27 Ağustos 2012

Biraz başka bakmak

Prag, 2009

Augsburg’da kendi halinde bir yaşamım vardı. Artık Almanya’daki yaşamdan umudu kesmiş, vakit buldukça blog yazan, araştırma yapan ve bunları bir kısım insanla paylaşmaktan keyif duyan basit ama bir o kadar da güzel bir yaşam. Yabancılarla günlük ilişkiler, kadınlarla saatlik ve tanıdığım yerli eski dostlarla da uzun süreli birlikteliği sağlamış, kendi çapımda muazzam bir düzen kurmuştum aslında. Geceleri sıklıkla okur, güzel ayrıntıları blog ve çeşitli araçlarla paylaşır ve arta kalan zamanda da Türkiye’de kalan dostlarımla uzun uzun konuşur, güzel muhabbetler ederdik. Gündüzleri ise yapmak zorunda olduğum şeyleri yapmakla geçirirdim.

Güzeldi her şey.

Doğum günümün gecesinde sabaha karşı yurtta kapım çaldı. Yine kim ne içti de kapıma dayanıyor diye bir hışımla dışarı çıktım ki iki kız karşımda duruyor. Birisi kısa boylu, zayıf, Mardinden geldim abey dese hiç şaşırmayıp anında kabul edeceğim Afgan kızı iken suskun kalıp başını öne eğen ise Türk’müş. Afgan kızı Türkçe konuşarak nargile için kömür var mı diye sordu gecenin dördünde! Muhabbet böyle başladı, sabaha karşı beni kahve içmeye odalarına çağırdılar..

Gittim.

Muhabbet güzel miydi bilmiyorum çünkü hep ben konuştum. Türk olanın Türkçesinin muazzamlığı beni derinden etkiledi. Anlattıklarımı anlıyorlar mı diye şüpheye düştüm ama konuşulan Türkçe’nin muntazam olması beni fazlasıyla etkiledi. Almanya’ya geldiğim ilk günlerde ailemden birisiyle konuşurken “iletişim” dediğimde sözlük açmak zorunda kaldığımı bilirim ben. Sonra bu insanlarla arkadaş olduk ve Türk olanıyla sabah akşam iki gün boyunca muhabbet..

Üçüncü gün sevgili, dördüncü gün ise ilişki başladı, her şeyiyle bir ilişki üstelik.

Tam burada durup düşündüm.

İki günde tanıştık, dördüncü gün sevgili, beşinci gün bana sırılsıklam aşık.

Lan dedim ben iki günde algılanılıp aşık oluncak adam mıyım? Bu kadar basit mi her şey gerçekten? Cin Ali kitabımıyım lan? Beni dahi iki günde algılayabiliyorsa diğerlerini kaç günde kavrayıp kaç kere âşık olmuştur bu genç yaşında? Üstelik yabancılık çekmiyordu, gerçek o ki başkası da çok kolay benim yerimde olabilirdi.

Böyle düşünmezsiniz işte. Tam da burada kaybedersiniz..

Yılbaşı için bir plan yaptık ama işte evde durumlar kötü. O dönemde bizim restorantta iş çok olur, işçi sayısı arttırılır ama tam da bu zamanda işçiler hastalanmış ve anlayacağınız bize ihtiyaç var. E yeni sevgiliyle yılbaşı planı da yaptık.. Çaresiz gideceğim ben ama ona da teklif ettim gelmez nasıl olsa diye.. Garip bir şekilde “olur” dedi. Daha haftasında ailemle tanıştırmak durumunda kaldım ama onun bu durumu nasıl idare edeceğini merak ettim. Sonuç itibariyle yüzde yüz muhafazakar bir ailesi vardı..

Aman allahım.. Ne bir korku ne bir sorun var durumu, takır takır yalanlarla işi götürdü. Benimle geldi.

Bu yalanlar sonrası en ufak bir vicdan azabı duymamasını sorun etmezsiniz ama o bu eylemleri gerçekleştirirken yüzünde en ufak bir korku ifadesi, tedirgin olma durumunun yaşanmadığını gördüğünüzde oturup düşünmezseniz tam da burada yine siz kaybedersiniz.

O dönem Flying Dutchman haber etti, Amsterdam’da zirve yapacağız dedi yine eve çok sık kapandığım zamanlardı.. Dedim ben de geliyorum ulan.. Lakin o anda bu ve benzeri durumlardan çok fazla sevemediğim kız arkadaşıma da kabul etmez diyerek teklifi yaptım..

Kabul etti.

Lan bu Almanya içi 100 km ötesi bir yer değil, 800 km ötedeki Amsterdam ve bir gün de kalacağız orada..

Korkusuzluğu korkutucu boyuttaydı. Bu kadar karmaşık durumları binbir yalanla idare etme gücünü görünce bir yanım hep ondan korktu. Nerdesin dediğimde Küba’da çay içerken çarşıdan ekmek aldım geliyorum diyebilir. Nasıl yapar bilmiyorum ama bunu başarması çok da imkânsız değil.

