gibi Atatürk'ü kendisine peygamber bellemiş özel okulun içerisinde dahi namaz kılmak zorunda olduğu bir yerde buraya gelmek elbette zordur ama elli ama yüz elli yıl sonra çocukların sağlıklı gelişmesi ve istediği dini özgürce seçebilme imkanı adına on sekiz yaşına kadar herhangi bir dini yapı içersine girmesi yasaklanacaktır.Yasaklanmalıdır.

43 yorum:

pelezinho dedi ki...

bi dediklerinin mantığı çok doğru.fakat şu açıdan bakabilirsin.küçük yaşlarda akıl melekelerimizin tam gelişmediği dönemlerde ailelerin çocuklara mantıklı ve doğru olanı işaret etmeleri gayet doğal.ne zamanki çocuk büyür ve akıl melekerli gelişir işte o zaman kendi seçimin yapar.isterse aile tarafından dikkat çekilenden başka bir yöne sapar.bu onun tercihidir.aileler ise sadece doğru olana dikkat çekmektedirler

Borges dedi ki...

pelezinho: Şunu demişsin.

'.isterse aile tarafından dikkat çekilenden başka bir yöne sapar.bu onun tercihidir.'

Bu mümkün müdür gerçekten? Bu yüzden mi Türkiye'deki insanların yüzde doksanı müslüman.? Bu yüzden mi Almanya'daki çocukların yine yüzde doksanı ailesinin belirlediği doğruyu seçmiş? Keza İspanya'da Norveç'de..

Mümkün müdür o yaşta o şekilde şekil verenin belirli bir yaşa geldiğinde farklı olanını 'KENDİSİNİN' kavraması ?

Doğru ailenin doğrudur. Çocuğun değil.

hell voodoo dedi ki...

@pelezinho:

"akıl melekelerimizin tam gelişmediği dönemlerde ailelerin çocuklara mantıklı ve doğru olanı işaret etmeleri gayet doğal"

Ben burayı anlamadım işte, yazının konusu tam da burası. Mantıklı ve doğru nedir? Kendi inanışını çocuğuna aynen empoze etmek mi?

Mantıklı ve doğru olan çocuğa konu üzerinde tüm kaynakları özgürce kullanma olanağını tanıyıp, çocuğun kendi özgür iradesi ile kararını vermesini sağlamaktır.

Yoksa "bak doğrusu şu, bir de bunlar var, yine de bi bak istersen" demek, daha baştan kendi seçimini çocuğuna dayatmak olacaktır.

Bu seçimi yapmak durumunda olan ana babaların çoğunun, çocuklarının toplum genelinde kabul görmeyeceği, çevresel baskılara maruz kalacağını düşünerek çekimser kaldığını düşünüyorum.

Ben kendi çocuğuma hiçbir dinsel öğretiyi öneremeyeceğim, ama yine de kendi bilir.

karakalem dedi ki...

Futbol hakkındaki yazılarınız gayet net ve faydanılanacak kadar sağlam bir alt yapnız ve bir birikminiz var ve fakat bu yazıyı yazmak için din hakkında, haddi zatında İslam hakkında temeliniz olduğundan şüpheliyim. Bir futbol yazısı için onlarca sayfa okuyor, araştırıyor bilgi ediniyor sağlam kaynaklara başvuruyorsunuz, ve bu olması gereken. Am burada masum gibi bu yazı tamamen serbestlik üzerine atıfta bulunuyor. Bugün her aile çocuğuna dinini öğretmeli, çünkü siz sadece akılla bırakın istediğini bulsun diyorsanız ve buna güveniyorsanız, o akıl zaten büyüyünce inadığının ne denli doğru ne denli yanlış olup olmadığına kara verecektir. Aile çocuğuna dinini öğretirken o dinin ahlak kaidelerini de öğretiyor. Yani bu salt sen müslümansın diye kalmıyor. o çocuğa hırszılıktan, yalana, şükürden, çalışmaya kadar olan bir yelpazenin ilk tohumlarını atyor. Ha kendi eğitmi zayıf olup tam doğrusunu veremiyorsa bu ailenin eksikliğidir. Bugün insanların boşlukta olmaları sizin söylediğnizin tam aksine adam akıllı dini eğitim almadıklarındandır. Eğer siz oturup İslamı incelerseniz, İlim adamlarını yazmış olduğu eserlere bakarsanız objektif olarak bakmaya çalışırsanız bu yazıyı muhtemelen değiştirirsiniz. Alevi ya da sünni eğitimi diye bir kavram yoktur islam aleminde.. İslam tek dindir “İnneddine indallahil İslam.”(3 ALİ İMRAN-19) Ve bu Hz Allah'ın sözüdür. Eğer buna inanıyorsanız, buradan başlar " ya neymiş bu islam nasılmış bir araştırayım der, bir yerelere ulaşırsınız. Yok sadece olayı namaz elif cüzü, ekseninde bırakırsanız bir yere ulaşamazsızız. Futboldan örnek vereyim siz daha iyi bilirsiniz, Dünyanın bir çok yerinde alt yapı okulları var bu okullar futbolcu olacak gençlere tüm eğitimlerini 6 7 yaşından itibaren verirler. 18 yaşına geldiğinde yeteneği nispetinde çoğu iyi takımların gözdeleri olur. Neden eğitim o kadar erken yaşta veriliyor, 18 yaşından sonra eğitsenizya daha akıllı değil mi?.. Ama olmaz çünkü o yaşa kadar fiziksel gelişimi neredeyse tam olmuştur, istenilen kıvama getirilemez. Eğitim erken verilirse karşılığı bulunur. Fizik için olan bu durum ruh ve akıl içinde geçerlidir. Önemli olan çocuğunuza kendi inadığınızı değil sadece, doğru olanı gösterecek tabiri caizse altyapısını düzgün hazırlayacak yeri bulmak önemli olan... Ve gerçekten samimi iseniz bilmediğniz islamı bi araştırın, biraz emek harcayın sonra tekrar bu yazınızı okuyun. Sadece İslamı değil, Hz Muhammed (s.a.v)Efendimizin, Hz Ali(kv)efendimizin, Hz Ebu Bekir Efendimiz'in ve islam alimlerinin hayatlarını okuyun. Sonra diğer inanışları araştırın bakın farkı göreceksizniz. Futboldan bir örnekle bitireyim. Bugün örnek takım saha içerisinde kim Barcelona neden doğru bir eğitimden geçtikleri için, Emim olun siz de bize inacınızın barcelonasını yapabiliriz bulabiliriz. Tek şart doğru ve güzel bir eğitim

kaptıkaçtı dedi ki...

