10 Temmuz 2010

John Langenus.!



John Langenus.

Ilk dünya kupasi finalini (Uruguay-Arjantin) yöneten hakem. Saglam karizma yapmis.. Kravat filan..


3.lük Maci: Almanya- Uruguay.!



Edit: Bu Almanya kadrosu yalan olmustur. Kalede Butt, solda Aogo, sagda Boateng.. Friedrich,Mertesacker, Schweinsteiger, Khedira,Jansen,Müller,Mesut,Cacau..

Bu mac her seye ragmen seyredilir.

Kroos asil yerinde denenecektir ve Almanyanin ön üclüsünün ortalamasi 21 bile degil. Iki doksan dogumlu oyunun ortasinda doksanbir dogumlu Mesut. Jansen ile beraber iki hucumcu bek sahada olursa nasil olur sorusunun cevabi da bugün verilecektir.

En degerli oyuncu icin belirlenen on adaydan ücü bugün sahada olacaktir: Schweinsteiger,Özil,Forlan. Kucuk de olsa bir ihtimal hala var.

Klose, iki gol atarsa Dünya Kupasi Tarihinin en golcü oyuncusu olacak.

Cavani-Suarez-Forlan üclüsü ve iyilesen Lugano sahada..

Iyi seyirler.!

Prince Tagoe'nin Garip Hikayesi.!



Hikayesi uzun, 11Freunde dahi 5 bölümde ancak anlatabilmis. Olabildigince kisa bir sekilde özet geceyim ben size desem de inanmayin ve sonuna kadar lütfen okuyun.

22 Haziran 2009. Ganali futbolcu Tagoe normal kosullarda Hoffenheim ile sözlesme imzaliyor bu tarihte ama Bundesligada onu biz ancak 20.haftada görebiliyoruz. Geride kalan süre icerisinde yasanilanlari ögrendiginiz zaman biraz sasiracaksiniz..

O zamanlar Valencia,Inter gibi taliplilerin oldugu yerden Hoffenheim bir sekilde Tagoe'ye sözlesme imzalatiyor. Aslinda üc yil önce Mainz ugrasiyor onu almak icin ama cok para isteyen klubü karsisinda sansi olmuyor ve Tagoe Suudi Arabistana Al-Ittifaq Dammam klubune yolculuk ediyor. Bu Avrupaya gecmeden önce Keita gibi ara yol oluyor onun icin.. Gecen sezon basinda Inter-Valencia gibi rakiplerini ekarte edilmesinde menajeri Djuro Ivanisevic'in payi büyük oluyor. Prince, birilerine güvenip yola cikiyor bir sekilde..



Tagoe sessiz, sakin bir karaktere sahip. Menajerini takip ediyor ve Hoffenheim projesinde payi cok büyük olan sevgili Jan Schindelmeiser yine büyük bir is basarip yetenegi bu kucuk köye bagliyor.

Yeni bir hayata basladim diyen Tagoe'nun trajik hikayesi bundan sonra basliyor.

Almanyada futbolcular lisans alabilmesi icin iki asamali SIKI bir saglik kontrolünden gecerler. Icerisinde her türlü kontrol yapilir ve burada yapilacak kucuk bir hatanin cezasi cok agir olur.

Tagoe milli maclar nedeniyle hizli bir sekilde bu testleri yapip Sudan maci icin Afrikaya geciyor. Arkasindan tatilini yapip Hoffenheim'a geri döndügünde antrenmanlarda zorluk cekiyor, alisamiyor ve tamamlayamiyor idmanlari.. Bu gücsüzlügün nedenleri arasinda Arabistanda sicaktan dolayi aksam saat on sularinda tek antrenman yapmasinin da etkisi oluyor elbette ama baska bir sey de olabilir mi ?

Hoffenheim Getafe karsisinda hazirlik macina cikiyor. Milli takim teknik direktörü Rajevac de Hoffenheim teknik direktörü ile beraber maci izleyenler arasinda. Tagoe, kötü bir performans ortaya koyuyor ve genelde yorgun bir görüntü veriyor izleyenlere. Rajevac da Hoffenheim teknik direktörüne "Benim oyuncum böyle degildi, kötü bir gününde ve biraz yorgun gibi sanki" diye dert yaniyor..

Rangick biraz saskin..

Hoffenheim da her futbolcunun yilda bir kez gecmesi gereken testler icin oyuncusunu Heidelberg'e gönderiyor. Tagoe ayrintili bir sekilde burasini anlatiyor. Oturarak ve bisiklet sürerek yüzünde maske ile nefes alip verisinden ölcülen kimi testleri önce maskesiz ve sonrasinda özür dileyerek maskeli bir sekilde yaptiklarini söylüyor. Tüm bunlari gerceklestirdikten sonra doktor sonucu acikliyor..

"Kalbi dogustan hatali, futbol oynayamaz".

Bir anda tüm umutlarin yikildigi zamandir bu Tagoe icin.. Cok degil iki hafta önce sözlesme imzalar iken yeni bir yasamin ilk günü derken o gün yasam her yönüyle karanlik olmus onun icin.. O an bulundugu yerde olmasinin, saginin, solunun ve her seyin nedeni olan futbolu elinden üstelik üc dakika icerisinde alivermisler, yikilmis ve bombos bir sekilde Hoffeheim'a döner.



Sonucu almasindan iki saat sonra almanca ögretmeni Chuks Madukanya ona telefon acar. Ona Hoffenheim doktorunun yanina gelmesini söyler ve orada bekleyen Jan Schindelmeiser da vardir.

Iki saat icerisinde sözlesmesi tek tarafli fesh edilir.

Sadece bir iki saat icerisinde issiz, futbolsuz, klupsuz ortada birakilir.

Ne bir ikinci kontrol, ne bir "Ne oldu ya" durumu, hicbir sey yasanmaz. Hoffenheim sonucta bir projedir ve burada yapilacak yanlis transfer hamlesi bu projenin cökmesi demektir Jan Schindelmeiser icin.. Her yerde söylesiler, kitaplar yazmalar filan hepsi bu biraz da ekonomik basari icin. Öyle ya ikiye aldilar bese cikardilar Eduardo'lari, Ibisevic'leri filan.. Mesele budur, ortadaki mal ve malin degeri olmadigi zaman cok degil iki saat icerisinde düsünülen sözlesmenin feshidir.

Futbolun sirketlesmesinin geldigi nokta budur biraz da.

Sonrasinda gelen elestiriler icin Schindelmeiser cevabi oldukca önemlidir:

"O an sirket icin acil bir karar almam gerekiyordu"

Tagoe, Hoffenheim doktoru Dr. Pieter Beks'e gider ve ondan yardim ister. Henüz bu kötü haberi kimseye söyleyememistir. Caresizlik icerisinde kendi capinda bir seyler yapmaya calisir. Oda arkadasi Vorsah antrenmana giderken ona dahi bu kötü sonucu dillendirememis ve her seferinde antrenmana gitmemek icin bir bahane uydurmak zorunda kalmistir.

Menajerleri Heidelberg'deki kötü sonucu aldiklari doktorlara gitmisler ve fakat bir sey anlamamis anlatilanlardan. Sonunda Gladbach'da farkli bir doktora ikinci testi yaptirmaya karar vermisler zira Hoffenheim tarafi hicbir sekilde sözlesmeyi gecerli saymiyor. Is mahkemeye gidiyor zira Gladbach'daki Dr. Manfred Neuss ufak tefek problemlerin oldugunu ve fakat asla ve asla dogustan gelen bir kalp hatasina rastlamadigini söylüyor.



Hoffenheim puan mücadelesi verip maclari oynar iken Tagoe dört doktor daha gezmek durumunda kaliyor ve hepsinde sonuc ayni: Tagoe'nun dogustan gelen bir kalp hatasi yok ve futbol oynamasinda herhangi bir sakinca yoktur.. Bu ara zamanda kendisine özel hoca tutup fazla da zorlamadan formda kalma cabasi icerisindedir.

Mahkemeyi kazaniyor Tagoe ve sözlesmesi gereken para kendisine Hoffenheim tarafindan ödeniyor. Lakin henüz futbol oynayacak seviyede bir kesinlik kazanmis degil. Sadece sözlesmenin fesihini gerektiren bir durumun olmadigi aciklanmistir. Bundan sonrasi da biraz giciklasma oluyor. Hoffenheim'in önerdikleri doktorlari reddediyor zira güvensizlik bir yana hangi doktor kesin karari verebilir sorusu gündeme geliyor.

Alman Fedarasyon sonunda ise el atiyor. ve onun belirledigi Saarland kligininde Prof. Dr. Michael Böhm tarafindan kontrolden gectikten sonra nihai karari burasi verecektir. Sonuc itibari ile karar aciklaniyor: Tagoe'nun futbol oynamasinda bir sakinca yoktur.. Sadece bunun yazili bir sekilde aciklanmasi dahi iki ay sürüyor ve ligin 20.haftasina ancak yetisebiliyor Prince Tagoe.. Üstelik 31.haftasinda benim Frankfurt'umun erken bir sekilde puan rekoru kirmasini engelliyor attigi iki gol ile..

