29 Ekim 2011

Happy Birthday Al Jazeera!



Sevgili Boateng, futbolcu olmasıymış da yine biz onu tanırdık sanırım. Onun üç şansı var demiştik; repçi, fubtolcu ve uyuşturucu satıcısı.. İkisinden sınıfı geçti, korkarım diğerinden de sınıfta kalmayacak gibi..

Mr & Mrs Valdez!


Biz seni böyle bilmezdik Valdez efendi..

Valdez ve eşi.. DT'ye poz vermişler, orada bundan daha çok var.. Valla bence olmuş, gayet "seksi" pozlar..

28 Ekim 2011

İlkay gözden düştü..



İlkay Dortmund'a transfer olduğunda ben onun oynatılacağı bölge konusunda yanıldım. Şurada yapılan analizin içerisinde Nuri'nin bölgesinden ziyade öndeki üçlünün içerisinde yer alacağını düşündüm. Jürgen Klopp ise onu dönüştürmeyi düşündü Pirlo misali.. Sezon başından bu yana alınan kötü sonuçlara rağmen üzerinde durdu ama bu biraz da gereksiz bir zorlamaydı. İlkay o bölgeye en azından bugüne kadar olan süreç içerisinde oynanılan maçlarda oturmadı. Olmadı.. Geçen hafta şampiyonlar ligi mağlubiyeti sonrası Kehl ile Bender'i oynatıp onu yedek bırakınca takım Köln'ü darmadağın etti.. Hafta arası kupa maçında ise yedeğe değil kadroya dahi giremedi. Stuttgart karşısına ise muhtelemelen yine Kehl-Bender ile başlayacak..

Dortmund sezon başı doğru transferleri yapamadı. İlkay yerine Mehmet bu bölgeye çok daha güzel bir şekilde oturabilirdi. Daha da önemlisi ilkay savunmadan muaf tutulacak şekilde ön bölgenin üçlüsünden herhangi bir yerine de monte edilebilir ama burası onun için uygun değil.

Nuri ile İlkay'ı kıyasladığınız vakit farklar mevcut. Özellikle Nuri'nin saha görüşü, oyun zekası inanılmaz. Dahası topu aldığı vakit onu ayağından çıkarma seviyesi Premiere lig temposu seviyesinde.. İlkay belki biraz daha ağır ve mücadelesi Nuri gibi değil ama derinlemesine atılan paslar konusunda Nuri'den daha başarılı. Dortmund onu daha garanti pasları daha doğru ve en önemlisi daha hızlı şekilde atması için dönüştürdü ama olmadı..

Umarım Klopp inadından vazgeçer ve onu ön bölgenin içerisinde dener.. yoksa hem Dortmund'a hem İlkay'a yazık olacak..

Breitner & Schuster



Spiegel'in güzel bir servisi var, geçmişindeki bütün sayıları sayfa sayfa okuyabiliyorsunuz. Geçenlerde gözüme çarptı Breitner ve Schuster gerginliğine dair bir detay..

Schuster sevmezdi Breitner'ı. Hak veriyorum zira o tam anlamıyla Bayern'in ve milli takımın patronuydu. Kendisinin dışında kalanlar için durum çok iç açıcı değildi. Bu duruma üstelik 21 yaşında karşı gelmek çok kolay değil, karısının bunda büyük payı olsa da tam bir Schusterlik vakka. Spiegel milli takım varyasyoları içerisinde Schuster'i de ekleyince ispanyadan mektup yazmış. Kaba hatlarıyla şöyle bir şey

" Orada Breitner'in oyuncağı olacağıma İspanya'da kral olurum"

içeriği oldukça ilginçti.

" Breitner dönüşü sonrası Derwall ile ilk konuşmasını hatırlıyorum.. "Bizim ikimizin de hedefi aynı. Dünya Kupasını kazanmak" Onun hedefi buymuş, peki yanındakilerim? Çanta taşımak ? Onunla beraber koşmak?

... Ben onun istediği gibi defansı süpüreceğim, arkasını kollayacağım. Yok, ben onun çim makinesi değilim. Onu yapacağıma gider Barcelonada nasıl istiyorsam öyle oynar, gollerimi de atarım.!

