18 Nisan 2009

Sin Palabras.!





no te alejes de mí

no te alejes de mí
deja que yo te mire
te sienta a mi lado
ya ves
no te vayas de mí
no te vayas de mí
despierta y te veo
a mi lado feliz
ya me acuerdo
te vi asomar
tus ojos
sin palabras
la química, sonrisas, miradas y todo..

vuelvo a sentir
no lo creí
vuelvo a nacer
la sal, la vida
ya me acuerdo
te vi asomar
tus ojos
sin palabras
la química, sonrisas, miradas y todo..

Derdim Para Degil..



Klasnic, klup doktorlarini mahkemeye vermisti. Klasnic'e göre cok daha erken bir sekilde sorunun teshis edilmesi gerektigi bir yana yanlis tedavi nedeniyle bir yilindan oldugunu ve bu yüzden ömür boyu ilaclara bagimli bir sekilde yasam sürecegini söyledi. Doktorlarin haksiz oldugunu da yüksek sesle dile getirerek hem Bremenden ayrildi ve ayni zamanda ufak capli bir gürültü de cikardi..

Simdi Doktorlar kaybederse eger bu parayi onlarin sigortasi ödeyecektir hepsi her konuda sigortali. Sigorta sirketi simdiden 350.000 euro'nun dahi üzerinde bir teklif sunmuslar, Klasnic kabul etmemis.

"derdim para degil benim, hak yerini bulsun, hakliligim ortaya ciksin ve ben de rahat uyuyayim".

Baska acidan mahkemyi kazanirsa yillik ücreti olan 1,1 milyon euro ödeme yapilacagini da isin diger ayritisi.. Bir yil daha sürecek imis, sonucu merakla bekliyoruz ..

Bahis.!!



Önce Haberi verelim.

Makedon klup FK Probeda'nin Avrupa kupalarina katilmasi sike yaptigi gerekcesiyle UEFA tarafindan 8 yil yasaklandi. Sampiyonlar Ligi ön eleme maci icin ermeni klubu Pyunik ile oynadigi maci bilerek kaybetmis.. UEFA ayni zamanda Probeda klup baskani Aleksandar Zabrcanec ve eski takim kaptani Nikolce Zdravevski'nin de ömür boyu futboldan koparilmasina iliskin cezayi da yanina ekledi. Öyle ki bu cezalar tüm dünyada gecerli. Bu isimler Probeda klubunun Sampiyonlar Ligini eleme macinda kendi evinde ermeni takimina yenilmesi icin sike yapmislar.. Ermeni takimi deplasmanda makedon takimini 3-1 yeniyor, böyle bir macin bahis orani sizce kactir ? Yetkililer olayi cesitli bahis bürolarinda oynanilan yuksek miktardaki bahislerden farkedip arastirma baslatmislar ve sonuc budur.. Klup baskani ve kaptani futbolun disina cikarilir iken takim da sekiz yil boyunca Avrupa kupalarinda yer alamayacaktir..

Ben bahis bürolarinda bir dönem bir hayli fazla vakit gecirmis insan olarak sunu söyleyeyim her hafta dünya liglerinin toplaminda en az bir en cok üc macin skoru önceden bilinmektedir. Iki ay önce Türkiye Alt Liglerinden bir takimin tüyosu da gelmistir her gelen basarili tüyo macin satildigi anlamina gelmese de ihtimal bir hayli yüksektir.Baska acidan aslinda bunlarin yasanmamasi pek de mümkün degil.

Simdi Her ülkenin ücüncü liglerine kadar bahis oynanilabiliyor Almanyada. Düsünün ki ücüncü lig orta sira takimlarindan ikisi sondan birinci hafta karsilasiyorlar. Hicbir iddiasi olmayan iki takimin oyuncularindan ikisi-ücü sizce böyle bir sey gerceklestirmez mi ? Cok kisa süre icerisinde bir daha calismayacak sekilde para kazanabilir oldukca önemsiz bir macin sonucunu önceden kestirebilirse eger.. Bu haberi koydum cunku bunun geyigini cok yaptik hani Sampiyonlar Ligi öneleme macinda yapilacagini düsünmedik ama bir klup baskani ile oyuncunun birlesip kisa yoldan paraya kosmasi cok da zor degil.

Cok kisa bir süre sonra bu mac satma olayi hiz kazanacak ve hicbir sekilde önüne gecilemeyecektir ve iddiam odur ki bugün dahi pek cok mac satiliyor ve bunlarin cok azi yakayi ele veriyor..

Nusrat Fateh Ali Khan Haric Cok Sey.!



Nusrat Fateh Ali Khan efsane bir isim. Ama bu üstadin üzerinden bir sekilde yazmak istedim kendime/bloga ayirabildigim son gecelerimden birisi olan su dakkada...

Nusrat Fateh Ali Khan, Pakistanli bir müzisyen, muhtesem bir sese sahip efsane bir isim. Kavvali adi altinda asagidaki videoda da görülebilecegi üzere dogaclamaya dayanan kendisine has müzigi icra ediyor. Ilk defa burada görenlerin cok da kolay kabul edemeyecegi bu efsane Natural Born Killers'in müzigini yapmistir ya da benim kendi sinemamda önemli yeri olan Sean Penn'in muhtesem oynadigi film olan Dead Man Walking'in müziklerini Pearl Jam'in solisti Eddie Vedder ile beraber seslendirmistir ve hatta Eddie bu sesi ilk duydugu zaman bayilmistir diye dedikodusu cikmistir. Keza Gangs of Newyork film müzikleri arasinda yer alan Signal to Noise eserinde Peter Gabriel'e eslik etmistir ya da en buyuk hayranlarindan olup da depresyon aninda onu hayata bir süreligine döndürdügünü söyleyen bir baska muhtesem sese sahip Jeff Buckley gibi bir adamin "benim elvisim" tanimlamasi bir yana Nelly Furtoda da ayni sekilde "idolüm" olarak sevgisini göstermis efsanedir, inanilmaz bir sese sahiptir, tartisma götürmez bicimde pek cok yerde "Tanrinin sesiyim ben" dedigi zaman kabul görüp ilahlastirilmistir ve belki de bunu sonuna kadar haketmistir de.. Sadece su yukarida cizilen portre esliginde asagidaki videoyu izlemenizi öneriyorum. En soldaki hafif kilolu olan insanogludur bahsedilen Nusrat Fateh Ali Khan efsanesi.. Bu isimlerin görüslerini bir baskasinin begenisini de belirlemek adina degil müziklerin kategorilendirmesi asamasinda gereginden fazla bu ayrimin insan begenisi konusunda rol oynadigini ve insani sinirlandirdigini söylemektir amacim. Asagidaki video tarz olarak bana uygun degil ama samimiyet acisindan cok baska bir noktadan ele alinabilir ve ayni zamanda nasil bir gecisin yasandiginin anlasilmasi adina.



Pek cok filmde, pek cok yerde karsima ciksa da bilincli olarak gözümü kapadim ve aslen üzerine egilmem Eksi Radyo ya da Sourberry'nin henüz daha ilk günlerinde sevgili Kays El Mecnun'un yaptigi harika radyo programi sonrasina denk gelir.

O dönem üzerine düsemedigim onlarca insandan sadece birisidir ve aslinda bunun nedenleri önemlidir aslinda. Saclari belinde ve eyfel kulesinden olusan küpesi kulaginda, sirtinda gitar olan adamin asagi yukari ülke sinirlari icerisinde henüz eriskin olmadigi dönemde dinlemesi gereken müzikler kendisinden önceki cogunluk tarafindan belirlenmistir. Biz cokca dedigimiz gibi kendi dogrularimizdan ziyade toplumsalin o müthis baskisi altinda kaliplasmis yasamlarin belirlediklerini yasadigimizi hicbir zaman göremedik. Sinirlari astik derken attigim adimi bugün mikroskop ile ancak görebiliyorum. Sadece herhangi bir mevzunun kendi icerisinde olusturdugu normlar degil kendi basina Ahlaklilik olgusu, kendisinden önce yasamis cogunlugun ortalamasini benimseme zorunlulugdur ve bunun basli basina ahlaksizlik oldugunu henüz farkina varamadigimiz güzel yillarimiz.. Zamaninda biraz daha secimlerime güvenip ortalama baskisini cok daha erken üzerimden atip tutarlilik denilen zamazingonun en büyük sahtekarlik ve insanin kendi olma yolunda en büyük engel oldugunu algilayabilseydim bugün cok daha engin bir müzik kültürüne sahip olabilirdim kesinlikle.. Ki bu müzik konusunda eksiklik belki de üzerinde konusulmasi en önemsiz konu oluyor bütüne baktiginda ama konusmak icin bahaneminiz bugün bir efsane oldugundan biraz da böyle..