19 yaşında bi gencim bu yazdıklarını aynen yaşamış bi gencim içimi dökmüşssün teşekkürler

kaptıkaçtı dedi ki...

19 ysşında biri olarak bu dediklerini aynen yaşadım içimi dökmüşsün resmen ama senin çocuğununun senden farklı düşünmesini kaldırabilmekte o kadar kolay değil

Borges dedi ki...

Karakalem: Büyüyünce o akıl diyorsunuz. Büyüyen akıllara şöyle bir göz attığınızda farklı bir sonuca varanın yüzdelik kesimi birden bile büyük değil. Dolayısla o algıya gelen deyim yerindeyse tecavüzün tamiri mümkün değilmiş. Hristiyanlarda da Müslümanlarda da durum budur. Yok öyle bir şey. Siz oraya neyi yerleştiriyorsanız o sonucu alıyorsunuz sadece. Ama iyi ama kötü..


Sizin de bu masumane yorumunuzun altında pek çok kişiye hakaret içerdiğinin farkında mısınız? Ateist arkadaşlarımın ne kadar güzel çocuklarının olduğunu mu size anlatayım? Almanya'da yaşıyorum ve İslam'ın dışında bir kültürün içerisinde gelişen ne kadar güzel insanların olabildiğini size mi anlatayım ya da buradakilere çok da güzel müslüman ailelerinin çok güzel evlatları olabildiğini mi?

Belirleyici olanın dinden ziyade diğer konularla birlikte çocuğa verilen eğitimden kaynaklandığını mı? Barçalılar örneğini veriyorsunuz ama ben kabaca eğitimden vazgeçin dediğimi hatırlamıyorum. Marangozluğun dahi eğitimi belirli bir yaşta verilmelidir.


Olmaz çünkü diye giden cümlelerinizi kesin ve şöyle devam ettirin: Olmaz çünkü düşünebilmeyi tam anlamıyla beceremeyen insanın düşünmüş de sonucu bulmuş gibi yapmasına izin vermemelisiniz. Olmaz çünkü henüz A'yı B'yi daha bilmeden bir çocuğun teoloji gibi bu yaşımda dahi içerisinden zor çıkabildiğim konularda kesin karara vardırmak doğru değildir.


Ve ben samimiyim. Siz de samimiyseniz İslam'ın dışında kalan dünyanın da çok güzel insanlar yetiştirebildiğinin farkında olabilirsiniz.Samimiyseniz doğrunun sağlıklı eğitimin içerisine illa da bir din kararını sokuşturmak durumunda olmadığımızın farkına varabilirsiniz. Bugün çevremde yaşayan insanların büyük bir kısmı islamı tanımıyor, kötü mü kaka mı olmuş hepsi? Nasıl ki buradaki güzelliğin asli belirleyicisi din değilse ailede de çocuğun aynı şekilde.

Ice-Man dedi ki...

Aileler, elbette ki doğru olduğuna inandıkları inancı, dini eğitimi çocuklarına verme hakkına sahiptirler.

Çocuklarına dini eğitim veren aileler onlara din biçmiş oluyorsalar, vermeyenler ne biçmiş oluyorlar? ve dahası Dünya üzerindeki milyonlarca insan farklı farklı şeyler biçmezler mi çocuklarına?

Hangi küçük çocuk gördüklerinden, yaşadığı çevreden etkilenmez ve bir oranda o çevrenin şeklini almaz? Bu açıdan bakarsak tüm insanların 20-25 yaşına kadar toplumla ilişkisi kesilmeli ve herşey netleştikten sonra topluma karışmalı, bu mudur yani?

Çocukların sağlıklı yetişmesi nasıl oluyormuş bir anlatın hele.Din eğitimi yasaklanmalı. Bu mudur? Geçiniz lütfen.Bugün bu ülkede çocukların ve gençlerin ve hatta tüm insanların çizdikleri felaket tablosunun % kaçı verilen din eğitimi nedeniyledir ki? Bu konuda tartışılması gereken birşey varsa o da eğitimin son derece yetersiz olmasıdır.

İstediği dini seçme konusuna gelince. Kimlikte yazan "xxx" neredeyse hiçbir şey ifade etmez.Yani kişi en nihayetinde dilediği gibi yaşıyor ve inanıyor öyle değil mi? Sorun müslümanların sayısal olarak çokluğunda mı?

Dinle ilgili ille de birşeye karşı çıkacaksanız, devlet eliyle verilen zorunlu dini eğitime çıkabilirsiniz mesela.Ki "özgürlük" başlığı altında çok da haklı bir eleştiri olur. Ama siz, çocuklar sağlıklı yetişmeli, istedikleri dini seçebilmeliden girip aileler dini eğitim vermemeli derseniz hakikaten komik olursunuz.

Borges dedi ki...

kaptıkaçtı: Temelde sorun da budur.

'ama senin çocuğununun senden farklı düşünmesini kaldırabilmekte o kadar kolay değil'

bu babadan GAlatasaraylıyız gibi bir şey aslında. Aileden müslümanız. Müslüman bir ülkeden dolayı müslümanız. Aksini iddia edebilecek olan üç beş kişidir yetmiş milyonda. Doğru bu mudur?