Ve fakat o günler ? O annesine bile olan durumu aciklayamadan gecirdigi zamanlar ? Bitmis, tükenmis,umutsuz, futbolsuz, klupsuz ve gelecegi olmadan yasanilan o zamanlar ? Tagoe, sezon basindan bu yana forma giyebilmis olsaydi Gana icin Dünya Kupasi dahi biraz baska olmaz miydi ki ?

Bana göre onun kalbi dogustan hatali, buraya uygun degil zira..

kendisine yanlis teshis koyan doktora dahi kizmiyor yine Tagoe.. Her insan hata yapabilir diye gecistiriyor, kalbi dogustan hatali olmasa böyle bir tepki mi gösterir insan ? Toplam sekiz kez kontrolden gecmek zorunda kalmistir hatali bir teshis sonrasi..

Hoffenheim basarisiz bir sezonu geride birakir iken Bayern Münih sampiyon oluyor. Hoffenheim'in tavri bu olur iken bir de Hoeness'in futbolcularina nasil sahip ciktigina bakin.. Sakatlanan oyuncusuna sözlesme önermesinden Deisler icin verilen mücadeleye ve Deisler'i kendi evinde agirlayan Hoeness'in Dieter Hamann'in pesinden hastaneye kosturusunu ve sabaha kadar basinda nasil nöbet bekledigini..

Hak eden hak ettigini aliyor genelde derim ben..

Jong Tae-Se Bochum'da.!



Hepimizin artik yakindan tanidigi Kuzey Kore'nin Wayne Rooney'si bu sene ikinci Bundesligaya düsen Bochum'un yeni transferi. 26 yasindaki oyuncu ile 2012 yilina kadar sürecek bir sözlesme imzalandi.

Korenin oynadigi üc macta da forma giydi ve bana göre basarili bir performans ortaya koydu. Takimin attigi tek golün asistini de yapan Jong Tae-se hepinizin bildigi üzere Kore'nin Wayne Rooney'si olarak aniliyor. Eurosport'da izledigim röportajinda sevimli sevimli konusur iken kendisini Rooney'e benzetenleri anlamadigini ve eger bir benzesme yapilacaksa da bu ismin Drogba olmasi gerektiginin altini ciziyordu..

Keyifli, duygusal ve güzel bir adam. Bizler onu silinmeyecek bir sekilde söyle hafizaya kazidik. Yillar sonra bu Dünya Kupasini anlatir iken onu da ekleyecegiz her seyin disinda..



Özel takibe alirim bu oyuncuyu ve mümkün mertebe seyrederim.. Bochum bir hayran kazanmistir bu hamlesiyle.

Arabalarin Verdigi Mesaj.!



Köln'ün artik eski oyuncusu olan Maniche ve Lamborghinisi.. Yaklasik 620 PS olan bir arabayi sürer iken..



ayni takimin yedek kalecisi Miro Vardevic'in antrenmana gelmek icin kullandigi alet 8 PS. F100 imis modeli. Maksimum hiz 85 ve degeri yaklasik 2290 euro..

Mesaj: Köln'de takim ici dengeler bozuk:)



2008'de Rene Adler'in gezip tozdugu araba bu idi..



2009 baslari.. Adler artik antrenmana Smart ile geliyor. Sonradan görmeme dedikleri sey bu olsa gerek.!

Mesaj: Smart cok kötü bir arabadir.!



Düsen Berlin'den ucuza bir Türk takiminin kapmasini istedigim genc yetenek Patrick Ebert.. Beyaz renk arabalar yüksek PS li oldugu vakit cok güzel, daha da bi ilgi cekiyor lakin böyle starlarin da daha da ilgiyi üzerlerine ceken secimlerini cok hos degil..

Mesaj: Ömrü billah(daimi) genc yetenek olarak kalacaksin Patrick Ebert.!



Baumjohann'un Touareg'i.. Yanlis yere park ettiginden olsa gerek araba cekiliyor.

Mesaj: Baumjohann en az 300 euro bayilacak..



Podolski'nin arabasi Dodge..

Duygusal adamdir Podolski. Cok az insan Bayern'den tüm ingiliz klupleri pesinden kosturur iken cok sevdigi klubune yani Köln'e geri dönüs gerceklestirir. Kafasi esti mi Ballack'a tokadi da atar. Öyle de bir adam ki ailesinin memleketine gol atti mi sevinmez, Almanya marsini Klose'nin aksine söylemez.. Bir de kaptan olmaz ondan, sallamaz kendisinin disinda kalanlarin ne yapip ettigini.. Böyle adamin arabasi da bu olur.!

Mesaj: Poldi kendi halinde bir baska futbolcudur, benzemez kimseye..



St.Pauli'li Max Cruse'un dört tekerliklisi de budur. Antrenmana filan hep bununla gelip gider..

Mesaj: St.Pauli bir baska kluptür, esi benzeri her bakimdan dünyada yoktur.!

8 Temmuz 2010

Lorik Cana Transferi Üzerine.!



1983 Dogumlu bir adam aldi Galatasaray. Lorik Cana.. Tanimayaniniz yoktur ama kisa bir özet gecmekte de fayda vardir.

Kosovada doguyor ama savas nedeniyle ailesiyle beraber dokuz yasinda Isvicre'ye gidiyor. Lozan takiminda top kosturuyor ve yetenegi hemen farkediliyor ve Arsenal almak istiyor 16 yasinda ama vize sorunu nedeniyle transfer yatiyor. 17 yasinda PSG'nin altyapisina transfer oluyor.. 2003 asil cikisi, takima girip 32 mac oynuyor, kaptan oluyor ve fakat ona dair ilginc olan ayrinti sudur ki Baskanla anlasamiyor ve kizip ezeli rekabetin diger tarafina geciyor. Marsilya kapiyor onu.. Isvicre'de yetistikten sonra Arnavut milli takimiyla ilk macini Isvicre'ye karsi oynamasi gibi burada da ilk macinda eski takimi PSG'ye karsi oynayip bir de maci kazandiran golü atiyor..

Gecen sene özellikle Hamburg, arkasindan Bremen bu oyuncuyu almak icin cok fazla caba sarfetti. Dönem itibari ile 12 milyon euro parayi gözden cikarmislardi ki bu bile az yorumlari yapilirdi taraftar forumlarinda..

Yetenegi defansin her yerinde oynayabilir olusu ve oyun görüsünün cok iyi olmasi. Her iki ayagini da kullanabiliyor, sahayi cok iyi görüyor.. Yer yer stoperde de görev alsa da sevdigi mevki defansif orta saha. Oyun bilgisini cok daha iyi konusturuyor, Lider kavrami bile bu adam icin az, takima gelir gelmez Sunderland gibi kaptan yapacaginiz insanlardan..

Neill'den sonra Cana hamlesinin en önemli mesaji Rijkaard'in ögretmen edasiyla takima yetisemedigi ve kendisine saha icerisinde yardimci teknik direktörler aramasidir daha cok.. Yine Cana secimi Türkiye Süper Liginin öne cikan "sert" karakterinin korkuttugu bir teknik adamin belirledigi yeni oyuncu profilinde "sertligin" de önemli bir kriter oldugunu bize göstermesidir. Tecrübe cokca zaman cok önemlidir ve Rijkaard artik TSL tecrübesine az biraz sahiptir.

Lorik Cana gibi bir oyuncunun yetenegi hemen her lig, her klup tarafindan onanmistir kesinlikle ve bu yüzden "iyi bir oyuncu mu acaba" sorusu oldukca anlamsiz ama daha önemli bir konunun üzerinde sizi tutacak kadar da ilginc bir kariyere, klup degistirme nedenlerine sahip..

Galatasaray Cana hamlesi ile transfer konusunda tek baktigi kriter nasil bir top oynuyor degil "nasil bir karaktere de sahip olmasi gerekir" olarak rahatlikla okunabilir. Lincoln,Meira, Jo, Giovanni,Elano gibi karakterler bugün olusmus kadronun icerisinde yeteneginden bagimsiz ezilmeye zorunludur. Neill gibi Cana gibi dis gecirilemeyecek ve hatta digerlerine de oyun bilgisi nedeniyle yardimci olabilecek insanlardir artik aranilan.

Ben artik bir Galatasarayli olarak Lincoln,Meira,Jo,Giovanni,Elano'dan sonra ilk baktigim nokta nasil bir futbolcu oldugu degil nasil bir karaktere sahip oldugudur. Bu iyi, güzel, sevecen hos bir karakterin gerekirliligi degil aksine Ballack gibi, Cana gibi, Neill gibi, Hagi gibi yeri geldiginde ezen, yöneten, lider ruhlu oyuncularin olmasi gerektigidir. Iyi oynayinca taraftari da arkasina alip bizimkilere liderlik etmesi gereken oyuncu profilidir. Yetenekli oyuncu icimizi acitip gidiyor, karakteri saglam lider ruhlu oyuncular bize ancak yardimci olabiliyorlar..

