24 Mart 2012

Susturulanlar!


Bazen bir araba olur raydan çıkmış tüm bu çirkinliğin arkasında bazen "hiçbir" şey. "Kader" dersin, başka çaren mi var? 1-0 geride başlarsın yaşama ve maçı çevirmek sanıldığından çok daha zordur. Ve bunlar bir yana neden istisnasız tüm belletmenler itina ile orospu çocukları arasından seçilir, hiç bilemedim.

Tüm o zamanlar boyunca Tanrı ile kurulan ilişki sonucu ölümden de hiç korkmadım. O'nun adaletine öyle bir inandım ki ölüp tekrardan normal bir yaşama başlayacakmışım gibi hissettim hep.. Çocuk kafası, diğerlerinin hep bir suçu olduğu için orada olduğunu düşünüp kendi adıma gizliden gizliye seviniyordum, yeniden başlayacaktım bir şekilde ölebilseydim eğer.. Adaleti gereği bu benim hakkımdı.Çocuk aklı derler ya..

O gün bugündür ölümden de korkmam. Hayatı da bu şekilde yaşadım desem çok da yanlış olmaz. Sanki ikinci bir şansım varmışçasına. öylesine dikkatsiz, öylesine savruk..

Bir açıdan talihsizlik iken diğer bir yandan daha kaygısız, daha tasasız ve hatta daha özgür bir yaşam sürdüğümü düşünürsek talihli de bir insanım belki. İnsanoğlunun geleceğine dair korkularının insanı nasıl sıkıştırdığını da görebiliyorsun.

Kötü neye göre? Korkunç kimin algısına göre? Zengin, neye ve kime göre? Çevredekiler ölçüt, belirleyici ve haliyle her şey kendi kafanda yarattığın ve bazen de çevrenin etkisiyle yaratılan dünyayla belirleniyor. Geçmişte nasıl yaşadığın değil, ona nasıl bakıp ne şekilde hissettiğin ya da hissettirildiğin asıl gerçek. Ben misal ortaklaşmış "ortalama" değerleri yıkıyorum artık içimde. Toplumun dayattığını da reddediyorum artık. Bir dönem belki de yaşamımın en çekilmez zamanları dediğim bölüme "Bir tutku olan futbolu doyasıya yaşadığım zaman" olarak adını değiştiriyorum. Blogun tepesine de koyduk, güzel olan..

Garip ve anlatılması kadar anlaşılması da zor bir hayat. En'ler yok artık bende. Kötü ve iyi birbirine karışmış.Tüm çocukluğum boyunca dar bir alana sıkışmış vaziyette saçma sapan kişilikte sıklıkla psikopatlaşmış belletmenlerin insafına kalmış bir yaşama misal çok da güzel bakabiliyorsun bugün. Seni öldürmeyen şey güçlendirmiş misal. Güçlendiren şey de duyarsızlaştırmış başka açıdan.Bir savunma kalkanı da oluşturmuş. Korumuş beni pek çoğunu yıkıp geçen şeyden ve bende koruyorum kendimi böyle geçmiş'ten.

Neyi başaramadım? Kader kavramını algılama konusunda sıkıntı çektim. Her şey tamam da o nedensizlik kıvrandırıyor.


Benim yoktu. Bir bunu n farkındalığı zor geliyor, gerisi hikaye.

85'te girdim ben 98'te çıktım. aradan geçmiş 15 yıl ve aslında değişen çok bir şey yok. İster "çocuğum din eğitimi alsın" diye kapattığınız o cemaatlerin yurdu olsun isterseniz de "kolej" yurdu. Bu ülke çocuklara gerekli önemi verebilecek bilince henüz sahip değil. Bak daha bugün.. Kız arkadaşım küçükçekmece'deki bir cemaatin kapısını çaldı, oraya zorla verilmiş kızı gezdirdi, ihtiyaçlarını aldı. Neymiş ihtiyacı biliyor musunuz kendi başına 20 yaşına gelmiş olmasına rağmen çıkıp da alamadığı? Süt.. Bildiğin süt almak için bilmem kaç km gidecek ve bir yakını olarak onunla beraber çıkıp süt alacak kendine.. Üstelik kavga dövüş zorla. Kendisinden bir ya da bilemedin iki yaş büyük belletmen denilen gerzeklerin önünde Tanrı'ymışçasına eğilip bükülecek.. Yapmayın, etmeyin vermeyin çocuğunuzu..bir başkasının insafına bırakmayın. Okula dahi gönderseniz sık sık ziyaret edin, varlığınızı kendinizi gösterin ve onu dinleyin..

Bu ülkenin hiçbir kurumunun insafına çocuğunuzu bırakmayın. O yaşta yaşanılanın geri dönüşümü sıklıkla olmaz..

Thms Mllr!

23 Mart 2012

Gökhan Töre'den Madrid'e 2 gol!



Açıp baktığınızda görüyorsunuz ki Bayer Leverkusen'in genç takımındayken atmış bu golleri.Biraz olsun kendisine dikkat edip futbola verirse ilerleyen zamanlarda da bunun tekrar etmememesi için önünde bir engel yok aslında.Bekleyelim ve görelim..

Adam olacak çocuk..



Anasının karnına gelmeden çalımlara başlamış olduğu düşünülüyor. Kendisini bildi bileli kupalar, goller.. Tarifi yok, benzeri yok kıyas da anlamsız. Bu dünya üzerinde artık futbol denildiğinde ilk onun ismi yazılır sonrakiler kendi aralarında bu isimden bağımsız birincilik ikincilik yarışı oynarlar.. Başka bir şey, başka bir dünya, başka bir kategori. Çok yakında tarihte kıyas yapmanın mümkün olmadığı efsaneler dahi onunla yarışamayacak konuma gelecektir..

Geliyorlar!



Yeni "Magath" ..



Yeni "Klopp" ya da Heynckes sonrası Bayern antrenörü diyebilirsiniz.

Höness belki Fink'i Bayern'e getiremedi ama futbolculuk döneminden bu yana adı Bayern antrenörü adayları arasında yer alan Mehmet Scholl'da bunu başaracak gibi.

Bayern'in kulüp felsefesidir. Eski oyuncularından sadakat konusunda kendisini ispatlamış olanları bir şekilde Bayern çatısı altında toplamak. Nasıl ki kendisi Avrupa Şampiyonu olmuş,Dünya Şampiyonu olmuş ve Bayern'de menajer ise.. Nasıl ki Rummenigge.. Nerlinger.. aynı şekilde devam. Teknik direktörünün de bu şekilde olmasını istiyor.

İsterdim Galatasaray da bu şekilde yönetilsin.. Fatih Terim başkan Hakan Şükür teknik direktör v.s. ..

Effenberg değil belki ama uzun süreçte Mehmet Scholl büyük bir antrenör olabilir. Üstelik çok sevdiği, çok yakın ilişki kurduğu Mehmet Ekici'nin de Bayern'de oynamak gibi büyük bir şansı olacaktır..

Para Para Para: Barrios Çin'de!



Şampiyon takımın en önemli parçası yedeklerinin kalitesidir.

Quaresma yedek kalabilir mi? Ya da misal Melo? Olmadı Servet'i yedekte en fazla ne kadar süre ve ne kadar moralli bir şekilde bekletebilirsiniz? Orta yaşlı kalite bir adam bekler mi yedekte? Genç yeteneğe Real Madrid'in de Bayern München'in de her zaman ihtiyacı vardır. Olic'i yedekte tutamııyor işte Bayern.. Gitti gideceğim derken bir şekilde yine ikna etti ama Dortmund edemedi. Dahası para çok tatlı geldi her ikisine de..

Daha önceden burada da belirtmiştim, Dortmund'un işi yıldızlaşan oyuncuları hem maddi hem de manevi yönden tatmin etme konusunda zordur. Bayern hep bu avantajını kullanır. Hoffenheim da yıldızsız kadrosuyla coşmuştu ama biraz başklalaşınca o insanları idare etmek zor. Lewandowski yeni sözleşmeyi imzalamıyor ve Barrios da yedek kalmayı hazmedemiyordu. Devre arasında transfer olmaması sadece bir talihsizlikti aslında ve bakın o küçük aksaklık durumu nereye getirdi. Premiere Lig derken Çin'e gitti adam..

Takımın adını yazamıyorum, bi sn bekleyim bakmam gerekecek. Guang-Zhou'ya baktım şimdi de devamını getireceğim.Evergrande FC.. Peki kaç para alacak? Yaklaşık yıllık 6.7 milyon avro. Burada kaç alıyordu? 2.5 ki %45 vergisinin kesilmemiş hali bu. Dahası Dortmund 12 milyon avro bonservis alacak... Bu çok gibi duruyor ama sadece bir yıl önceye gidin.

20 milyon avro verdiler gitmedi ki Real Madrid'in de ilgilendiğini biliyoruz Higuain sakatlığı sonrasında..Watzke gururla anlatıyordu 20 milyon verdiler ama kabul etmedik.. peh peh.. E şimdi? Ki bu Çin'den gelen rakam piyango.. Bunu dahi bulamazdılar eğer devre arası gitseydi Barrios..

Hikaye klasik aslında. Çin'de milyarderin birisi kulube yatırım yapıyor. 75 milyon veriyor. Asya'nın Chelsea'si oluyor anında.Barrios da sezon sonu kapağı buraya atacak. Şöyle baktığınız vakit Dortmund karlı çıkıyor Barrios zengin oluyor ve aslında kaybeden yok gibi..

Başka açı: Tek forvetli sistemlerin kaliteli bir yedek oyuncusu ancak "genç yetenek" olabilir. Madrid dahi Higuain ve Benzema arasında gidip gelerek böyle bir sorun yaşıyorsa herkes yaşayacak.Altyapısını çalıştırmayanın işi gerçekten zor zira 11 değil 18 kişilik kadronun kalitesi başarıyı getiriyor..

21 Mart 2012

Aytekin Ataş - Gitsen'de

The Vazgeçilmezler!



Almancası da karizmadır, sportbild atmış bu başlığı dergisine. "Die Unverzichtbaren". Yani diyor ki takımın vazgeçilmezleri! Kimle başlıyoruz? Elbette Sebastian Kehl..

Sebastian Kehl!

Ağustos 2010'dan bu yana onun forma giydiği hiçbir maçı Dortmund kaybetmemiştir. Çok az insan bu harika Dortmund takımının kötü başladığı sezona İlkay'ın çıkıp yerine bu Dortmundluların gerçek anlamda taptığı oyuncunun girmesiyle Nuri'sizliği giderebildiğinin farkındadır. Çok az insan yine Kehl'in çok üst düzey bir oyuncu olup sakatlıkları nedeniyle gündemden kayıp gittiğinin farkındadır yine.. Nuri'ye bile tercih edilmezdi oynadığı vakit ama sakatlıklar.. Neden her zaman ama her zaman en çok sevilen isim Kehl olmuştur anlatayım ben size.

Hannover çıkışlıdır ve Freiburg'da geçirdiği 2 yıl onu parlatmış ve haliyle hemen Uli Höness atlamış üzerine. Deisler'de olduğu gibi sözleşmesini uzatmayıp Bayern'e gelmesi için eline yüklü miktar para da sıkıştırılmış ve fakat Kehl ne yapıyor? Dürüst bir şekilde o parayı geri verip Dortmund'a transfer oluyor. Sonrasında milli de oluyor genç yaşında kaptan da her şey de. O Salihamidzic ile yaşadığı ağır sakatlık sonrası ise kendisine bir daha gelemiyor. Geçen sene sadece 6 karşılaşmada yer aldı. Bir açıdan Nuri'nin bugün bu durumda olması buna bağlı zira eğer Kehl olsaydı belki Nuri sonradan girip çıkan oyuncu dahi olabilirdi.. Kehl hakkında daha çok yazasım var ama sonra..



Bastian Schweinsteiger

yaşamı boyunca Louis Van Gaal'e teşekkür etmeli derim ben. Zira o Schweinsteiger'i öyle bir dönüştürdü ki mevkisinin dünyada en iyi ilk üç oyuncusu arasına giriverdi.Muazzam oynuyor, çok yetenekli ve takıma çok faydalı. Lakin Bayern onsuz kazanamıyor ve bu aslında sadece futbolculuğuyla alakalı değil. Kahn'ın sürekli eleştirdiği "o takımın lideri yok" sözünü yuttururcasına liderlik etmeye başladı ki bence hem Alman milli takımının hem de Bayern'in gerçek kaptanı Schweinsteiger'dır. Bu yüzden onsuz Bayern zor kazanıyor ve son zamanlarda bu rolü Ribery ondan çaldı. Performans olarak değil karakter olarak. Yenilgiye isyan eden, arkadaşların performansını yukarı çıkaran ve saha içerisinde pes etmeyen görüntüsü ile Ribery yardıma koşmasa işi zordu Bayern'in.. Onun oynamadığı Dortmund,Mainz,Leverkusen maçlarında Bayern yenildi.Freiburg'a iki puan bıraktı.. Bayern'in vazgeçilmezi Schweinsteiger..



Klaas-Jan Huntelaar

Ben bayılırım klasik dokuz numaralara. Gomez 1 Huntelaar 2.. gel gör ki bu oyuncular artık oyunun içerisinde de var ve ceza sahasının dışına da çıkabiliyorlar. 73 maçta 73 gol atan Gomez'in yanı sıra Schalke'nin vazgeçilmezi Klaas Jan Huntelaar: 38 resmi maçta 38 gol!
Sağ,sol ayak, kafa, kıç, tırnak,göbek ve omzu dahil olmak üzere her şeyiyle gol atan oyuncular.

Her şeyin dışında oyunu teknik direktörler için kolaylaştırıyorlar.Kenar adamları eskisi gibi kanat adamı olmasa da hücumcu bekler bu oyuncuları çok iyi besliyor. Fuchs ile kurduğu bağ inanılmaz. Onun ortaları, Huntelaar'ın golleri.. O varsa bazen çok fazla çaba da gerekmiyor gol için. Topun altına biraz olsun inebiliyorsanız gol ile burun burunasınız demektir. Yine bu oyuncular varken kenardaki Farfan-Ribery-Robben gibi oyuncuların üzerine rakip iki defansını gönderemez zira burası her daim sıkı bir şekilde tutulmak durumundadır allah muhafaza birisi topun altına iniverir sonra.. de mi..



Claudio Pizarro

O kadar çok Pizarro övgüsü vardır ki bu blogda.. An itibari ile Bundesligada en fazla gol atan yabancı rekorunu elinde bulunduruyor. Bremen'in tek kelimeyle yaşam sigortası konumunda. Bugüne kadar Bremen'in attığı gollerin %60'da pay sahibi (16 gol 8 asist).

Sıklıkla Cuma-Cumartesi ve Pazar sabahları telefonlarım çalar "abi şu maç ne olur" anlamında. Bazen çarşambadan arayan olur, Bremen ne yapar? Hemen dur bakayım Pizarro oynuyor mu diye.. Bazen sadece onun oynayıp oynamaması yeterlidir zira Bremen takımı onun oynamadığı 32 karşılamadan sadece 5'ini kazanabildi. Muazzam bir golcü. her yeriyle her yerden gol atabilecek olan Pizarro'nun bir diğer artısı kazanma hırsı ve tüm takımı ateşleyen karakteri. Bu adam bu yaşında İnter'den teklif alır, sezon sonu Gomez'i yedeklemesi için transferi gündeme gelir.. Mainz sportif direktörü Heidel "imzalamazsa hemen onu takımıma almak için çalışırım1" beyanatını veriyordu en son Mainz'ı tek başına dağıttığında.. Hülasa çok şeker bir golcüdür.



Khalid Boulahrouz

Bir sağ bek bir takım için ne kadar önemli olabilir? Hilbert'li Beşiktaş ile Hilbert'siz Beşiktaş'ın istatistiği ortada. bekler çok fazla şeyi değiştirebilir. Misal Lahm gibi oyuncular önlerindeki oyuncuyu parlatırlar. Hilbert gibi takımın hücum gücünü hem önündeki oyuncuyu partlatması ghem de kendisinin hücum desteği ile değiştirebilir. Lakin Boulahrouz'da işler farklı. Bundesliganın "Luganosu" konusumundaki Hollandalı takımın ihtiyacı olan agresfliği sahada sergiliyor ve defansı bek olmasına rağmen tecrübesiyle toparlıyor. Onun bu sene oynamadığı bütün maçları Stuttgart kaybetti ve sadcee 2 gol atıp 10 gol yedi. Bir başka sigorta bu olsa gerek..
.....
Yeteri kadar Podolski yazdığımı düşünüyorum ve elbette bir de yazmak istediğim Hoffenheim'ın Fabian Johnson'u var ama başka sefere artık..

Fanatizm Tiyatrosu!



Klasik bir futbolcu tipolojisi çizeyim ben size. Kendi takımının tribünlerinden gelir.Hem o takımın oyuncusu hem de o kulübün fanatiğidir, çok para versen de gitmez bazıları. Tribün psikolojsini sahaya indirdiği için kendi takım taraftarları tarafından tapılır iken rakiplerin de en sevmediği oyuncu olur.Özellikle derbilerde bir başka oynarlar, sevgi ve nefret karışır ortası yoktur bu futbolcularda. Lakin bu aslında çok fazla uzun sürmez..

ırkçı sataşmalar gibi haddini aşan absürdlükler de sıklıkla bu oyunculardan ileri gelir. Gol sonrası Dortmund'un tribünden yeşil zemine atadığı Greusskreutz'un hedefi yine eski Schalke'li Asamoah idi. Mergim Mavraj'ın beyanatına göre gol sonrası saldırı Asamoah'ın derisinin rengi üzerinden gerçekleşmiş. Yani; Kevin Greusskreutz ırkçı saldırılarda bulunmuş.

Kevin böyle bir şey olmadığını belirtir iken Asamoah bu gibi oyuncular hakkında konuşmanın anlamsız olduğundan bahseder iken yine eski Schalke'li teknik direktör Büskens ise vermiş veriştirmiş.

Ben bu oyuncuların bildiğimiz anlamda bir ırkçı saldırı gerçekleştirdiğine ya da kafalarında o tarz bir düşünce olduğuna inanmıyorum.Öyle olsa kendi takımında Santana ile misal nasıl anlaşacak? Daha çok Schalke'li olduğu bilinen Asamoah'ı çıldırmak, kızdırmak için aşırıya kaçılmıştır ve aynı zamanda bu gibi söylemlerin ne kadar tehlikeli olabileceğine de kafaları basmaz. Maksat fanatikliğini göstermiş olsun zira iş bir süre sonra tribünde anıldığı şekilde oyunu devam ettirmek.. Esir alınıyorlar, farkında bile değil pek çoğu.

Bugünkü Profesyonel arena öyle bir şey oldu ki gereğinden fazla fanatizmin yüzde doksan beşi tiyatro. O ortam buna izin vermiyor.. Bana misal pek çoğu samimi de gelmiyor artık. Asamoah gibi şeker bir adama eskiden Schalke forması giydiği için gol sonrası üzerine gidip "alalbalanla" yapmak komik ötesi bir durum.. Şimdi taraftarlar biraz daha forumlarda filan konuşur en fazla.

20 Mart 2012

Dortmund İlkay'la Finale çıktı!




Fürth fazlasıyla zorladı Dortmund'u. Gol ikinci uzatmanın son saniyelerinde geldi. Çok acı bir yenilgi oldu Fürth adına.. Maçın o ilginç ayrıntısına geçmeden önce Fürth ve antrenörü Büskens'den bahsetmek gerekir. Hilbert ile bugün röportaj esnasında da konuştuk. Her zaman birinci Bundesligaya çıkacakmış gibi bir devre geçirip son çeyrekte afallayan bir takım. Yıllardır ikinci Bundesliganın zirve takımlarının arasında yer alıp her daim son maçlarda o çıkacak takımların arasından aşağıya kayıp düşüyor ama bu sene başka.. Bir başka Fürth'lü Burak Kaplan'a göre eğer 31.haftada zirvedeyse çıkabilir ama o ana kadar beklemek gerekir diyor. Ben de "bilerek çıkmıyor" geyiği yaptım ama Hilbert "ben orada oynar iken kimse bana bu maçı kazanma demedi diyerek eski takımını korumaya devam etti.

bu sene çıkabilirler zira yeni stadyum inşaatı başladı. En azından yönetim artık çıkmak istiyor ve bunu da başındaki antrenör Büskens ile başarabilir.Schalke'de antrenörler kovulduğunda takımı devralıp bazen mağlubiyetsiz bir şekilde ligi sonlandıran bu adam artık tek başına şef koltuğunda. İstikrarlı ve sağlam bir takım yaratmış ama bugün futbolun ne olduğunu bir daha öğrenmek durumunda kaldı. Şöyle ki...

Maçın 119.dakikasında uzatmanın uzatmasının da fazla olmayacağını düşünerek kaleci değişikliğine gitti. Bunun da asıl nedeni yedek kalecinin 2010/11 sezonunun son üç maçında da penaltıdan gol atması. İyi bir penaltıcı olarak ufak da olsa kariyer yapan bosnalı Jasmin Fejzic maalasef İlkay'ın çektiği ve direkten dönen topu içeri alarak topla ilk temasını gerçekleştirdiği anda maç sona erdi.. Fürth finale kalma şansını bu şekilde sonlandırdı ve akıllarda hep o soru olacaktır, ya o kaleci değiştirilmeseydi? Dahası maç genelde 90 bazen 120 dakikadır ve o son düdük çalınasıya kadar her şey olabilir. 119:58'te geldi İlkay'ın golü..

19 Mart 2012

İker!



O da senin benim gibi insan işte..

O ilk defa Madrid'in kalesine geçtiğinde hep aynı soruyu sordum kendime: Nasıl bir sinir sistemine sahip? O genç yaşta o dev kulübün kalesine geçmek ve bugüne kadar orada kalmayı başarmak?

Asla yapamayacağım meslekler var bu hayatta. Bunlardan birisi de kaleciliktir. Zor iş..

Geleceğin yıldız adayları futbolcu olduğunda bunu az çok görebilirsiniz ama kalecide bakılması gereken sadece refleksleri,çizgide nasıl olduğu zamanlaması ya da hülasa yetenek değildir. Sabır, istikrar, baskıyı kaldırabilme gücü, sinir sisteminin nasıl olduğu gibi psikolojik etkenler en az yetenek kadar önemlidir. Casillas'ta her şey var başka türlü bu başarı mümkün müydü? Çok az kaleci o yaşta o kaleye geçmiştir.. çok az..

18 Mart 2012

Saygısızlık mı ?









Maç esnasında ve özet görüntülerde bu hareketi rakibe saygısızlık olarak yorumladı Alman Spikerler.. Bunun neresi saygısızlıktır ki?

Frikik var ve Kroos da Ribery de etkili vuruyor, kim atacak Taş-Makas-Kağıt oyunu ile belirliyorlar. Daha önceden Gladbach'lıların yaptığı gibi.. Saygısızlıkla alakası yok ve aynı zamanda diğer ayrıntı da önemlidir.

Franck Ribery takımın yıldızı. Bayern'de Kroos'dan daha eski, beşinci yılını dolduruyor. Buna rağmen genç arkadaşına "Çekil, ben kullanacağım" demiyor ve böyle bir oyuna girişiyorlar. Sonucunda yine o kullansa da bence bu güzel bir ayrıntı Bayern adına.

Hertha maçının bir diğer önemli ayrıntısı ise Robben'in penaltıyı Gomez'e bırakmasıdır. Nadiren böyle jestler yapan oyuncu attığı ilk golde olduğu gibi egoistliğinden kolay kolay vazgeçmiyor ki bazen onu vazgeçilmez yapan, müthiş golleri attıran da bu özelliği.

Hülasa Bayern bugünlerde çok neşeli: 7 gün 3 maç 20 gol.. salı günü Hayatım Futbol'a yazıldı Bayern..