Galatasaray Fenerbahçe olduğunda sempatik olan durum burada bir farklılaşıyor.

Borges dedi ki...

İce-Man: 'Hangi küçük çocuk gördüklerinden, yaşadığı çevreden etkilenmez ve bir oranda o çevrenin şeklini almaz? Bu açıdan bakarsak tüm insanların 20-25 yaşına kadar toplumla ilişkisi kesilmeli ve herşey netleştikten sonra topluma karışmalı, bu mudur yani? '

Nedir komik olan? Beş yaşında neyin ne olduğunu kavrayamayan bir çocuğun namaz kılması ya da kiliseye gitmesi ne derece doğrudur?

Ben şu din yanlıştır bu doğrudur tartışmasını gütmüyorum. Belirli bir inancı çocuk yaşta çocuğun aklına yerleştirenlerin farklı bir inancın gerekliklerini o çocuğa eyletmenin eleştirisini de yapıyorum zaten içerisinde. Ama toplamda diyorum ki: Bu konuda karar vermek için yaş ehliyeti gerekir. O zamana kadar da ağır müdahalelerden kaçınılmalıdır. Cemevine camiiye kilisiye götürmek anlamsızdır.

Aileler din eğitimi yerine devletler dinlerin eğitimini vermelidir. Farklı dinlerin ve inanışların biraradalığında çocuk da toplumdan soyutlanmaz ama bu da en az Thomas More'ın ütopyası kadar uzaktır. Uzak olması sizi güldürmesin benim doğrumdur.

Gwain dedi ki...

@karakalem, sadece din değil, ahlak kaideleri de öğretiliyor demişsin. evrensel ahlak normları, dinden bağımsız şeylerdir. allahtan korktuğum için değil, bir başkasına zarar vermemek için hırsızlık yapmam. sevdiğim kadına ihanet etmemek için zina yapmam. bir sokak kedisinin de, en az benim kadar yaşam hakkı olduğu için, o kediye zarar vermem. ve çocuğumun da, her özgür bireyin olması gerektiği için, kendi doğrularını bulabilmesi için, ona din eğitimi vermem...

Borges dedi ki...

Burada dine ya da dinlere karşı bir durum yok. Araba sürmenin 18 yaşından önce gerçekleşmemesini düşünmek gibi bir şey. Seçimin daha değerli daha doğru olması gerekliliği adına. Lütfen iyi okuyun. İslamiyeti değil Hristiyan'ı düşünürseniz belki daha doğru bir yaklaşım sergileyebilirsiniz.

Celal Abbas dedi ki...

Alışkanlık Psikolojide Şurda Burda Nasıl Tanımlanıyor Bilmiyorum. ama Kendimi Dinlediğimden Dolayı Şöyle Bir Tanımım var. Birşeyle Karşılaştığımda Aklıma Gelen İlk şey. Sigara Mesela Facebook Mesela. canınız Sıkıldığında Hiç Düşünmeden beyninizin Bu Daavranışları otomatikleştirmesi.

Artık Biliyorumki İnsan Geçmişinde Ne Öğreniyorsa O şekilde Davranmaya Başlıyor. Sevgi Görmemişse Şiddete Yönelebiliyor v.s v.s.

Güzel Bir yazı keşke benimde senin gibi düşündüklerimi güzelce ve anlaşılabilir şekilde ifade edebilseydim. Bu konularda çok söylemek istediğim var.

Çingeneler mesela (Esmer vatandaşlarımız) onların yüzde kaçı makus talihlerini değiştirebilmişlerdir.

Buna bir örnek daaha vermek istersem çok iyi bildiğimiz konudan 3 Milyonluk Almanyadan bir sürü futbolcu çıkarken 70 milyondan birşeylerin çıkmaması. Demekki yetiştiğin yer ortam çok önemli. seni vezirde yaapabiliyor rezilde.

Bu Din Konuusnda ,İnsanların iyi bir yerlere gelememesi ve asgari ücretle köleleştirilmesi. Çok söyleemek istediğim şeyler var ama diyorum ya tıkanıp kalıyorum düşüncelerimi toparlayamıyorum. yoksa bunun nedeni bu konudaki eksikliğimin zamanaında farkedlip ona yönelik geliştirme çabalarının yaapılmamasımı. Yoksa yazarlar doğuştanmı yazar doğuyorlar. kelimelerlemi doğıuyorlar.

Ice-Man dedi ki...

Tersten sorayım; ne derece yanlıştır? neden yanlış? neye neden olur mesela? ailenin böyle bir hakkı yok mudur?

diyelim ki çocuk hiçbir şekilde eğitim almadı.peki bu durumda tamamen özgür ve kendi iradesine göre mi yetişmiş olacak? hiçbir şekilde tam bağımsızlığı sağlamak mümkün değil ki.

bir de söylemeden geçemiycem; mantıken bir insanın inancından şüphesi yoksa, kendi kendine mutludur ve kendini ispat açısından bir tavır takınmaz.ama ben görüyorum ki herhangi bir dine mensup olmayanlar inananları sürekli bir aşağılama ve ispat kaygısı içindeler.ve dahası ofke ve nefret de var. bırakın insanlar istediklerine inansınlar.hadi dinlere saygınız yok, bari insanlara olsun.bence tüm bu tartışmaların ve sorunların çıkış noktasında yetersiz eğitim-bilhassa aile- var.

ayrıca utopıa okunası bir kitaptır.

fidddas dedi ki...

bütün semavi dinlerde temel ahlaki kurallar zaten aynıdır... toplum düzenini kurmak amacıyla ortada başka yasa koyucu olmadığı için bu görevi dinler üstlenmişlerdir...
bence burada bahsedilen çocuğa yalan söylememesi ve hırsızlık yapmaması gerektiğini söylememek değil, bunu zaten bütün dinler söylüyor...
çocuğa dinsel öğreti ve ritülleri baskılamamak anlatılmaya çalışıyor...
ben bir dinsizim ancak annem kendine göre iyi bir müslümandı babam ise ortalama... ama babam tarafından bir çok konuda serbest bırakıldığım için bir dine mensup olmayı seçmedim...
temel durum ahlaklı bir birey olmanın din ile göbekten bağlantılandırılmasının yanlış olmasıdır...