Onun lakabi "Bozguncu" dur. Rakibi bozmasinin disinda sahaya hakimiyet acisindan cok güzel bir orta saha oyuncusu almistir bu takim. Babasi Piristina'nin seksenlerdeki altin döneminin önemli futbolcularindan ve sonrasinda da teknik direktör olan Agim Cana. Bu sanirim Michael-Bob Bradley gibi saha hakimiyeti ve oyun bilgisi bakimindan onu gelistiren etkenlerden biri olsa gerek.. Karakteri nedeniyle ya hemen birinci senesinde Sunderland takiminda oldugu gibi kaptan olacak ya da "fazla" kaptan oldugu icin yönetemeyecegini anlayan teknik adam da onu yine birinci senesinin sonunda gönderecektir. Bize "fazla" gelmeyecek bir "liderlik" ruhu barindiran oyuncuyu dört gözle bekliyoruz..

Keita'nin Satilmasi.!



Gecen sezonun en basarili oyuncusu kimdir diye sorsaniz ben tartismasiz Kader Keita derim. Üstelik, basarili olmasi bir yana oyun tarzi ile benim gibi sokak futbolu asigi pek cok futbolseverin ayri bir keyifle izledigi adamdir. Her türlü önündekini gecen adam cok nadirdir bu futbol piyasasinda.. Bazen sistemi, takimin basarisini, her seyi bir kenara koyabiliyorsunuz bu göz zevki nedeniyle. Keita benim seyir keyfimdi, hicbir seyin olmadigi yerde en azindan onu izleyebilecek olmam nedeniyle dahi Galatasaray maclarini daha heyecanla beklerdim.

Bugün Keita satildi.

Degil Keita, dünyanin en iyi futbolcusu dahi satilabilir bana göre. Senede 30 kusur gol atmis adamin dahi satildigi bir futbol piyasasi zira süreklilik önemlidir. Sistem ya da ekonomik istikrar, farketmez. Bir ihtimal klubün simgesi olmus, aidiyet hissini tavan yaptirmis bayrak adamlar icin baska bakabilirim. Digerleri icin ne kadar basarili olmasi degil kac paraya ne kosullarda satildigi önemlidir. Bu paranin oldugu yerde sisteme uygunlugu, size getirisi ve diger etkenleri de birlestirerek satisin ne kadar anlamli olduguna dair bir sonuc ortaya cikar.

8 milyon kusur euro 29 yasini bitirmis bir Keita icin güzel bir rakamdir her seyden önce. bir yil daha kalsa elinizden cikarmak istediginizde bu parayi bulmaniz cok mümkün degildir ayrintisi önemlidir ve fakat üc yil sizde kaldigi vakit size tek basina otuz-kirk milyon da kazandirabilme ihtimali de yok degildir. Bir Sampiyonlar Ligine giris biletini saglayabilir, Sampiyonlar Liginde üst tura tasiyabilir, geliri cok da az olmayan Türkiye Kupasini aldirtabilir, marka degerinizi yükseltebilir vesaire.. Bu güzel rakama ragmen sisteme uygunlugu ölcüsünde satisinin degerlendirmesi ve satistan kar-zarar acilimi yapilmalidir. zira Meira da görünürde kar yaptirmisti ama zarari minumum on bes milyon eurodur o satisin.

Keita, Rijkaard'in oynatmayaca calisacagi sistemin oyuncusu degildir. Ben onu en güzel baklava 4-4-2 icerisinde güzel bir on numaranin ilerisinde kanat oyuncusu olarak düsünüyorum. 4-3-3 ya da pas üzerinen hakimiyet ve adim atan futbol pek cok bakimdan ona uygun degildir kisisel fikrim. Gole cok yakin bir oyuncu olsa da asla ve asla disforvetimsi bir "golcü" degildir. Onun forvet olarak kullanilmasi da hatadir zira gol vurusu yok denecek kadar azdir, keza kafasi da yoktur vesaire.. Kewell ne kadar uyuyorsa bu güzel sistemin icerisine Keita da o kadar siritiyor aslinda.. Kötü oynamiyordu ama potansiyelinin yarisini sahaya yansitabiliyordu..

Elbette nereye oynayacagini iyi bilen, oraya da oynayabilen, hizi olan, önündekini gecen ve kisa pas ile ilerleme konusunda sorun da yasatmayan ve fakat bireysel yetenegin kullanimi asamasinda oyunu bazen yavaslatan, kenarlardan iceriye degil de daha cok cizgiye kaydiran, tipik 4-4-2 akinlarina benzeten de bir oyun anlayisi vardi. Kanat-Kenar ayrimini ben sistemler üzerinden yaparim. 4-3-3 icin kenar oyuncusu dogru iken 4-4-2 icin kanat tanimi cok daha uygundur. Keita bir kanat oyuncusudur, kenar degil. Genel yapisi itibari ile oynatilmaya calisilan sistem acisindan da sorun cikartiyordu lakin ona göre bir yapilanma olacak kadar da özel futbolcuydu baska acidan.

Ne kadar uyumsuz, uygunsuz ve karakter sorunu olsa da o bireysel yetenegi üst düzeyde olan bir oyuncuydu.

Özellikle sistemsizligin kol gezdigi arenada o bireysel yetenege bagli bir sezon gecirmistir Galatasaray. En cok ondan yararlanmistir. Bugün altinci degil de ücüncü olduysa bunda en büyük pay bu oturmayan sistem icerisinde parlayan Keita'in bireysel performansidir.

Bu sene yine sistem tutmaz, takimin degil birilerinin ayaklarina bakacak sekilde bir sezon gecirirsek bilin ki Keita cok fazla aranacaktir; degeri 20 milyon olacaktir Galatasaraylinin gönlünde.. Ve fakat dogru transferler yapilir, sistem oturur, Rijkaard kafasindaki sahaya koyabilirse Keita'nin gitmesi bir avantaj olarak geri dönecektir ki paranin disinda sistemin oturmasi adina da yoklugu önemli rol oynayabilir.

Mesele bence satilmasindan ziyade madem öyleydi de neden alindi o zaman sorusudur daha cok..

Galatasaray Keita satisi ile basarili bir transfer hamlesi bütüne baktiginizda gerceklestirmemistir. Hemen hemen ayni fiyata bir yil sonra satmak, bir bakima bu oyuncuyu kiralamaktir. Bunun neresi basaridir ? Eger basari olarak kabul ediliyorsa ben size kiralayacaginiz nice uyumsuz oyuncu göstereyim, alip bir yil oynatin ve birakin..

Yanlislarini az bir zararla kapatma eylemidir Kader Keita'nin satilisi ve ben onun futbolunu her seyin disinda cok özleyecegim..

Neden Almanya ?



Neden Almanya'yi tutuyorum ?

Cunku bir yönüyle bugün benim kardeslerim sahada. Eger iki erkek kardesimden birisi futbola sevgisinin üzerine biraz daha yetenek eklese ya da tersi belki bugün kardesim sahada olacakti, olmaz miydi ki ?

Düsünsenize, evimize Sammer geliyor, Löw telefon aciyor, kardesim hakkindaki planlarini anlatiyor, ona söz veriyoruz sonra misal Hami Mandirali U-17 icin bir telefon ettiginde de haliyle hayir diyoruz.. Ya da Fatih Terim geliyor herkesten önce, korkudan direkt her söyledigine evet diyoruz, Löw de aradiginda yok dedirtiyoruz ?

Kardesim Mesut Özil gibi bir yetenege sahip olsaydi Almanya, Serdar Tasci gibi ayagi top yapan bir defans olsaydi Türkiye icin bastirirdim ama sonuc itibari ile o ne derse o olurdu.

Cok mu ucuk bir hayal ? Degil.

Öyle veya böyle kardeslerimin kaderini paylasan Khedira'larin, Özil'lerin, Boateng'lerin Cacau'larin milli takimi yenildi bugün. Ve ben kardeslerimi cok severim, onlarin temsil edildigi takimi da tutarim.

Futboldan az biraz anlarim ben her ne kadar turnuva öncesi Sirbistani grup lideri, Gana'yi grup sonuncusu yapmak gibi muhtesem tahminlerim olsa da.. Bu yeni Almanya icin Ceyrek final basari,Yari final cok zor final imkansiz diye de görüs belirtmisligim vardir. Gana'yi yenemeyip elenseydi de cok sasirmayacaktik bir sekilde.. Futbol acisindan baktigim zaman cok baska seyleri destekliyorsunuz ve taraftarliginiz yalan oluyor cokca..