Üstadin huzurunda belirtiriz ki müzigin kategorilendirmesi sadece varolan eserlerin icrasinda kullanilan aletlerin ve onlarin cikardigi seslerin benzesiminden kaynaklidir. Begeninin kategoriler esliginde sinirlandirilmasi ise cok baska bir konudur. . Zamaninda ben ya da yirmili yaslarin berisinde-gerisinde duran insanlar olarak bunu biraz yanlis anladik cokca zaman.. Sadece müzik degil -ki bu en az zarari gördügümüz noktadir - pek cok konuda bastirilmis duygulardan dolayi kendimizi disarida bogduk ancak ve ancak yalniz kalip birbasimiza olabildigimiz zaman ordan oraya gecebilip aslolanin yasamasina izin verdik. Ben yalniz kaldigimda en büyük mastürbasyonu dogru veya yanlis olmasina bakmadan kendim olarak gerceklestiriyorum ve öyle bosaliyorum ki Maradona sizi inandirsin ortaliga yüzlerce borges saciyorum ve fakat hayatta kalan da yalnizca iste burada görebildikleriniz oluyor ve ölenlere baktigimizda bunun adi sanirim bireysel felaket!


(Jeff Buckley ve Nusrat Fateh Ali Khan)

Insanin kendisiyle barisik olmasi Ahlak ve uyuma atfedilen güzellikler oldugu sürece mümkün degildir. Düsünebiliyor musunuz sizin yasamadiginiz bir hayati yasayan bir grup insanin ortalama davranis bicimleri size ahlaklilik adina dayatiliyor ve ne olursa olsun sonucta bir baskasinin ortalamasini kabul etmek de sizi ahlakli yapiyor.. Icinizdekileri gömüyorsunuz ve toplumsalin belirledigi normlari da kendinize yasam kurali haline getirip bir baskasi olarak kendinizle sürekli sorun yasiyorsunuz, icinizdekilerle.. Su yasamda benim yasadigim hayati bugüne kadar hicbir insanin yasamamasina ragmen bu beden ve ruh bir sekilde öncekilerin ortalamasina mahkum ediliyor ve ondan sonra sürekli kesfetmek zorunda oldugunuz kendinizle celisirken kendinizle barisik bir yasami size tavsiye ediyorlar.. Kendinizle barisik olun.. Sen varken mümkün mü bu ? Benimle kimse barisik degil ki? Bu benin yasamasi gereken dogal ortaminda nefes alanlarin beynine cok baska kimlikler insa edilmis, gercekliklerden kopartilip kafalarda simulakrlar peydah olmus.. Asli olmayan sahtenin sahteleri.. Kendimizle barisik yasadigimiz vakit digerleriyle savas halinde oluyoruz, bu gercegi gözden kaciriyorlar.. Ben senin kafanda kabul edebilecegin asgari bir ortalama ben yaratmazsam anlasamiyoruz ki ? Modern toplumun hemen hepsi psikolojik olarak hasta derler iken baska türlü olma ihtimalinin imkansizliginin bilinci vardir bu söylemin altinda. Zira masalsi kimlikleri hic konusmadan insan beynine enjekte edebilecek teknolojik devrim sonrasina modern yasam deniliyor ve burada nefes almaya devam eden insanlarin kendileriyle yasadiklari olagan catisma sonucu yaralanmaya da Psikolojik Hasta tanimi.. Buna ragmen kendinle barisik ol ama.!

17 Nisan 2009

Beklenen Cezalar.!



Galatasaray: 1 mac seyircisiz ve 1 mac da saha kapama cezasi.

Arda Turan: 3 mac
Emre Asık: 2 mac
Sabri Sarioglu: 2 mac

Lugano: 5 mac
Volkan Demirel: 3 mac
Semih Sentürk: 3 mac oynamama cezasina carptirildilar.

Türkiyede yer yerinden oynadi ama verilen cezalar bunlardir. Gecen hafta üzerine gelen oyuncuyu hafif bir sekilde aslinda biraz da refleksif olarak itekleyen Carlos Eduardo, sezon basi hazirlik macinda Olic ile girdigi kavgayi da göz önünde bulundurarak bu hafta ici 5 mac ceza aldi Alman Fedarasyonundan..

Lugano, oyuncuya kafa attigi icin 5 mac ceza..

Daniel Haas, Hoffenheim Bochum macinda gole giden Sestak'i düsürdügü icin hafta ici 3 mac ceza alir iken Volkan Demirel, seyircilere yaptigi o muhtesem güzel hareket icin de 3 mac ceza. Burada Volkan Demirel, diyelim ki sucsuz, bunun bir önemi yok, suclu bulunursa ya da bir baskasi ayni tahriki gerceklestirirse alacagi ceza budur ki bence yapilan türk seyircisinin ortalama tepkiselligi ve bilincsizligi düsünülürse en tehlikesi budur..

Voronin keza önünden gecen rakibini düsürdügü icin 3 mac ceza alir iken Arda ve Semih birbirlerine acik bir sekilde yumruk attigi icin yine 3 mac ceza aliyorlar.

Iki ülkede ayni hafta icerisinde verilen cezalar bunlardir. En azindan yapilanlarin anlamsizligi v e cirkingligi hakkinda yeterince gündem olusturuldu ve konusuldu. Pek coklarinin dedigi gibi bir dahaki seferee biraz daha mantikli hareket ettirecek olan bu kamuoyu baskisi olacaktir ceza alirim korkusu ise burada hicbir ise yaramayacaktir, bunu bugün cok iyi görüyoruz.

Cok az üzerinde durulan seyircinin yerlerini terketmesi, felakete ramak kalmasini ise kim nasil ileride durduracak bilmiyoruz..

Diego Kalir mi ?



Maclari seyredemedim ama golleri görmek yeter.. Diego sazi eline almis takimi finale dogru götürüyor.. Mertesacker mac sonrasi acik acik söylemis:

"Biz evimizdeki avantajli skoru burada ikili mücadelede basarili olamadigimiz icin kaybettik eger ki Diego gibi bir oyuncu olmasaydi Schaaf bugün finalden asla bahsedemezdi."

Bremen su an ligde onuncu sirada. Bir üst siradaki takim ile arasinda alti puan fark var ve ligin bitmesine de yedi hafta.. Sene sonu UEFA vizesi almasi dahi pek mümkün görünmüyor. Bremen sevgisini cokca defa göstermis olsa da bu yetenekte olan oyuncunun seneye bu sekilde Bremende kalacagini düsünmüyorum. Pek coklari italya transferi askina oynadi yorumu getirse de onun Bremen sevgisini az cok bilengillerdenim ben.. Ve fakat bu sezon eger takimda kalirsa bunun cok büyük bir ask oldugunu kabul edecegiz ama fikrimi sorarsaniz bu sene sonu kesinlikle transfer olacaktir..

Hiddink.!!



Normal bir teknik adam sakatlik veya kirmizi kartlar olmadigi takdirde ilk yari oyuncu degistirmez, Hiddink degistirir.

Normal bir teknik adam ikinci yari oyuna soktugu adami istedigini yapmadigi icin ikinci yari yine oyundan almaz, Hiddink alir.

Normal bir teknik adam Güney Kore gibi bir ülkeye her gün futbol ögretip dünya kupasinda yari final oynatamaz. Hiddink oynatir.

Biraz anormallik var gibi ?

-Normalde her insan önce futbolcu olur sonra teknik adam. Ben bunun tam tersini yaptim, belki bu yüzden ben biraz baska..

Belki de.!

Müller & Eusebio



20 Ekim 1973..

Önce Müller. katsayisi, güclü-zayif lig demeden 1971/72 sezonunda 40 golü atip Avrupanin en cok gol atan adami olup Altin ayakkabiyi aliyor.. Bir yil sonra ayni gol sayisina portekizli Eusebio ulasiyor ve o da Altin Ayakkabisina kavusuyor.. 20 Ekim 1973 yilinda da bu altin ayakkabilar bulusuyor..

Peco Bauwens'in Hikayesi.!