Borges dedi ki...

İce-Man: Lütfen burada kime saygısızlık etmişim açıklar mısınız? Gerçekten öfke ve nefret içerisinde mi okuyorsunuz yazılanları? Bunun nedeni de aldığınız dini eğitim midir sizce?


Bu temelde ailenin ve fakat nihayetinde toplumun kültürünün, yaşam biçiminin içeriğin değişimini sağlaması açısından olması gerekendir. Belirleyici olanın insanın doğuştan üzerine giydirilen elbise olmaması adına önemlidir.

Siz saygılı mısınız? Sizin gibi düşünmeyene sizin inandığınıza inanmayana, insana? Bir bakmak gerekir.Tartışmak da güzeldir sorgusuz sualsiz itaat'den çok daha fazla geliştirir çocuğu. Tartışın, çekinmeyin.

karakalem dedi ki...

@borges /@gwain öncelikle kimseye hakaret ettiğim yok.etmem de İnsanların nasıl yaşadıkları kendi tercihleridir. Bahsettiğniz ateist ya da farklı inanç mensubu iyi insanlar olduğu kadar, müslüman olupta keşke müslüman olmasaydı denecek kadarda kötü insanlar var. Ben insanları tartışmam saygı duyarım. Ben fikirleri konuşmayı severim. İsteyen istediği gibi yaşamakta özgürdür ama bugün yeryüzüne sunulan, anlatılan insanların ahlak adıyla temellendirdiği şeylerde Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla insanlara gönderdikleri şeylerdir. İnsan inansa da inanmasada farkında olmadan bunları öğrenmiştir ki temeli ta ilk yaratılışa kadar gider. Ve Allah korkulacak değil sevilip aşık olunacak yaratıcıdır. Bir şeyleri sanki hep Allah tan korktuğu için yaptığını sananla yapmadığını sanan arasında temelde fark yoktur. Adı üstünde "inanç"... Bu konuları konuşmak için önce inanmak gerekir. Ya da inana sayg duymak gerekir. Ben din tartışması yapmam ilk yorumumda gereğini belirttim. Ama dini öğrenip öğrenmemeyi, çocuğuma öğretip öğretmemeyi bu kadar rahat bir şekilde tartışmaya açıyorsanız kusura bakmayın ama tenkit ederim. Bugün güzel ve kaliteli insan yetişirmiş aileler bir çok şeyi temelde verir. bunu uygularken inandıkları değerlere sahip çıkarak yaparlar. Ben otuzlu yaşlardayım ve her inanca sahip arkadaşım vardır. Bir gün birisine dönüpte ya sen niye inanmıyorsun, niye namaz kılmıyorsun, niye içiyorsun dememişimdir dememde. Ve fakat bir yerlerde iş dini noktayı tenkite gelirse kayıtsız kalamam. İstediğiniz gibi yaşayabilirsiniz, yaşıyorsunuzda, hata yapınca ateşe mi atılıyorsunuz, yok birileri yol mu kesiyor yok. Ve ben aynı görüşümü söylüyorum samimiyetinizden şüphem yok o hlde vaktiniz varsa bi araştırın bakalım iyi kötü bir inaca sahip olanlar mı daha başarılı, huzurlu, yoksa salınıvermiş olanlar mı?

illimitatovaggio dedi ki...

borges'in sık yaptığı bir alıntıyı yapmak istiyorum ;

"Kişisel değer saydığımız şeylerin, toplumun baskısıyla edinilmiş sahte nitelikler olabileceğini de hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıyız. "

sahte nitelik hayatın bir yerinde bir zaman bir an kendini ele verme potansiyeli olan şeydir. yani doğruluğunu baskı sonucu kabullenmenin dışında kişinin akıl kalıbına uydurabilmesi. buna sorgulama diyoruz.

çocuğa çocuk yaşta verilen pratik dışı eğitimlerin çocukta empoze edilmiş olabilmesi bir baskı yolundan geçer. zira akli bir muhakeme yetisi henüz gelişmemiştir.

ve inanın borges'in dediği gibi teolojik kavramların; çocuğun ilerleyen yaşlarda yaşadığı olaylardan, şeylerden ileri gelen bir çağrışımı olacaktır ancak daha önceden örneğin din eğitimi görmüş bir çocuğun algısında bu alanlar bir şekilde doldurulmuş olduğundan bunların sorgulaması çok zor ve geç olacaktır.

bence böyle bir durumun oluşmasının sorumlusu ebeveynlerin baştan böyle bir hakkı yoktur.

borges son örenği müthiş vermiş mesela ben daha tutucu bir aileden çıkmayımdır ve çocukluğumdan beri merdivenden inişimi bir yere girişimi sağ ayağımla yapmayı ne yazık ki istemdışı bir şekilde içsel hale getirmişimdir hala yaptığım olur bunu çünkü yapmazsam doğacak muhtemel "hayırsızlıkların" "uğursuzlukların" algısal nakışı çoktan işlenmiştir zihnime.

bu tarz şeyleri aşmak kolay değildir. zira yine borges'in dediği gibi hristiyan ülkelerin ailelerinin çocukları hristiyan müslümanların müslüman olarak şekillenir ve daha önemlisi değişme oranı çok çok azdır.

dolayısıyla din eğitiminin doğrulunu savunuyorsak, dünyanın hristiyan olduğu oranı kadar bir yanlışlığı ve müslüman olduğu kadar bir doğruluğu veyahut müslüman olduğu kadar yanlışlığı hristiyan olduğu kadar doğruluğu vardır. çünkü hepsi aynı eylemi gerçekleştiriyor; ailenin geleneğini baskıyla edinilmiş değerlerini yaşatmak.

saygılar...