Ve fakat bugün sahada sizin "gurbetciler" dediginiz insanlarin cocuklari vardi. Bir iki degil.. Mehmet Scholl gibi alman bir anne tarafindan alman ortaminda büyütülenlerden de degil. Onun da isminden dolayi yasadigi zorluklar vardir elbet ama farkli yine de. Onbir tane Almanya adina mücadele eden oyuncunun yarisindan fazlasinin "Alman" olmadigi ve Özil,Khedira, Boateng aileleri gibi her gün siradan fasizmin terbiyesinden gecenlerin yetistirdiklerinin özünü olusturdugu bir takim.. "Pis yabancilarin" cocuklarinin Almanyasi.

Sizin gurbetciler diye adlandirdiginiz benim kisaca ailem oluyor. Ikisi erkek dört kardesim, halalar,teyzeler diye uzayip giden bir liste.

Oturduklari binanin arkasindan yer yer "Scheiss Kanake" diye hakarete ugrayanlarin cocuklarinin "Almanya" oldugu yerde onlari neden yalniz birakayim ki ? En cok da o milliyetci duygulara sahip olanlarin hakaret edip asagiladiklarini hayran hayran bakip her basarida "iyi ki varsiniz" diye gizliden kendilerini inkar etmelerini neden tutmayayim ki ben ? Daha güzel ne var yahu bu hayatta..

Belki daha güzeli herhangi bir cikar olmadan insanin kendisine irkindan bagimsiz insan olmasindan dolayi duyulan saygidir ama oraya da gelecegiz bir gün..

Birakin futbolu gectim, irka dayali birlikteligi dogdugum günden beri yadsidigim ortamda beraber yasayanlarin birlikteligini ben nasil tutmam yahu ?

Alman Politikaci bu milli takim icin ikinci birlesme diye tanimlar iken hayir biz baskayiz mi demeliýim ki ?

Sadece Nazilerin dahi Gana Milli takimini tutup alman olmadiklari icin basarisizligini kendilerine siyasi arguman olarak kullanacaklari bir ortamda biraz daha fazla onlarin basarisi icin heyecan yapmam, olagan degil midir ?

Helal olsun bu cocuklara.. Nazilere, kendi öküzlüklerine ters bir sekilde Almanya karsisinda "siyahileri" desteklemek zorunda birakti ya, yeter benim icin.

Ve tüm bunlarin disinda herkesin almanlastigi bir noktada onlar geleneklerine ters bir sekilde üc tane gencecik ofansif orta saha koyarak futbol oynamaya calistilar ya; tuzu biberiydi..

Cok cok tesekkürler Löw,Özil,Khedira,Boateng,Podolski..




Ortalamanin etkilendigi yerde gerekirse Almanya'nin golüne sevinmeyen, yenilmesini isteyen Nazilerin haber olusu.. Özil'in golüne sevindim diyemedi NPD basin sözcüsü. Konusma özgürlügü yok diyerek de sorulara cevap vermekten kacindi, Özil'in golü attigi yerde sessizlik hakimdi, diger tarafin aksine..

Sara #2



Baska seylere, diger güzelliklere odaklanmak gerek bu aci günde. Sara.. Sana güzel degil diyengiller icin gelsin. Xavi-Iniesta'yi belki arasini acarak aslinda.. Sara gözler, Casillas'in kaleciliginden bile.. Önde bassalar belki baska olur muydu ki ? Tevez bile senin zittin olamayacak kadar. Iceri deli driplingler yapacak Marin baska yapar miydi.. Sonuna H de gelse sen de bir baska..

Hayat cok Khedira bugün Özil gibi gurbetci cocuklarina ve Sara.. Sen her seyin disinda bir baska..

7 Temmuz 2010

Ikinci Finalist: Ispanya.!



Bu konumda on mac daha yapsalar sanirim degisen bir sey olmayacakti. Bu mac özelinden konusursak hak eden finale yükseldi. Turnuva performansi acisindan Almanya finali hak eder iken son iki yila vurdugunuzda bu Ispanya takimi her acidan bir Dünya Kupasi finalini ve hatta o kupayi hak eden takimdir diyebiliriz..

Macin genis analizini yapacak degilim ve lütfen mac öncesi yazilanlara bakin. Del Bosque, akilli davrandi, Torres'i klubeye cekip Villa'yi merkez forvet oynatti. Bir kisi, sadece bir kisinin orta sahada adam fazlaligina kavusturmasi makina düzeninde yillar yili oynayan bu takimin eski formuna gelmesine yetti ki beklenilen de buydu tarafimdan. Almanya'nin tek kozunun iki forvetli -merkez, dis- Ispanya olmasi karsisinda saglam savunma ile Xavi-Iniesta arasini acip oyun hakimiyetini ele gecirmek idi. Pedro-Iniesta-Xavi-Alonso-Busquets'li besliye Alman orta sahasi karsilik veremez ve öndeki Alman üclü hucum gücünün de her birine bir adam seklinde rahatlikla savunma icerisinde karsilik verebilir..

Hem hucum hem de savunma anlaminda Villa'nin merkezde olup Torres'den yoksun olmasi inanilmaz bir avantajdi. Maceraya kacmadan her zaman oynadiklarini oynayip bir sekilde gole ulasip finale tarihlerinde ilk defa olmak üzere geldiler.. Almanya'nin su konumda yapabilecegi cok bir sey yoktu.

Mini Barca Ispanya karsisinda galip gelen dahi onlara topu kendi istegiyle verip ona göre konum alir iken neden Almanya topa sahip olmadi sorusu oldukca anlamsiz, burada sorgulanacak olan akini bir sekilde kestiginiz anda gerceklestireceginiz hucumun yetersiz kalisidir. Cok begendigim Kroos degil de Marin'in oyuna girmesi bu anlamda önemliydi. Kombinasyon olmuyorsa bireysel maradona gücü devreye girmeliydi ama mac sonrasi konusmak her daim kolaydir her zaman..

Van Gaal nasil Bayern ile Sampiyonlar Ligini alsak dahi Avrupanin en iyi ikinci takimi olacagiz cünkü Barcelona su an icin en iyisi diyorsa; Ispanya da bu konumdadir. Henüz bu pas trafigini cözebilecek bir takim yaratilmadi.

Bir ihtimal Hollanda'nin tuhaf golleri ? Finali bekliyoruz.!

Hak eden finale kalmistir, Tebrikler Ispanya..

1966: Lothar Emmerich Golü.!



Ispanya belki Almanya karsisinda turnuvalarda daha az galip gelmistir ama o takimin galibiyetleri belirleyici olmustur her zaman. Agir yenilgiler tattirmistir bir bakima.. 1984'de son saniyede gelen Maceda golü Derwall'in isine son verilmesi anlamina gelir iken 2008 finalindeki galibiyet de Almanlari kupadan etmistir gibi..

1966 ise ilk Dünya Kupasi karsilasmasidir iki ülkenin. Grup maclarinin sonuncusunda turnuvanin gizli favorisi karsisinda Almanya, Ispanya'yi 2-1 yenerek grup lideri olur iken Ispanya, Arjantin'in arkasindan ücüncü olup Dünya Kupasina veda ediyordu. Buradaki Almanlarin attigi ilk gol, unutulmazdir.

Golü atan Emmerich aslinda kadroya son anda Dortmund ile muhtesem bir sezon gecirdikten sonra girmistir. Kupa Galipleri Kupasini Dortmund alir iken Emmerich 14 gol atiyordu. Bundesliga sezonunun icerisinde otuzun üzerinde gol atan nadir futbolculardan olur iken oynadigi 183 Bundesliga macinda 115 gol gibi inanilmaz bir oran yakalamayi da basarmistir. Kadroya son anda girse de ilk iki grup macinda Helmut Schön onu klubede oturttu. Albert Brülls'ün sakatligi nedeniyle Ispanya ile oynanilacak olan ölüm-kalim macina ilkonbir cikti ve bes kez giydigi milli formayla kendisini ölümsüzlesiren o golü atip Almanya'yi finale tasiyan isimlerden olmustur..


Almanya - Ispanya Maci Öncesi.!



Almanya, Ispanya karsisinda Euro 2008 finaline nazaran daha fazla sansi olsa da bu macin favorisi degil.

Ispanya, kalabalik orta sahasi nedeniyle Almanya'nin üc ve bazen dörtlenebilen ofansif orta saha gücüne karsilik verebilecek turnuvadaki iki takimdan birisidir. Turnuvanin basindan bu yana sadece Ispanya ile Brezilya'nin Almanya'yi yenebilecegini düsünmüsümümdür. Daha dogru bir ifade ile herkesin herkesi yenebilecegi bu futbol dünyasinda futbol acisindan üstünlük kurabilecek nadir takimlarin basinda geliyor. Diger bütün ülkeler eski alman mentalitesinden bir parca da olsa tasima gayreti icerisinde güzel futbollarindan vazgecer iken Löw'ün kombinasyon futbolu adi altinda oynatmaya calistigi futbol felsefesi biraz da Barca-Ispanya'dan alinmadir. Bu acidan Ispanya, Almanya'nin bir boy büyügüdür.