"..Hamburg'da bir Avusturya maçı öncesi Derwall geldi ve kendi aranızda konuşup rolleri paylaşın dedi. Breitner eline bir tanesinin adının Schuster olduğu bir kaç tane kibrit çöpü alıp ordan burdan oklar çıkarıyordu ki kabaca benim de neyi nasıl yapmam gerektiğini gösteriyordu. Ben kendi bildiğim gibi oynadım ve Breitner'in pek de hoşuna gitmeyen güzel kritikler aldım maç sonrası..."

"..Onun kankası Rummenigge benim olgunlaşamadığımdan bahsediyor sürekli. Breitner da karımın sürekli işe karışıyor olmasından rahatsızmış. O olgunlaşamadığı dediği adamın bugün ikinci çocuğu oldu ve karım için de bugünlerde milli takım konusu birinci değil gündeminin bininci sırasında ancak yer alır."

"..tekrarlıyorum: Benimle dünya şampiyonu olursunz ya da olmazsınız, umrumda değil. Artık beni dünya kupası konularıyla bunaltmayın. Karımı da bu işin dışında bırakın. Benim sürekli onun fikirlerine önem akıllıca bir tavır.. Breitner da karısını dinlese iyi olur"

daha saydırıyor da saydırıyor.. sonlara doğru..

"Ben dünya çapında oyuncu olan Breitner'a karşı değilim ama o da futbolu kendisi icat etmiş gibi davranmasın. Dünya kupasından bir ya da iki hafta önce ayağı kırılsa, sakatlık geçirse ne olacak? Elbette bunu istemem, ben bunu kimse için istemem ama sadece tek bir oyuncuya bağlı milli takım böyle bir durumda turnuvaya hiç katılmasa daha iyi.."

Sonradan arkadaş filan da oldular ama uzunca bir süre bu milli takımda olma ya da olmama üzerinden kapıştılar..

Bir Fotoğraf..


Üç gündür bu fotoğrafa bakıyorum. Kendi kendime işkence etmekte üzerime yoktur benim. Bu fotoğrafta bir ananın çocuğunun ölümüne verdiği tepkiyi görüyorsunuz.. Acıdan bayılmak!

Üç ihtimal var.

1- Oğlu askerde hain bir pusuya kurban gitmiş, öldürülmüş.

2- Oğlu PKK'ya katılmış ve yine öldürülmüş.

3-Depremde evladı göçük altında kalarak çıkarçı bir müteahhitin kurbanı olup öldürülmüş..

Çocuğunun nasıl öldüğü bu anaya bakış açısını değiştirir mi peki ? Üçünde de aslında acının gerçek sahibinin yapabileceği çok fazla bir şey yok. Ne oğlunu askere göndermekten kurtarabilir, ne doğuda yaşayan kesimin çoğunluğunun içerisinde olduğu bir durumun dışında kalabilir ne de evini yapmış olan devletin denetleyemediği müeahhitlerden koruyabilir.

Bu ananın acısına duyarsız kalabilir misin?

Depremzade Salih efendi bugünün lanetleneni. Yaptığı evlerin çöktüğünü ve pek çok ölümden sorumlu olduğundan bahsediliyor. Peki deprem Balıkesir civarında olsa, orada da buna benzer bir kahraman çıkmayacak mıdır? Mardin'de olsaydı orada?

Misal Salih efendi ve benzerlerinin fazlasıyla bulunduğunu çok çok iyi bildiğim çıkarcı zihniyetin Almanya'da, Norveç'te v.s neden eyleme geçemiyor?

Bugünün acısına bu adama küfredelim ama çözüm olmayacaktır. Bugün bu adamı asssanız da kesseniz de Erzurum'da yenisi çıkmayacak mıdır? İzmit'te yok muydu Veli Göçer ? Sorun bir kaç adamın paraya tapması sonucu insan hayatına önem vermemesi mi yoksa devletin denetleme sisteminin bu gibi adamlara prim tanıyıp onları ortaya çıkarması mıdır? Bu sorunu çözmek isterseniz, bu gibi acıların yaşanmasını engelleme yolu bu adamı asmaktan ziyade sistemin bu ve benzer adamlara yol vermeyeceği düzeyde yenilenmesini sağlamaktır. İlkokula giden velet dahi bu gerçeği görebilir sanırım.