Borges dedi ki...

illimitatovaggio: Alıntı Tutunamayanlar- Oğuz Atay'dan.

Ice-Man dedi ki...

Borges: Yanlış anladın, ben buradan bahsetmiyorum.Ama nasıl bir önyargıya sahipsen, yargısız infaz yapıyosun.Bu hoş değil.

Benim burada kendimle ilgili birşeyler söylemem sanırım hiçbir önem taşımaz.Dünyanın en saçma düşüncesine, inancına sahip olan insanlara dahi, beklediğim saygıyı göstermeye çalışıyorum.Saygı herkese lazım.Tartışmak elbette ki güzeldir, ama önyargılarla sağlıklı bir tartışma ortamı yaratmak pek mümkün görünmüyor.

Söyleyeceklerim bu kadar.Teşekkürler.

Borges dedi ki...

İce-Man: Peki ben yanlış anlamışım sizi ve bu açıdan özürümü de diliyorum. Lakin..

'ama ben görüyorum ki herhangi bir dine mensup olmayanlar inananları sürekli bir aşağılama ve ispat kaygısı içindeler.ve dahası ofke ve nefret de var.'

bu bir önyargıdır. Tartışmayı dediğiniz gibi ortadan kaldırır. Avrupa'nın da son yıllarda Müslümanlar için besleyip büyüttüğü önyargıları vardır ve mesele bunlarla ilintili değildir.

İspat ısrarı karşı tarafın da bu beklentiyi doğuracak o bilindik ısrarından kaynaklanır bunu da hatırlatayım.

Eyw..

illimitatovaggio dedi ki...

borges konuyla alakalı değil ama aklıma gelmişken sormak istiyorum;

tutarsızlık eleştirisinden nefret ettiğini ve tutarlı olma çabasından tiksindiğini söylemene rağmen nasıl bir temele dayandırmışsan artık senelerdir yazdıklarına baktığımda(sözlük blog vs.) birbirinin tersi neredeyse hiçbir fikrine rastlamadım. dün ne diyorsan bugün de aynı şey. gerçekten helal olsun. ne zaman fikirlerini değiştirmeye gerek kalmayacak şekilde bu kadar olgunlaştırdın sorabilir miyim?

selamlar...

Borges dedi ki...

illimitatovaggio: İki nedeni olabilir.

1- Gelişimime ket vuracak bir sürecin içerisindeyim. Yeni bilgiye kendimi kapatmış ve kendi mantığımın esiri olmuşumdur farkında olmadan..

2-Çelişkilerimin dışında kalan konuların üzerinde durmuşsun. Algıda seçicilik yaparak kimi yerlerden uzakta beni seyrediyorsun.

Velhasıl arkadaşım düne göre bugün kimi doğrularımı savunmuyorum. Zira artık o yaşıma göre daha çok bilgi daha çok ayrıntı topladım kendimde. Lakim insanların doğması ve ölmesi gibi pek çok doğru geçerliliğini koruyor dünden bugüne. Bazı ayrıntılar da bende hala geçerlidir ve fakat yarın ne olacağını bilemem.

Arada 'zaman' farkı oldukça çelişkiler güzeldir, gelişimin göstergesidir. Ve fakat buradaki konuya istinaden beş on ya da on beş yaşında eline verilen doğruyu bir ömür sahiplenmek durumunda bırakılmasın insan. Hem din hem de ego'su tarafından bu esaretin içerisinde olmasın..

iyi niyetli bakış açın için teşekkürler ama sanılanın aksine zaman farkını araya koyarsak çok fazla çelişki barındırır düşüncelerim.

Neun dedi ki...

Sen önce aleviligin ne oldugunu öğren ondan sonra gel burda konu aç neymiş sevgilisi sunnıymıs bu alevıymıs cocuguna hangısını tercıh edıcekmıs tabi almanyadakı alevılerın cogu ateıst oldukları icin sunnılerle farklı bir din yasadıklarını zannedıyorlar suna kısaca ben ateıstım sevgılım musluman de barıde alevılıgı laf atma

Borges dedi ki...

Sabrın sonu selamet olsa gerek.

Neun. Burada aleviliğe nasıl bir laf atılmış olabilir? Burada herhangi bir dinin içeriğine ilişkin görüş var mıdır? Herhangi bir dine iyi ya da kötü gönderme?

Ki mesele Alevilik olsun milyon paragraflık ve hiç bitmeyecek bir tartışma söz konusudur. Ben Çepni'yim. Oğuz'un boyundan gelmişim. Şaman'dır kökü. Hacı Bektaşi'nin ilk müridi olmuşuz ama toplamda üzerimize gelen baskıdan dolayı v.s. Bunlarla ilgisi yok konunun.

Önce bir anlamaya çalış sonra yorumlarsın ve gerekirse de 'laf' atarsın arkadaşım.

Neun dedi ki...

Aleviymişim. On sekiz aydır beraber olduğum kız arkadaşım da Sunni. Şimdi oturup çocuğumuzun eğitimi hakkında konuşuyoruz. Ne olmalı ve nasıl bir eğitim görmeli diyor. Dini eğitimi nasıl olmalıdır diyor.. şaşırıyorum.


Sen önce alevilikle sunnilik arasındakı kavramı iyi anla ondan sonra anlatmak istediklerini iyi anlat

Borges dedi ki...

Neun: Alevilik ile Sunnilik arasındaki kavram nedir? Neyden bahsediyorsun arkadaşım sen. Bizim köyde camii yoktur. Namaz kılmaz kimse. Çocuğun ibadetinden kimliğine kadar her şey başkalaşır. Sunni kültür ise bambaşka.. Arada 'fark' vardır olmadığını mı düşünüyorsun ya da ne diyorsun biraz içerikli yazar mısın derdini?