Arkadas burada ben cok hikaye anlattim.. Bir kismi kategorilendirildi, bir kismi da blogun derinlerinde duruyor.. Misal bir Robert Schlienz hikayesi digerlerinden daha farkliydi ve farkediyoruz ki tarih biraz daha geriye dogru gittigi vakit sasirma efekti kendisini daha güclü hissettiriyor bünyede..

Peco Bauwens, 1886 dogumlu ve Uluslararasi dönemin en ünlü Alman hakemlerinden birisidir. 1950 ile 1962 yillari arasinda Almanyada Fedarasyonu baskanligi yapmistir ve fakat bir baska ilginc noktasi da bu görevde bulumus insanlar arasinda milli formayi futbolcu olarak giyen tek adamdir, bir kez giymistir o formayi ama nasil, iste burasi süper..

Tarih 1910.. Alman milli takiminin Belcika ile tarihindeki ilk milli maci ve pek cok ólumsuzlugun yasandigi bir dönem.. Belcika ile Duisburg'da Gründwald stadinda bir mac ayarlaniyor ki o günün tarih kisminda yazan sudur: 16 Mayis 1910.. Bu tarihden bir gün öncesinde Almanyada Lig sampiyonlugu final maci oynanmis ve Karlsruher FV, Holstein Kiel'i uzatmalarda attigi tek golle gecip sampiyon olmus.. Milli takimin yükünü cekecek olan bu iki güclü takimdaki oyuncularin Milli macin oynandigi Duisburg sehrine gelmesi imkansiz bir hal almis..

Devir eski devir, organizasyon eksiklikleri söz konusu ve Belcika karsisinda oynayabilecek sadece 7 oyuncu var piyasada.. Ilkonbir cikmiyor.. Belcika diretiyor o kadar yol geldik diyor.. Mac oynamadan gitmeyiz filan.. Mac yapilacak bir sekilde, bu kesin ama diger 4 oyuncu nasil sahada yerini alacak ?

Söyle bir tribüne göz atiyorlar ve futbolcu ariyorlar.

Arkadas bize dört tane oyuncu gerek diyor..
Aranizda daha önceden topa dokunmus olan varsa daha iyi olur ?

Lothar Budzinski,Christian Schilling , Alfred Berghausen ve Peco Bauwens cikiyor
sahneye. Hepsi de cesitli kluplerde bir sekilde top oynuyor ya da oynamis. Hemen bu dört insanin üzerine milli formayi gecirip sahaya cikariyorlar.. Mac bu sekilde basliyor ve elbette bu kosullarda Almanyanin galip gelmesi pek de mümkün degil. Belcika iki tane golü atiyor ilerleyen dakikalarda.. Daha kötüsü olamaz derken resimde gördügünüz Pauwens maca biraz hazirlikliksiz yakalandigi icin sakatlaniyor.. Haliyle,

tekrardan tribüne dikiliyor gözler.. ve kalearkasindan birisini buluyorlar: Andreas Breynk..

Belcika bir gol daha atip maci 3-0 alsa da bu cocuklar islerini gayet iyi yapiyor hatta Atletizm ile ugrasip aslinda tenis oyuncusu olan
Christian Schilling özellikle dikkat cekiyor.. 16 Ekimdeki Hollanda macinin kadrosuna girip üzerine bir milli mac daha cikariyor ama digerlerinin milli mac kariyeri o macla son buluyor..

Ikinci Dünya Savasi sirasinda pek cok belge kayboldugu icin kimi ayrintilar da bilinmiyor. Misal bu oyunculari kim aradi ? Kimlik kontrol yapilip alman olduguna bakildi mi ? Bu duruma hakem ne dedi mesela ?

Bauwens ise ileride iyi bir hakem kariyerine sahip oluyor.
82 milli mac yönetip pek cok sampiyonluk maclarinda görev kendisine veriliyor basta da söyledigimiz gibi Alman Fedarasyonunun basina da geciyor uzunca bir süre.. Cok büyük bir söhrete de sahip oluyor öyle ki futbolun anavatani ingiltereye mac yönetmek icin gidiyor, özel teklifler aliyor.. Nerde bir final, tartismali mac olsa hemen onun adi geciyor..

Bir baska acidan pek cok kaynakta 1922 Yilinin Almanya Sampiyonunu göremezsiniz bunun nedeni de yine maalasef Bauwens..

1922 yilinin Sampiyonlugu belirleyecek final macina iki takim kaliyor. Hamburg ve Nürnberg. Ilk mac bir sekilde basliyor .. Derler ki bugüne kadar kiran kirana mac tanimlamasinin en iyi temsili bu mactir.. yaklasik 3 saat 9 dakika sürüyor ve durum hala 2-2. O dönemde henüz isiklandirma sistemi olan statlar olmadigindan dolayi mac hava karanlik oldu diye son buluyor. Bir mac daha oynanmasina karar veriyorlar.. Yani hava aydinlik olsa, misal sabah 8'de baslasaydi aksam 8'e kadar devam edecek idi..
7 hafta sonra Sampiyonlugu belirleyecek olan mac tekrardan start aliyor bu sefer Bauwens yönetiminde.. Ve yine normal süre 1-1 bitiyor. O dönemi biraz acmak gerek, oyuncu degisikligi yok ve bir takimin sahadaki oyuncu sayisi ne sekilde olursa olsun yedinin altina düserse mac iptal..

Nürnberg , bu ikinci macin normal süresi icerisinde üc tane oyuncusunu kaybediyor, birisini kirmizi kart diger ikisini de sakatlik nedeniyle.. Bu sekilde macin birinci uzatmasina cikiyor takim.. Bu ilk uzatmada bir de kirmizi kart daha görünce Bauwens oyunculari saymaya basliyor.. Bir, iki derken alti diyor ve maci iptal ediyor.
Ve fakat.. sahada yedi oyuncu vardi. Bu hatali sayis sonrasi yanlis karar cikiyor ve sonrasinda uzun tartismalar yasansa ve hatta o senenin Almanya Sampiyonu uzunca bir dönem Hamburg kabul edilmis olsa da bugün bu hatali karar nedeniyle dönemin Sampiyonu belirsizdir, yoktur..

Bauwens'in her bakimdan garip bir adam oldugunu söyleyebilirim. 1933 yilinda nazi isci partisine üye oluyor, bir yil sonra da yahudi bir kadinla evleniyor. Haliyle nazi partisi üyeligi de iptal ve o konumuna ragmen fasist iktidardan karisini da kurtaramayip ikinci evliligini yapmak durumunda kaliyor zira karisi öldürülüyor..

Gecmisin alman futbol adamlari icerisinde önemli bir yere sahiptir. Misal 1925 yilinda fedarasyon adina FIFA'ya gidiyor ve o dönemin en fazla üyesi olan Alman Fedarasyonunu adina her ülkenin esit hakka sahip olmasinin manasizligini dile getirip dönemin baskin Fransiz etkisini de yokedip ibreyi. Italya ve Almanya'ya dogru ceviriyor.. Haliyle bu da onu ikinci dünya savasi sonrasi Almanyanin Federasyon Baskanliginin yolunu aciyordu. 1954 Bern Mucizesi sonrasinda baskan olarak yaptigi konusma da oldukca önemlidir. Sonuc itibari ile diyordu Bauwens, sahada bu gibi basarilara genc halkin ihtiyac duydugunu ve bir tatmin yasadigini aksi takdirde kendilerini göstermek icin son yillarda oldugu gibi cok daha baska ve kötü yollara girebilecegini isaret edip sporun genc halk üzerinde bir baska etkisini de ortaya seriyordu sevgili Bauwens..

SINIRSIZLIK.!



- Siz pek cok insan tarafindan sevilmiyorsunuz, sizce neden ?

Mourinho: Isa da herkes tarafindan sevilmiyor.!

-E bu biraz fazla oldu gibi..

16 Nisan 2009

Bombaci...!



"Hayde Bre Nogly"

1973, Gerd Müller Hamburg defans oyuncusu Nogly karsisinda harmandali oynar iken..

La Alegria & Naci en Alamo.!



Yasmin Levy'nin bu iki sarkisini severim.. Canli Performansini merak etmistim ve bulunca suraya da koydum. Fakat özellikle "La alegria" konusunda daha iyi bir perofmans bekledigimi de belirteyim. Naci an alomo ise fena degil.. Ben yine de bu sarkilarin canli olmayan performanslarinin da dinlenmesi taraftariyim..