Diyelim ki bu ananın oğlunu PKK'ya katılan x kişisi öldürdü. Astık onu, yenisi gelmeyecek midir? PKK'nın tamamını yok ettik, yenisi oluşmayacak mıdır? Sorun birbirlerinden bağımsız pek çok insanın anasının karnından katil doğması mıdır yoksa bir bölgenin koşullarının onları "katil" edecek konuma getirmesi midir? Haklarının gasp edilmesi,eğitimsizlik, cahillik, daha iyi bir seçeneğinin olmaması ya da adına ne dersen de.. Tüm bu gerekçeler onların zorunlu olarak oraya gitmiş gencecik insanları "öldürme" eylemini haklı çıkarmasa dahi sorunun çözümü nedir ? Bir "şey" eksik bıraktın orada ve o seni yiyip bitiriyor.. 24 tane gencecik insanın analarına bu acıyı yaşatanlara küfürü beraber edelim ama çözüm aşamasında bu işe yaramıyor, 30 yıldır bunu test ediyoruz biz..

Belki de şunu sormalısın kendine.. Zoruna giden bu ananın çektiği hakkı olmayan bir acı mıdır yoksa devlete karşı gelen bir güruhun cezalandırılması isteği midir? Tam da burada ayrılıyoruz pek çoğuyla zira bu gibi daha fazla ananın canı acıması pahasına "gününü gösterme" amacını güdüyorsunuz ve işte orada "barış" sözcüğü rahatsız ediyor.

Yukarıdaki fotoğraf bir annenin oğlunun askerlik görevi esnasında PKK teröründe kaybettiği evladının acısıdır. Zorda kalmadığım sürece şehit demiyorum zira ölümü ve öldürülmeyi ne amaç uğruna olursa olsun kutsallaştırıp yaşamı değersizleştiremiyorum. 2002 yılında F tipine karşı yapılan ölüm oruçlarında hayatını yitirenlere de çevremdekiler şehit diyorlardı, ben diyemedim. Her ikisinde de yaşamını yitirenlere saygım en azından benim sonsuz..

Ben her üç seçenekte de bu anaya acır, bu insanı öldürecek düzeyde acıların yaşanmaması için düşünür, taşınırım.

Ne zaman bu savaşın içerisinde bir ölü sayısı belirse ben tek tek her ölenin evine o haberin gidiş anını düşünürüm. Yaşamayı çok sevemedim, ölene de acısına ortak olamadığım için çok üzülemem ama geride bıraktıklarına bahşettiği acıya da dayanamam.. O ilk an, haberini aldığı ilk dakika.. Fotoğrafta gördüğünüz an.. Bunun babası var, sevgilisi var, iş arkadaşı, mahalle arkadaşı var, sıra arkadaşı,nişanlısı ve daha beteri çocuğu.. Çarp 24'le.. Çarp 30 binle.. 40 binle.. Çarp çarpabildiğin kadar, meselen hala birilerine gününü göstermek mi yoksa Barış mı..

Gerekirse bir 30 bin daha verir misin yoksa bu ölümlerin sonlanması için çabalar mısın?

Ben terör saçan bir örgüte istekte bulunamam ama sana arkadaşım, diyebilirim ki bu acı katlanılmaz bir şey. Hiç bir ana bunu hak etmiyor. Empati çok zor değil, ölüm haberinin anana, babana ulaştığı anı düşünmen yeter. Bu dünya üzerinde hiçbir değer bu acıyı anlamlı kılmıyor. Dünyadaki istisnasız her kavram "insan" evladının daha az acı çekip daha mutlu yaşaması için varolmuştur.

"önce.. her şeyden önce insan"

Kıvanç Tatlıtuğ - Söyle!



Normal koşullar altında mankenlikten oyunculuğa geçiş yapıp fiziksel özellikleriyle dikkat çeken oyuncuların oyunculuklarından söylemlerine kadar her şeyiyle dalga geçilirdi. Gerek Kenan İmirzalıoğlu gerekse de Kıvanç Tatlıtuğ bu klişeyi yıktı diyebiliriz. Özellikle Kuzey ve Güney'de gösterilen oyunculuk performansı sonrası Kıvanç Tatlıtuğ'a bakışım değişmiştir diyebiliriz.. Seviye atladı kestirmeden Kuzey ve Güney'deki performansının özeti.