Neun dedi ki...

bizde aleviyiz namaz kılıyorz nolucak şimdi , namaz kılan alevılerde var bunu aklının önce bir köşesine sokucaksın aleviler cesit cesit , ondan sonra yok yazdıgım seyı ıyı anla vs vs benı ılgılendırmez örnekleme yapınca düzgün yapıcaksın aleviler sizin gibi sonrada ateist olanlar deildir

Neun dedi ki...

Sunniler alevilerin farkı yoktur ıkı farklı mezhep gibi yazmısıssın he olanlar var tabi sizin gibi ozaman dahada aç alevi deyip gecme.

Borges dedi ki...

Neun: Sabrımı taşırma ve üslubuna dikkat et. Namaz kılan Alevi elbette var. Ama Aleviler (istisnalar olsa da) Camide namaz kılmazlar. Cem evinde ibadetini gerçekleştirir. Bu ve benzeri farklardan dolayı da hemen herkesin anlayabileceği gibi farklı dini eğitimden geçerler. İki farklı mezheptir.

Eğer namazdan kastın cem ise bu açıdan doğrudur ama genelde anlamada git gide farklılaşan ve ayrımlaşan yaşam biçimi ve genelenekleri olduğunun inkarı olamaz. Ramazan'da oruç tutmazlar.(geneli) Oruç'tan namaza kadar ibadetleri farklıdır ve bu da kültür ve eğitim farkını doğurur.

Burada işlenilen konu ise insanların çocuklarına biçtikleri dinin o yaşta makbul olmaması gerekililiği üzerinedir.

Rigor dedi ki...

"Biri allah mı dedi? biri din mi dedi? biri alevi mi dedi? kesin ateist köpektir, hakaret filan ediyodur bize. nasıl olsa toplumsal üstünlüğümüzle egomu sonsuza kadar şişirebilirim" Yiğit Özgür'ün bir karikatürü vardı Bakış Açısı yerine Bakış Aşısı'nı kullanmıştı. Borges senin düşündüklerini bu aralar ben de düşünüyorum enterasan bir rastlantı. umarım ileride tecrübelerini yazarsın :)

Rigor dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Neun dedi ki...

yapma ya bana emır verme ne o sabrın taşşa nolucak arastır bakalım alevilerin normal camıde namaz kılanları yokmu daha alevılerın cesıtlerını bılmıyorsun , ben sadece alevilerle sunnilerın cok farklı mezhep olarak almanı eleştirdim , zaten almanyadakı bu alevıler sunnılerle alevılerın sankı cok farklı ıkı mezep olmasını saglayanlardır hayır o cem evlerinede gıtmezsınız ya ayrıca bir alevi cocugunu 7 yasından berı yetıstırır gelsen ben ateistim de olsun bıtsın he bundan sonra ne yazarsan yaz ben dusunlerımı soyledım, iyi günler

illimitatovaggio dedi ki...

neun sana acıdım yemin ediyorum.

lütfen benim duygularıma etki etmeyi bırak ve git şurdan yazma buraya biz de okuyoruz en nihayetinde.

Neun dedi ki...

tesekkur ederım acıdıgın ıcın ben senınle tartısma ıcınde deılım begenmeıyosan bakma yazdıklarıma kolayı var tamam ?ben sadece fıkırlerımı soyledım bana artıslenıyor gerek yok en bastan bana derdı bu benım dusuncem kardesım okey , bana cevap hakkı doguracak sekılde yazmazdı, yada sabrını tasarıdıysak yorumları yayınlamazdın kımse kımseye sanal ortamdan artıslenmesın bende alevıyım alevılıgın yanlıs lanse edılmesıne karsı cıktım o arkdsın cem evlerıne gıden alevılerıde 7 yasında cokcukları egıtıyor aslında bu butun dınlerde var mantıgı yanlıs futbol konusunda cok zekı ama bu konuyu elıne yuzune bulastırmıs ateıstım ben deyıp bu yazıları yazsa eyw. Ben alevıyım dmeıycek neyse ıyı aksamlar

beasttaz dedi ki...

Çocuklugumdan aklımda kalan iki anı biraz bu konulardan.
Birincisi, bir gün hafız yengeme sorduğum bir soruya aldığım cevap. Şu şekildeydi.
-Yenge biz müslüman olduğumuz için cennete gideceğiz değil mi?
- Evet iyi bir müslüman olursan cennete gidersin.
-Peki başka dinlerden olanlar.
-Onlar cehenneme gidecekler.
-Ama onlar doğacakları ülkeyi seçemiyorlar ki.
-Olsun isteseler doğruyu bulup, islamı seçebilirler.(*)
Diğeri konu ile alakasız olmak üzere Barbar Conan ile ilgilidir. Çizgi romanlarını en fazla okuduğum kahramanım. Ve Red Sonja'dan başka tek bildiğim karakter her sinirlendiğinde, şaşırdığında ismini haykırdığı tanrısı Crom. Crom o zamanın çoğu pagan tanrısından farklı olarak, insanların hayatına müdahale etmeyi de pek sevmezdi. Çizerinin kim olduğunu bilmiyorum ama ilginçti. (**)
Bende sizin gibi din olgusundan ayrı olarak şunları söylemek isterim.
Evet akıl yoluyla insan doğruyu bulabilir. Akıl henüz süzme ve ayırdetme yetisi kazanamamışsa yanlışa da sürüklenebilir. İşte bu mazereti öne sürerek ebeveyn henüz gerekli donanıma sahip olamamış çocuğunun özgür iradesini yok sayıyor. Peki bu doğru mu tabi ki hayır. Ebeveyn çocuğuna dünyayı fikirleri anlayacak donanımı edindirmeli, gerisini artık yetişkin bir birey olan evladına bırakmalıdır. Ve yine malesef ki bu düşünce insan yapısı gereği ütopik bir fikir olmaktan ileri gidemeyecektir. Çünkü her birey öyle ya da böyle olabildiği kadarını ve hayal edip olamadıklarını, doğru olduğunu düşündüklerini çocuğunda görmeyi istiyor. Bu onu yok saymak mı? evet öyle.
Ama bu sadece dinle de alakalı değil, misal, belki biraz keskin bir noktadan geçeceğim, yakın tarihimiz milli eğitimin her kademesinde özellikle de ilköğretim de milli tarih denen bir modelde, bize ve çocuklarımıza bazı şeyleri empoze ediyorlar. Doğrusunda yanlışında değilim kesinlikle. Atatürk portresi bir süper kahraman veya bir peygamber hüviyetinde gösteriliyor. Sonra Mustafa belgeselinde içki içtiği gösterildiğinde bile muhalefet edilebiliyor. Hata da yapabilen bir insan, bunun yanında bir çok insanın yapamayacağı işleri de başarmış bir insan, ama insan netice bu olmalı.
Netice de belki biraz pesimistçe de olacak ama söylediğiniz olgunun insan denen toplumda 100 ya da 150 yıl sonra dahi kabul göreceğini ya da uygulanacağını düşünmüyorum. Ki bizim gibi düşünmüyor diye birbirine kızan bağıran çağıran hatta öldüren insan ırkının kendi neslini özgür iradesine bırakabileceğini hiç ama hiç zannetmiyorum.
Bu arada Neun kardeşim, niyetinden şüphem yok ama borges bir ağacı anlatırken sen yapraklara takılmış durumdasın.
(*) Hafız yengem bana yanlış söylemiş, ya da ben yaş itibariyle tam hatırlamıyor olabilirim ama ana fikri anlattığım gibidir.
(**) Konuyla ilgili olan kısmının, çokta ilgili olduğu düşüncesinde değilim. İlginçti, yazmak istedim.
Saygılar, sevgiler.