Yillarca gitar pesinde kosturmus bir adamim.. Özellikle Flamenko yasamimin bir yerinde cok önemliydi.. STV'de Hasan Cihat Örter gibi bir adami cekmek durumunda kaldik, Dogan Canku hayraniydik ve Paco De Lucia ilahimizdi.. Cok sükür ki yanimizda her daim bu isi profesyonel anlamda yapan yetenekler vardi da ne oldugumuzu cok cabuk anlayip elimizi etegimizi cektik bir süre sonra ama tinisi hep kalmistir kulaklarda..

1974 'den Kisa Kisa.!



Gerd Müller ve Breitner.. Bir dünya kupasi kazanmanin tadini cikarir iken...




Grup maclari ezeli ve ebedi düsman Dogu Almanya karsisinda 1-0 üstelik Hamburg sehrinde yani evinde yenilgiyle basladi.. Bu fotograftaki rahatlik o dönem uzunca bir süre tartisildi, Bu rahatlik nedir gibisinden üzerine gidili ve fakat dünyanin en sallamaz adami karsilarindaydi..Sallamadi haliyle.. Breitner, 1974 Dünya Kupasinda henüz 21 yasindaydi ve finalde gollerden birisine imzasini atacakti su günlerden kisa bir süre sonrasinda..



Asil bir baska ilginc nokta Dünya Kupasi sonrasi yasanildi. Kupa sonrasi yapilan eglenceye oyuncularin kiz arkadaslari ve esleri davet edilmedigi icin pek cogu bir daha milli takim formasini giymem tarzi aciklamalar yapti ve fakat Gerd Müller bu sözünü tutan tek insandi, bir daha milli formayi giymedi Bombaci..



Uli Hoeness final macindan önce 39 derece ile yataktaydi ve aslinda oynamamasi gerekiyordu ama bu Uli Hoeness.. Kardesi Dieter Hoeness'in de kafasinin yarilip maca devam ettigi karsilasma var ki -ileride postlanacaktir- bu gibi özverinin genlerinde tasidigi hissine kapiliyor insan..

Efsane Maclar: Wildpark Mucizesi.!



1993/94 Sezonu.. Karlsruhe, ilk defa UEFA kupasinda mücadele etmeye hak kazandi. Ilk defa mücadele eden bir takimin UEFA'dan umudu ne olabilir ki ? Ilk turda rakip PSV Eindoven.. Ilk macta 2-1 yeniyorlar Hollanda takimini ve dolayisla ikinci macinda golsüz esitlik onlari bir üst tura cikariyordu.. Ikinci Turda ise Ispanyanin o dönem lig lideri Valencia cikiyordu kuradan. Kalesinde Kahn defansinda Bilic olan bu takim cok da güclü degildi ki rakip Valencia idi.. Ispanya Lig Lideri ve oldukca formda diger yanda ise hayatinda ilk defa UEFA kupasi oynamaya hak kazanmis takim Karlsruhe..

Ilk mac beklenildigi gibi gecti ve Valencia kendi evinde 3-1 ile ikinci mac icin avantajli bir skor elde ediyordu. Wildpark'daki ikinci macta kimse turdan umutlu degildi. 25 bin kisinin önünde mac bir sekilde basladi..

Tarih 2 Kasim 1993.. UEFA kupasi ikinci tur ikinci maci. Karlsruhe - Valencia.

Ilk yirmi dakika beklenildigi gibi Valencia'nin baskisi ile gecer iken bu baski karsisinda kalede gelecegin büyük kalecisi olacak olan Kahn olmasa mac belki ilk onbes dakikadan sonra sonucun önemsiz oldugu cok baska bir hal alacakti. Sonrasinda bir adam cikti ortaya.. 28 yasinda profesyonel olmustur aslinda Frankfurt'a transfer olarak.. Iki yil sonra Karlsruhe'ye transfer olur. Edgar Schmitt.. Bu mactan sonra artik "Euro Eddy" olarak anilacaktir.. Bir mucize gerceklesti ve ben sadece son golü atan adamin bugün Hirvatistan'in basinda teknik adam oldugunu, kalesindeki ismin de dünyanin en iyi kalecisi olacagini ve ayni zamanda atilan son golün hicbir sekilde önem tasimadigi bir mac oldugunu söyleyerek asagidaki maci seyretmenizi tavsiye ediyorum..





Akabinde bu takim Boavista ve Bordeaux'yu da elemis ve yari finale kadar cikmistir. Yari finalde ise Austria Salzburg takimi ile iki macta da berabere kalir iken kendi evinde 1-1 deplasmanda 0-0 oldugu icin elenmis, UEFA'ya veda etmistir..

15 Nisan 2009

Sampiyonlar Ligi Son Sekiz-2.!



Sampiyonlar Ligi Ceyrek final ikinci maclari iki ingiliz takiminin macin basinda oyunu domine etmesiyle basladi..

Her seyden öte Ferdinand'in takima gelmesi defansif zaafiyetleri biraz olsun indirdi buna ragmen yerlesim hatalari göze carpsa da ilk maca oranla daha iyi bir defansif kurguya sahip idiler.. Manchester 4-3-2-1 dizilimi ile sahaya cikti. Belki de bu gösterisi olmayan macin yildiziydi ilk macta sonradan giren ve bu mac ilk onbir baslayan yasli kurt Giggs.. Akabinde Anderson-Carrick ile orta sahada oynamasina ve 35 yasina ragmen digerlerinden daha az kosmayarak ve ikili mücadele kazanma orani onlardan cok da eksik olmamasi ile her bakimdan takdire sayan bir oyun sergiledi..

Ronaldo, Ronaldolugunu yine yapti ve bu ingiliz takimlarinin simdiye kadar galibiyet yüzü göremedigi porto cehenneminde bir ilki yasatti takima. Sut teknigi inanilmaz bir oyuncu ki söylemek bile yersiz kaciyor su durumda.



Özellikle Arsenal'in penaltisindan sonra bütün dikkatimi bu maca verdim. Belki yine diger maca oranla daha heyecanliydi fakat her bakimdna hayal kirikligiydi. Basta Hulk.. Ilk macin yildiziydi ve cok sevmistik. Lucho gibi önemli bir adamin sakatlik nedeniyle ilk yari bitmeden sahayi terketmesinin ardindan gözlerimizi bu oyuncunun üzerine diktik.. Ve fakat Manchester defansina birakin zor anlar yasatmayi ayni zamanda takimin belki de en kötü adamiydi sahada..

Porto, Manchester'in agresif hucum girisimlerine karsilik tam saha presle karsilik verdi. Ve fakat Ronaldo'nun sutuna nasil bir önlem alabilir, nasil engelleyebilirsiniz ki ? Yine de bu güclü kadronun üzerinde cok daha fazla baski kurmasini iyi oyunu nedeniyle degil mücadelesiyle basarmistir.. Manchester onlari cok rahatlatacak olan ikinci gole hicbir sekilde ulasamadi..



Porto, her seye ragmen ismini yari finale yazdirabilirdi. Macin son on dakikasinda Mariano'nun sag kanadi üst üste etkili kullanmasi ile tehlike yaratti ve son saniyede inanilmaz bir golün de kacmasi turu Manchester'e getiriyordu.. Burada hemen herkes bes yil önce yasanilanlari aklina getirdi ve o gün son dakikada kaleci hatasindan yenilen gol gibi benzer kaleci hatalari da son ceyrekte fazlasiyla oldu. Costinha bir daha olabilir mi diye beklesse de Portolular, ingilizler bir ilki daha yasiyorlardi mac sonu..



Arsenal maca beklenen onbirle fakat 4-4-2 dizilimi ile cikti.. Villarreal de ise Cazorla ve Senna'nin eksikligi fazlasiyla hissedildi.

Arsenal inanilmaz hizli bir sekilde maca basladi. Mac öncesi Wenger, defans yapip onlari beklemeyecegiz, saldiracagiz diyordu ve digerlerinin aksine bunu yapabilecek yetkinlige sahip bir adamdir.. Takimi saldirdi ki inanilmazdi.. Sahada birbirlerinden tamamen farkli iki takim vardi:

Arsenal, nasil hucum edecegini biliyor, hucum setleri var ve o kadar yerlesmis ki bu takima Fabreagas gözü kapali Walcott'un oraya kosacagini biliyordu. Otomatige baglamislar takimin hucum organizasyonlarini..



