25 Haziran 2012

Ben bir Agırvanciyanım

Hayatım boyunca tesadüfü eseri orada doğmuş olduğum için bana iliştirilmiş kimlikle gurur ya da utanç duymadım. Bu insanları anlamakta da hep güçlük çektim. Anlamam da.. Sen de ben de doğduğumuz yerin işaretini üzerimizde taşıyoruz, farkımız nedir? Sen düşünüp taşınıp kendi aklınla bir doğruyu mu keşfettin? Benden farkın ne? Kürtlerden, Alevilerden, Almanya'da Almanların Türkler'den farkı ne? Doğarken sperm olarak yolunu değiştirip bir başka coğrafyadaki adamın taşağına bilinçli yolculuk mu ettin de gurur duyuyorsun? Ne skindirik bir durumdur bu böyle? Burdan kendisine pay çıkaranlar kadar utanç duyanlar da aynı şekilde absürd bir tutum sergiliyor ki.. Ben misal ben bazen başka bir kimliğe ait olmak zorunda kaldım ve bu bana oldukça zor geldi. Anlatayım bak, dinle..

Babam, bundan tam 20 yıl önce dedemle aynı fabrikada çalışmaya başladığında sessiz sakin yapısıyla tanınan kayın pederinin haksızlığa uğradığını görür. Annemin babası olan sevgili dedeme iş yerinde çok ciddi bir fazladan yük bindirme söz konusuydu. Bunu kendi bildiği yöntemlerle -şefini döverek- halledince bir daha fabrikalarda çalışması imkansız hale gelir.O dönem o bölgenin yaklaşık on şehrinde italyan restorantlarının sahibi olan Türk bir aileden Restorant satın alarak iş hayatına atılır.

Köyde geçirilen yılların sonrasında şehirdeki kısa okul macerasının hemen ardından evlenerek buraya gelen adam birden yabancı bir ülkede o ülkeye yabancı bir başka ülkenin yemeklerini satarak para kazanma derdine düşer. Üstelik Almanya'da Türk olmak yetmiyormuş gibi artık Almanya'da Türk olup "İtalyanmış" gibi hareket etmek zorunda kalır. Hava civa parasıyla beraber iş yerlerinden birisini bize veren babamın o dönem yakın arkadaşı olan bu işin piri adamlar böyle olması gerektiğinin üzerinde durmuştu, o da koşulsuz kabul etti italyan olmayı. Pek çok döner tükkanının önünde Türkiş mürkiş yazar ama yarısından fazlası Pakistan'lıdır, Hint'lidir. Hikaye hep aynı. Baklavayı İstanbul'daki evinde yaparsın, "Antep baklavası" yazarsın ya üstüne, öyle bir şey. İbrahim Tatlıses'den Eros Ramazotti'ye doğru babam bu şekilde geçiş yaptı. Ama ne geçiş.. Bu dünyadaki en büyük Eros fanatiği benim babamdır arkadaş. Severek dinlediğinden değil daha çok bilmediği bir işi doğru yaptığı algısını ona vermesindendir, öyle sahiplendi öyle içselleştirdi ki 15 yıl biz aynı şarkıları dinledik.. CD değiştirme, yeni müzikleri keşfetme alışkanlığından yoksun olan bu adamın çevresinde yer alan her insan Eros Ramazotti'nin "Cose della Vita" şarkısını ezbere bilir.. 20 yıldır dinliyorum, kaçacak yerim olmadığından kimliğimin bir parçasıymışçasına da kabul ettim ben Eros’u..

Hazıra kondum ben. Restorant'ın olduğu bölgeye gidince italyanlaşıverdim birden. İtalyanlarını karizması -beni yanlış anlamazsanız eğer- bazı kesimde Türklerden daha iyiydi. Kadınlar misal nedendir bilmem daha çok seviyordu bu ırkın insanlarını ama gel gör ki ben bu işten çok keyif almadım. Yılın sadece üç ayını orada geçirip bu zamanın bir kısmını restorantın içerisinde yaşasam da bu kısa zamanlarda dahi ait olduğumun dışında bir ırkın evladıymışçasına hareket etmek bana eğlenceli gelmedi. Avantajları yok değildi ama yine de. Belki de en ilginç kısmı İtalyan olduğumu düşündüğü için bana ilgi gösteren kızın yanında bu rahatsızlık çok daha büyük boyutlarda kendisini göstermesidir. En ufak bir muhabbette kendinden bir parça dahi anlatamıyorsun, çok zormuş bir başka milletten insanmışçasına hareket etmek. Çok da sevmedim.. Cenab-ı Allah kimseyi de kimliğinden uzakta komasın. Amin.