Yalan söylemek, ailesinin olağan yaşamı ondan esirgemesi sonucu zorunluluktan baş vurup alışkanlık haline getirdiği bir durumdu. Bu sadece yalanı değil “risk alma” alışkanlığını da ona kazandırmıştı. Dolayısıyla buradaki karakteri bu gibi ailelerin kızlarındaki ortak tavırdır aslında. Normali esirgerseniz o da bunu anormal yollarla alır ve dahası o yöntem onun yolu olur sonrasında.. Çocuğunuza sürekli olarak yalan söyletmek durumunda kalırsanız büyüdüğünde sonucuna da katlanacaksınız..

On yıl beraber vakit geçireceğim arkadaşım doğumundan bugüne kadar kendisine akrabası olarak “baba” gibi bakmış, yardım etmiş bir insanı yoksayarak, o andaki çıkarı adına canını acıtma pahasına benim yanıma geldi. Bu bloğun da sıkı takipçisidir ve kızacaktır muhtemelen bana ama gerçek budur. Tam o zamanda düşünebilseydim on yıl sonra başıma geleceği o günden görebilirdim kesinlikle.

İnsanların değerleri vardır. En yakın arkadaşı, en çok sevdiği olmanız bunların dışına kolay kolay çıkarmaz. Sizin için dahi olsa bir başka insana yapabildiğini gün gelip de size yapması kuvvetle muhtemeldir. Sıklıkla insanları analiz ederken bir başkasına karşı olan tavrını mercek altına alırım. Bu yüzden çok büyük şoklar yaşamıyorum aslında.. ama bazen olur ya bile bile inanmak, baksan da göremeyecek derecede kör olur, bildiğini unutursun.. O size bunu mutlaka hatırlatacaktır ama aradaki süre için buna değer dersiniz.. Başka türlü yaşam çok sıkıcı olurdu. Ne Prag ne Amsterdam ne de başka başka güzen günler olmazdı.

Güzel adam Turgut Uyar'ın da dediği gibi "..sevinsek de sonumuzu biliyorduk.."

2 yorum:

Celal Abbas dedi ki...

Her ilişkide böyle durumlarla ,bu veya Daha farklı durumlarla karşılaşılıyor. Bence en önemli çözümü niyet okumaktır ama hep niyet okuyacaksanız tam güvenmiyorsunuz demektir ,güvenmeyeceksiniz kafanızda hep acabalar hep emin olmamalar olacaktır.Buda ilişkiyi eninde sonunda sonlandırır. Kendimce çözümyolum karşıdaki insanı çok iyi tanımaktan ve ona güvenmekten geçiyor(o kadar kolaymı mümkün değil).Bu sizin kafanızın rahat etmesini sağlar. tamam şimdi birbirimizi seviyoruzda evlendik 3 sene 5 sene 10 sene sonra bazı problemlerin çıkmayacağı ne malum. Güvenin yoluda iyi bir checkList yapıp karşı tarafa gerçekçi notlar vermek.

İlişkinin sağlıklı devam etmesinin ve sizin beklentilerinizin doğru algılanması için karşı tarafında sizi iyi tanıması güvenmesi lazım. sizin kafanızda bazı soru işaretleri artık yoktur herşey nettir, karşıdaki kişinin nerede duracağını sınırlarının ne olduğunu aanladınız ve ona artık güveniyorsunuz ama oda öyle hissediyormu. Karşıdaki kişininde kafasında sizi iyi tanıması güvenmesi lazım.Onunda kafasındaki şüphelerin acabaların sonlanması lazımki size güvensin. tabii birde gelecek uzun vadeli planların örtüşmesi gerekiyor. Bıkana kadarmı ,Başka birine kadarmı ,bazı gelecekte elde edilmek istenenlere kadarmı ,ömrün sonuna kadarmı. hayata bakışlarınızda çok önemli.

Hayat öyle bir garip şeyki siyah ve beyaz gibi. Gençken daha heyecanla yaşadığımız zamanlarda ya yaşamımda bu olmasada olur dediğimiz şey ,gün geliyor olması gerektiğini anlıyorsunuz ama öyle bir anlıyorsunuzki arada geçiş dönemi olmadığı için yada bizler bu geçiş dönemini farkedemediğimiz için geç kaldığımızın farkına varmıyoruz. Evlilik için demesem bile çocuk sahibi olmak için v.b. böyle dönemler oluyor sanki. Önce olmasada olur diyorsunuz sonra gerekliliğini anladığınızda tren çoktan kaçmış oluyor.

-Buna yakın bir duruma bende zamanında karşı karşıya kaldım. kendimce bir beyin fırtınası yaptım öyle aklıma geleni yazarak kendi bakış açımı yada kendimi inandırmak istediğim durumu yazıya dökerek durum analizini her yönden yapmaya çalıştım. istatistikler ne diyor tam bilmiyorum ama hiçbirşey %100 e %0 değildir. Böyle durumların olduğu ilişkilerde sonunun iyi olmaması (iki kişiyide bağlı) %60den fazladır ama %100 de değildir. Demekki bir şans var her zaman ve bu o iki kişiye bağlı(Kafalardaki işaretlerin /soru işaretlerinin giderilmesine).

parrhesiastes dedi ki...

son iki senedir her sabah ve akşam yeni bir şeyler var mı diye girip baktığım bu blogda en keyif alarak okuduğum yazılarınız "karalamalar" etiketiyle yazdıklarınızdır.Çok güzel bir yazı olmuş.Bu etiketteki yazıları daha çok görmek dileğiyle,takibe devam:)