Villarreal, bir maca bir takim hicbir sekilde konsantre olmazsa nasil olur sorusunun cevabini ariyordu sahada.. Gezindiler ki acemi defans hatalari yaptilar. Normal kosullar altinda bu seviyede bir takimin Arsenal'in attigi yukaridaki resimdeki ikinci golü yememesi gerekir ,böyle bir düzensizlik ya da bosluk vermek yakismiyor kesinlikle.. Mac boyunca üc degil en az bes gol yemeyi hakedecek bir istek,arzu ile sahadaydilar..

Seyri cok güzel bir macti. Tempo inanilmazdi ki tecrübe eksikliginden sürekli sorun yasayan Arsenal bunun yani sira genc kadrosunun avantajlarindan da faydalanmayi bildiler ki bu tempoya ayak uyduracak cok az takim vardir su dünya üzerinde.. Cokca zaman ikili verkaclarla Arsenal rakiplerini ekarte eder iken burada engellenmesi güc olan durum bu gibi durumlarda futbolcularin inanilmaz hizli bir sekilde hareket etmelerinden kaynaklaniyordu.. Eboue ilk yari özellikle cok etkiliydi hic bir ikili mücadeleyi kaybetmeden maci bitirdi desek yeridir..



Güle oynaya yari finale gitmek deyimi bu macin belki de en güzel özetidir. Seyretmesi inanilmaz keyifliydi.. Macin bir dakikasinda Fabreagas'in Adebayor'a cikardigi pas da bir baska görülmesi gereken macin güzel hareketlerindendi.. Yapilan kosu, pasin isabet güzelligi ve cok sey bu macta vardi.

Arsenal'in kalecisi dahil üc önemli defans oyuncusunun yoklugunda böyle güzel bir futbol oynamasi etkileyciydi.. Oynanilan bütün maclara baktiginiz vakit isin futbol yanindan ele alirsak Barca-Arsenal finali hak eden taraf olarak ayri bir sekilde göze carpiyor. Baska acidan Ferguson-Hiddink'in oldugu yerde kesin konusmak sagliga zararlidir.

Tesekkür.!



Dün Borges blogu Futbol Blog programindan sonra güzel futbol adami Ali Ece tarafindan ikinci kez televizyonda SKY TÜRK kanalinda tanitildi. Öncesinde de yine dinleyemesek de Lig Radyo'da sik sik blogun üzerinden gectigini iletisim halinde oldugumuz dönemde ögrenmistik.. Keza Verkac yazarlarindan ve Radyo programcisi sevgili Firat Isbecer'den de aylar öncesinde benzer bir mail almistim. Bulent Timurlenk ve Ali Okanci'nin programi Futbol Blog haric hicbirisini izleme ve dinleme sansim maalasef olmadi. Henüz tanisma firsatim olmadigi bu güzel adamlarin hepsine buradan cok cok tesekkürler..

Son olarak Ali Ece'nin Programinda bundan sonra da blog tanitimina devam edecegini eklemek isterim. Karsiliksiz yapilan bu tanitimlarin altinda yatan futbol sevgisinin güzelligini bir daha belirtir, hepsine futbol dolu güzel günler diliyorum buradan..

Hata ?



Bir kac yerde Sampiyonlar Liginin en iyi onbirine Peter Cech'in yerlestirildigine sahit olduk.. Su durus onun hatasi degil midir ? Bana göre buradan atilan frikik golü bir ihtimal oyuncu zekasina yönelik güzelleme olsa da daha cok oyuncu yeteneginin degil bir hatanin ürünüdür. Bu hatayi yapan kalecinin de en iyi kaleci olmasi biraz geyiktir..

14 Nisan 2009

Sampiyonlar Ligi Son Sekiz-1.!



Biz buraya yazinca hemen cevirtmisler Klinsmann'a, o da hizli bir sekilde karsilik verdi: Borges bey, biz her zaman ayni taktikle sahaya cikmiyoruz.. Bak bak.

Bayern Münih klasik sistemin disinda bir formasyonla sahada yer aldi bugün.. Hafta sonu iyi bir performans göstermis olan Sosa'nin acaba hangisi oynayacak diye cok büyük rekabetin yasandigi Hamit-Schweinsteiger yerine oynamasi oldukca ilginc idi. Keza Barcelonada da atesi cikan Henry'nin yerine Iniesta gecer iken onun boslugunu da beraberlik golünü atan Keita ile doldurmak istedi.. Ve yine Marquez'in yoklugunda Puyol tandeme gecer iken Abidal sakatlik sonrasi formasini geri aliyordu.. Dizilim bu sekildeydi.. Iniesta ve Puyol ikilisinin farkli bölgelerde oynamasi ve Abidal-Keita'nin takima girisi.. Ribery'nin forvet arkasi pozisyonu, Sosa ve Ottl secimleri ile farkli Bayern..



Akillardaki soru herhangi bir sekilde mucize gerceklesebilir miydi ? Bunun cevabi besinci dakikada verildi sahada. Son macin yildizi Sosa Abidal'dan topu kaparak yaptigi ortada bombos pozisyonda Toni kafayi es gecince anlasildi: Bu gece mucize olmayacak.. Oysa maca cok istekli baslamisti Bayern ve sadece macin basinda bulabilecegi bir gol ile cok farkli bir hal alabilirdi cok sey.. Toni bu sene formda degil, Klose yok, Podolski yok, Müller yok, Schweini-Hamit disarida..

Bir önceki maca göre degisen neydi ? Her seyden öte Lahm faktörü devredeydi. Messi'yi durdurdu bir bakima ama Messi de cok fazla istekli olmadigi isin diger ayrintisi. Ki Lucio'nun oyunda olusu defans dörtlüsünü inanilmaz etkiliyor. Aslinda iyi oynayan Demichelis idi ve fakat defansin sefi derler en ünlüsü de Cannavaro'dur hani.. Akliyla yönetir, basar.. Lucio Bayern takiminin defansif anlayisinin kilit adamidir. Yanindaki oyuncu her daim degismistir,Van Buyten olmus bugünkü gibi Demichelis, Breno da ya baskasi.. Performans acisindan ciddi bir degisim ancak Lucio'nun yoklugunda gerceklesmistir. Haliyle geride Lahm-Lucio'lu Bayern defansi fazla pozisyon vermeden tamamladi macin tamamini..



Ribery'nin azmi ile yola koyuldu. Forvet arkasi oynadi ve etkiliydi.. ona biraz Toni ayak uydurabilseydi belki cok sey baska olacakti. Bayern yeteri kadar ofansif bir kadro cikaramadi. En önemli eksikligi bu macta süphesiz Klose idi. Akabinde oynayacak olan Podolski, Henry gibi atesten yataga düsmüs. Sporting macinin genc yildizi Müller desen o bile sakat.. Keza Schweinsteiger.. Haliyle böyle zorunlu bir formasyona ve defansif bir anlayisla sahada yer almak durumunda kaldi.

Her seye ragmen golü Ribery'nin ayagindan buldu. Kaleciyi maymun etti desek yeridir. Bana göre cok da iyi bir performans ortaya koyamayan, heyecansiz ve sakin bir oyun yapisiyla sahada varolan Ze Roberto'nun güzel asistini kaleciyi maymun ederek aglara gönderiyordu Ribery.. Ki Hoeness'den ögreniyoruz ki onu tutmak cok zor bütün devler simdiden basina üsüsmüs.. Kontratina güveniyorlar ama o Ribery, gitmek isterse gider gibi..



Barca ise cok rahatti.. Macin belki de adami Iniesta'ydi. Inanilmaz oynadi ki bir gol attilar.. Macin haliyle en kötüsü Lell'i perisan etti. Eslesmelerde bu dengesizlik Barca'yi Messi'nin kanadindan Iniesta'ya dogru götürdü.. Gol de Iniesta'nin müthis ataginda gelmistir ki mutlaka izleyin derim ben.. Hazirlanisi itibari ile muhtesem bir gol..

Golün ardindan diger mactaki heyecan nedeniyle gözlerimizi ingiltereye dogru cevirdik..