Buradaki videonun içerisinde seslendirdiği parçaların sahibi olan Ahmet Kaya yaşasaydı bugün 54 yaşına girecekti. Onun buradan sürülmesine neden olan linç gecesinin kahramanlarından Müge Anlı ve söylediklerine kulak asmadan bir kez daha haykırmakta fayda vardır: Yaşasın halkların kardeşliği.!

Hayatım Futbol!



4.Sayısı bile çıktı!

Biz size inernette okuyabileceğiniz haftalık futbol dergisi hazırlıyoruz. Editörlerimiz İlker Yılmaz ve Uğur Karakullukçu. En az onları sevdiğimiz için en ağır işi bu arkadaşlara yükledik. Düşünün, benim yazılarımı düzeltiyorlar ? Hayat insanı işte böyle çarpar.. Yan taraftaki komşu bloglardan Fırat Topal, Emre Özcan, Salih Demirci, Alper Öcal, İsmail Şayan'ın yanı sıra dışarıdan da destek alıyoruz Fatih Demireli ve Çoşkun Çelik gibi.. İçeriye aldığımız son isim ise hepimizin tanıdığı Varol Döken.. İleride bugün blog yazan ve bilgisine güvendiğimiz isimlerin hemen hepsini buraya çekmeyi düşünüyoruz.. Kadro "şimdilik" bu..

Biz aslında Almanya maçı ile sahne aldık ama teknik aksalıklar peşimizi bırakmadı. Şimdilik sorunlar bir hayli fazla ama zamanla düzelecektir. Size şiddetle dördüncü sayıyı ve bunun içerisinde yer alan Feyyaz Uçar röportajını tavsiye ediyorum.. Üstelik okuyarak değil bizzat onun sesinden soruların cevaplarını "dokunarak" dinleyebilirsiniz ki sekizinci sorunun cevabının gülümsetme garantisini de veriyorum..

--------> Hayatım Futbol

Boa Teng Teng Teng!


Efsane Tiziano Crudeli'nin 3-0'dan dönen maçı anlatışı..

27 Ekim 2011

Durmuyor, sürekli atıyor efendim!



Sezon öncesi resmen yalvardım, bu adamı alın diye. Yaşına filan bakmayın, yeteneği ve karakteri muazzam bir yıldızdır Miroslav Klose dedik ama dinletemedik ya da o milli takımda oynamak için Lazio'yu seçti, bilemiyoruz. Terim hem Klose hem de Diego'da daha fazla ısrar etmeliydi. Melo'yu izlemeye bayılıyorum, Ujfalusi tartışmasız en iyi transfer diyorum ama bir heyecan eksikliği de çekiyorum Riera hayal kırıklığı sonrası. Klose-Cisse gibi Elmander-Klose müthiş olurdu.. Ne bileyim Podolski ya da en iyisi Drogba..

Takımın yüzde doksanı değişti. 8 transfer neredeyse direkt oynuyor. Hakan Balta,Stoper(servet, G:Zan) ve Sabri hariç takımın tamamı yeni.. Kazım dahi altı ay önce geldi ama bir heyecan yaratacak futbolcu eksikliği söz konusu. Biraz olsun Engin ile onu gidermeye çalışıyoruz ama eksik..

Lig Tv Ünal Aysal'a heyecan duyduğunuz bir futbolcu var m diye sorduğunda yok dedi, ben de düşündüm ben de bulamadım. Top kimin ayağına geldiğinde heyecanlanıyoruz? Bu ciddi bir eksiklik..



Klose'ye gelirsek çok iyi başladı İtalya macerasına ki şaşırmadım hiç. Tekmeye kafa uzatır, idmanlarda öyle bir çalışır ki geçmişinden bağımsız bu çalışkanlığı nedeniyle onu kadroya alırsınız. Sandığınzıdan daha teknik daha hırslıdır Klose.. Üstelik sadece karakteri nedeniyle dahi bir takımı farklılaştırabilirdi.. Geçmiş olsun zira o şu an için İtalya'nın kahramanı olmuş durumda. Sürekli atıyor efendim, durduramıyoruz haberleri geliyor diğer yakadan..

Gettolardan Dünya Yıldızlığına!




