18 Ağustos 2012

Javi Martinez ve Bayern!


40 milyona Bayern bitirdi işi diyorlar ki bu onu Bundesliga tarihinin en pahalı transferi yapar. Neden 40 derseniz sözleşmesindeki serbest kalır maddesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bild'in haberine göre beş yıllık antlaşma içerisinde yıllık 2 milyon daha azına imza atarak toplamda 10 milyon euro'yu da kendisi ödemiş Javi Martinez..

Bir başka önemli ayrıntı ise Bayern'in bu transferi en ufak bir banka kredisine başvurmadan yapabilmesi. Üzerinde çok durdum, bir daha tekrar etmekte fayda var; Bayern Münih bugün dünya üzerinde bütün kulüplerin içerisinde bir zenginin çekine muhtaç kalmadan futboldan kazandıklarıyla inşa edilmiş en sağlıklı ekonomiye sahip futbol kulübüdür. İşte bu yüzden Man Citygillerin UEFA tarafından çeşitli kurallarla engellenilmesi için çok ciddi savaş veriyor Rummenigge ve Hoeness..

Javi Martinez 40 milyon euro eder mi, son günlerin sorusu budur. Henüz resmi tek maç yapmadan 17 yaşında Athletic Bilbao'ya 6 milyon euroya transfer olan adam için bu rakamlar çok şaşırtıcı olmasa gerek..

Javi Martinez defansif orta saha olduğu gibi stoper de oynayabiliyor. Bayern bu iki pozisyonda da onu deneyecektir. En önemli artısı stratejik olarak saha içerisinde doğru yerde konumlanışı, doğru yere pres, eksik olan yere yardıma gitme, her türlü baskıya rağmen oyunu kurma becerisi ve topa geride hakimiyet sağlama konusunda takıma yapacağı katkıdır onu özel kılan. Saha içi dolanımı muazzam. Kısaca yeteneği 20 milyon ediyorsa oyun zekası da bir o kadar eder. 40 milyonun açılımı budur.

Benim altını çizmek istediğim konu ise Hoeness'in yüksek bonservisi açıklarken değindiği o nokta:

"Eğer tüm Avrupa bu pozisyona adam ararken ve burada alabileceğiniz hemen herkesin istediği iki üç oyuncu varsa bonservisin bu kadar yüksek olması çok da şaşırtıcı değil"

Belki Terim'in Melo ısrarını ya da benim iki post aşağıda Aykut Kocaman'ın Emre gibi bir futbolcudan bu kadar kolay vazgeçişin eleştirisini daha iyi anlayabilirsiniz.

Bu arada Javi Martinez'in gelişiyle beraber Maria ablamız da takibimiz altına girecektir.


Galatasa Sarayı Efendileri



Coşkun Çelik'i ziyaret etmiştim. Evinin o muhteşem terasının içerisinde muhabbet ettiğiniz zaman güzel olan ayrıntı şudur ki muazzam arşivi nedeniyle her soru cevabını mutlaka orada bulur. Üstelik onda olan ayrıntılar internetin sonsuz içeriğinde dahi bulunmaz. Zamanında çok fazla konu edilen bir gitaristi hatırlayamadım, Ahmet Kaya'nıın şu kasedinin içerisinde yer aldı dediğim zaman "bekle bi" diyor.. CD'yi değil kaseti alıp gelip isim şudur diyor. Efendim konudan konuya atlarken Hakan Şükür ve Esra Elbirlik konusu olduğunda da "dur dedi" ve bu kitabı alıp bir ayrıntısını ekleyerek muhabbete lezzet kattı. Velhasıl onun evinde geçmişe dair her ayrıntı mutlaka netliğe kavuşur.

Halil Özer'in bu kitabından habersizdim. Coşkun'dan alıp çok kısa süre içerisinde okudum zira okunması kolay, ilginç anılarla doluydu. Ama işte bunların hepsi doğru mudur? Mustafa Denizli mesela Monaco maçında yardımcısını gazeteci kılığında Arsene Wenger'in çalıştırdığı Monaco'nun antrenmanına sokmak gibi hinlikler yapmış mıdır? Ya da daha buna benzer inanılması güç ayrıntılar mevcut..

Özellikle 4 yıllık Galatasaray şampiyonluğu ve UEFA kupası dönemine dair oldukça ilginç aytıntıların olduğu bu kitabı benim dönemim insanları büyük bir keyifle okuyacaktır. İçerisinde yazılanların yarısı dahi doğruysa bu memlekette futbol bizim düşündüğümüzün çok dışında farklı ayrıntıları içerisinde barındırıyor diyebiliriz..