marlonbarando dedi ki...

Önce bu yorumu yazacağım sonra da dönüp yazılmış yorumlara bakacağım. Ve göreceğim ki doğduğundan beri bin türlü dogmalarla büyüyen sevgili halkımız yine yazarın derdini kavrayamamış ve bir sürü çelişkiyle yaşamak zorunda oldukları için o çelişkilerini yorum bölümünü hayırlısıylan aktarmış.

sunshine dedi ki...

Ateistliği de bir olgu olarak görüyorsan hiçbir şey öğretmemek ve çocuğa dini eğitim vermemek bu sefer onun ateist olmasına yol açmayacak mı? Sen ateist olduğun için doğru geliyor anlattıkların çünkü objektif düşünemiyorsun. Eğer Müslüman bir anne babaysan zaten İslamiyet sana çocuğunu eğiteceksin, dini eğitim vereceksin diyor. Senin dediğini uygulamak için de senin gibi bir inanışı olmalı yoksa öyle bir şey mümkün değildir.

futbolzede dedi ki...

4 aylık evliyim. Eşimle son günlerde sürekli bu ve benzeri konuları konuşuyoruz. Müslümanım.
Aylarca süren kafa patlatmalarım ve araştırmalarım sonucu vardığım sonuç şu:
İyi insan olmak için din gerekli midir?
Hayır ama iyi bir yardımcı olabilir.
Çocuğumuza nasıl bir inanç eğitim vermeliyiz?
Bir kere bu çok iddaalı değil mi?
Hakim olmadığımız bir konuda nasıl eğitim verebiliriz ki? Bir çok insan iyi kötü ingilizce biliyor, hadi gidin çocuğunuza öğretin. Kitabını bile okumadığın bir dinin eğitimini nasıl vermeyi düşünüyorsun?
Öncelikle şu yanlış anlaşılmayı düzeltelim bence: Biz din değil gelenek eğitimi vermekten bahsediyoruz.

Çocuğum olunca nasıl bir inanç eğitimi vereceğime ya da verip vermeyeceğime karar vermedim. Ancak eğer vereceksem de bu eğitim opsiyonlu olacak ve sunduğum opsiyonların hepsinde bilgi sahibi olacağım ve aynı mesafede durmaya çalışarak yapacağım bunu.

emireri dedi ki...

duygu yoğunluğu içinde yazılmış bir yazı, karmaşık duyguların bir toplamı olmuş... kız arkadaşım şii'ydi, ben sünni, benzer şekilde 20 ay çıktık ve evlilik planlarının bir parçası olan çocuklara geldiğinde konu, her zaman bir yerde kilitlenirdik, sünnilik mi yoksa şialık mı?? onu incitmemek ve bildikleri-düşündüklerini anlamak adına kitaplar aldım okudum, daha yakından tanımak için ama okudğum her satırda ailemin-okulumun öğretileri çıktı karşıma.. bugün biz ayrılalı aşağı yukarı 1 yıl olmuş, hala aynı kitaplara fırsat buldukça bakıyorum, bitirmeye çalışıyorum.. islamiyet hakkında okuduklarımdan öğrendiğim, sadece insanoğlunun peygamber sonrası kendini sınıflandırmak-bölmek adına ne kadar çok çaba sarfettiğidir. aynı Allaha, kitaba, peygambere inanıyoruz, hatta aynı halifeye inanıyoruz ama birileri bizi zamanında ayırmak istemiş ve bunu başarmış. hepsi bu..

delgado dedi ki...