Sene 2007.. Kevin Boateng, Jerome Boateng, Zafer Yelen, Aenis Ben Hatira, Ashkan Dejagah, aslında bir de bugün bunların arasında Berlin'de kalan tek oyuncu Patrick Ebert var. O da 1998'de katılıyor aralarına.. Chinedu Ede var sonra.. Çocukluk arkadaşı, kader ortağı, gettoların biçimlendirdiği arkadaş grubu..Berlin'in varoşlarından gelen altın jenarasyonu.. Orada ya repçi ya uyuşturucu satısıcı ya da futbolcu olabilirdiniz.. Futbolcu oldular, en iyisinden!

2007'de Sportbild'e verdiği röportajın içerisinde "Farklı kültürlerin etkisiyle ben biraz Arap, biraz Türk ve biraz da Fransızım. Hepimiz bu sokağın kurallarına göre büyüdük" diyordu bugün Milan'ın yıldızı Kevin Prince Boateng..

"Yalnız kalırsan ya soyulur ya dövülürdün ve biz birbirimize kenetlenerek, yalnız kalmamayı başararak buradan çıkabildik diyor" Aenis Ben Hatira.

"Kurallar her yerde aynıdır aslında. Sokaklarda güçlü olan kazanır ve güçlü olan kaçıp gitmek zorunda kalmayandır. Bu kural saha içerisinde de geçerlidir" diyor Zafer Yelen.

"Babam'ın döner dükkanı vardı. Annem ise temizliğe gidiyordu. Babam benim maçımı izlemeye geldiğinde hayatımın en mutlu günlerinden birisini yaşıyordum zira onun çok az "boş" vakti vardı" diyor Anis Ben Hatira...

Kevin beş Jerome dört Zafer altı Anis dört kardeş.. Sadece Ashkan iki kardeş. Ailelerimizin bizim için vakti yoktu ve neredeyse hepimizin ailesinin almancası yok denecek kadar azdı , bize bizden başka kimse yardım edemezdi. Arkadaşlarımızın hemen hepsi uyuşturucu ve alkol bağımlısıydı. Spor, futbol bizi bunlardan uzak tuttu diye özetliyorlar o dönemi.


Saatlerce beraber futbol oynayan bu grup alt yaş gruplarında dönemin en güçlü takımları olan Leverkusen, Dortmund ve hatta finalde Khedira ve Beck'in de forma giydiği alt yapısı en sağlam takım olan Stuttgart'ı da deviriyorlardı. Bu futbolcuların belki bireysel yeteneği, azmi çok iyiydi ve fakat bu durdurulamaz takımın temeli birbirlerini çok iyi anlayan arkadaş grubu olmasıydı diyor genç takım teknik direktörü..

A Takıma geçip en iyileriyle beraber antrenmana çıktıklarında fark edildi ki bu çocuklar çok iyi, muhteşem.. 17-18 yaşlarında olmalarına rağmen takımda oynayanlardan çok daha yetenekliydi. Tam da burada başlıyordu asıl savaş ve sadece iyi bir futbolcu olmanız da yetmiyor kazanmanız için. Hemen herkes yerini kaptırmamak üzere tavrını koyup önlerine bir set çekme çabası içerisindeydi.. Çocukluklarında yeterince aşağılanmış olan bu gençler daha bebe yaşta kendilerinden çok güçlü olanlara diklenmeyi başarabilmişlerdi, burada da başını öne eğmeyeceklerdi.

Kevin Boateng misal bir gün Pal Dardai'nin suratına geçireceği bir yumruk ile başlıyordu profesyonel futbol yaşamına.. Hayatın içerisinde olduğu gibi oynadıkları takımın içerisinde de hiyerarşinin en altında yer alıyordu. Diğerlerinden farkı hak ettikleri değeri görmedikleri vakit verdikleri tepki yeni profesyonel olmuş heyecanlı gençlerden çok daha sertti. Dejagah Wolfsburg'a gidiyordu kulubün kendisine olan tavrı sonrası.. Diğerleri takışıyordu, kavga ediyordu, yeniden ezilmemek için gerekirse ezip geçiyordu önündekileri.