Baska bir aciklamasi yok, macin aslen galibidir Hiddink.. Bir maca damgasini vurmak budur. Nasil ki Avrupa Sampiyonasinda Rusya takiminin basinda ikinci yari soktugu bystrow'u istedigini yapamadigi icin yirmi dakika dahi gecmeden tekrardan oyundan alacak kadar disiplinli, ne yaptigini bilen bir adamsa bugün de Kalou'yu hrakip takimin gaza gelip kendi seyircilerinin titredigi bir anda cikarip Anelka'yi daha macin 36.dakikasinda koyarak Liverpool icin muhtesem Comeback firsatini vermemistir..

Gerrard olmadan üstelik diger en yetenekli oyuncusu Torres'in de cok formsuz oldugu bir macta bu denli bir Liverpool performansin aciklamasi cok yoktur sanirim. Zira o frikigi,penaltiyi, carparak giren golü nasil aciklayabilirsiniz ki ? Gollerin garipliginin ve hatta macin heyecaninda kalecilerin hatalarinin rolü büyüktü. Daha cok istegin, azmin bir ifadesiydi cok sey.. Fabio Aurelio'nun frikigi ve akabinde penalti ile durum müthis bir hal aldi.. Burada baskiyi yiyecegini cok iyi bilen Hiddink'in Anelka hamlesi müthisti. Macin dakikasi ve herkesin donup kaldigi noktada olmasi isin güzel ayrintisiydi. Drogba inanilmaz oynadi ve Ballack pek sahada yok iken Drogba'ya verdigi nefis pas ile yine de macin icerisine ismini yazdirmayi basardi.. Toplamda su kesin ki cok keyifli mac idi.. Inanamadik, kendimize zor geldik desek yeridir..

Gerrard olup biraz da Torres performansi olsaymis nasil olurdu onu bilemiyoruz..

Hiddink galibiyetidir cunku Lampard'in Ballackin pasinda gelisen atakta son noktayi koydugu organize hucum hiddinkvaridir. Bunu Hollanda'da, Güney Kore'de, Rusya'da sikca gördük. Aslinda bakilirsa ortalama bir Hiddink basarisidir.. Eger Hiddink, bugüne kadar geldigi gibi gidecek ise yari finalde de elenecektir aynen Hollanda'da, Rusya'da, Güney Kore'de oldugu gibi.. Tarih tekerrür edecek mi görecegiz..
Simdi iki sevgili -Barca-Hiddink- karsi karsiya..

Sonuc itibari ile benim finalde bir takimim var diyoruz.. Yari finaller de müthis gececektir..

"Das Leben des Klinsmann"



Münihliler ve elbette Jürgen Klinsmann dava etmistir bu karikatürden dolayi ilgili kurumu..

Lahm Inatciligi.!



Benim gibi onun hayatinda da önemli olan turnuva 1990 italya Dünya Kupasidir. Der ki bugün bile ezberledigim bir kadrodur 90.. Benim icin her sey onunla baslamistir. Tüm Ailesinin de oynadigi ve hala bugün aile bireylerinin cesitli sekillerde icerisinde görev yaptigi evine bes km uzaklikta olan FT Gern klubünde baslar 90 dünya kupasi sonrasi futbol yasami.. Henüz 6 yasindadir. O sezon FT gern hicbir macini kazanamaz ve hatta golü dahi yoktur ve 11 Kasim 1990'da FT Gern biraz farkli yeniliyor.. 21-1. Ve fakat o tek golün sahibi o gün dogum günü olan Philipp Lahm'dir.. Hayatindaki ilk golünü 21-1 yenildigi bir macta o sezon takimi adina da ilk golü olmasi ve dogum günü artisi ile gerceklestiriyor..



Bir baska acidan okulda yaptigi kucuk bir haylazlik sonucu annesi tarafindan 3 günlük bir ev hapsi ile cezalandiriliyor.. Durur mu ? Bütün gün odanin icerisinde pas, sut, yerden kaymalar derken anne cildiriyor.. Yeter, cik disari gözüm görmesin seni diyor ama Lahm cikmiyor disari, inat ediyor.. Üc gün dedin, üc gün kalacagim diyor.. Onun karakterine iliskin en önemli ayrinti olarak önemsiyorum bunu ben.. Cocuklugunun hocasi ve simdiki danismani onun hicbir zaman kaybetmeye tahammülü olmadigini, ister futbol isterse playstation olsun her daim kazanmaya oynadigini söyler iken söyle bitiriyordu cümlesini: Onun icinde bir Kahn saklidir.!

Ederlezi Avela.!



pravdiloda daye bre
jek kalo sabata.
alo mange liloro,
me ki vojska te dzav

uke kotar daye bre
jekh kalo pampuri.
amaneti daye
te mishta menaya.

ederlezi avela,
me khere na sijom.
ala loko nashti ljam
me dayatar me dade.

ma rov daye gudlije,
pale ka avav mange.
ederlezi ka avel,
meda kere ka avav.

*O muhtesem filmin o muthesem sahnesinin o güzel müzigidir..

Hillsborough Faciasi.!



Gündeme uygun bir facia.. Yarin 20.yilini dolduruyor.. 15 Nisan 1989'da FA CUP yari final Notthingan Forest ile Liverpool arasinda oynanilan macta yasanmistir.. Ben Derbiyi izler iken kala kaldim, kipirdayamadim yerimden.. O blocklarin cökme ihtimali ve ezilecek insanlari sürekli düsünmekten baska hicbir sey yapmadim.. O 20 saniye futbol seyreder iken yasadigim en korku dolu anlardir.. Lanet ettim ben bu ülkedeki futbol anlayisina.. Bu kadar korkusuz olan baska bir millet yoktur ama illa ki basimiza bir felaket gelmelidir ki akillanacagiz.. Gelmisi var, buyrun buraya ..




Stadin girisinde bekleyen insanlar oyuncularin saha girmesi sonucu cosan taraftarlar, kapiya hucum ederler.. Polis baski karsisinda caresiz kalip bariyerleri bir kac kisi icin kaldirir ve fakat giren insan sayisi oldukca fazladir.. Daha sonraki oynanilan maclarda tellerin kaldirilmasina yol acacak felaket bu sekilde baslamistir ve tellere yapisip ezilen onlarca insan..



Derbinin bir benzeri. Bir cok insan kalabalik karsisinda oturdugu yeri terk etme sevdasi icerisinde olsalar da..


onlarca futbolsever canindan oluyordu.. Kimse olayin farkinda degildi ve mac coktan baslamisti ki 6.dakika da hakem maci durdurmak zorunda kaldi.



Gerek polisin olayi gec farketmesi gerekse de gelen yardim ekibinin telleri kesecek aletlere sahip olmamasi, hulasa yardimin gec gelmesi nedeniyle



96 kisi hayatini kaybediyordu ve yaklasik 730 insan da yaralaniyordu. Hayatini kaybedenler arasinda Liverpool'un kaptani Steven Gerrard'in da kuzeni vardir.



Bu olayin ardindan Ingiltere Federasyonu seyircilerin yerlerini terk etmesine yasak getirmistir. Ülkede bir miktar insanin ölümü mü bazi önlemlerin alinmasi icin hareket ettirici öge olacaktir ? Ülke bana göre her seye ragmen alt tarafi bir futbol macinda onlarca insanin ölümünden sans eseri kurtulmustur ve cok az insanoglu bunun farkindadir gördügüm kadariyla..


Stadin giris cikislari ve pek cok uygulama bu mac sonrasinda hayata gecirilmistir.



Faciadan bes gün sonra Anfield Road cenazelerine cicekler.. Deger miydi ki ?



Ülke, felaket ile terbiye ediliyor.. Önce yasayip akabinde önlemler aliniyor. Bir daha tekrar etmekte fayda var, Pazar günü oynanilan derbide facianin esiginden dönülmüstür. Kimin suclu olup kimin kimi tahrik ettigi beni cok fazla ilgilendirmiyor. Oyuncu bir yerini gösterir, digeri ordan nanik yapar sonuc itibari ile oturdugunuz yerden ana-avrat düz küfür edebiliyor ve karsidaki insan gikini cikaramiyor.. Akabinde deliren oyuncu her an sacmalayabilir bu stadin icerisinde diger insanlari ölüm ile burun buruna getirecek sacmaliklar yapilmasini anlamli kilmiyor, su sucludurdan ziyade ne ile karsi karsiya oldugumuzun anlasilmasi adina. bunlari yaziyoruz. Bugün Volkan gider türk seyircisinin tepkiselligini göremeyen cok baska bir yabanci oyuncu cok baska bir yerini gösterir.. Sahadaki futbolcularin stres altinda yaptiklari seyircilerin bilincinlendirilmesinden daha önde degildir. Galatasaray seyircisi yerinden kipirdadigi anda nasil bir tehlike ile karsi karsiya oldugunun bilincinde olmalidir, örnekleri de yukaridadir..