Keşke her muhabir yaşadıklarını bu denli cesur bir şekilde kitaplaştırabilme cesaretine sahip olsa.. İddiam odur ki üç muhabir yaşadıklarının çeyreğini dile getirse bu ülke futbolu kendisine ihtiyacı olan eksikliğin ne olduğuna kavuşacaktır.

17 Ağustos 2012

Ronaldo & Shayk


Emre değil de Mehmet olsun..


Hitzfeld, o dönem sıklıkla Şampiyonlar Ligi'nde rakibi olan Manchester efsanesi Ferguson ile olan dostluğunu anlatıyordu. İkimiz de başarılıyız, kupaları seviyoruz ve ikimizin de ortak özelliği zor oyunculardan verim alabilmek.. Ben Effenberg ile o Beckham diye gidiyordu söyleşi. Maç öncesi beraber mutlaka çay içtiklerinin altını çizen Alman hoca konunun hep bu oyuncular olduğundan bahsediyordu.

Fatih Terim'den Mourinho'ya kadar "kupaları" seven teknik adamların ortak paydası tam da bu kupanın bir adım gerisinde duran, saha içerisinde "sağlam" durabilecek farklı ve zor karakteri olan oyuncuları idare etmesidir. Bugün Almanya ve Bayern Münih'in temel problemi saha içi Emre/Melo karakterinin eksikliğidir. Elbette bu oyuncular olmadan da kupaya yönelim mümkün olsa da toplamda bu aranılan oyuncuların yönetimi başarılı teknik adamların ortak paydasıdır. Terim Melo'yu gönderir, Hitzfeld Effenberg, Basler'i şutlar, Ferguson Beckham'ı çok önceden evine yollardı.. Mehmet Topal gibi sorunsuz karakterlerle rahat bir sezonu geride bırakırlar, keyif çatarlardı. Kim bunlarla uğraşmak ister?

Bana göre oynadığı mevki açısından Türk oyuncuları içerisinde Emre'nin yeri herkesten farklı bir yerde duruyor. Tugay belki de ona en çok yaklaşan oyuncuydu ama aralarında çok önemli bir fark var. Emre'nin topu aldığında ileriye doğru "dikine" oynuyor oluşu onu Tugay'dan da ayırıyor. Velhasıl en olgun futbol yaşında elinizde böyle bir oyuncudan vazgeçip tam da karakter ve oyun yapısı açısından Emre'nin zıttında duran Mehmet Topal'a yönelişin tek bir açıklaması mevcut:

"böyle bir karakterle başa çıkamamanız.."

Emre zor bir karakter. Buna kimsenin itirazı yok. Ama teknik adam Emre yerine Mehmet Topal ile beraber çalışmanın saha dışında "rahatlığını" yaşarken saha içerisinde de "zorluğunu" yaşayacaktır. Bu kolaya kaçmanın bedelini de ödemesi gerektiğinin farkındadır.

Emre-Christian ile Emre-Mehmet Topal arasındaki kalite farkının Şampiyonlar Ligi öncesi tercih edilmiş olmasını bugün dahi anlamakta zorluk çekiyorum. Emre'yi yine de gönderebilirsiniz ama Fernandesvari bir yedeğini almadığınız sürece bu rahat iş ortamının başarılı olma durumuna tercih edilmesi anlamını taşır. Kısaca "kolaya kaçmaktır"

Quaresma konusu dahi burada farklılaşır. Pek çok teknik adam Quaresma'nın oyun tarzı nedeniyle takımında görmek istemeyebilir. Disiplinli olup her maç kanının son damlasına kadar oynayacak olsa da set hücumlardaki yavaşlığı, ayağındaki topu çıkarma hızının yetersizliği gibi pek çok etken var. Lakin Emre Belözoğlunun saha içerisinde oyun olarak tek bir kusuru dahi yoktur. Merkede dikine oynayabilen, mücadele gücü yüksek ve oyun görüşü kadar topu isteyen yapısıyla vazgeçilmez bir oyuncuydu. Avrupa'nın dev kulüplerinin büyük bir kısmı böyle bir oyuncu arayışına girdiği noktada bundan vazgeçilmesi anlaşılır değil.

Aykut Kocaman Emre'yi istemedi. Nedeni ise o karakteri yönetme konusunda başarı sağlayamayacağına inanması ve Mehmet Topal seçimi de "kalite azalması" olsa da karakter olarak belki de olabilecek en iyisi olması transferin nedenidir.

Aykut Kocaman ile Fatih Terim arasındaki en belirgin fark Melo-Emre tercihleridir.