Yetenekli ve asi olan bu gençlere Berlin sahip çıkamıyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse bu gençleri kontrol altında tutmak çok da kolay değildi. Tek bir avronun dahi olmadığı dönemden altı ay sonra yüzbinlerce avro değerinde pahalı arabalara binecek konuma gelen varoşların asileri de bocalamıştı. Sağlam durmak mümkün müydü ? Tottenham'ın yaklaşık 8 milyon avro vereceği Boateng henüz bu takımdan ayrılmadan önce kankası Ebert ile 14 arabanın aynasını kırmaktan yargılanıp suçlu bulunacaktı. Hele ki disiplin fanatiği Lucien Favre'nin takıma gelmesiyle hepsi çil yavrusu gibi dağılacaktı.. İlk giden Dejagah Wolfsburg'a.. Jerome Hamburg, Kevin Tottenham, Anis Ben Hatira Hamburg Ede Duisburg Zafer Rostock v.s.



Berlinden gittiler ama Alman alt yaş milli takımında buluştular. u21 gençler turnuvası başlamadan Kevin Boateng disiplinsiz olduğu gerekçesiyle takımdan uzaklaştırıldı ve o da bir daha Almanya milli takım formasını giymedi. Babasının memleketi Gana'yı tercih etti. Horst Hrubesch yönetimi altında Ede, Patrick Ebert, Ben Hatira, Boateng'li kadro Stocholm'da şampiyon olur iken Berlin aslında tam olarak elinden neyi kaçırdığının farkında bile değildi.

Jerome ve Kevin aynı babadan ve farklı annelerden olma iki kardeş. Tam da burada iki annenin farklı yaşam koşulları onları da iki başka karaktere dönüştürdü. Jerome biraz daha sakin biraz daha iyi koşullarda yetişir iken Kevin tam anlamıyla pisliğin içerisinde Berlin'in Wedding'inde büyüyordu Boateng'lerin belki de en yeteneklisi olan abilerini uyuşturucu bataklığına götüren o getto koşullarında.. Dolayısla fark annelerde değil onların çocuklarına bahşettiği koşulların içerisindeydi.

Elindeki değerin farkında olmayan ve disiplin adına Ebert hariç hepsini gönderen Berlin ise ikinci lige düşer iken Boateng kardeşler farklı milli takımları ile birbirlerine karşı oynayarak dünyaya kendilerini tanıtıyorlardı..

26 Ekim 2011

Neuer Farkı!



Bayern Münih şampiyonlar liginde Manchester City ile oynadığı vakit Arena'da izleyenler arasında Fabio Capello'da vardı. Devre arasında Rummenigge ile karşılaşan Capello şunu diyor:

- Sizin defansınız çok başa bu sene..

-Farklılık nerede peki ?

Capello: Kaleciniz.. Öyle sakin ve kendisine güvenen bir duruşu var ki defansın içerisindeki diğer arkadaşları da bunu hissediyor. Bu etki de farklılaştırıyor..

Dahası başka bir karakter Manuel Neuer. Ben hiçbir zaman dünyanın en iyi kalecisiyim diye bir şey diyemem. İker Casillas ve Cech benim gıpta ettiğim kalecilerdir diyerek kendisinin önünde olduğunu bizzat kendisi belirtiyor. Lahm onun aynı zamanda çok da mütevazi olduğundan bahsediyor zira takımın akşam buluşmasına pek çokları gibi limuzinle değil de Vespa ile geliyor. Çok güzel bir Vespa'lı Neuer fotoğrafı var ama şuraya taşıyamıyoruz şimdilik..

Onun hayranı sadece Capello değil. Bayern'e söz verdikten sonra Schalke tarafı son çeyrekte Manuel Neuer'i tekrardan takımda tutmak için büyük bir çaba verdi. Bunun nedeni ise tam bir Neuer hayranı olan Vladimir Putin.. Schalke başkanı Tönnies'i arayan Putin "Bizim Neuer'i takımda tutmamız gerekir ve ne gerekiyorsa yapmaya hazırım " der.. Putin "biz" der, Schalke tarafı etkilenir ve yeniden uğraşır ama Neuer verdiği sözden dönmez, Bayern'e gider.. Üstelik Neuer'in istediği parayı Putin ödemeye hazırdır ama böyle de bir karaktere sahiptir. Schalke başkanı Tönnies şöyle der:

"Onun için sorun para değildi. Olsaydı biz onu elimizde tutardık kesinlikle.. söz verdi ve onu da tuttu. Muhteşem bir karaktere sahip.."