13 Nisan 2009

Arda Turan Analizi.!



Futbolcu vardir, yeteneklidir ama bagliligi yoktur takima, kendine oynar.. Futbolcu vardir yeteneksizdir ama öyle bir takim sevgisi vardir ki takimin sahip oldugu sinirli yetenegine ragmen yillar sonra bayrak adami olup cikiverir.. Futbolcu vardir yetenegi de bagliligi da vardir belki ama cok fazla iyidir size birakmazlar, baska takimlara dogru yelken acar her seye ragmen.. Futbolcu vardir yeteneklidir, baglidir ve üstelik sizin takiminizdadir ama hircinligi öyle bir sorun olur ki.. Futbolcu vardir yetenegi, bagliligi bir yana sizde kalip efendiligi ile herkese örnek olur iken yasam bicimi öyle bir yerdedir ki taraftarlarin büyük bir kesimini kucaklayamaz..

Arda Turan, tüm bu ayrintilardan siyrilip her seyiyle bir takimin seyircisini kendisine hayran biraktiracak ölcüde sahnede yerini aldi. Yetenekli, takima bagli, efendi karakteri ve yasam bicimiyle de hemen herkesi kucaklayabilecek konumda ve üstelik yasini da hesap ettiginizde bir ömür takimda kalmasi umudu ile ona baska bakiliyor..

Ben Lincoln'ü cok severim.. Bilenler bilir ama Harry Kewell'i takimda görmekten, bu formayla mücadele etmesini izlemekten de inanilmaz keyif aliyorum baska acidan Milan Baros'un formu da beni cok sevindiriyor. Ama hicbirisi bir Arda Turan kadar sizi yurt disinda yasayan ve yabancilarla mac izleyen birey olarak keyiflendirmez, mevzubahis konu Galatasaray taraftarligi ise misal bir Hamburg macinda atacagi calim sonrasi alman spikerin agzina bakarsiniz nasil tepki verecek ? Bir yabanci ile mac seyrediyorsaniz hali hazirda o Lincoln'ü, Kewell'i, Baros'u bildiginden Galatasaray ile özdeslestiremiyor bile.. Ama bir Arda Turan sahne aldiginda heyecanlaniyorsunuz, "bakin bizde böyle oyuncu" var .. Üstelik yasini da hesaba kattiginizda havaniz daha baska oluyor, bu böyle.. Ben yillarca en cok hazzi Hakan Sükür'den aldim zira bir baskaydi onun Galatasarayda sergiledigi performansin diger tarafta yansimasini izlemek..

Velhasil bu isin taraftarlik boyutudur. Takima su saniyeden sonra Ribery gelse, yüz gol atip iki yüz asist yapsa dahi kendi yetistirdigin bir yildizin basarisi kadar sizi mutlu etmez hicbir zaman. Zira o demek iste kisaca Galatasaray.. Yeni bir sey sunuyorsunuz siz insanlara..
Isin futbol yönü ise biraz baska.

Arda Turan Galatasaray takiminda ne galatrasarayliligi ne de mücadele gücünün yüksekligi ile öne cikmistir, sadece ve sadece yetenegi ile yükselip kendisini taraftara kabul ettirmistir. 1987 Dogumlu bir adamin henüz 20 yasina dahi basmadan oynadigi futbol büyülüyordu ki mümkün mü bu yasta böyle bir kanat adaminin insanlari etkilememesi ?

Mladen Boeslav maci beni inanilmaz etkilemistir. Attigi calimlarin yani sira son derece akil dolu vurusla golü atarken cok da heyecan göstermemesi beni inanilmaz heyecanlandirmisti isin dogrusu.. Arkasindan oynadigi maclar da keza bunun bir istisna olmadigini, bu cocugun muhtesem bir yetenek oldugunu gösteriyordu.. Trabzonspor macinda bugün "oynayamiyor orada" dedigi kanatta iki futbolcunun belini kirip attirdigi bir gol ile ben havalardaydim artik.. Konyaspor macinda golü atmasi degil ama kaleci ile karsi karsiya kaldiginda varolan sogukkanliligi, her daim akliyla aslinda rakiplerini sahada gecmesi, yani isin mental boyutunun bu yastaki bir cocukta bu derece yüksek olmasi kardeslerime henüz daha ücüncü macinda Arda Turan formasi aldiracak kadar onu anlatmama vesile oluyordu.. Yetenek idi ve Galatasarayliydi üstelik henüz yirmisine bile basmamisti..



Milli takima secildi.. Bir italya maci oynadi ki bugün hala aklimdan silinmez.. Liverpool macinda attigi calimlar, oynadigi futbol..

Bizler Hakan Sükür'de, Emre Belözoglunda da heyecanlanmistik, Tugay da keza.. Hepsinde bir eksik vardi. Sükür'ün yararli ama kafa golleri haric gösterissiz futbolunun yani sira kacirdigi goller.. Gerci bu taraftar olarak aidiyet duygusunu gelistiriyordu sürekli elestiri altindaydi cunku.. Emre her bakimdan 17 yasinda kusursuzdu ve bunun farkinda olan tek biz degildik bu yüzden yurt disina transferi kacinilmaz oldu.. Arda baskaydi, digerlerindeki bütün eksiklikleri kapatarak ilerleyip günümüze kadar gelmisti.

Ve fakat bir seyler onda da degisti. Onu bicimlendiren sahip oldugu kosullar ona oyun oynuyor ve kimse farkinda degil.

Yetenegi "bana göre " üzerinde durulmamasi nedeniyle körelmeye basladi. O attigi calimlardan ziyade saha icerisinde yaptigi kosulardan bir bek gibi defansa yardim edip yerden kayarak aldigi toplarin büyüttügü Galatasarayliligi ile önplana cikmaya basladi.

Avrupa Sampiyonasi geldi catti.. Bütün Galatasaraylilarin hele ki benim gibi yabancilarla bu maclari izleyenlerin isaret parmagini ileriye götürüp bak bu bizde oynuyor, büyük yetenek diyebilecegi adamin sahne almasini bekliyorduk.. Sahne aldi ama cok baska bir sekilde..

Arda Turan, yine de göze hos gelen bir futbol oynadi ama benim kendi ölcütlerime göre "gelecek vaad eden yetenekli bir genc futbolcu" tipolojisine uygun bir performans göstermedi. Kosuyor.. Kosuyor.. Oyunu akliyla oynamasindan dolayi her seye ragmen cok az hata yapiyor, bugün bile bu böyledir, ancak yetenegini konusturmak istedigi zaman dilimlerinde atamadigi calim sonrasi toplari kaptiriyordu.. Benim bekledigim Arda Turan kesinlikle bu degildi.

Her seye ragmen cok önemli golleri atiyor ve yine mücadelesi ile ayakta kalir iken misal Hasan Sas'in 2002 Dünya Kupasi performansini hicbir sekilde göstermiyordu. Ben Yurt disinda yasiyorum eger ki herhangi bir türk futbolcusu ekstrem bir performans sergilerse bunu sizden önce ben farkederim zaten. 2002'deki Hasan Sas'i hala insanlar bilir, güney Amerika kitasinin cesitli insanlarindan ben o kel kafali süper futbolcu diye bahsettiklerini bilirim cunku kendisini göstermistir.. Ama Arda Turan, yetenegini konusturmamistir arkadaslar.. Hamit'in yani sira Mehmet Aurelio gündeme gelmistir, insanlar bana Mehmet Topal'i dahi isaret etmistir ama Arda Turan'in muhtesemligi daha cok ülke sinirlari icerisinde kalmistir ama umutluyuz her seye ragmen, yasi kac daha..