sevgili borges, yazını geç okuyabildim, yorumları da okumadan direk yazına yönelik konuşacağım :)

eğer iyi bir insan olduğunu, dürüst, iyiliksever-yardımsever bi yapın olduğunu düşünüyorsan, şüphesiz aynı zamanda aslında "iyi" olmadığını düşünüyorsundur muhtemelen. yani aynı dini inanç ile ilgili, fransa'da doğanın katolik, konya'da doğanın müslüman, başka bi yerde doğanın öküzetapan, senin orda doğup orda büyüyüp o ailenin çocuğu olmanın senin alevi olmanız gibi. veya sonradan allah'a inanmayıp, başka bir insan oluvermen gibi. yani bunların ayarı yok, biz bunlara karar veremiyoruz değil mi? evet şu an karar verebiliriz aslında, kafamızdaki doğru-iyilik-ahlak kalıplarına göre bir inancı seçebiliriz, veya kalıplarımızı kendimiz oluşturabiliriz. ama sonuçta bugün bizim nasıl bir insan olduğumuz, hangi takımı tuttuğumuz, neleri sevdiğimiz ve dünyayı nasıl gördüğümüz, suç işlerken ve bir davranışı kötü olduğunu bile bile yaparkenki düşüncelerimiz, yönelimlerimiz önceden bir bakıma "ayarlı" değil midir? senin bugün iyi oluşun, ırkçı olmayışın, hoşgörülü bir insan oluşun, senin içinde doğuştan bir iyilik bulunduğunu veya senin kendi sayende mi iyi olduğunu gösterir? bence hayır. aynı ırkçı, faşist, milyonlarca masum insanı gözünü kırpmadan öldürebilecek (ve öldüren de) insanın içinde doğuştan bir kötülük olmadığı, onun öyle olmayı aslında "seçmediği", bir şekilde ayarlı bir düzenin içinde yer alıp "tesadüfi ve kadere bağlı" bir şekilde öyle olduğu gibi. yanlış anlama, gidip hitler'in ruhuna fatiha okuyalım, bugün yaşıyorken kenan evren'den helallik isteyelim, annemizi öldüren insanın elini öpeyelim demek istemiyorum. demek istediğim, bugün biz bilinçli ve anlayışlı (aslında baksana bu ne kadar "doğruyu ben biliyorum" havasında gibi, ama öyle gözükse de bence hoşgörülü olmak ve insanları sevmek de, tıpkı ırkçı olmamak, şiddet yanlısı olmamak kadar doğru bir anlayış.) insanlar olarak, "insanın" özünün asla kötü olamayacağını, kötü insan varsa da onun kötülüğünün, onun yüzünden olmadığını bilmek. içimizden birine sövmek, belki gerçekte birini öldürmeye çalışmak, nefretini davranışa dökmek, ama ona asla içimizden küfür etmemek, ondan nefret etmemek, o da el kadar bebekti yahu. senin onun gibi olmamanın TEK SEBEBİ senin onunla aynı anne babadan gelmemen, aynı çevrede yetişmemen, iki yaşındayken aynı oyuncaklarla oynamaman, onun kabullendiği ve sonradan reddettiği(veya yine tutunduğu) davranış biçimlerini ve hayata dair düşüncelerini, felsefeni onunla aynı oluşturmaman. sen onun annesinin yumurtalığından çıksaydın sen o olacaktın borges, düşünebiliyor musun, bu gerçek varken ben nasıl iyi biri olmakla övünebilirim ki, ben nasıl birine karşı derinden bir nefret besleyeyim ki, ben nasıl birini "gerçekten" öldürmek isteyeyim, ben nasıl birine küfredeyim ki. ben neden sevgilimi, ben neden ailemi, ben neden en yakın arkadaşımı dünyanın en kötü insanı ile aynı oranda sevmeyeyim? şu cennet cehennem nasıl olabilir yahu, sizi ben yarattım diyen tanrı birini nasıl cehenneme yollayabilir, bir insanın gerçekten kötü biri olduğuna ve inanılmaz ıstıraplar çekmesi gerektiğine kim karar verebilir, daha doğmayan insanın ne yapacağını bilen allah mı? birinin gerçekten neden kötü olduğunu söyleyebilir misin borges? adamın özü mü kötüdür, nasıl olabilir ki bu, yaradılıştan mı. annesinden babasından soyundan aldığı dna'lardan mı, ırkından mı? olmasının mantıksızlığını geçtim, (ÖYLE OLSA DAHİ BUNDA O İNSANIN YAPABİLECEĞİ BİR ŞEY OLAMAZ.) doğruya yanlışa iyiyye kötüye karar veremeyen beyni mi? o adamın o beyninin oluşmasında, adamın ne gibi bir suçu olabilir ki. herkes bebekti yahu. herkes.

delgado dedi ki...

çok uzun ve okuması zor oldu borges, kusura bakma. daha düzenli ve sistemli bir şekilde yazmak isterdim, ama döktüm işte. diyeceğim şudur ki, artık insanların ideoloji tartışacağımıza, bin siyaset bilimci birleşse analiz edemeyecekleri bugünün ve geleceğin dünyasının hali üzerine siyasal sistem oturtmaya çalışacağımıza artık daha başka şeyler üzerine vermeliyiz kendimiz ve madem iyiyiz, madem akıllıyız, kendimizi adayacağımız birtakım şeyler olmalı. madem büyük güç, büyük sorumluluk istiyor. insana eziyet, işkence, bunları bitirmeye çalışmalıyız. ırkçılığı silmeye çalışmalıyız insanların kafasından, insanlara yargılamadan önce anlamayı, empati kurmayı anlayışlı olmayı, TAHAMMÜL ETMEYİ VE ANLAMAYA ÇALIŞMAYI öğretmeliyiz. öğrenmeyi, okumayı öğrenmeliyiz. tamam en sonunda her şey ideolojilere ve mevcut sisteme dokunmuş oluyor, ama ne bileyim işte ya. :) öyle.

Borges dedi ki...

Delgado: Bu tartışma eskidir. Ama ben yine de her koşulda bir seçenek olduğunu düşünürüm özgürce gerçekleştirilen. Bu bazen üç kişiyi değil de bir kişiyi öldüreyim şeklinde de gerçekleşir. Her insan kendi içerisinde alacağı hazza karşılık tam bir bilinç ile bir yanını feda eder. Bilir burada ne yaptığını. Sorun şu ki her insan kendi koşulları içerisinde kendisine ait bir ölçü birimine sahip. mesele biraz da budur.