Her iki takim da aslinda kabaca 4-5-1 diziliminde sahaya cikacaklar. Ispanya'nin sol kenarina Villa'yi yerlestirme ihtimali kendi adima Almanya'nin en büyük kozudur. Villa, kenarda disforvetlige soyundugu ölcüde bireysel performans olarak basarili dahi olsa hem Almanya'nin Müller olmasa dahi güclü olan kanadini daha güclü yapacak ve ayni zamanda bir orta saha elemanindan yoksun bir sekilde turnuva boyunca gösterdigi gibi daha az kombinasyon futbolunu oynayacagi ortam dogacaktir. 2008 Senna performansinin olmadigi yerde bir eksik orta saha, gereginden fazla geriye kosmak zorunda olan Xavi ile ileri ucun arasini actigi ölcüde Ispanya oyun acisindan sorunlu bir orta sahaya sahip oluyor.Villa, kenarda oyuna bütünlük katamiyor; ancak ve ancak kenardan etkili olup gol atip ya da attirdigi vakit isine yariyor ama genel ispanya performansini baltalayan önemli faktörlerden birisi konumununda olacaktir.

Olur da Del Bosque, yakaladigi dogrudan vazgecmez, Villa'yi merkez forvet ve kenara Iniesta'yi yerlestirip Xavi'nin yanina da Fabreagas'i koyarsa Almanya'nin oyuna eskisi gibi hakim olma konusunda isi oldukca zorlasacaktir.



Almanya, turnuva icerisinde sol kenarindan 29 gollük pozisyon yer iken sag kenarinda(Lahm) bu sayi sadece 10'dur. Dolayisla Ramos tehtiti bu macta önlem almasi gereken durumlardan sadece bir tanesidir. Schweinsteiger'in geride yardima gelip Isvicre gibi Ramos'u iceriksiz ortalara dogru yönlendirmezse sonu Almanya adina kötü bitecektir hikayenin.. Keza Almanya'nin da güclü oldugu sag kenarin hucumunda Villa, gerisinde de Capdevila olursa ibre bu sefer Almanya'dan yana olacaktir.. Her iki takimin da güclü oldugu kanadini zayif bekleri koruyacaktir. Gollü bir macin habercisi olabilir bu..

Ispanya'nin orta saha kalabaligi icerisinde Mesut Özil'in oyun kuracak genis alan bulmasi imkansiza yakin iken Trochowski'nin oynamasi durumunda Podolski'nin dahi geriye yardim ettigi bir ortamda Ispanya'nin kolay bir sekilde hakimiyet kurmasi da o kadar kolay olmayacaktir.

Almanya ise bir sekilde Ispanya'dan bu turnuvada daha formda bir ekiptir. Ispanya, her on bes atagindan sadece birisini gol yapabilir iken bu rakam Almanyada altidir. Dolayisla efektif olma, form durumu ve motivasyon acisindan rakibinden Almanya bir adim öndedir.

Garip istatistikler de mevcut.

Ömrü hayatinda ilk defa Ispanya'nin dünya kupasinda yari finale kaldigi ortamda Almanya 12. kez yari final oynayarak bu alanda rekorun da sahibidir. Penaltilar konusunda ise yine Almanya dört kez sonucuna tur bagladigi ortamda hepsini kazanir iken Ispanya'nin üc penalti eslesmesinde sadece bir kere mutlu sona ulasmistir. Dünya Kupasi tarihinde üc kez karsilasirlar iken Almanya iki galibiyet ve bir beraberlik ile istatistiksel üstünlügünü burada da korumayi basarmistir.

Bana göre bu turnuvanin final macidir. Her iki takim da oynadiklari oyun neticesinde güzel bir yari final karsilasmasini bize vaad ediyorlar. Umalim ki hak edenin, oynayanin kazandigi bir mac olsun.

6 Temmuz 2010

Ballack Tarzi Kaptanlik Üzerine.!



Son günlerin ve aslinda bakarsaniz son yillarin bir tartismasidir Ballack tarzi kaptanlik. Lakin bu cok da dogru bir sekilde ortaya konmuyor. Herkes kendi bakis acisina göre icerisinden bir detayi cekip onun üzerinden Ballack tarzi kaptanligi elestiriyor. Oysa tarihe baktiginizda isler pek öyle degil.. Her seyden önce Ballack, Effenberg'in kötü bir kopyasidir. Bu tarz kaptanlik yapan oyuncu bir kez olsun kendi oyuncusundan saha icerisinde tokat yiyorsa, bir basarisizlik söz konusudur.

Ve bir örnek vereyim: Ballack tarzi kaptanligin ülkemizdeki en iyi karsiligi Hagi'nin Galatasarayda yaptigidir.

Oyunculara saha icerisinde üstelik Ballack'tan cok daha agir bir sekilde bagirir,cagirirdi Hagi. Yeri gelir teknik direktörün hangi oyuncuyu sahaya sürmesi ya da sürmemesi konusunda fikrini ortaya koyar, uygulatirdi. Real Madrid macinda Lucescu'nin Jardel'i oyundan almasini engellemistir. Ümit'in bir anda saha icerisinde yanlis yapmasi sonucu topa taca atip oyuncuya girismistir. ve fakat o maclari Galatasaray kadrosunun tamami kaldiramaz iken Hagi mental olarak hepsini ayakta tutacak sekilde ayakta kalan bir adamdi. Liderlik acisindan yaptigi kupayi getirmistir Türkiye'ye.. Cok az insan onun attigi gollerden ziyade liderligi nedeniyle ülkeye bir kupa ve kazanma kültürünü asiladiginin farkindadir..

Effenberg,Ballack,Cantona, Hagi ve daha sayamayacaginiz cokca ünlü futbolcunun özellikle gecmiste yaptigi kaptanlik yari teknik direktörlüktür aslinda. Guardiola da bunlardan birisidir.. Onun taktik konusunda uzun uzun itiraz ettigini biliyoruz biz..

Sorumluluk aliyorsunuz. Eskiden bir teknik adamin üc tane yardimcisi var iken her seye kosmasi gereken, bugün Löw'ün 27 tane farkli konulari isleyecek asistani mevcut. Bu tarz liderligin biraz da tarih olmasinin nedeni artik en kucuk detay icin dahi sorumlu birisinin atanmasi söz konusu. Kim nerden gelirse gelsin hala futbolu oynayan, takimin icerisinde nefes alan futbolcunun teknik adamdan dahi daha iyi görebildigi durumlarin mevcut oldugunu savunanlar da vardir. Ben size tarihten bir iki örnek vereyim..


*Walter-Rahn, otel odasinda.

1954 Dünya Kupasi finalinde Almanlarin karsisinda kupanin tartisilmaz favorisi güclü Macarlar vardir.

Almanya milli takimin kaptani Fritz Walter, Thuner gölü kenarinda teknik adam Herberger ile uzun uzun oda arkadasi Helmut Rahn'in ilkonbir baslamasi icin konusma yapar. Takim kaptaninin israri üzerine Herberger Rahn'i final kadrosunun ilkonbirine yerlestirir.. Almanlar, mucize diye adlandirdiklari ve henüz tarihte tek olan final macinda 2-0 geriden gelip maci galibiyetle bitirmelerini borclu oldugu isim galibiyet golünü de icinde barindiran iki golü atan Fritz'in kadroya soktugu Helmut Rahn'dir.. Alman futbol tarihinin belki de en unutulmayacak gollerini altinda Nisan ayinda coktan planlanmis olan Herberger'in müthis taktiginin yani sira( bunu bir gün uzun uzun yazacagim) kaptanlarinin yardimi da tartismasiz oldukca önemli olmustur bu insanlarin bugün bile inanmakta zorluk cektigi mucizenin gerceklesmesinde..



Beckenbauer'in liderligi almanlar tarafindan cok iyi bilinir. Burada Beckenbauer, 66 Ispanya maci öncesi Helmut Schön ile dostlugunu yeni yeni ilerletiyor. Ileride misal kadroda Bundesligada en cok forma giymis adam olan Karl Heinz Körbel degil de Bayernli Georg Schwarzenbeck'in olmasi tamamen Beckenbauer'in istegi ile gerceklesmistir. Cunku o sadece kaptan degil yari teknik direktördür. Defansin sefi Körbel yerine adam markaji artisi nedeniyle Schwarzenbeck'i kadroya aldirtir. Bunun gibi mevzubahis konu Bayern kaptanlari oldugu vakit tonla örnek vardir. Breitner, Bayern darbesini gerceklestirdikten sonra Bayern efsanesinin ikinci bölümünü baslatir iken kimin oynamasi gerektigini teknik direktörden dahi daha cok belirleyen futbolcu olmustur.

Kötü veya iyi sonuclari mutlaka ki vardir lakin toptan bir reddetme söz konusu olamaz. Giovanni Elber gibi bir adam dahi saha icerisinde ne yapacagini bilemez hale geliyor ve ona gücü veren sahadaki Lider ruhlu Effenberg oluyor. Siklikla bunu röportajlarinda dile getirirdi..

"Yeri gelir ellerimiz, ayaklarimiz titrerdi Madrid,Man U gibi maclarin icerisinde ve tam o anda hepimiz Effenberg'e bakip kazanacagimiza inanirdik.."

Gana macinda Almanya titredi, kimse oynayamadi. Gana'nin oynatmamasi da söz konusu iken asil sorun tek macin büyük bir rezalete sebebiyet verecegi noktada hicbir futbolcunun mental olarak bunu kaldiramamis olmasidir. Eger o Mesut Özil golü olmasaydi bugün herkesin dilinde Ballack'in futbolculugu degil lider olmasi acisindan eksikligi dile getiriliyor olacakti..

Top bu.. Iceriden gecti mi 2+2 bile dört degildir artik.. Iceri geciren, kurallari bastan asagi yeniden yazar ve simdi devir Lahm devridir.

Ilk Finalist: Hollanda.!



Hollanda 2010 Dünya Kupasinin ilk finalisti.!

Bugün Uruguay'dan daha iyiydi sahada. Forlan'in golüne kadar sahanin hakimi olan turuncular beraberlik golünden sonra uzun süre bocaladilar. Uruguay kendisini o kadar cok defansif acidan yerlesime ve kontraya hazirlamis ki eksikliklerin de getirisiyle olsa gerek bir sekilde geriye cekilen Hollanda karsisinda ne yapacagini bilemedi.. Muhtemelen onlar saldirsin, biz kontra yapalim düsüncesi icerisinde oldular ki Hollanda diger kaleye yüklenmeye basladi. Hollanda ise garip gollerine bir yenisini daha ekleyip skor avantajini elde ettikten sonra dagilmisliktan bir gol daha cikarip finale adini yazdirdilar. Son saniyelerde fark inse de biraz heyecan yapmanin disinda bir sorun yasamadilar.

Finale kadar olan sürecte Ispanya ve Almanya'nin aksine hic yenilmediler. Sürekli galip gelerek gecmisinden bagimsiz bir sekilde kontrollü ve disiplinli oyun anlayisla finale kadar yürüdüler. Az önce Hocasinin röportajini dinledim ve Dortmund'da yasadigi süre boyunca Alman futbolundan etkilendigini ve birazda degisimin burada yattigindan bahsediyordu.

Keza Dunga da Stuttgart zamaninda alman felsefesinden etkilendigini dile getiriyordu.

Almanya güzel futbola dogru kosar iken rakiplerinin almanlasmasi oldukca tuhaf aslinda.

Almanyanin Ispanya karsisinda 2008'den daha fazla sansi olsa da favori degil. Olur da Ispanya'yi da gecip Hollandanin karsisinda cikarsa rollerini degistirmis iki ülkenin keyifli rövansina sahne olacaktir. Simdiden sabirsizlaniyoruz ve elbette son olarak..



ustaya selami cakalim. Yine takimi oyunda yok iken yoktan yarattigin bir gol ile final umudunu ülkene yasattin, görevini de yaptin. Herkesten önce yorulman, herkesin 120 dk icerisinde yoruldugu bir vakit ayakta kalmandandir.. Bir gün Bundesliga olur,Galatasaray olur farketmez bir yerde tekrardan karsilasmak dilegiyle sevgili Forlan..

Ugurlar ola..

Sarah vs Sara.!



Ispanya-Almanya burada da cekisiyor.

Ben birisine "daha az " güzelsin diyemem sanirim.

Yine de bir cevap gelecekse;

Sarah Brandner derim..




Kaptanlik Krizi.!



Dün ögle saatlerinde Löw-Schweinsteiger-Neuer'den olusan grubun basin toplantisini izledim. Schweinsteiger, Ballack'in kampta bulunmasi hakkinda ne düsünüyorsunuz sorusuna cevap verirken o duyguyu hissettim ve hatta buraya da yazacaktim. Orada özellikle sunun üzerinde duruyordu ama tam olarak ifade edemediginden dolayi uzun süre kelimeleri ezdi durdu..

"Ballack kampta destek oluyor, cok güzel bir davranis ama eskisi gibi takimin icerisinde degil, takima uzak"

Sonuna bir "sükür ki böyle" diye eklemedi ama her halinden bu uzakligin dogurdugu memnuniyet anlasiliyordu.

Belki saha icerisinde Podolski Ballack'a tokat atmistir ama aslinda tartisma cok önceleri Lahm üzerinden yürüyordu. Ballack azarlamalarini kaldiramiyordu ve bunu Bierhoff ile paylasmisti. Genel kani söyleydi:

"Burada abiturunu yapmis(egitimi,bilgisi olan anlaminda), futbolunu oynayan, zekasi kit olmayan bireylere sen cocuk gibi azarlayip bagirip cagiramazsin. Bu sekilde liderlik tarzi artik olmamasi gerekir. Sahada bulunan oyuncular belirli bir saygiyi hakediyor artik.."

Gerek Schweinsteiger'in merkezdeki Ballacksiz özgürlügü, liderligi gerekse de Lahm'in kaptanlik isinden keyif almasi, eski günlere dönüs olmamasi sonucu gerekli aciklama geldi. Zamaninda "Ballack dönesiye kadar kaptan benim" diyen adam dün söyle dedi:

"Kendi özgür irademle kaptanligi kimseye vermem."

Yani demesi odur ki birisi ondan kaptanligi almadigi sürece Ballack gelse de kaptanligi ona geri vermem..

Dogru-yanlis baska da tam bu zamanda aciklanmasi mi gerekiyor bunlarin ? Mesut'undan Schweinsteiger'e kadar hepsi röportaj veriyor. Hollanda milli takimi tweeter'i bile yasaklar iken bence dogru degil bu kadar disarisi ile hasir nesir olmak.. Dünya Kupasi biter sonrasi uzun uzun bütün her sey aciklanir..

Lahm'in kaptanlik konusundaki israrini anlar, vermemesi gerektigini düsünsem de bu zamanda bu cikisini yadirgadim. Ballack da sanirim olanlar üzerine kampi terketmis..

E hadi hayirlisi diyelim.

5 Temmuz 2010

Diego Forlan Yildizsizligi.!



Bunu anlatmak bazen cok zor. En son bu yakinligi ve arkasindan gelen aci detayi Lucas Barrios'ta görmüstüm. Saha icerisinde öyle bir tavirlari var ki hemen görüyorsunuz o simariksizligi, sorumluluk bilincini ve biraz da "bizden" olan tarafini. Iyi-kötü karsitliginda dile getirmiyorum kesinlikle ama yetenegini asla ve asla tartismadigim büyük futbolcu olan Christiano Ronaldo misal benden uzakta baska bir dünyanin insani.. Ne acisi tanidik ne de kendisini tüm dünyada konusturacak eylemleri algimiza hitap ediyor.. Elestirmiyorum ama uzakligini da Forlan özelinde belirtmek isterim.. Kardesimin sevdigi bir oyuncu ve en az kardesim ve benim hayatimin birbirlerinden farki kadar uzagiz birbirimize...

Lucas Barrios'un üc kizkardesinden birisinde Down sendromu oldugunu ögrendigimde anladim aslinda.. Saha icerisinde baska bir adam ve her halinden görüyorsunuz ama bir sekilde cekilen aciyi ya da üstlenilen sorumlulugun verdigi hirsi.. Benim kötü oynamak gibi bir kaderim olabilir ama mücadele etmemek gibi bir secenegim yoktur cunku kardesimden sorumluyum diyordu röportajinin birisinde..

Diego Forlan..

Sene 1989 yani 10 yasinda iken ablasi bir araba kazasi geciriyor. Talihsiz insanin erkek arkadasi hayata veda eder iken, Alejandra Forlan alti ay hastanede yasam mücadelesi veriyor ve sonunda yasamda kalsa da bir daha asla yürümeyecegini ögreniyor.. Forlan, star olup para kazanma yeminini o hastanenin icerisinde ablasinin yatagi üzerinde ediyor. Ablasinin isminin üzerinden vakif aciyor ve kazandiginin bir kismini da yardima harciyor..



Forlan'in araba markasi: Peugeot 205. Kendi paramla aldigim ilk araba oldugu icin hala onu sürmeye gayret ediyorum diyor. 4 dil biliyor ve ekonomi üzerine egitimi tamamlamis. Babasi Uruguay'in Dünya Kupasinda da oynamis milli stoperi Pablo Forlan..

Onun icin futbol yeri ve zamani geldiginde ablasinin talihsiz olay sonrasi daha iyi kosullarda tedavi edilmesi ve daha iyi bir yasam sürmesi demek olmustur. Cok kucuk yasta sorumluluk almak durumunda kalmistir Paraguay'li Lucas Barrios gibi.

Her ikisi de ablasina bakip yasamda cok daha zor kosullarda yasayan insanlarin oldugunun bilincinde en gergin zamanlarda dahi sorumluluk almaktan kacinmiyorlar. Kosullar, pek cok insani titretirken onlar topa dogru hamle yapip "yildiz" performansi göstermeye devam ediyorlar.. Forlan her yerdeki sorumlulugu en zor zamanlarda alabilir cunku burada olup biten her ne olursa olsun yasamin daha karanlik, cok daha kötü yönünü cok erken yasta tanimis bir insanogludur..