O NE ASİSTTİ ÖYLE BE!


Ligimiz Eskişehirspor-Akhisar Belediye maçıyla sezonu açtı.

Akhisar Belediye mütevazı kadrosuyla haddini bilerek oynadı ve kendi sahasında Eskişehir’i karşılayarak maça başladı. Müsabaka boyunca kapanan Akhisar’a karşı Es-es’in hücum gücünün ne ölçüde etkili olacağı sorusuna cevap arandı. Üzerine gelen rakibe kontralar hazırlaması da Akhisar’ın becerisini ölçecekti.

“Hücum ritmini yakayalamadık” dedi Ersun Yanal maç sonrasında. Sorun kuşkusuz sadece bu değildi. Akhisar iyi kapanan bir takım görüntüsünde olsa da iki stoperinin merkezden gelindiğinde var olan kırılgan yapısı da göze çarpıyordu. Ersun hoca rakibi analiz etmesiyle öne çıkan, bu konulardaki detaycılığıyla tanınan bir teknik adam iken bunun üzerine oyunu kurmaktan kaçınması ilginçti. Maç boyunca oyunu kenarlara taşımasını Nuhiu’yu beslemek olarak açıklansa da Akhisar’ın kara tahtada maç öncesi kilidinin kırılmamış olması yüksek ihtimal Ersun Yanal’ın hafta boyuca idmana çıkmamasıya da alakalı olsa gerek. Topa bu denli yüksek oranda sahip olunabilmesine karşı pozisyon üretiminde bu kadar sıkıntı çekiliyorsa rakibin güzek savunması kadar Ersun Yanal'ın taktik tahtası da burada belirleyici olmuştur.

Kırmızı siyahlılar maç boyunca %70 topa sahip olmayla oynadı ve 467 pasın 421'i doğru pas olarak kayıtlara geçti. Yanlış atılan 46 pasın büyük kısmında pay sahibi olan Erkan Zengin’in laubaliliği, Alper Potuk’un performansı kötü olmasa da sonuca etki edemeyen ya da "kötü etki eden" oyunuyla beraber Burhan tercihinden sağ bekte harcanılan muazzam orta saha oyuncusu olan Veysel Sarı’ya kadar sorunlar bir hayli fazla. Tüm bu olumsuz duruma karşı Kamara’nın kenardan merkeze kayan ve bencilliğinden arındırılmış doğru oyunu ise gelecek günler adına olumlu olan belki de tek ayrıntıydı Es-es adına.

Servet doğru tercih midir?

Diego uzun boylu, teknik, ayağına hakim ama hantal bir oyuncu. Tekniği iyi olsa da oyun görüşü yeterli değil ve bu onun özellikle kısa mesafede oyun kurucu bir stoper özelliği olmasının önüne geçiyor. Stoperdeki yeri garanti zira ofansif açıdan da takım adına önemi büyük. Bunun yanına çok daha kötü bir oyun kurucu ayrıntısıyla birlikte benzer özellikleri olan Servet’in yerleştirilmesi, özellikle hızlı ve çevik bir oyuncudan yoksun olmasının yanı sıra oyun kurucu olarak Dede’ye mahkum olup Hürriyet’i üçlü defans oynuyormuşçasına geriye çekmek durumunda kalması Es-es’e faydasından çok zararı dokunacak gibi duruyor.

Akhisar Belediye

Akhisar’ın maç boyunca en iyi yaptığı eylem üzerine gelen Eskişehir’e karşı sistemli bir şekilde savunma yapabilmesi. İlerideki geniş alanı birkaç kez etkili bir şekilde kullansa da bunu daha iyi yapabilmelerini bekledi futbolseverler. Tam da bu yüzden eksiklik olarak on numara pozisyonunda oyanayacak bir oyuncudan bahsedildi belki ama Bikoko’nun sadece iki haftadır idman yapıyor oluşu, yeni isimlerin takıma ısınmamış olmasına kadar pek çok sorunun olduğu yerde takım üzerine doğru analiz yapabilmek için biraz daha beklemekte fayda var. Özellikle başa baş oynamak istediğinde oyun olarak nasıl bir kurgu içerisinde olacağını merak ediyoruz. Galibiyete rağmen Hamza Hamzaoğlu’nun “skor iyi ama oyun olarak iyi değildik” demeci gelecek günler için umut vericiydi.

Muhteşem Asist..

Sertan Vardar’ın asisti maça damgasını vurdu diyebiliriz. Sağdan sola 40 metre pis vurun fasosuyla yapılmış asist golü getirdi. Tekrar tekrar izlenesi..