Şu yazıda size St.Pauli'deki dayılara yapılan ziyareti anlatmıştım. Onlar da 20 yıl önce bizim mahalleden göçüp Hamburg'a yerleştiler. St.Pauli'de bir tükkan açtılar ve kendilerini Yunan olarak tanıtmak zorunda kaldılar zira Türk tükkanlarının hemen hepsi o dönem iki mafya tarafından haraça bağlanıyordu. Türk'sen milliyetçi kesimin mafyaları, Kürt'sen PKK.. İstanbul Üniversitesi Hukuk'tan Hamburg'a geçip Avukat olan dayımın pek çok müşterisinin deneyimlerinden yola çıkıp üç kardeşiyle beraber evlerinden uzakta olan bu tükkanda geçirdiği onlarca yılın içerisinde uzun süre Yunan'mış gibi yaşayıp gittiler, hep aynı isimle çağırdılar birbirlerini. Şimdi böyle şeyler kalmadı, herkes herkesi biliyor ama benim ziyaret ettiğim dönemde durum buydu ve ben yine rahatsız oldum. Tükkana gitmeden sıkı bir şekilde herhangi bir insanı şu isimle çağırmam gerektiği konusunda tembih etmişlerdi. Buna uygum elbette ama zorlandım. Hiç hoş değildi. 15 gün kalmıştım ve günün büyük bir kısmını bu tükkanların içerisinde geçiriyordum Yunan olarak.. Peki ya tüm hayatını ait olduğu kimliği reddetmek zorunda kalarak geçirenler?

5.5 yaşımda köyümü terk edip İzmir'e yatılı okullarda okumaya gittim. Zamansızlıktan ve aklımın bu konulara erememesinden dolayı -hala da ermez aslında- bana kimse köyümde neden cami olmadığına dair bir gerekçe sunmadı. Uzunca bir süre camisizliği köyün fakirliğine yorup büyüyüp adam olup köye görkemli bir cami yapma hayaliyle yaşadım. Kim bilebilirdi ki biraz boyumuz attığında köye zorla yapılan caminin inşaatını durdurmak için çeşitli komplolar kuruyor olacağımı? Neden bir alevi köyüne Cami yapma ihtyacı hisseder insan kısmına ise burada girmeyelim. Size bir fotoğrafla durumu özetleyeyim..

(İzmir Hatay Erkek Öğrenci Yurdu, sene ya 96 ya 97..boynunda altın Zülfikar'la bağrı açık olan da benim)

Ondan kaçmam gerektiğini bana hissetirdikleri ölçüde onu sahiplendim. O dedim benim Dedem'dir. ebem'dir. Köyüm'dür. İçeriğini çok sonraları kavradık amma velakin üzerine inadına inadına gittik.. Almanya'da da Türk olduğumu yer yer inadına inadına, bağıra bağıra söyleme ihtiyacını da hissettirdiler. İşte bu yüzden ezilen halkların "milliyetçiliği" olmaz. Almanya'da "Almanım" , Türkiye'de bayrak açıp "Türküm" demek akıl işi değil. Diğerine, ötekine de "baskı"dır. Neysen ne.. işte benim köyümde önüne gelenin donunu indiren deli Zeynel'den çok bir farkın yok ve hatta eksiğin var. Zira bizler Çepni'yiz, Oğuz Boyu ve karışım yoktur dışa onbinlerce yıl kız verip almadığımızdan.. Zeynel'le ben neden ortak paydada gurur duyayım? Kimlik dediğin Zeynel kadar uzaktır bana.. Yaşamın ieçrisinde bizzat senin oluşturduğun eylemler bütünüdür kimliğin.. Bunlarla gurur duyabilecek konumda değilsen biliyorum ki kaçarın yok ve fakat hala bir şansın var.. Bırak ötekisi ben agırvançiyanım, x değilim desin, sana ne lan.. Sana ne?

Hiç yorum yok: