18 Eylül 2010

Bucaspor - Galatasaray: 0-1



Sondan başlamak gerekirse son otuz saniye bir dakika filan değil de son bes dakikadan daha fazla bir zaman dilimi boyunca oyunu soğutmak adına yapılan saçmalıklardan ben neden bu kadar çok utandım, bilmiyorum. Resmen utanç verici bir manzaraydı.. Bir daha beş sıfırlık yenilgi yaşayalım da böylesi bir durum olmasın mümkünse. İkisini de tattım ve anladım ki bugünkü durum çok daha acı verici..

Galatasaray da Bucaspor da doğru kadro ve oyun planı ile sahaya çıktı aslında ama öyle kötü zemin vardı ki ben gerçekten iki takıma da hiçbir şey diyemiyorum ve inanıyorum ki zemin güzel olsaydı pozisyonu çok daha bol olan bir maç izleyecektik. Özellikle Bundesliga sonrası Misimovic’in ya da bir başkasının bu zemin üzerinde performans göstermesi mümkün değil.

Galatasaray dört defansın önüne Schweinsteiger – Khedira misali Ayhan-Mustafa Sarp’ı yerleştirdi ve Kewell-Misimovic-Pino’nun önlerine de Baros..

Öncelikle oyun kurma aşamasında yerleşime dikkat ettim ve hafta içi izlediğim maçlara göre bir kıyas yapmaya çalıştım. Galatasaray 4-3-3’ün diğer bütün sistemlerden en önemli farkı olarak beklerin orta sahalaşması nedeniyle diğer takımlardan biraz daha önde durduğunu gözlemledim. Misal ilk yarı boyunca Servet’in topla en çok mesafe kat eden oyuncu olması ne demek istediğimi çok iyi anlatır. Ayhan ile beraber Serdar-İnsua ve Servet-Neill ile kurulacak olan üçgen, dörtgenlerle oyunun hakimiyeti sağlanır ve top bir şekilde oyun kurucunun demarke bir şekilde önüne almasıyla sonlanır.. Bu maç özelinde diğerlerine göre çok daha iyi olsa da temelde sorun hep buradadır.. Ayhan ve Mustafa Sarp rahat bir şekilde topu önlerine alamadığı vakit arkasındaki adamın sırtında oyun kurma çabası sıklıkla yanlış pasa ve başlamadan biten hücumları doğuruyor..

Ayhan bu takımın bu özelliklere(Schweinsteiger) sahip tek oyuncusu. Öncelikle hareketli. Her yere gidip topu istiyor ve sıkışıklığı tek başına çözüyor.. Sonrasında ise topu aldığı vakit gözü sahayı çok iyi bir şekilde tarıyor ve sıklıkla zemin kötü, arkasında adam olmadığı zaman gerekli olan yere topu da atabliyor. Bugün Ayhan olmasa Bucaspor’un kurduğu tuzağa çok daha kolay bir şekilde düşecekti zira Bülent Uygun’un da oyun planı oldukça doğruydu..

Orta sahada Misimovic’in mücadesizliğinden faydalanıp üç basan orta sahasıyla topu tam da bu noktada kapıp Mendy-Erkan’la buluşturup bire bir’de iyi olmayan kenar adamlarını ekarte ettikten sonra sonuca ulaşmaktı ki Serdar’ın ve zeminin azizliğinin dışında Ayhan’ın hareketliliği bu planı etkisiz kılmıştır..

Orta üçlünün dışında geride kalabalık duran Bucaspor Galatasaray’a açık vermedi ve bu durumda Ayhan’ın çıkardığı toplar bazen markajda olmasından dolayı Ayhan’dan ve çokca da markajda oyuncuya atmak durumunda kaldığından hep geri döndü.. Burada istatistiklere bakmanız gerekir.. Enç ok topla buluşan oyuncunun en çok pas hatası yapması orandan bağımsız ancak ‘kötü’ olarak etiketlenir..

Misimovic ise demarke vaziyette top alaması ve zemin bir yana topla buluşmak için mücadeleden yoksun koşuları onu takımın en çok koşanı yaptığı her durumda olağandışı bir şeylerin olduğunu anlayabilirsiniz.. Sonuç itibari ile maçın kötülerindendi ki Galatasaray takım olarak iyi değildi diyebiliriz.. Biraz Ayhan ve ne kadar bencilliği, ayağından topu çıkarma konusunda geç kalması ve her daim çalım atacağına inanarak önce onu düşünüp vakit kaybettirse de renksiz maçın renkli isimlerinden Pino..

Kewell 15 dakika boyunca topla ilgisi yoktu, kötü gününde ve Baros her zamanki gibi..

Serkan Kurtuluş.. Çok iyi miydi ? Değil ama sırıtmadı ve Ali Turan sonraıs bize Maicon gibi geldi. Ali Turan’ı bek oynatma ısrarını anlamış değilim.

Şu kötü futbola üç puan mükemmel ve fakat o son dakikalarda duyduğum utanç da unutulacak gibi değildi.

Frankfurt - Freiburg: 0-1




Skibbe dört haftada üç mağlubiyet alarak durumunu zora soktu. Freiburg tüm Almanyanın hem fikir olduğu üzere ofsayt golle de olsa son saniyede öne geçip üç puanı cebine indirdi.

Bahanesi şu ki bugüne kadar karşılaştığı takımlar ligin formda ekipleri arasındadır. Hannover son bilmem kaç yılın en güzel başlangıcını yapar iken Freiburg da kendi rekorunu kırıyor. Bu takımlar Frankfurt'u yendiği gibi Schalke'yi ve diğer rakipleri de yendiler.. Ama tüm bunlar dün akşam ofsayt gole rağmen takımın yenilgiyi haketmediğini söylemiyor..

Halil Altıntop dün orta sahada oynadı. Bakın 'Ofansif orta saha' dahi değil.. Merkez.. Önünde Meier ve onun önünde Gekas oynadı ki bence Meier her zaman olduğu gibi Schwegler'in yanında ve Halil de Gekas'ın hemen arkasında oynamalıdır. Bild'in formasyonu farklı olsa da sahada olan budur.Van Gaal'in de Klose-Olic hatası gibi yerleşim konusunda bana göre tutturamadılar.. Dahası forvet oyuncusunu defansa yaklaştırmak alışkanlıklarından dolayı tehlikelidir. Daha maçın altıncı dakikasında önündeki topu refleksif olarak geç oynayan Halil bir gole neden oluyordu ki yeri orası değil..

Dahası.. İki kanadında oynayan oyuncunun her ikisini de ben çok beğenirim. Ochs ve Kohler ve fakat bunlar aslında bek oyuncuları formatındadır. Muazzam ileriye çıkışlarından dolayı öne doğru kaydırıldılar.. Bunun üzerine Caio gibi bir oyuncudan da yoksun çıkarsanız hücum gücünüz büyük yara alır.. Deplasmandaki pek çok büyük takımı yenebilecek iken kendi evinizde en zayıf rakibe karşı da zorlanırsınız ki Freiburg geçen hafta Stuttgart'ı dağıttı ve çok formda..

Skibbe ve Dutt taktisyen hocalarıdır ALmanya'nın.. Skibbe'den daha çok sevilen bir adam varsa o da belki Robin Dutt'dur. Çok güzel bir şekilde Skibbe ve Frankfurt ile bağ kursam da Freiburg'un aldığı her puana sevinirim ben.. Bu gibi takımları ve böylesi hocalar futbolun bizzat kendisinin çok şeyden daha önemli olduğunu bize hatırlatırlar..

Son olarak Skibbe Leverkusen ve Nürnberg ike karşılacak.. Ateşin içerisine 'henüz' girmedi ama uzağında da değil.. Takımın kaptanı ve defansı düzenleyen müzmin sakat Chris geri döndü.. Bakalım..

St.Pauli - Hamburg.!



Pazar günü TSİ ile 16:30'da.. ilk defa bu derbi St.Pauli'nin evi Millerntor'da.. Tam 8 yıl 5 ay sonra.. Bugün..

Kaçırmayın.!

Schalke-Dortmund da var ama onu çok işledik, bunu da özledik..

Robben-Sabri-Arda -Ercan Güven-Hoeness.!



Bakalım buradan nasıl bir hikaye çıkıyor ?

Hoeness, Hollanda Fedarasyonuna ateş püskürüyor. Neden mi ? Anlatayım ben size.

Robben Dünya Kupası öncesi Bayern'de onu belki de iyi yapan, oynatan sadece ona çalışan doktoru tarafından sağlık kontrolünden geçirilip Dünya Kupasına gönderildi. Sonrasında ise hazırlık karşılaşmasında sakatlandı ve yine ilk etapta Robben için Ballack gibi Dünya Kupası bitmişti. Bu şekilde haber çıktığı vakit buralarda da çokca kez post yazıldı, üzünüldü filan..

Sonra birden şu tarihte oynayabilir denildi.

Ve Almanlara göre ise;

O şekilde Ballack da oynardı.. O şekilde 3 hafta oynarsın ama sonrasında üç yıl futboldan uzak kalma ihtimalin doğar. Bu çok yanlıştı..

Öyle de oldu.

Robben Dünya Kupası sonrası sakatlandı ve Bayern bu seneyi neredeyse onsuz düşünmek durumunda. Dahası çok da az olmayan maaşını diğer futbolcuların aksine sözleşmesi gereği klup sonuna kadar ödemek durumunda.. Dahası bu ne talihsizlik ne kader ne de şans: Birilerinin kendi çıkarı adına sorumsuzca davranmasıdır..

Hoeness Hollanda Milli takımı için onlar bunu ödeyecek ve eğer anlaşma sağlanmazsa mahkemeye gider sonsuza kadar bunun peşinden koştururum diyor.. Çünkü ortada analizler sonrası sonrası ortaya çıkan yanlış bir müdahale söz konusu. Bilinçli yapılmış bir yanlışlık..

Aslında aynı konu üzerinden Robin Van Persie tartışması da benzer şekilde içeride tartışılmaya başlanıldı ve Hollanda'nın elinde maalasef çok iyi kartlar yok.. Hoeness üzerine basa basa şunu diyor:

'Biz de bu dünyanın en iyi spor doktoru var: Hans Müller Wohlfahrt.."

Ve o doktor diyor ki: Robben'in Dünya Kupasında oynatılması skandaldır. Hollanda Milli takım yetkilileri yanlış müdahalelerde bulunmuştur. Bugün açılan beş santimlik deliğin sorumlusu Hollanda Milli Takımı'dır.

Siz Ercan Güven ve Mehmet Demirkol'un paslaşmalarına aldırmayın. Dünden selamı alan bugün selamı çakar ki yine selam göndersin. Galatasaray'ın meselesini utanmadan şehitlere kadar vardırıyorlar.

Galatasaray'ın isyanının bunlarla ilgisi olmadığı gibi çok da doğaldır ve Avrupa'da uzun zamandır bu tartışma vardır ve aslında bunun çok net bir cevabı da yoktur.

Galatasaray sakat oyuncusunun gönderilmeme derdinde iken Avrupa'daki klupler bu eşiği çoktan geçip orada tesadüfen de olsa sakatlanırsa bunun cezasını neden biz ödüyoruz diye bir noktaya ulaştılar ki sonuna kadar haklıdırlar..

Neden ?

Bir klup belki tek büyük parasını ya da transfer vuruşunu bir oyuncuya yapıyor ve fakat o oyuncu gidip bir ülkenin milli takımında sakatlanıyor.. Neden bunun cezasını klup çeksin ? Belki adam işinden oluyor, kupaları kaçırıyor v.s..

Fedarasyon'un kendisine ait bizzat milli takımdan da pay ettiği gelirleri var. En ufak bir başarıya her yerde milyon euro ödeyecek primleri var. Oyuncular prim pazarlığını dün de bugün de yapıyor. Cipinden altınına kadar ödemeler gerçekleşiyor ama burada klup bu hasarı kendisi ödemek durumunda, neden ?

Ercan Güven ağır saçmalamış. Şehit ailelerinin tazminatına kadar götürmüş işi ki Allah kurtarsın onu. Bir canın maddi değeri olmaz ama illa bir değer verilecekse bu dünyadaki en yüksek tazminatı devletler bizzat feda ettirdiği gencecik çocukların aileleirine Hazineden en yukarısını versin ama burası futbol ve Fedarasyonların da özerkliği söz konusu.

Fedarasyon da hazineden geçimini sağlamıyor. Belki büyük başarılarda devlet ekstra kendisinden prim verebilir lakin Fedarasyon bizzat o oyunculardan elde ettiği paranın içerisinden tazminatları da ödemek durumudadır..

Konuyu iki tane alkış gelecek diyerek milli hassasiyetlerle bağdaştırmanın gereği yok. Misal Misimovic'i yazın transfer edeceksiniz ve Bosna Milli takımı onu turnuvada bir ay oynatmak için doping niyetine tıbbi müdahalelerde bulunacak ve siz klup olarak en pahalı oyuncunuzdan bir yıl boyunca yararlanamayacaksınız.. Dahası buna sesiniz milli hassasiyetler vesairesinden çıkmayacak ?

Yahu sakat adamın oynatılıp oynatılmamasının milli hassasiyetlerle ne alakası var ? Arda Turan bugün haklı olarak diyor ki :

Bir daha sakat sakat oynamam.. Bu bana ders olsun.!

Bence Ardacığım dikkatli ol sen.. Bir anda varolan desteğini kaybedersin zira açıkladık öncesinde.. Sen öyle yap ama öyle konuşma. Bu ülkede milli hassasiyet üzerinden herkes herkesi bir anda vurabilir, düşürebilir ve en kötü ağır bir şekilde saçmaldığı vakit şehit filan der seni yer..

Ama bugün ama yarın.. Burada başta çok da anlaşılmayan yazılara geleceksiniz..

"Lakin 20’sine gelmeden kalleş keleşlerin önüne gönderdiği kınalı kuzuları, tabutuna sarılan al bayrakla “milli” olan analara ödenen üç kuruştan fazla olmasın sakın. "

Şu alakasız göndermeye, çok başka yerde tartışılması gereken ve bence dünyanın en hassas konusunu buraya çekmeye utanmayanlar ve bunu alkışlayanlardan tiksiniyorum. Yabancılara karşı aslında tamamen politik boşboğazlıktan kaynaklanan şu insanların hareket ettirdiği kitledir bu ülkenin bir diğer önemli sorunu..

Ne alaka yahu ? Azıcık dışarıda dönen tartışmaları oku gözünü seveyim..

Birisi Ercan Güven'e şunu da anlatsın:

-TFF'NİN GELİRLERİ-

TFF'nin gelirleri ise şunlardan oluşacak:
- Futbol müşterek bahis oyunlarından kulüplere verilen isim hakkının
yüzde 15'i, başvuru harçları ve para cezaları.
- Kulüplerin televizyon, radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve
benzeri araçlarla yapılacak müsabaka yayınlarından ve yayın organlarıyla
yapacakları her türlü sözleşmelerden elde ettikleri gelirlerin yüzde 10'u.
- Türkiye Futbol Federasyonu tarafından akdedilen sponsorluk
sözleşmelerinden elde edilen gelirler, resmi ve özel milli müsabakalardan elde
edilen gelirlerin kesintilerden sonra kalan net meblağı ile bu müsabakaların
televizyon, radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla
yayınlarından elde edilecek gelirler.
- Tescil, vize, aktarma, aidat ve Türkiye Futbol Federasyonu'na bağlı
futbolcular ve kulüplerden elde edilen benzeri gelirler.
- Mal varlığı gelirleri, mal varlığı değerlerinin devir, temlik, satış ve
kiralanması gibi hususlardan elde edilen gelirler.
- Türkiye Futbol Federasyonu tarafından kurulacak veya ortak olunacak her
türlü iktisadi teşebbüs ve şirketlerden elde edilecek gelirler.
- Faiz gelirleri, bağış ve yardımlar ve diğer gelirler.

16 Eylül 2010

Michel Laudrup ve Dil Problemi Üzerine.!



Bugün radyoda sevgili Ali Ece de Laudrup kardeşlerden bahsediyordu ki bu Michel.. Ben daha çok Bayern München'de oynamış olan Brian'ı severdim. Teknik, çalımcı ve haliyle bize bir başka geliyordu o dönemler.. Karakter olarak da iki kardeş çok güzelmiş..

Brian Chelsea'de oynar iken devre arasına gelmeden Kopenhag takımı ile anlaşıyor. Şans o ya, kurada Chelsea'nin rakibi Kopenhag oluyor.. Chelsea ile son avrupa kupası maçını çok değil bir ay sonraki yeni takımına karşı oynayan Brian Laudrup, Chelsea'yi üst tura taşıyan tek golün de sahibi olur. Yeni takımına onu eleyen futbolcu olarak gelir.. unutmam bunu ben hiç..

Brian böyle..

Az önce Michel Laudrup'un röportajını okudum ve çok güzel şeyler söylemiş. Özellikle yıldız olma durumunun yarattığı negatif hava üzerine estirmiş rüzgarı tersten..

Mallorca'da aldığı para nedir sizce ?

600 bin euro yıllık.. La Liga'nın en düşük kazançlı hocası ne düşünüyor ya da şikayet ediyor mu ?

- 1000 euroya çalışan insanlar var bu dünyada. Bence bu futbol dünyasında bu gibi paralardan dolayı kimsenin şikayet etme hakkı yoktur.

Sonrasında ise Spartak Moskova deneyimi sonrası bir daha asla böyle bir ülkede antrenörlük yapmayacağım demecine gelince benim de konuma parmak basmış oldu. Şöyle diyor:

" Ben bir daha çalışmam demedim sadece o dili öğrenmediğim takdirde bir daha Rusyada antrenörlük yapmam. Dili bilmiyorsanız tercümana bağlı bir hayat yaşıyorsunuz ve sadece doğru bir şekilde çevirdiğini ummaktan başka bir şey gelmiyor elinizden.."

diyor ve bu önemli.

Almanya'da sıklıkla Fatih Terim ismi geçti. Ben hep olmaz dedim. Oysa Terim bugüne kadar başardıklarıyla rahatlıkla herhangi bir Bundesliga klubünü çalıştırabilecek konumda ve fakat bu konu almanlar tarafından sıklıkla masaya yatırıldığı vakit herkesin tek bir 'olmaz bu' eleştirisi geliyor: Terim Almanca bilmiyor..

Wolfsburg'un başındaki SteveMcClaren bugün Almanyada almanca bilmeyen tek antrenör. Bugünkü başarısızlığını ben daha çok yeni bir kadro oluşturmasına bağlar iken pek çok otorite takımdaki herkesin neredeyse muazzam ingilizce bilmesine rağmen 'dil problemine' dikkat çekip burası ile ilişkilendirme derdinde..

Yeni nesil futbolcuların ve antrenörlerin pek çoğu ingilizce biliyor ve bugün ingilizceden yoksun bir şekilde gerek antrenör gerekse de oyuncu olarak dışarıda çok fazla şansınız yok..

Mourinho'ya canlı yayında sormuşlardı : Bundesliga'da bir takım çalıştırmayı düşünür müsünüz diye.. Ayıp olmasın diye ileride bir gün demesini bekledim ben ama onun cevabı çok net idi: Kesinlikle düşünürdüm eğer Almanca bilseydim..

Yüzde yüz belirleyici olmasa da dil çok önemli bir problem. Hele ki Galatasarayım gibi tercüman özürlü bir klupte çok daha fazla önemli.. Ben buradan Rijkaard'ın Galatasaray'da yüzde yetmiş anlaşıldığını düşünüyorum. Laudrup gibi tercümanların insafına kalmış bir teknik direktörlük hayatı yaşıyor.. Olsun, gerekirse Türkçe'yi öğrenmesini bekleriz o çok başka..

Eşrefoğlu Al Haberi.! #2

video

Daha önceden şurada bunu vermiştik ve fakat Nezih Ünen'in Anadolunun Kayıp Şarkıları adlı bu muhteşem eserinden hem bu hikayeyi vermek hem de bir daha hatırlatmak için tekrar geçiyorum..

Geçenlerde bu titiz çalışmanın tamamını izledim ve çok etkilendim. Vaktimin olduğu ilk anda parça parça videolarda bu eserin üzerinde durmak isterim ve şunu söylemek isterim ki bana bu şarkıların ve içerisinde yer alan insanların çocukluğumu en çok da dedemi ve ebemi(babaannem) istesem de yapamayacağım ölçüde net bir şekilde hatırlatmasıdır. unuttuklarımı dahi su yüzüne çıkardılar.. Kötü oldum ve bir yerinde zor tutum kendimi..

Çabuk unutuyoruz. Beni gördüğünde dünyadaki en büyük sevinci yaşayacağını bildiğim halde çok sık ziyaret edemedim ben onları.. İnsan işte böyle bazen tek tek hesaplaşıyor kendisiyle ve iş işten geçtikten sonra kuru pişmanlık yaşıyor eni sonu..

Siz yaşamayın daha fazla sıklıkla gidin, görün, ziyaret edin. Bayramları beklemeyin, sürpriz yapın.. İş gereği ya da size ihtiyacı oldukları için değil onları sevindirmek için.. Sıklıkla.. Çok seviniyorlar, çok..

Kısa Kısa Kısa.!



" Önemli olan şudur ki o Futbolun dilini çok iyi konuşuyor.." C. Ronaldo

Kimi küçük detaylar için araştırma yapar iken karşıma Türk basınından çıkan yorumları gördükçe deliriyorum ve şimdi tekrardan sormak gerekir: Osasuna ve Ajax maçlarının son dakikalarında çıkar iken tüm stadın onu delicesine alkışlaması da Almanların politik bir kararı mıdır ? Göçmenlerin uyum konusunda sorun yaşamaması adına geliştirilen politikanın içeriği midir her şey ?

Burada da mı siz haklısınız ve aslında o başka nedenlerden dolayı forma giyiyor ? Giymeyi bırakın oynadığı her maça damgasını vuruyor ?

Bir kere de ben anlamadım yahu deyin. Bir kere de ben zaten hiç izlemediğim oyuncu hakkında yorum yapar iken futbolculuğu hakkında konuşmam anlamsızdı deyin..

Mesut Özil henüz daha 21 yaşındadır. "Biz onun yeterli olduğuna inanmıyoruz" diyen Bayern menajerinden Almanların politik kararı sonucu milli takıma girdi diyen futbol cahili insanlara inat dünyanın en büyük klubünde en iyilerinin arasında "en iyisi" olacak şekilde oynamaya devam ediyor o..

Kaka da gelse onunla da oynayabilecek konumda olduğunun altını çizmek gerekir. Geçenlerde Pepe ve Marcelo'nun hakkında görüşlerini okuduktan sonra diğerlerinin ona nasıl sahip çıktığını gördüm ve hiç şaşırmadım.. Neden ?

Mesut ben gol atacağım demez ve daha çok önündeki yıldızlara istatistik yaptırır.. Maç kazandırır ama basitçe.. Ben de olsam oynasın derdim. Higuain ve Ronaldo iki maçta 10'un üzerinde kaleci ile karşı karşıya kaldı.. Daha ne istersin ki ?



Leverkusen Bild'e göre bonservisine 11 milyon euro vermiş Andre Schürrle'nin.. Mainz rakam doğruysa iyi bir kazanç sağladı ve oyuncu da gelişimi açısından çok doğru yere gidiyor.. Çok begendiğim oyuncudur ama geleceği hakkında kesin konuşmak çok doğru olmaz. Leverkusen'den daha iyi bir seçenek ise Van Gaal'in eğitimidir. Thomas Müller olmaya aday en yakın oyuncu buydu.. Doğru bir seçim olmuş..

Hayırlısı..



Bayern München Roma karşısında tek kale maç yaptı. Sabırla top çevirdi ve Müller'in muhteşem golüyle duvarı yıkmayı becerdi. Hemen arkasından oyuna sonradan giren Klose golcülüğünü gösterip farkı ikiye çıkardı.

Klose konusunda Van Gaal hata yapıyor. Bu denli formda olan oyuncuyu kaleden uzaklaştırıp on numara oynatıyorsun, önüne bitik durumdaki Olic'i koyuyorsun ve Bremen karşısında ikinci yarı ne ilginçtir ki oynayan Klose klubeye gidiyor, Roma maçında ise yedek başlıyor.. Oliç tamam da formsuz ve bu adam da golcü.. Forvet oynaması gerekir. Sonra 'Milli takımda atıyor ama bende atmıyor' diyor..

Bunun dışında Bremen karşısında kondisyon sorunu yaşayan takımın bu maçta aynı sorunu yaşamamasının nedeni olarak doğru bir şekilde pozisyon alıp topu koşturursanız kendinizin yerine;Kolay kolay sorun yaşamazsınız diyor Van Gaal.. Sürekli pozisyon hatası yapıp topun yerine siz koşmak durumunda kaldığınız sürece fiyik-kondisyon sorununu süreklı yaşarsınız diyerek güzel güzel açıkladı varolan durumu..

Roma maçında her pozisyonun adamı olması gereken yerdeydi ve bu alan parselleme oldukça önemlidir diyerek neden Ribery ve Robben ile zaman zaman sorun yaşadığının da ayrıntısını bizlere veriyor ki ilerleyen haftalarda ben Galatasaray özelinde bu açılımı yapacağım.. kare kare ekrandan görüntü alma imkanına sahip olursam çok daha detaylı analizler olacaktır diye umuyoruz..

14 Eylül 2010

Avrupa Futbolu ve Türk Basını.!



Gelecek ay Four Four Two dergisi için bir inceleme yazısı için araştırma yapar iken önüme çıkan çok şeyi okuyorum.. Ve bazen insan inanamıyor.. Mesut Özil'in Real Madrid'e gidişi ve bizden böyle bir transfer gerçekleşebilir mi sorusu Türk basınına zamanında sorulmuş ve alınan cevaplar tuhaf geldi bana..

Bu kadar uzak mı basın liginin dışındaki futbola ?

Bakın iki tanesini şuraya alayım:

ALTAN TANRIKULU: (Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı)

Mesut Özil'in en büyük şansı dünya kupası arefesinde Alman milli takımın kaptanı Michael Ballack'ın sakatlanmasıydı. Eğer sakatlanmasaydı, Mesut kupaya giderdi ama gittiğine de pişman olurdu. Çünkü yedek otururdu. O zaman Real Madrid ve transferini konuşmazdık. Aslında bunu çok da abartmamak gerekiyor. Çünkü Elvir Baliç gibi bir futbolcu Fenerbahçe gibi bir takımdan Real Madrid'e gitmedi mi?...

LEVENT TÜZEMEN (Sabah Gazetesi Spor Yazarı)

Mesut'un Alman milli takımını seçtiği için Real Madrid gibi bir takıma gittiğine inanmıyorum. Tabi ki o da bir neden olabilir ama dünya kupası öncesi Michael Ballack sakatlanmasaydı, şimdi kimse Mesut'tan bahsetmeyecekti. Ayrıca bizim ligimiz çok kaliteli ve buradan dünyanın en iyi kulüplerine gidecek futbolcular mutlaka olacaktır.

..............


Siz nerede yaşıyorsunuz yahu ? Ballack ile Özil'in birbirleri ile ilişkisi yok.. Tüm Almanya ve bazen de Dünya basını Ballack sonrası oynayacak olan oyuncu için onlarca tartışma yaşadı.. Bir kez olsun Mesut'un ismi geçti mi ? Mesut defansif orta saha mı ? Khedira neden oynadı ? Ballack-Özil arasında nasıl bir bağ var ? Ballack sakat olmadığı vakit Mesut yedek mi kaldı yoksa Khedira mı kadroya alınmadı ?

Ballack ile Özil'in oynamasının yakın-uzak alakası yok yahu.. İnsanları yanlış bilgilendiriyorsunuz ve konuyu da çarpıtıyorsunuz.

Mesut Özil de herhangi bir yıldız futbolcu değil ki ? Ülkede milyon kez tartışıldı.. Üzerinde duruldu vesaire.. Bize gelsin mi gelmesin mi ihtiyaç var mı ?

Daha önceden de yazmıştım. Konu Mesut Özil, programın içerisindeki yorumcu hayatında hiç izlememiş.. Ama tartışılıyordu hiçizlemeyengiller tarafından.. Sonra da cahil futbol izleyicisi bik bik..

Sen adamı yanlış bilgi ile yanlış bir şekilde yönlendiriyorsun.. Olan bitenden haberin yok ama sanırsın her şeyin nedenini algılamış da toplumu aydınlatıyor.. Töbe töbe..

Thomas Tuchel Kanunları.!



Onu ne kadar taktir ettiğimi blogun okuyucuları iyi bilir.. Bu adam teknik direktörlük konusunda bulunduğu konuma taktik tahtasını kazıya kazıya gelmiştir. Onu bu işe yönlendiren hocası ile bugün aynı konumdadır: 3 maçta 9 puan.. Elbette böyle devam etmeyecektir ve muhtemelen 5 ila 12.sıra arasında ligi bitirecektir ve fakat taktisyenliği kadar Stuttgart okulundaki diğer meslektaşlarının dışında motivatör oluşu da oldukça önemlidir.. Onun kendisine has oyun anlayışı ve elbette kanunları vardır..

Şöyle ki:

Onun takımında her insan birbirleri ile selamlaşır iken karşısındakinin gözlerinin içerisine bakmak durumundadır. Nedense bu önemlidir onun için..

Onun takımında kimse yapılan faulün rövanşının peşinde koşamaz. Olan biten orada kalır.

Onun takımında kimse soyadı ile hitap ederek birbirleri ile iletişime geçemez.. (samimiyet)

Onun takımında her hafta takımın önemli isimleri ile toplantı yapılır ve bir sonraki maçın taktiğini oyuncuların da belirleme ya da belirlenmiş taktik üzerine fikir belirtme hakları vardır.

O takım yendiği zaman özellikle gazete okumaktan imtina eder zira övgünün getireceği zararların yanında basın tarafından yönlendirilme ihtimaline karşı da tedbir alır.

O Almanya'nın en ünlü TV programından davet aldığında kendisi yerine oraya bir oyuncusunu gönderir ve daha mütevazi kalmanın yollarını arar..

Onunla anlaşmak, sözleşme imzalamak doksan saniye sürer ve sıkı pazarlık sonrası kazanacağı bir kaç euora'dan feragat eder zira tüm derdi mesleğinde ne kadar iyi olup olamayacağını görmektir. Avukat,Menajer filan da yollamaz, çıkar sözleşmeyi imzalar gelir. Ama eksik ama fazla..

Onun hayali tekrardan Saab 9000 arabasına sahip olmaktıır ' Bu araba bana cok uyuyor çünkü ben de kendimi çok önemli birisi olarak görmem' der..

3.lig futbolcusu iken 25 yaşında sakatlandı ve 26 yaşında Stuttgart'ta başladı her şey.. 2007 yılında 1.4 ile Teknik adamlık diplomasını aldı (döneminin en iyisi).

O bugün kendisinin Ştuttgart'da işletme okuyup Radiobar'da barmenlik yapar iken tekrardan futbola teknik adam olarak dönmesi için tavsiye verip kanatlarının altına alan hocası Ralf Rangnick ile beraber üç maçta dokuz puan alan iki hocadan birisidir..



Bu da eşi Sissi..

Misimovic'li Galatasaray.!



Bugünkü maç için Galatasaray kötü oynayarak kazandı demek yerine biraz da Antep iyi oynadı diye yaklaşım göstermeliyiz gibi gelir bana. Zurita'sından Emre Güngör'üne kadar.. Takım savunması ve topun geri kazanımı konusunda gösterdikleri başarılarını şut çekmeye dayalı bilinçsiz hucumlar gerçekleştirerek kendi kendilerini etkisizleştirdiler.. Yer yer bencillik ve bazen de şansızlık güzel futbollarını sonuçsuz kıldı. Oynamaktan çok Galatasarayı biraz da kolay bir şekilde etkisiz kıldılar zira rakibinin kusuru hemen herkes tarafından biliniyor artık..

Defansına yeterli baskıyı yaparsanız Galatasaray oyun kurmakta güçlük çeker, peki neden ?

Ben bugün sahada varolan savunma probleminden oyun kurmaya kadar olan sorunların biraz da alan parselleme konusunda yaşanılan problemlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Daha açık bir ifadeyle oyuncu niteliğinden kaynaklanan sorunlar kadar yerleşim sorunu da problemi büyüten önemli bir etken..

Gerideki dörtlünün hemen önünde Ayhan var ki sahanın en iyisiydi.. Bu noktadan itibaren gerideki Ali Turan'ı da alarak Galatasaray'ın sorunları başlıyor. Mustafa Sarp'ın saha içerisindeki rolü ve Ali Turan'ın iletişime girmesi mümkün olmayan futbol yapısı Ayhan'ı çaresiz bıraktığı gibi Elano'yu da formsuz yapan etkenlerin başında geliyor. Top rakipte iken Baros'un arkasında çok net bir çizgi var ve buradan hocanın istediğini algılayabiliyoruz sadece.. Baros ve arkasında Kewell-Misimovic-Elano bir çizgi çekmiş durumda ve fakat eksikliklerden kaynaklı hemen herkes yerlerini şuursuzca bir diğerine yardım amaçlı değiştirmek durumunda kalınca geriye ne sistem kalıyor ne de diziliş..

Misimovic ilk maçını oynar iken Elano ilk defa bu bölgede ve daha da kötüsü arkasında Ali Turan var.. Kewell etkili ve fakat ilk defa İnsua ile beraber oynuyor. Bunları topladığınızda ilk defa forma giyen iki oyuncunun yanına hucumu etkileyen iki bekin çeşitli sorunları olması takımı olumsuz etkiliyor ve fakat Ayhan ve gerideki dörtlünün pres karşısında dağılmasının ya da topu tutamamasının bunlarla bir ilgisi yok.. Çok eski ve geçmeyen bir problem.. Bir şekilde giderilmelidir.. Beklerin sürekli ama sürekli değişmesi, Balta'sından İnsua'sına Sabri'sinden Turan'ına kadar bir ortalama tutturulamamasının da payı var muhakkak ama yine de..

Oyun kurmak aslında rakip takımın içerisinden oyun kurucuya topun gelesiye kadar olan süredir. Top ileriye taşınmazdan evvel boşta kalmış bir oyuncunun önünde topun yuvarlanma anına ulaşmaktır. Burada yapılan Barcelona analizinde de üzerinde durmuştuk.. Galatasaray'ın problemi budur.. Misimovic'e Kewell'a filan gelmeden önce o rahatlığı hiçbir şekilde bulamamasıdır.. Basit bir pres çok rahat bir şekilde bozabiliyor ve inanın bana burada presi kıran gerideki oyuncuların sahaya olan yerleşimi ve birbirleri ile olan iletişimidir. Yerleşim güzel olursa eğer defansın muhteşem bir pas çıkarmasına da gerek yoktur; Servet dahi sırıtmaz.. Bu kadar daha yazasım var bu problem üzerine zira maçı izler iken beni en çok irrite eden sorun budur..

Takımla Misimovic 3 antrenman yapmış. Bundesligada mutlaka sadece ligde otuz maç barajını aşan bir oyuncu zamanla buraya uyum sağlayacaktır ama bunun için zaman kadar beraber oynamanın oluşturduğu uyum da önemlidir. Misimovic'in üç antrenman sonrası çıktığı ilk maç olması bir yana uzunca süre kafasını futboldan başka şeylere verdi. İki maç sabredin o liderliği ele alacaktır. Maç sonrası yaptığı güzel değerlendirme ve doğrucu davut olması onu burada bir şekilde başarılı kılacaktır zira takımına, kendisine dürüst olan insan sorunlarıyla boğuşmaya daha erken başlar..

Misimovic ile beraber bir başka ikilemin pençesine düşüyor Galatasaray..
Takımın özellikle ilk yarı savunma problemi yaşamasının bir nedeni de Mustafa Sarp'ın Misimovic'in dahi önünde 'zorunluluktan' oynamasıdır. Lincoln zamanı Topal ve Barış yüzde yüz savunma oynamalarına rağmen yine de 'savunma' problemi yaşanır iken bugün öndeki dörtlünün arkasında Ayhan'ın Mustafa Sarp'tan dolayı sürekli tek başına kalması Kewell'i geri çekmek durumunda kaldı. Ve fakat Mustafa Sarp ileriye gitmez ya da yerine o işi çok daha iyi yapabilen Barış girerse araya Baros harici kaçıracağın tek bir futbolcu kalmıyor.. Elano'nun Misimovic ile oynaması Mustafa Sarp'ı zorunlu olarak takımın içerisine alıp ileride oynatıyor.. Bu da takım savunmasını ciddi şekilde zedeliyor..

Oyunun sıkışmasındaki sorunların başında Elano geliyordu zira adam kaçıracak olan oyuncu sayısı kaçacak olan adama göre bir hayli fazlaydı.. Elano'nun Ali Turan ile kuracağı ilişkiden doğacak pozisyonlar da olmadığı vakit sahadaki varlığı anlamsız oldu. Aydın ve Pino olmadığı vakit Mustafa Sarp ve Misimovic Baros'un yalnızlığını gidermesi için içeriye girip dengeyi sağlamak durumunda ki bu durumda Ayhan ya da Arda'ya düşecek görev farklılaşıyor.. Misimovic'in ya da Mustafa Sarp'ın içeriye giren yapısı kenarların forvetten ziyade kanat oyuncuları olduğu vakit değerli ve gerekli oluyor..

Velhasıl bu kadrodan çok çeşitli hücum varyasyonları üretilebilir. Tek başına Misimovic'in atacağı paslara da bağlı değildir. Kenarların beklerle ilişkilerinden doğan pozisyonlardan bireysel yeteneklerin konuşturulmasına ve hatta artık frikiklerden kornerlere kadar çok fazla seçeneği vardır ve fakat bir denge olması gerekir. Misal Arda ve Serdar'ı iki kenara koyduğunuz vakit Mustafa Sarp'ın ve Misimovic'İn içeriye dalışlarına ihtiyacınız var gibi..

Misimovic'in Mustafa Sarp'tan farkı her iki kenar adamına merkezden bir seçenek daha sunması ve verkaçlarla da içeriye kenarları itelemesidir. Bir kenara orta seçeneğinin dışında bir tercih imkanı sağlaması en az pasları kadar Galatasaray hücumunu zenginleştirecektir..

İnsua ne çok iyi ne çok kötü bir performans gösterdi ve fakat ilk maçı olduğunu düşünürsek fena değildi. İleriye destek verme ve hucum konusunda sorun yaşatmasa da savunmada yer yer bize sürpriz golleri yedirecek gibi duruyor.. Yaşı genç ve geleceği çok başka olabilir, beklemek gerekir bu oyuncu için..

Başa dönelim. Galatasaray topu iki orta sahası ve dört defansı ile tutamıyor. Oyunu kuramıyor ve haliyle herkes yerlerinden olarak yardım alarak bilinçli set hucumundan ziyade refleksif doğaçlama bir saldırı planı var. Sorun geride başlıyor ve ileriyi feci etkiliyor.. Bunun halledilmesi gerekir..

Trabzonspor - Sivasspor: 6-1



7 tane golün atıldığı ve futbola dair her türlü güzelliğin içerisinde olduğu bir maç her şeye rağmen tarafsız gözlerle maçı izleyenler açısından çok da keyifli bir karşılaşma olmadı zira güç dengesi bir taraftan yana oldukça fazlaydı. Burada Trabzonspor'un kadro açısından çok uçuk bir fark yaratmasından ziyade Şenol Güneş'in teknik adamlık olarak karşı tarafa ağır basan 'yeteneği' de söz konusu. Sivasspor'u Galatasaray ve Antalyaspor karşısında izlemiş bir futbolsever olarak takım halinde yer yer çok güzel defans yapabilmenin ötesine geçememiş görüntüsüne bugün çok iyi bir karşılık gördü. Trabzonspor'un kadro yapısından bağımsız bir şekilde oyunu kendi yarı alanında kabul etmekten başka çaresi olmayan bir rakibe olabildiği kadar ofansif bir onbir çıkartmak bence yapılması gereken idi.. Şenol Güneş biraz daha defansif bir onbir çıkartsa da oyunun genel görünümü çok fazla değişmezdi sadece gol sayısında ve etkili pozisyon üretme anlamında farklılık olurdu.

Mesut Bakkal futbol oynatmak ya da hücum planları çizmek zorunda. Bu takımın en etkili hucum oyuncusu aslında bugün sahada olmayan Bruno Zita idi. Onun olmadığı yerde kimse sazı eline almadı ve alması gereken Ceyhun Eriş ise bırakın hücumda farklılık yaratmayı daha çok kaptırdığı toplar ile savunmasının dengesiz yakalanıp maçı koparan çok önemli ikinci golü yemesine neden oldu. Maç boyunca sürekli olarak topları ezdi ki onun olmadıği bir takım bana göre kenarlara açılmak durumunda kalıp çok daha etkili olacaktır. Israrla ve belki de çaresizlikten Cihan'ı sol kenarda kullanarak hem oyuncuya hem de takıma yazık ediliyor.. Tam bu noktada Ceyhun'dan vazgeçilmeyecek ise Cihan ile yerlerini değiştirmek bu takımı daha 'modern' yapacaktır.. Bakkal çok daha hücumcu bir anlayışı benimsemek durumundadır. İki tane uyumlu stoperinin sağ kenarında Abrurrahman ile dörtte üç değişmezin önüne yerleştirdiği Kadir ile savunma dengesini koruyor.. Mehmet Nas'ın dışında kenar adamlarının dahi yardımını alıp birbirleriyle olan mesafesini kısa tutup golü erken bir şekilde yemezlerse eğer başarılı savunması ile oyunu tutup kontralarda Ceyhun'un günündeyse asistlerine ya da Mehmet Yıldız'ın çevresini beslemesi gole gidiş planı ve bu takımın hücum anlayışı.. Çok ama çok ciddi bir hücum problemi söz konusu.

Trabzonspor bu maç içerisinde 4-2-3-1 ile sahaya çıktı ve bence olabilecek en iyi kadroyu sahaya sürdü. Öndeki yetenekli ve hücum gücü yüksek dört oyuncunun dışında sistemi diğerlerinden farklılaştıran en önemli artısı gerideki orta ikilinin klasik kesici defansif orta saha olmasından ziyade iki tane merkez oyayabilen dağıtıcı pasör kimliğinde oyuncu olmasıdır. Bu maçın fark yaratan kısmı bana göre Colman ve Selçuk'un gerideki Giray'ın da katkıları ile oyunu öndekilerden çok fazla yardım almadan tutmayı ve savunmayı başarabilmeleridir. Diğer türlü öndekileri gereğinden fazla yardıma çağırdığınız takdirde diziliş böyle olsa da kendi içerisinde farklılaşacaktır. Colman ve Selçuk özellikle maçın başında baskı karşısında topu güzel bir şekilde gezdirdiler.. Presi ancak ve ancak bu şekilde yıkabilirsiniz.. Gerideki altılı öndekileri gereğinden fazla geriye çekmeyecek şekilde presi kırıp oyunu kurabildikleri vakit hepsi birbirlerinden tehlikeli ve golcü olan oyuncular maçı kendi aralarında oynayarak rahatlıkla koparacaklardır.. Burada dahi orta ikiliden Almanya'nın Khedirası gibi destek almak durumundadır..

Maçın hemen başında Teofilo kendi yeteneği ölçüsünde iki güzel pozisyon yarattı. Önüne alışı ve geçişi santrafor oyununu ne kadar güzel oynayabildiğinin göstergesiydi. Sivasspor maç boyunca hücumu biraz da Ceyhun'un etkisizliğinde düşünemediği için orta ikilinin oyunu tutması ile bir devre boyunca Trabzon ön dörtlüsünün neleri başarabileceğine şahitlik etmek durumunda kaldık.. Umut Bulut'un forvet olarak kenarda yer almasına rağmen defansına en fazla yardım eden ve bir yarı boyunca kendi takımının en çok koşan oyuncu olması kayda değer ayrıntı iken Jaja'nın uyumsuz görüntüsünün yanında tekniği ve on numara bölgesini kaldırabilecek yeteneği ilk izlenimimde bana hemen hissettirdi.



Maçın asıl kahramanına gelirsek eğer;

tek başına futbol O'nu açıklayamaz. 61 numaralı formasından kaptanlığına ve attığı gollerdeki estetik boyutunun izleyenlere verdiği hazdan sorumsuzluk abidesi karakterden en olgun insana doğru geçiş yapmasına kadar.. Yattara bir Trabzonspor fenomenidir.! Top ile arasında kurduğu ilişki en az Trabzon halkı ile kendisi arasındaki ilişki kadar bana 'estetik' geliyor.. Muhteşem frikiğine mi yoksa kaleciyi yatıran feykine mi ya da kenarda ipe dizdiği oyunculara mı satırları boşaltalım karar veremedim ama en çok da Trabzon'un kimliği olması bana güzel gelir. Tüm bunları toplayınca altında imzanın 'Öğretmen Şenol Güneş' olduğunu belirtmek gerekir.. Muhteşem bir maç oynadı ve maçın tartışmasız kahramanıydı..

İkinci gole dikkat kesilmek gerekir. Sivasspor nadiren gerçekleştirdiği hucum anında Ceyhun'un sol kenarda iki tane boş oyuncunun olduğu yerde yavaşlığı ve bana göre isteksizliğinden dolayı bilmem kaçıncı kez Colman'a topu kaptırıp sadece bu anda değil maç içerisinde pek çok kez yaptığı gibi Giray'ın muhteşem pasında Yattara'nın koşusu ve golü.. Maçı çevrilmesi imkansız bir noktaya getiren tam da bu andır. Sivas'ın Antalyaspor ileoynadığı maçın analizinde de üzerinde durmuştuk ve bu takımın sol beki takım savunmasının kusurlu tarafıdır ve görüyoruz ki aradan geçemn zaman sonrası biraz da sakatlıklardan dolayı iyileştirilememiştir. Bunun dışındaki büyük sorun Ceyhun ise ancak ve ancak son dakikalarda takım yenik duruma düştüğünde katkı yapması için sonradanoyuna girmesi gereken futbolcudur. Ceyhun Eriş'in varlığı Sivasspor'un daha farklı hücum etme şansını ve daha dinamik bir takım olmasını imkansız kılıyor.. Bir daha tekrar etmekte fayda var: Tam da onun bölgesine yerleştirilecek olan Cihan tüm takımın hücum anlayışını değiştirecektir..

İkinci golden hemen sonra Ceyhun'un maç içerisinde yaptığı tek olumlu pas sonucu Cihan kaleci ile karşı karşıya kaldı. Genelde bu gibi durumlarda oyuncu vurur ve kaleci iyi bir şekilde uzanmışsa bir yerlerine çarpar ve golü engeller ve fakat çok az kaleci bilinçli bir şekilde üzerinden geçen topu elleriyle keser.. Onur Kıvrak'ın bu hareketi hem maçın zora girmesini engellemiştir ve aynı zamanda muhteşem bir kaleci kurtarışı gerçekleştirmiştir... Çok değil bir kaç dakika sonra oldukça uzak bir mesafeden Selçuk'un attığı muhteşem gol aslında maçı erken bir şekilde sonlandırmıştır..

İkinci yarı Egemen'in ıskasında topla buluşan ve ağırlığı nedeniyle kaleci ile karşı karşıya kalmasına rağmen Mehmet Yıldız'ın vuruşu gol olmuyordu belki ama Cihan'ın geriden gelip tamamlaması Sivasspor adına maça tekrardan ortak olabilmenin kapılarını açıyordu ve fakat Sivasspor üzerine pek düşünmediği bu hücum anlayışıyla hiçbir maçı çeviremez konumunda.. Zira sistem ve taktiksel anlayış savunma futbolunun sürpriz çıkışları üzerine kuruludur..

Yattara'nın kenarda dans ederek çalımlar sonrası kestiği ortada Umut ve Teofilo'nun yer tutuşunu bir kenarda tutarsak hemen arkasında gerçekleştirilen hücumda Yattara'nın merkezde yaptığı aşırtma pas Trabzonspor'un öndeki dörtlüsünün değişim hızını oldukça güzel özetliyordu..

Alanzinho'nun müthis pası ve Trabzonspor şovu maçın sonuna kadar aralıksız devam etti.

Sivasspor tüm bu olumsuzlukların dışında gergin futbolcularıyla kendi durumunu felakete doğru sürükledi. Ceyhun'un agresif tavırları ve bu takım için olmazsa olmaz Sedat'ın kırmızı kartı sadece bu maçı değil ilerleyen haftalardaki durumunu da etkileyecektir..

Bu kadro yapısı ile Trabzonspor ise güçlü takımlar karşısında Colman-Selçuk ikilisinin gerideki dörtlü ile beraber oyunu ne kadar tutabilecekleri ya da savunma konusunda öndekilerin yardımına ne kadar muhtaç olacakları bir soru işareti olsa da Almanya'nın Dünya Kupasında sergilediği 4-2-3-1'e Türkiye'de en çok yaklaşan takım Trabzonspor oldu.. Ben bu dizilişin üzerinde durması gerektiğini ve dahası alan parselleme konusunda doğru adımlar atıldığı takdirde defansif açıdan sorunlu olsalar da pasörlükleri ile presi kırabileceklerini düşünüyorum. Umut'un ve Jaja'nın ya da takım savunmasının önemi aynı zamanda topa sahip olduğunuz ölçüde farklı bir boyuya taşınacaktır. Topun geri kazanımı bir ihtimal sorunlu gibi olacak olsa da tüm takımın uyum içerisinde hareket ettiği vakit bu top yapan takım kendisini koruyarak başarıya ulaşabilir..

13 Eylül 2010

Bir Futbolcunun Yıkılışı.!



1970 Dünya kupası Almanya-İtalya yarı final maçı için hep 'yüzyılın maçı' tanımlaması kullanılır. Bize uzak geliyor o zamanın futbolu ve yaşanılanların heyecanı.. Ben eski maçları izlemeyi severim ama bu futbol merakı olduğu kadar bugün Alman futbolunu yöneten isimlerin 'futbolculuğuna' duyulan bir merak da işin içerisinde.. Overath'ı görüyorsun ya da her gün yorumlarıyla karşında duran Netzer'e bakıyorsun, Schalkenin başındaki Magath'ın nasıl futbolcu olduğu ilgini çekiyor.. Uli Hoeness ile Beckenbauer'in futbolculukları ayrı bir merak konusu..

Çeşitli nedenlerden dolayı izlediğim eski maçlardan en güzel dediğim 1970 değil de daha çok 1982 Dünya Kupası Fransa-Almanya yarı final karşılaşmasıdır. Schumacher'in Battiston'a yaptığı korkunç faul'ü bir kenara bırakırsak maçın kendisi unutulmazdır. 1-1 biten normal süre sonunda uzatmalara taşınır maç ve o uzatmalarda Tresor ve Giresse ile iki farklı öne geçen Fransa skoru koruyamaz.. Hazır olmayan Rummenigge kurtarıcı olarak girmek zorunda kalır ve farkı bire indirdiği gibi müthiş de bir performans gösterir.. Burada Klaus Fischer'in rövaşatası da unutulmazdır Almanların Hakan Şükür'ü olan Hrubesch'in yükselişi kadar..

Ve fakat benim en çok etkilendiğim kare ise tepedeki.. Schumacher'in penaltıları kurtarmasındaki en önemli motivasyon ülkesini finale taşımak değil de Stielike'nin penaltıyı kaçırdığı andaki üzüntüsüne şahit olmasıdır. O kadar insanlığı olanın o faulu nasıl yaptığı sorusu da gelebilir elbette..

o penaltı kaçırılış anındaki Stielike üzüntüsü kayda değer en önemli andır bana göre.!

Magath Neden Başarısız ?



Geçen sene de kötü başlamıştı ama bu kadar değildi. Başarısız tanımı çok doğru değil, neden üç maçı da kaybetti daha doğru bir yaklaşım.

O beklemez sistemin oturması için.. O an ve koşullara göre hemen bir çözüm üretir. Koşullar değiştiği vakit ona uygun yeni ortamı hemen o anda yaratmak ister.. Bunun anlamı şudur: Sürekli transfer.. Deneme/yanılma metodu. Wolfsburg gibi bir klup Şampiyon olabilir miydi ? Ya da ileride bence mümkün olan Schalke gibi bir takım Şampiyonlar Ligini alıp ligde de şampiyon olabilir mi ? Bunlar bu kluplerin tarihinde gerçekleşmemiş başarılardır.. Peki nasıl yapıyor ? Başarının bağlı bulunduğu bütün koşulları yeniden inşa ederek.. Oyuncular ve yöneticileri o konuma göre konumlandırıyor. Her zaman derim bu adamın diğerlerinden en önemli farkı futbol klubünün başarısının pek çok etkene bağlı olduğunun farkında olarak hemen hepsini kendi başarısı için biçimlendiriyor.. Transferlerin bu denli fazla olmasının nedeni o anki hedefine göre anında bir takım yaratmak istemesidir ki bir kaç rakam vereyim size ben..

Felix Magath Wolfsburg klubünde dört transfer periyodunda yani iki yıl içerisinde 28 oyuncu transfer edip 38 tane oyuncu ile klubün ilişkisini kesti. Bu oyunculardan altı tanesini hem alıp hem de bizzat kendisi sattı. Gelen ve giden oyunculardan çıkan zarar 50 milyon euro idi. Ki bunu Şampıyonlar Ligi parası ve Dzeko ile rahatlıkla çıkarır o başka.. Hemen hepsi 2 yıl içerisinde gerçekleşti.

Schalke'de geçirdiği 15 ay sonrasında ise.. 27 oyuncu alıp 21 tanesini de gönderdi. Bunların içerisinden 6 tanesi ise yine kendisinin alıp kendisinin gönderdiği.. Aldıkları oyunculara harcadığı rakam 45 milyon euro iken sattıklarından elde edilen gelir 21 milyon. Bunun dışında Magath 10 milyon euro da aylıklardan(Kuranyi,Rafinha,Halil,Westermann) kar edildiğini söylüyor. Şampiyonlar Ligini de eklerseniz klubün aslında zararı yok ama yeniden bir kimlik biçilmesi konusunda zamana ihtiyacı var..

Magath dilemması ise şu şekildedir: Şampiyonlar Liginde oynayacağımızı bilseydim bazı oyuncuları almazdım ama bu oyuncular olmadan da Şampiyonlar Liginde oynayabilir miydik ki ?

Magath bugün aldığı puan üç maçta sıfır ama herkes biliyor ki Bayern sonrası şampiyonluğun en büyük adayı.. Nerlinger'in durduk yere Schalke'ye çatmasından dahi anlayabilirsiniz.. Üstelik sadece Magath değil..



en çok transfer yapan ya da sezon başı en çok para harcayan üç klüp de sıfır çekti ilk üç hafta içerisinde.. Ortak noktalarını transfermarkt'a girdiğinizde görüyorsunuz.. Bundesliga da bu kaosun içerisinde yeni kimliğini arayan klupleri cezalandırmaktan geri durmadı.. üç'te sıfır yaptılar..

Hafta içi Şampiyonlar Liginde Lyon ve hafta sonu Dortmund derbisi çok şeyi belirleyecektir.

Taner Yalçın.!



Prensip olarak Köln maçlarını izlemiyorum ben.. O kadar sıkıcı o kadar durgun bir oyun ortaya koyuyorlardı ki son yılllardaki en fantastik hayalim Barcelona - Köln takımlarının olası bir maçının nasıl geçeceği ile ilgiliydi.. Köln yeminle Barca'nın oyunun dahi bozardı.. O denli özüne yerleşmiş o tempodan yoksun sıkıcı futbolları..

Ama dün başkaydı. Hem Taner Yalçın'ı görmek aynı zamanda St.Pauli ile karşılaşmaları ve günün tek maçı olması nedeniyle izledik.. Hatta tekrar tekrar yine yeniden önümüze koyuldu. Maç güzeldi, Taner iyiydi ve tek sorun St.Pauli'nin kaybetmesi ama ortaya koyduğu futbol beni gelecek için yine de umutlandırdı..



Podolski kaptan olmuş. Karizma olarak geldiği ilk gün kaptanlığı alması gerekiyor iken karakter olarak çok başka bir adam. Kendisinin dışında dönen dünyanın ayrıntıları ile pek ilgilenmez. Kim ne yapıyor ya da neyi yapmıyor umursamaz ve fakat aynı şekilde herhangi bir insan da onun üzerinde hakimiyet kuramaz ki bu Ballack bile olsa.. farklı bir karakter.. Benim algılayabildiğim ölçüde en son kaptan olması gereken insan ama Köln şehrinin kahramanı o.. Başka bir konumda olamaz orada..

Maçın içerisinde milli takımdaki pozisyonuna ters bir şekilde en uçta forvet olarak oynadı ve oldukça da başarılıydı. Gol de onu şutu sonrası Taner'in tamamlaması şeklinde geçti. Burada çok iyi bir performans gösterdi, o uzun saçlı ilk günlerine doğru dönüşün belirtileri vardı..

Taner hazırlık maçlarında oldukça başarılıydı ve fakat geçen maçta Bundesliganın en erken kırmızı kartının cezasını o çekmek durumunda kaldı.. Dün ise 80 dakika saha kaldı ve aslında attığı gol ile hem üç puanı aldı hem de teknik adam Soldo'nun da mesleğinde bir süre daha kalmasını sağladı.. Bu onun geleceği adına sevindirici bir gelişme..

Soldo takımdan giderse Taner kendini yeniden ispatlamak durumunda kalacak ki uzunca bir süre sonunda ne olacağını kestirmek güc.. Bugünkü konumu hocasının ona çok güvendiği ve her maç ilk onbir başlayacağı..

Fizik çok sağlam ve aslında o bir defansif orta saha idi.. Gol ata ata sahanın içerisinde pozisyon olarak adım adım ileri taşıdı kendisini ve bir ön oyuncusu konumuna geldi. Bundesligada bu gibi oynayan üç oyuncu vardır: Frankfurt'lu Alexander Meier, Michael Ballack ve Taner Yalçın..

O da maalasef İlkay ve diğerleri gibi Almanya tarafını seçmiş durumda.. Artık bir oyuncunun bu tarafa doğru gelmesi için ancak benim burada ilk Taner Yalçın postunu attığım zamanda üzerine yoğunlaşılması gerekiyor ki sonradan dönüş olmayacak şeklinde aidiyet kazansın.. Diğer türlü çok zor..

Ballack: En az 6 Hafta Yok.!



En sevmeyeni bile acımıştır bu adama.. Hannover maçında ilginç bir darbe sonrası sakatlandı ki en az 6 hafta diyorlar.. Yaşı zaten 33 olan futbolcunun milli kariyeri de kendiliğinden bitmiş gibi duruyor.. Bayern başkanı Ulı Hoeness ona bırak demişti.. O futbolu değil; futbol onu bırakıyor yavaş yavaş..

Ben onun milli takım sevdasını anlayabiliyorum. Uluslararası tek bir kupa alamadan kariyerini sonlandırmak istemiyor ve oynadığı onca finalin yanında alamadığı kupalara takık durumda..

Başka açıdan üzerinde dönen tartışmalardan dolayı Leverkusen'in o futbol ortamını da bozmuş durumda. Böyle büyük bir ismi alıyorsanız bence o kadar da 'büyük' klup olmalısınız.. Bayern olmadı Hamburg'a gitmesi gerekiyordu ama o ilk gözağrısını seçti.. Ne diyelim, geçmiş olsun..

Üzülmedim desem yalan olur..

P.S: Giyim, kuşam güzel..

Gökhan Yavuz ve Raşit Ek.!



Bir Galatasaraylı olarak bu iki insanın isimlerinin yer aldığı her türlü kapıya, locayı içerisinde barındıran stadyuma sahip olmaktan daha fazla neyden gurur duyabilirim ki ? Benim klubüm insanın kendisine değer verir. Klubüm kendi stadının yapım aşamasında hayatını kaybeden bu iki insanı unutmaz ve adlarını yaşatır.. Bir ya da bin golden daha fazlasını atmış iki insanın değerini bilir.. Onların ailelerine sahip çıkar.. Tüm bu eylemleri yapar ki biz de kendimizi böyle bir klubün taraftarı olmaktan dolayı şanslı hissederiz..

'Canını ortaya koydu' cümlesinin mecazına onca değeri biçer iken gerçeğine neleri verebiliriz, görelim.

....

Seyrantepe'ye isimlerini verin

Gökhan Yavuz 30 yaşındaydı, Raşit Ek ise 20. Bayram günü öldüler. G.Saray’ın stadı için öldüler. G.Saray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
GÖKHAN Yavuz 30 yaşındaydı. Raşit Ek 20 yaşındaydı.Bir bayram günü, akşam üzeri, Galatasaray’ın Seyrantepe’deki yeni stadı için kanalizasyon kazısı yaparken öldüler. Bayram günü öldüler. Galatasaray’ın stadı için öldüler.
Gökhan ve Raşit, Galatasaray nice bayramlar yaşasın diye, bir bayram günü öldüler. Galatasaray’ın boynunun borcudur bu iki işçi kardeşin adlarını yaşatmak.
Haber ulaştığında içim daraldı, ruhum karardı.
Zayiat olmasınlar
Twitter’a not düştüm “Adları keşke yeni stadın iki kapısına verilse. Gücümüz yeter mi, deneyelim mi?”Galatasaraylısı, Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı, Karşıyakalısı... Takım tutanı tutmayanı “Deneyelim, yanındayız” dedi... Deniz Ülke Arıboğan, Ali Atıf Bir, Bülent Timurlenk, Bener Onar gibi eli medyada kalem tutanı, spor seveni ve sevmeyeni “Yürü” dediler. Gökhan Yavuz ve Raşit Ek bir bayram günü, kanalizasyon kazısı yaparken Galatasaray’ın yeni stadı için öldüler. Büyük inşaatlar için normal kabul edilen zayiat olarak, bir küçük haber haber olarak düşmesinler tarih toprağına.
İsimleri iki kapıya verilsin.
Mutlulukla analım
Mutlulukta, kederde analım iki kardeşimizi. Zor mudur?
Yetki mi gerekir?
İkna mı gerekir?
Kampanya mı gerekir?
Öldü arkadaşlar bir kanalizasyon kazısında; vicdan gerekir. Haydi Galatasaray, yaşat adlarını, üzme bizi...
Raşit 20 yaşındaydı, Gökhan 30...
Bir bayram günü öldüler.
Daha lafa gerek var mı? / KANAT ATKAYA

12 Eylül 2010

3.Hafta Bundesliga.!



itiraz ettiğim bir isim yok.. Şunu eklemek gerek sadece.. Nuri Şahin'in altına hemen not düşmüşler.. Sahanın en çok topla buluşan futbolcusu olduğu gibi aynı zamanda iki kez Hiddink'in ilkonsekize dahi almadığı oyuncu olarak ele almışlar. Halil, Hamit ya da Yıldıray için böyle bir durum söz konusu olmadı ama Nuri Şahin'in durumu gerçekten trajediye doğru ilerliyor..

Frankfurt'tan Köhler'i beğenirim ben. Bek, açık ya da defansif orta saha.. Her yerde aynı performansı gösterebilir. Ya Konan Hannover için çok önemli bir oyuncu. Geçen sene Enke'nin ölümünden sonra başlayan düşüşün bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni de bu oyuncunun sakatlığıydı.. 10 kişi kaldıkları Leverkusen maçının son saniyelerinde galibiyeti kaçırdı. Diğer türlü üçte üç yaparak rekor kıracaklardı.. Ballack da bu maçta sakatlandı ve en az altı hafta yok.. Gekas iki gol attı ve ilk golü de hazırladı. Halil ile ikisi iyi bir ikili olacak gibi duruyor.. Schürrle yakın zamanda daha da büyük patlama yapacaktır ve aslında tam da Van Gaal'in yetiştirip yıldız yapacağı oyunculardan.. Vorsah'ın kafa golü de çok güzeldi..



Mainz - Kaiserslautern: 2-1

Size tavsiyem mutlaka bir Mainz maçını izlemeniz.. Özellikle kendi evinde misal güçlü bir rakip ile oynadığı zaman.. Ola ki devreye yenik girer hiç umudunuz kesilmesin.. Tuchel bu konuda gerçekten çok iyi.. Kaiserslautern sürpriz bir gol ile öne geçse de Mainz maçın sonuna kadar oyuna hakim olan ve oynayan takımdı.. 3-0'dan geçen hafta da çevirdi bu hafta da yine yenilgiden galibiyete koştu. Bu övgüyü yapınca yanlış anlaşılıyorum ve onu hemen açıklayayım..

Mainz bir sistem takımı olamaz. Temelde değişmez prensipleri olsa da çok bakımdan rakiplerinden zayıf.. Ancak her takıma karşı kendisini konumlandırırsa ve bu değişkenliği maç içerisinde becerebilirlerse bugünkü gibi kendilerinden beklenilmeyen performanslar ortaya koyabilir.. Bayern München böyle bir şeyi yapamaz.. Sistemini kurur ve makine gibi işlemesini bekler.. Ama yapıyor ve bakın yapınca ne oluyor..


Bayern München - Werder Bremen : 0-0

Kötü mü oynadı Bayern ? Hayır. Lakin Van Gaal'in anlamlandıramadığım denemelerine kurban gidiyor bazen..

Maçın başında söyledim dizilişleri gördüğümüz vakit.. Klose çok formda. Bu oyuncu kesilmez.. Hak veriyorum ve Oliç de onun geçen sene yakaladığı başarıların Robben ile en önemli isimlerinden ve oynatmak istiyor.. Ben ikinci yarı oynatırdım ama ona da tamam. Lakin on numara ya da forvet arkası pozisyonunda Klose'yi yerleştirip Oliç'i gezgin forvet olarak en öne yerleltirmesi tuhaf.. Tam aksi olabilir ya da Kenara çekip Müller'i ortaya alabilir ama ne olursa olsun Klose'nın arkada kaleden uzakta varlığı onu etkisiz kılar.. İlk yarı sonunda çıkardı Klose'yi ve Kroos'u koydu onun yerine.. Ribery çok çalıştı ve 'at artık bunu hayvan' dercesine bir pas da çıkardı Kroos'a lakin olmayınca olmuyor..

Bremen'de Naldo yok.. Mertesacker yok.. Pizzaro yok.. Bunun yanı sıra yeni transferler Wesley ve Silvestre ilkonbirde ki Silvestre stoper oynamak durumunda kaldı. Wesley fena değildi ve Marin-Arnautovic çok tehlikeli kontralar geliştirdiler.. Bremen'in maçı almaması da aynı şekilde şansızlıktı.



Mönchengladbach - Frankfurt: 0-4

Gladbach çok formdaydı. Geçen hafta Leverkusen'e evinde altı attı ki on kaçırdı.. Sezonun sürprizlerindendi ve Skibbe'nin Franfurt'u ise ikide sıfır yapmıştı. Bu maç özellikle Frankfurt için kırılma noktası olabilirdi zira Skibbe böyle güçlü kalabilmesi için mutlak suretle iyi olmak durumda..

Frankfurt'u değiştiren biraz da Halil Altıntop'un varlığı. Gekas formda ve sakat olan Amanitidis bu üçlünün ilk forma giyecek olanı.. Halil forma giydiği vakit diğer iki forvetin aksine ortasahalaşabiliyor ve maç içerisinde skora göre çok farklı görevleri kaldırabiliyor. İki önliberolu 4-4-2 olsa da Halil Köhler ve Ochs ile birleşip Gekas'ın arkasında üçlü bir hat çekiyor.. Meier dediğiniz adam Ballackvari bir formata sahip. Forvet dahi oynayabiliyor ki Gekas-Halil'in yanında Köhler ile beraber sahanın en iyilerindendi.. Transferler sonrası Frankfurt'un çok güçlü bir forvet hattı var demiştik ama aslında orta sahasıyla her maçı yenebilecek potansiyele sahip. Vazgeçilmemesi gereken Halil'in forvet ikilisinden birisi olması iken Maik Franz'ın da bek filan değil en iyi olduğu Stoper mevkisinde yer alması. Kaptan Chris geliyro şimdi.. Hem stoper hem de defansif orta saha oynar ve kimi kesecek merakla bekliyoruz.. En son 4-0'lık deplasman galibiyetini Frankfurt 1994 yılında almıştı.

Gladbach ise öncelikle Marx'ın yoklugunda sorun yaşadı ama en çok da sağ bek Levels problem yaşadı. Buraya çare bulamadılar.. Biraz da Leverkusen galibiyetinin takıma verdiği rehavet havası onları agresif olmaktan alıkoydu. Çok top kaybettiler ve çok ezildi.. Bu maçta kötü oynasalar da bu takım özellikle deplasmanlarda pek çok Bundesliga büyüğüne sürpriz yaşatacaktır. Bradley, Reus, İdrissou,Dante.. Çok güzel kadro.



Dortmund -Wolfsburg: 2-0

McClaren'e biraz zaman vermek gerekir ki Hoeness tecrübelidir bu konuda. Yalnız şunu söylemek isterim ki: Dortmund maçlarını en çok izlemek istediğim takımların başında geliyor. Çok güzel bir kadro oluşturdular.. Çok genç..Bugünkü tablo zamanında ekonomik çöküşte olan Dortmund'un zorunlu olarak devreye sokmak zorunda kaldıkları tasarruf politikasının bir sonucu olsa da gelinen nokta çok iyi.. Küçük bir istatistik: Nuri Şahin bu maçın içerisinde topla en çok oynayan futbolcudur.! Ellerini, kolllarını gördünüz mü ? Takımın yönetmeni. Sadece Nuri değil orta sahalar iki yönlü oynadığından bu yana tam bu noktada bulunan oyuncular takımın lideri olmak durumundadır. Türkiye'de oynayamamasının en önemli nedeni budur. Zamanla bu konuma gelecektir..

Wolfsburg için zaman çok şey demektir. Uyum gerekir.Diego daha dün yeniden Almanya'ya gelmiş ve stoper ikilisinin oynadığı maç sayısı beş bile değil. Yeni transfer Mandzukic yerinde oynamadığı gibi takımla da çok az.. Dzeko hala burada kalmış olmanın ruhaniyetinden ve transfer geyiklerinden kurtulabilmiş değil.. Wolfsbug'un zamana ihtiyacı var.



Hoffenheim - Schalke : 2-0

Schalke ve Hoffenheim farklı konular içerisinde değerlendirilecektir. Ama şu Salihovic frikiğinin üzerinde bir daha durmak gerekir.. Mustafa (Sapmaz) Abi'ye gelsin bu foto.. Misimovic dahi onun sol ayağına sahip olmak isterdim diye görüş bildirmişti.. Oyuncu olarak üst düzey futbolcu olarak görmem ve fakat sadece duran top organizasyonu adına onu ilkonbire koyarım kesinlikle..

André Schürrle.!



Mainz'in 90 doğumlu genç yeteneği.. Az önce galibiyet golünü atarak ilk üç haftada takımın üç galibiyet almasını sağladı. Mainz, Hoffenheim ile beraber zirvede.. Tuchel Mainz genç takımı ile şampiyon olduğunda Schürrle orada oynuyordu.. Hocası ile beraber müthiş çıkış yaptı. Geleceğin milli oyuncularından..Dikkat edilesi,hafife alınmayasıdır.. Bir gözümüz hep onda..

Sanki daha başka meziyetleri var da gizliyor gibi.. Çok ciddi bir dönüşüm gösterip iki sınıf daha yukarıya çıkarsa şaşırmacağım kesinlikle..

Real Madrid- Osasuna.!



Dün bir yandan Türkiye maçını seyreder iken bilgisayar ekranından da molalarda ya da aralarda gözüm hep Real Madrid-Osasuna maçındaydı. Kardeşim ile Mesut konusunda ayrılıyoruz.. O Madrid için erken olduğunu düşünür iken ben bu düşünceye katılmakla beraber yine de onun aksine başarılı olacağını düşünüyorum ve dün buna bir kez daha inandım.. Maç içerisinde size bir Mesut-Ronaldo kıyası yapayım..

Christiano Ronaldo gününde olamasa da muhteşem hareketler yaptı. Topuğuyla adam geçti, hızlandı şut çekti ve gördük ki Ferguson'un eline ilk geldiği o spektekular hareketlerinin bol olduğu döneme geçiş yapmış. Didindi, uğraştı ve özellikle Mesut'un 'Higuain'de iş yok sen bari at' paslarını değerlendiremedi ama yine de hırsıyla ve yeteneğiyle topla çok fazla buluşan ve etkili bir performans ortaya koydu..

Mesut Özil kaç kez topla buluştu bilmiyorum ama bir pasında kaleci ile karşı karşıya kaldı Ronaldo.. iki tane Higuain'i kaleci ile yine karşı karşıya bıraktı ki gol olmaması mucize gibi bir şeydi.. Maçın ellinci dakikasında ise sol kenardan Ronaldo'yu gördü ve yine kaleci ile karşı karşıya.. Ronaldo kaçırdı dönen topu Carvalho içeriye gönderip maçın tek golünü attı.
Ronaldo'nun tekniğinden ziyade mücadele gücünü bu seviyeye taşımasına hayran kaldım ama maçın adamını ben de Mesut olarak belirlerdim zira belirleyici olan o'nun paslarıydı. Higuain ve Ronaldo biraz daha becerikli olsa her şey çok daha 'görünür' olabilirdi.

Velhasıl maçın adamı Mesut Özil.

Ve bu çocuk sessiz, sakin, işini yapan ve en çok da Frings'in sürekli üzerinde durduğu gibi diğerlerini oynatan asla ve asla bencil olmayan yapısıyla gittiği yerde sorun yaşamıyor.. Bremen'e geldi ' 5 milyon eder mi' dediler.. ilk 11'î kaldırır mı ? Sonrasında Alman Milli takımında oynar mı? DK'sında etkili olur mu ? Derken sıra Real Madrid'de..

5 ay sonra yine görüşelim..

Türkiye Finalde.!



Haddimizi aşıp burada basketbolu yorumlamak istemiyoruz ama o nasıl maçtı öyle yahu ? Hidayet-Ersan der iken maçı çeviren Kerem-Ender oldu ki Semih'in o bloku ve sonrasını bugün değil belki on yıl sonra ancak anlatabiliriz.. Helal olsun hepinize.!