Skibbe geldi.. Heyecanlandik.. Onun döneminde Leverkusen nice genc yetenek kazandi. Arda Turan'i dogru yere kanalize olmasini saglar derken en büyük kötülügü de ondan gördü aslinda.. Oynattigi sistemin pek cok muhtesemlikleri olsa da isin Arda Turan kismi tam anlamiyla bir fiyaskoydu.. Zira defansi inatla üclemesinden dolayi ofans olarak katki saglamasi gereken Arda Turan, geriden top cikarmanin ötesinde dogru ve akilli yere topu göndermesi ile yildizlasiyordu, mücadelesi ile ve Galatasarayliligiyla ama asla yetenegiyle degil.. Bu Skibbe'nin sisteminde mümkün de degildi zira arkasinda oynayan bekin sik sik defansa yardim zorunlulugu onu eski bek oldugu manisa günlerine döndürüyordu ve seksen metrekarenin de sorumlulugu üzerinde oluyordu.



Ülkede her seye ragmen cok büyük övgüyü almaya devam etmesi Skibbe sonrasi kariyerinin cok daha iyi olamayacaginin bir baska ayrintisidir. Zira Hakan Sükür, eger bu kadar basariyi elde ettiyse bu onun o cok fayda getiren futbolundan ziyade onu sürekli zinde tutacak, antrenman ettirecek elestirilere sahip olmasiydi.. Kendisini gelistirdi. Ribery'e bakin.. Galatasarayda iken kac macini izledim ama bugün benim izledigim Ribery ile Marsilayadaki Ribery arasinda dahi inanilmaz fark var.. Özellikle HItzfeld ile - ki bu onun en iyi yaptigi istir- oynadigi oyunu gelistirdi. Hitzfeld ile 15 ay calismasi Ribery'nin en büyük sansidir. Arda ise böyle bir gelisim icerisinde bulunacak baskidan yoksundur. Bu yüzden belki elli yilda bir gelen yetenek ve karakterin karisimi adam gercekten de Sabri'den ziyade Ibrahim Üzülmez olma yolunda ilerliyor.. Cunku yetenegini konusturamadigi vakit her zaman seyircilere oynayacaktir. Daha cok kosacak, kosacak ve mücadele edecektir. Bu sekilde onu gelistirecek olan, üzerine gelmesi olasi baskidan da kendisini siyiriyor. Galatasaray seyircisi bunu kaldirir, üc macta iki ara pasi yaptigi vakit idare eder.. Biz Hakan Sükürü idare etmisiz adam olasiya, Arda Turan nedir ki ? Ama Sükür öyle goller kaciriyordu ki idare eder iken deli gibi elestiriliyordu.. Bu onun en önemli besin kaynagiydi ve bu yüzden dünya yildizi olmayi basarmis son yirmi yilin tek futbolcusudur.

Arda Turan,efektif degildir. Bu takimin en efektif oyununu ilk yari boyunca Lincoln oynamistir. Amatörlügünü, sallamamasini, takim ruhunu bosverin mesele futbolsa gercek budur. Gerektigi kadar kosmus ve takimda olmasi fark yaratmistir. Onun olmadigi maclarda bu ofans sorunu ayyuka cikmistir. Arda Turan'in oynayip oynamasi takimin daha cok mücadele gücüne etkisi ile gündeme geliyor oysa o Lincoln'den dahi daha etkili olabilecek yetenege sahip idi. Ve Ribery'den, Ronaldinho'nun cöküsünden ve cok futbolcuya bakip görebilirsiniz ki bunu sürekli gelistirmek icin calismak durumundasiniz.. Oysa Arda Turan'in üzerinde böyle bir baski yok zira ayagi top yapabiliyor sürekli kosarak, gerilere gelerek cok futboldan anladigi sanilan kesimin büyük cogunlunun övgüsü cok kisinin de takdirini kazanip yoluna devam edecektir.. Böyle mi olmaliydi ki ? Iste bu yüzden Avrupa'ya gitmesini istiyorum sadece.. Ne kadar cok calismak durumunda kalacagini ve yildiz oyuncunun önemli getirisinin takima savunma adina degil ofans olarak etki etmesi gerektigini anlamasi icin..

Siz hic Arshavin'in kan ter icerisinde gerilere kosup top caldigini gördünüz mü ? Ribery'nin Lahm'dan da geriye gidip savunma yaptigini ? Messi ise alan savunmasi yapiyor, sistem ici dar alanda pres yapiyor ama cizgiden top cikarip yerlerde kaydigini görüyor musunuz ? Christiano Ronaldo orta alana gecip yerlerde mi kayiyor ? Avrupada takimin defans yükünü ceken oyuncularin biraz olsun teknik olmasi, ofans acisindan takimi ayaga kaldirmakla yükümlü oyuncularin da sürekli savunma yaptigini düsünmesine yol aciyor ama isin özü öyle degildir, cok cok da konusuldu bu konu.

Ben Hakan Sükür'ün Tanjuvari golleri atamamasini yadirgamadim bir süre sonra. Zira elinden gelen budur o yapabildigini yapsin dedim. Cok kötü bir kafa topunda sinirlenir iken kaleci ile karsi karsiya kaldiginda atamazsa olagan karsiladim, dedik ya yetenektir isin özü. Ama Arda Turan'dan Ibrahim Üzülmez yaratilmasina karsiyim. Onu Ibrahim Üzülmez tarzi bir kanat adami olmaya dogru itekleyen bu seyircinin de aklini basina devsirmesi gerekir. Arda Turan, icgüdüsel olarak adam gecebilecek ve degisik trikleri saha icerisine basarabilecek bir oyuncudur. Konya macinda tac cizgisindeki calimini görenler bunun onun yetenegi oldugunu farkindadirlar.. Inatla ve israrla Metin Oktay benzetmesinden dolayi sürekli olarak kosmasi, Galatasarayli olmasi ile gündemde ve su an icin on mac yatsa kimseden itiraz almaz. Arda Turan'a en büyük kötülügü Galatasaray seyircisi yapmaktadir 22 yasindaki futbolcunun gelisimi icin en önemli etken olan elestiriyi ondan alarak.. Onu geriletiyorsunuz.. Deli danalar gibi kosacagi yerde iki calimiyla isi bitirsin, ne o kossun ne de takimin diger elemanlari. Isin özü budur. Yeteri kadar yetenekli adamin atacagi veya attiracagi iki gol on bir kisinin on kilometre az kosmasina neden olacaktir. Takimin savunmasina ket vuruyor diyen sevgili spor yazarlari da susar belki sonra..

Ben Eksi Sözlüge gördügüm her genc yetenegi baslik olarak actim. Bunlarin sayisi yüzün üzerindedir ve bunlardan sadece yarisi belirli bir konuma yükselebildi. Hepsinin de yetenekli oldugunu ama bu yetenegin disinda belirli bir disiplin altinda simarmadan calisabileni gelismistir. Oyuncularin bir kismi bu bilince sahip iken diger kismi da calistigi teknik adamlarin tecrübesinin ekmegini yemislerdir. Bülent Korkmaz'in bir yil daha Galatasarayda kalacagini hesap edersek kisa zaman icerisinde ya Avrupa'ya gidip onun ofans yönünü gelistirecek bir teknik adamin eline düsmesini diliyorum maalasef.. Misal bir Magath'in eline düsse.. Ah bir düsse diyorum tüm galatasarayliligimla..

Lider karakteri vardir. Saha icerisinde insiyatif alabilecek mental olgunluga da kesinlikle erismistir bu yasinda. Ondan cok güzel kaptan olur.. Bu konuda da eksiklikleri coktur ama yasini hesap ettiginiz zaman varolan durumun tarifi muazzam bir yetkinliktir. Herkes Skibbe'yi elestirdigi bir dönemde hocasinin kolunu yukari kaldirip seyircilere gösteren adam söz sahibi adamdir. Ve fakat su an icin Galatasarayin lideri oldugunu düsünürsek takim ici gruplasmanin da en büyük sorumlusudur. Ben, Hakan Sükür'ün takimda bir yil kalsaydi asla böyle bir gruplasmanin yasanmayacagini ve bugünden cok daha iyi bir yerde olacagini düsünüyorum yani gelisime her yönden muhtactir. Siz her yönden onu pohpohlayarak gelisimine ket vuruyor, onu da o yetenekli futbolcu konumundan cikarip tipik sahaya yüregini koyan ama yetenegi kisitli ibrahim üzülmez'e ceviriyorsunuz.. Ibrahim Üzülmez, elinden gelenin en iyisi yapar iken Arda Turan daha cok kolaya kacmis oluyor toplamda..

Ya kisa zamanda Avrupaya dogru gitmesini temenni ediyorum ya da onu Dünya Yildizi yapacak cok baska bir teknik direktörün Galatasarayda uzun süre görev almasini..