Sahada Forlan'in yildizsiz,kaprissiz ve caliskan bir oyuncu oldugunu yeteneginden bagimsiz olarak iscilik yaptigini görebiliyorsunuz ve bu olgunlugun temelinde pek coklarinda oldugu gibi Forlan'da da maalasef "aci" yatar ve

..acinin büyüttügü evlatlari en cok da biz anlariz..

Sarah-Mania.!



Biraz daha yakindan bakalim..



Hayat cok Sarah/Afrika filan..

Bundesliga Rakamlari ve Altyapi.!



Gecen sezon Bundesliga maclarini yakasik 13 milyon insan(12 990 967) stadyumlarda canli canli izlemistir. Ortalamasi Avrupa liglerinin en iyisidir. 42 554.

Mac basina gol ortalamasi 2,83. Bu rakam ingilterede 2,77 iken Ispanyada 2,71'dir.

Final macini yaklasik 197 ülke canli yayinlamistir ve bu rekordur.

Dünya Kupasina futbolcu gönderme acisindan Premiere Ligin (14,1) arkasindan ikincidir.(10,6)

En önemlisi ve asil konu ise her sene gecen seneden biraz daha fazla olmak kaydiyla son on yilda altyapiya harcadigi rakam 550 milyon eurodur. Gecen sezon 83 milyon euro yatirim yapilmis ve belki bu yüzden kadrosunda bulunan 23 oyuncudan 19'u milliyetinden bagimsiz buralardan cikmadir. Kadronun tamami Bundesliga oyuncusu olmasindan dolayi basari biraz da Bundesliganin yaratimidir.

Sürekli dillere pelesenk olmus bir altyapi geyigi vardir. Bu rakamlari biraz da bunun icin buraya tasidim. Almanya-Ingiltere gibi altyapi calismasini misal ülkemin ayni sekilde karsilik vermesi imkansiza yakindir. Neden derseniz tek bir cevap veririm: Cunku senin o kadar paran yok.. Bu sekilde yarisirsaniz kaybetmeye mahkum olursunuz.

Almanya gibi oyuncu yetistirme sansi ekonomik acidan Almanya kadar güclü olmayan ülkelerin maalasef yoktur. Benim ailemin oturdugu ve zamaninda takiminda oynadigim bes bin kisilik yüzlercesinden herhangi bir köyünün üstelik yillar önce kendisine 12 milyon mark harcayip tesis yapma sansi Türkiye ve benzeri ülkelerde mümkün degildir. Bunun bilincli yatirimdan ziyade ekonomik güctür acilimi..

Türkiye'nin kiyasi aslinda Almanya,Ingiltere ya da Fransa gibi ülkelerle olmamalidir. Bu sekilde altyapi calismasi para demektir aslinda. Ve fakat..



kendi ülkemde alti yasinda girdigim yurtlarin ve mahallerin icerisinde oynadigim top sonrasi 12 milyon marklik tesislerin icerisinde yetisen oyuncularin hepsinden daha iyiydim ben. En azindan 15 yasina kadar olan durum buydu.

Mesut Özil'in Türklügü sokak futbolunu doguran kültüründen ileri gelir.. Abisinin takimlarinda oynadigi maclarda kendisine yemek ismarlatma geyiginin icerigidir. Onu sokaklara iten mentalitedir biraz da fark. Yetenek dahi sahip oldugunuz kosullar ile sekillenir biraz..

Bu kadar gelismis ortam icerisinde yetisen Almanlardan neden bir Özil,Marin,Khedira,Trochowski,Cacau cikmadi ?

Bugün basin toplantisinda Müller'i anlatmakta zorluk cekti Löw. Onun en büyük yetenegi icgüdüsüdür diye kisaca özetledi. Bu ve pek cok sey altyapi ile ögretilemez, futbol sevgisi ile kazandirilir..

Altyapi calismasi süphesiz ki sürekli gündemde tutulmasi ve kluplerin icerisinde mutlaka dikkat edilmesi gerekir eger ki sorun 15 yasindan sonrasi ise.. Ve fakat diger bir sorun da 15 yasina kadar olan sürectir. O yüzden..

Birakin cocuklariniz mahallerinde top kostursun,caminizi kirsin, eve gec gelsin.. Belirli bir düzen icerisinde degil de futbol sevgisinin bicimlendirdigi sekilde yetissin.. 15 yas sonrasina "bilinc" koyabilirseniz, öncesi 12 milyon marki yener. Ve aslinda bu acidan baktiginizda sizin avantajiniz budur. Ülkemde oynadigim sinif takiminin dahi en iyisi degil iken Almanyada koca bir köyün yildizi olabilmis kendimden bunu cok iyi biliyorum ben..

Trochowski , Kroos ya da Cacau ?



Turnuvanin bence tartismasiz en iyi cikis yapan oyuncusu genc yetenek Thomas Müller, Ispanya karsisinda cezali. Simdi sorun, onun yerine Löw'ün kimi oynatacagidir ?

Trochowski,Kroos ya da Cacau ?

Cacau'nun sakatligini henüz atlatamamis olmasi bir yana Podolski-Cacau gibi iki forveti kenarlara koyacak kadar Löw'ün cesur olacagini en azindan Ispanya karsisinda ben düsünmüyorum. Yüksek ihtimal Ispanya'nin pas trafigini bozmak adina daha fazla hareketlilik saglayacak Trochowski sahada olacaktir ya da bir diger güclü aday Toni Kroos.. Bu iki secimin aslinda bir baska ifadesi daha var.

Trochowski, hizli, cok iyi sutlari olan, teknigi ortalamanin üzerinde bir oyuncu olmasinin yaninda turnuva öncesi Müller yerine ortanin saginda oynamasi beklenilen oyuncuydu. Hazirlik karsilasmalarinda sergiledigi kötü performans ve Müller'in müthis cikisi onu klubeye civiledi. Öyle ki Müller oynamayacak olsa dahi hemen akla gelen secenek olmasi yerine Kroos ile arasinda müthis bir rekabet yasanacaktir.

Trochoski'nin genel performansi bir yana üzerinde durulmasi gereken nokta Klose-Özil-Lahm üclüsüyle ne sekilde anlastigi, birbirlerini ne kadar tamamladigi konusudur. Özellikle bu bek-ic-forvet kombinasyonunda sorun yasadi. Kroos bu bölgede denenmedi hic lakin Trochowski tam bu anlamda soru isareti zira uyum bir sekilde gerceklesmemisti. Lakin..

..rakibin Ispanya olmasi nedeniyle defansif acidan daha cok kosan, pas trafigini kilitlenmesine daha fazla yardimci olacagi düsünülen oyuncu olarak öne cikiyor lakin hucum acisindan Kroos'un gerisinde kaliyor. Cok iyi bir sutör olmasi ve fakat rakibi Kroos'un Bundesliga sezonu icerisinde uzaktan attigi müthis jenerik goller de ona bu konuda avantaj saglayamiyor. Keza diger ofansif özellikleri acisindan Kroos daha iyi bir secenek gibi duruyor.

Trochowski'nin Kroos'a göre önemli avantaji daha cok kontra futboluna cok daha yatkin olan hizidir. Ispanya'nin eskisine göre cok da iyi olmayan hakimiyetini kabul edip oyunu geride karsilamayi düsünürse Löw, Trochowski secimi oldukca anlamli olacaktir bu acidan. Ve fakat Ispanya ile basa bas bir mücadele edecegim dediginiz vakit Kroos kendisini bir adim daha öne cikariyor her acidan..

Her ne kadar Bayern-Leverkusen-Milli takim gecmisinde hic sag kenarda oynamamis olasa da benim gönlüm Kroos'dan yana.. Ilk Bundesliga macini canli canli izlemis bir insan olarak futboluna ve ilk macinda insiyatif alisina olan hayranligim nedeniyle Kroos'un bu isi kotarabilecegini dusunuyorum ve fakat geriden hizli cikis ve daha fazla defansif anlayis acisindan Trochowski'nin bir adim daha önde oldugunu da kabul etmek gerekir..

Cacau ise Podolski'nin gecen maclardaki üst düzey savunma gayreti nedeniyle kadraja giriyor. Dahasi Özil ile aslinda herkesten daha iyi anlasabilir, dörtlü saha ici degisimine cesitlilik katabilir. Üstelik her ikisinden de bitirici vurusu daha iyidir. Bu acidan Müller'e en yakin aday aslinda Cacau'dur da diyebiliriz. Ve fakat rakip Ispanya oldugundan daha baska kriterler de giriyor. Böyle bir rakibe karsi, rakipten bagimsiz kendi oyununuzu oynamak istemeniz teoride kahramanca lakin pratikte rezil bir sonucu olabilir..

