21 Haziran 2012

Sağlık olsun!



Köydedir hatırladığım ilk anım. Suyu çeşmeden, televizyonu kahvehaneden izlediğim zamanları dün gibi hatırlarım. İlk izlediğim film köy kahvehanesinde "Tarkan-Gümüş eyer". Fink atardım orada ben. Yalan yok, kraldım zira rahmetli dedemin en sevdiğiydim. Bu hayattaki en acı deneyimim köyden şehre gitmek zorunda olduğum zamandır diye sıklıkla da söylerim.

Lakin sonraları değişti çok şey.. İnsan her şeye alışıyor, alışkanlıklarından da kolay kopamıyor.

Misal artık şehirden köye değil köyden şehre gitmeyi seviyordum. Yılda bir iki kez gelirdim ve dönüşüm de oldukça zengin olurdu. Sıklıkla bugün yıkılıp yerine park yapılmış olan şehirdeki o fuara gider, motorsiklet kiralardım bacak kadar boyumla. O nasıl bir keyifti öyle? Atari salonlarını İzmir'de keşfetmiştim zaten. Street Fighter'da her adamla oyunu bitirecek kıvama gelecek kadar ömür tükettik oralarda.. Motordu, Atariydi, 3 film birdendi derken şehir beni kendisine çağırıyor köy yaşamı sıkıyordu ama işte dedemlere olan düşkünlüğümün de tarifi yok..

Köyden her şehre geri dönüşümde o parayı böyle şehirde harcıyorduk ve hatta otobüs parama kadar harcayıp çok başka türlü o yolculuğu gerçekleştirmek zorunda kaldığım zamanlar da oldu. Sekiz yaşında başladığım yalnız başına şehirler arası yolculuklar konusunda ustalaşmıştım, her yerden her yere her şekilde gidebiliyordum, gerekirse de biletsiz.. İzmir dönüşü misal dedem gelemez, ben giderdim. Gecenin bir vakti Balıkesir garına indiğimde daha üç vasıtadan sonra -Dolmuş, Traktör, Yürü babam yürü- ancak ulaşırdım köyüme. Ki bazen o traktörü bulurdun bazen bulamazdın ve yürüyüş mesafesi de dağın taşın arasında elde valizle saatler sürerdi.

Köyüme yine de gidiyordum. Dedem'i, Ebem'i görüp seviniyordum ve daha çok onları sevindiriyordum ama tatillerin büyük çoğunluğunda sıkılıyordum. Çocukluğumun geçtiği yer baraj olmuş, içerisinde küveyti dahi olan yeni köy sarmıyor, sıkıcı geliyordu. Eskisi de sarmazdı, motorsiklet, atari, sinema, odur budur daha tatlı geliyordu.

Bu böyle üniversite hayatına kadar devam etti.

Sonra kitap okumaya, insanları daha dikkatli dinlemeye ve sonucunda farklı bakış açılarını keşfetmeye başladım. Asıl amacım başlarda Karl Marx'ı anlamaktı. Çok uzun bir yoldan geçtim, bir gün anlatırım. Lakin bir şeyler keşfetmeye başladım ben o yaşamda. Misal o köyün sıkıcılığından tutun da içerisinde bulunduğum pek çok içeriğin muazzam güzel yanlarının farkına varmaya başladım. Köye gitmek istedi canım.. Traktör sürmek için değil de barajın kenarındaki o muazzam manzarada çay içmek, balık tutmak ve tutulan balıkların yenebileceği muhteşem bir sofra hazırlamak filan..

Oysa ben bunları sürekli yapar, çok da keyif almazdım. Eylem aynı eylem ama şimdi çok başka tat alıyor, keyif bambaşka oluyor.

Şimdi ekstrem bir şekilde bu ve benzeri durumlardan durduk yere keyif almaya başladım.
Yazarlar, çizerler, şairler v.s. bu ortamın onda birine şiir yazıyor, masal yaratıyor, hikaye kurguluyordu. Zamanında canımı sıkan durum, şimdi ilk fırsatta bir kaç arkadaşı da alıp keyfini sürmek için gideceğim ilk yer oldu. Kaçtığım yer, fırsatını bulursam gitmek isteyeceğim yere dönüştü.

"Hayat hiçbir zaman güzel değildir; Güzel olan hayat üzerine yapılmış betimlemelerdir sadece"



Bugünlerde sıklıkla yeni arkadaşlarla tanışıyorum. Olur da bir anı, bir güzellik anlatacak olursam bu hep altı yıllık ankara yaşamından ayrıntılar oluyor. İlişkim taze bitmiş, onu dahi konu yapmıyorum, aynı hikayeler hep 2003 yılında terk ettiğim Ankaram'la ilgili. Sekiz yıllık Almanya yaşamı ise bazen hiç olmamışçasına..