4 Temmuz 2010

Dunga Paradoksu.!



" Bizim her zaman galip gelmemiz gerekir. Bunu yapsak dahi yine de insanlar tatmin olmaz zira ayni zamanda Spektakular bir oyun ortaya koymamiz gerekir.. Ve fakat bunu da basarsaniz insanlari yine memnun edemezsiniz zira yenerken ve spektakular bir oyun ortaya koyarken 7-8 gol atmamiz gerekir. Tüm bunlari yaptiginiz vakit aldiginiz tepki ise sudur..

rakip cok zayifti.."

Hunt & Semra.!











Hunt'un 2007 sakatligi sonrasi sürekli fitness calismasi esnasinda böyle bir güzellige denk gelmis. Sevgili Semra'nin da sagliksal nedenlerden dolayi orada bulunmasi haliyle bir aska neden olmus.

Hunt bizim Mesut'un da en yakin arkadaslarindan.. Cok yetenekli ve fakat tam da Roque Santa Cruz Disko hastaligindan muzdarip bir sekilde sürekli sakatlaniyordu. Bu sene formuna gelmesinde düzenli yasamin ve Semra'nin payi oldukca fazla..

Hanim kizimiz 13 yasindan beri calisiyor, Sosyal Pedagoji üzerine egitim almis ve daha da ötesi kadin futbol takiminda oynamis. Beraber mac seyrediyorlarmis.. Lan lan lan dedim icimden, hayat bazen birilerine cok fazla gülüyor be abi..

Saka saka.. Basimiza is acmayalim simdi.

Velhasil yeni güzelligimiz.. Sarah'in rakipleri cogalmistir bu acidan..

Basin Öne Egilmesin Usta..




"...fifa seni 20. yüzyılın en iyi futbolcusu seçmek zorunda kaldı - ayaklarını süre süre, çünkü futbolun efendileri seni hiçbir zaman sevmedi Diego. Bizim içinse çok daha fazlasıydın. Seni uyuşturucu cehennemine düştüğün için acile kaldırmak zorunda kalmalarını asla unutmayacağım. Endişeli bir kalabalık hastanenin çevresindeki trafiği çökertmişti. Birisi elinde "Tanrı beklemek zorunda" yazan bir döviz taşıyordu.

Piyasa senin futbol dehası olmanı kabullenebilir, ama askeri diktatörlüklerin hayallerini çaldığı bir toplumun tazminatına dönüşmeni asla. FIFA, senin "futbol işçisi" adını verdiğin oyuncuların sendikalaşması için mücadele vermeni asla affetmeyecek. Bir okul yaptırdığında ya da yoksul felçli çocuklar için bağış yapmaya çağırdığında, bu dünyanın hiçbir gazetesine manşet olmaz. Affedilmez olan, senin egemenlerin insanlardan çaldığının küçük bir bölümünü geri verdiğini ısrarla söylemen.



Chavez'i ziyaretlerini affetmeyecekler, kolundaki Che dövmesini de. ya da mar del plata'daki devlet başkanları zirvesi'nde insanları Bush'un ziyaretine karşı sokağa çıkmaya çağırmanı. Dünyanın büyük gazeteleri Arjantin milli takımı'nın Güney Afrika'ya gitmek üzere yola çıkarken taşıdığı pankartın resmini de yayınlamadı: "plaza de mayo anneleri'nin nobel barış ödülü'ne adaylığını destekliyoruz." ve senin son askeri diktatörlükte kaçırılan çocukların ailelerine iade edilmeleri için mücadele eden bu örgütün başkanına sarılmanı da haber yapmadılar.

Dünya kupası'ndan önce şöyle demiştin: "favori yok. birisi topu köşeye gönderiverir ve verdiğiniz tüm emekler gider." herşey mümkün, ama tüm bunlar ve çok daha fazlası nedeniyle sana şunu söylemek istiyorum: biri topu kalenin köşesine nişanlasa da sen kafanı takma. çünkü bize karşı görevini çoktan yerine getirdin.

Maradona olduğun için sağol...
"

Mesut- Serdar Meselesi.!



Lig radyoda Besiktasli Metin Tekin'i dinledim. Mesut Özil hakkinda gerekli calismayi yaptiklarini lakin oyuncunun istemedigini ve fakat yeniden yeniden tekrarlayarak dogru calismayi yaptiklarindan bahsetti. Dogru calisma dedikleri de ne düsünüyorsa kafadan aksini kabul edebilecek kadar tuhaf düsünceleri olan Erman Toroglunu araci olarak göndermek olsa gerek Mesut'un ailesine..

Hicbir sekilde aciklamalardan tatmin olmadim. Keza asil sorumlu diger "Metin Tekin"'in aciklamalari da beni tatmin etmedi. Bir dönem Terim "Milli takim ile pazarlik yapilmaz" dedigi vakitlerde Mesut Özil'e gerekli degeri verilseydi Türkiye Milli takiminda oynardi.. Öncelikle o degeri vermek icin Mesut'u önce kesfetmek gerekir elbette..Pazarlik yapildigina göre, birilerinin istekleri olmasi gerekir öyle degil mi?

Acik acik kabul etmek gerekir aslinda ve sunu da ekleyelim bu konuda yalniz da degilsiniz. Schalke yönetimi de siz de Mesut'un degerini zamaninda anlayamadiniz arkadasim. Schalke menajeri babasina meydan okudu, dalga gecti..

"Istiyorsa gitsin elbette ona bu (5 milyon euro) bonservisi verecek bir klup bulabilirse.. "

Hannover,Stuttgart,Bremen aninda kapisini caldi. Inanamadi Schalke menajeri Müller.. Mesut'un Schalkeden gitmesinin nedeni de para filan degildir. Lincoln sonrasi kendisine söz verildi ve fakat ayni yaslarda Rakitic'i alip 10 numara oynatinca babasi cildirdi hakli olarak..

Terim de "istiyorsa orada oynasin, bu formayla pazarlik yapilmaz" dedi ve oynayacagina kimse inanmadi. Hem Schalke hem Türkiye tarafi bu acidan yanildi ve bu hatanin bedelini dürüst olmak gerekirse iki taraf da bir sekilde ödedi.

Bence bu konuda basarisizliginizi kabul edin. Siz "Metin Tekin" diye (Besiktasli olani degil) kimsenin cok da tanimadigi, karizmasi olmayan bir adami bu is icin görevlendirir iken Löw Mesut'a bugünlerin planini ciziyordu telefonda. Hrubesch,Sammer evini abluka altina almistir vesaire...

Ve fakat yine kabul edelim ki Türklerin arasinda her bakimdan ezilirdi. Karakter olarak Almandir Mesut. Hem oyun hem de kisilik olarak mümkünü yok bugünkü konumuna bizim aramizda gelemezdi. Daha da ötesi arkadasim en basindan bu yana hep ayni seyi söyledim.. Biz Arda Turan olsun Tuncay Sanli ve hatta Özer Hurmaci'dan bir "Mesut "cikariririz.. Simdi Mesut'a bakip ic gecirip itiraz edeen olsa da asil kayip Mesut degil..

Ben Mesut Özil basligini 2006 yazinda eksi sözlükte actim. O basligin altinda iki yil sonra secimi henüz netlesmemis iken sunlari yazdim:

"henüz secimi kesinlesmemis, kicker dergisinin gecmisi göz önüne alarak yaptigi bir yorumdur alman milli takimini sectigi söylentisi.

kariyeri acisindan düsündügümüz vakit alman milli takimi cok daha iyi bir secim gibi duruyor. misal cok iyi bir defans olmasina ragmen serdar tasci icin ayni sekilde türk milli takimi kesinlikle cok daha iyi bir secim olabilirdi. nedenleri de söyledir:

alman takiminin alman defansi olur her daim. tasci, cok iyi bi defans olsa da cok fazla forma giyme olasiligi yoktur oysa tam da türk milli takiminin ihtiyaci vardi böyle bir defansa."

Türk Milli takimi adina dogru bir sekilde düsündügüz vakit Serdar Tasci'nin üzerinde durmasi gerekirdi. Zira altyapidan böyle bir defans on yil daha cikmaz. Nasil ki Almanya Mesut'u cikaramaz, Ispanya kolay kolay Sennavari bir adam bünyesinden doguramaz, Türkiye de Serdarvari bir defansi cikaramaz.. Ileride böyle oyuncularin yetismesi icin hamleler yapmalidir lakin o sonucu alasiya kadar disaridan yerlestirmek cok daha mantiklidir.

Serdar bugün Almanya Milli Takimini secmistir.

Müslümanin müslümanla evlenmesi gerektigine inanan, Türk oldugunu iddia eden bir adam peki neden Almanya milli takimini secmis ?

Elimdeki Sport-Bild dergisi son sayi, sayfa34 soru sudur:

-DK'da hic süre alamadiniz. Siz neden Almanya'yi sectiniz.. ?

Jogi Löw ile olan görüsme cok iyiydi. Benim icin gercekten cok caba sarfetti.