Oysa kuruş arardık her ay kirasını nasıl ödeyeceğiz dediğimiz evimizde bir paket sigara almak için.. Buluştuğumuz, görüştüğümüz arkadaşlar ciplerine binip giderken sıkış tepiş otobüsün arka camından bakıp iç geçirirdik; öğrenci iken böyle bir arabaya binmek.. Bu ay kirayı nasıl ödeyeceğiz diye düşünmemek.. Sigara parası bulacak mıyız gibi absürdlüklerin olmadığı bir yaşam var mıdır ki acaba? Maaalsef içten içe bu hayalleri kurdum ben de diğerleri gibi.. Evimize misafirliğe gelse dahi kızları komşudan saklamak, basit bir eylemde yasal hakkını kullanıp bulunmanın terorist olarak anılmadığı yerler? Yaklaşık 12 kişinin okuduğu bir dergiye yazdığın yazı nedeniyle evde polisleri beklemenin ihtimalinin olmadığı yaşamlar?

Ama ben çok başka nedenlerden dolayı Almanya'ya gittim.

8 yıl boyunca kira sorunu yaşamadım, kira diye bir şeyin varlığını unuttum. Sigara sorunu nedir bilmedim. Prag'dan Viyanaya yolculuklar yaptım. Ankara'da "şunum da olsa" dediğim her şeye sahip oldum, uzun süreli kız arkadaş dahil.. Komşular senin özel yaşamınla ilgilenmiyor, insanlar senin "hakkını" gasp etmiyor, polis görünce şüpheli değilmişin gibi triplere girmiyordum.

Lakin bu muydu her şey ki?

Bugün 8 yıl yokmuşçasına yaşıyorum bazen. Klişe olması benim gerçeğimi değiştirmiyor arkadaşım. "Ankara'da o şekilde daha mutlu bir hayat yaşamışım. Almanya'da gerçekleştirilen hayallere, pek çok açıdan rahat bir yaşama kavuşmama rağmen çok mutlu olmadığımı buraya dönüşümden de algılayabilirsiniz zaten. O gün bugündür de huzurluyum.

Çünkü.. şu bir gerçek;

"Nesnelerin çekiciliği sana dokunmadıkları ölçüdedir"

Bugün geride bıraktığım bilmem kaç yılın içerisinde söylemediğimi dile getiriyorum; Huzurluyum. Mutluyum belki de. Çok şükür kendimi geçindirecek kadar para kazanıyorum ama daha da önemlisi olmayan bir şeyim için iç geçirmiyorum. Misal hiçbir arabaya bakıp "benim de olsa keşke" demiyorum. Eksikliğini hissetmiyorum çok şeyin. Elimdekiler yetiyor. Elimde olmayan hiçbir şey için üzüntü duymuyorum.

Sağlık olsun derim sadece.. Hepsi bu. O'nun değerini bilirim, doktorları pek sevmem ben çünkü. Yine dertleneceğim, kederleneceğim ve hatta hüzünleneceğim ve bu satırlarda ağlayacağım belki ama bu bugünün gerçeğini değiştirmeyecek hiçbir zaman..

" ne kadar azsan,
yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan,
o kadar çoksun demektir ve
görkemsiz yaşamın da o denli büyüktür "

2 yorum:

parrhesiastes dedi ki...

gerçekten çok güzel bir yazı olmuş,gurbette olanlar ve zaman,mekan değiştikçe hayata bakış açısı değişip bugün çok farklı yerlerde olanlar için.

Bjk_KnightS dedi ki...

güzel yazı. Gurbeti çok iyi anlatmısın. Ve asıl zorluğu yenmekte ki sonradan alınan lezzeti. bende mesela 6 senelik tıp hayatımda (ozellikle ilk 3 sınıf) onceki sene ki sınavları dusundukce vay bee diyorum. bu sınavları mı gecmisiz. Ama hayatım 4.sınıfta degisti benim de . Hic haketmedigim bir sınavdan bazı .iclerin yuzunden kalıp okulum uzayınca degisti hayatım. cok daha az calısır ama yine de gecer oldum sınıfı. ve artık daha mutluydum. okul uzasa da kafam rahattı cunku zaten tum hayatım okumakla gecmisti ve arada boyle izinler iyi geliyormus. ve ondan once bos gecen vakitleri ders calısırken gecirirken artık okuyarak izleyerek daha eglenceli geciriyordum...