11 Mayıs 2011

Hainlikten Kahramanlığa.!



Şubat'ın sonlarına doğru Kaiserslautern Hamburg karşısına çıkar. Oyundan alınan Lakic'i taraftarlar ıslıklar, kötü tezahurtlarla uğurlar. O bir anlamda hain olmuştur artık. Wolfsburg'a imzayı attığı için eski günlerindeki gibi gol atmıyor, kendisini zorlamıyor diye düşünür taraftar. Fotoda görüldüğü üzere ıslıklardan kötü tezahurattan dolayı zor durumda olan oyuncu sakinleştirilir.. Yıkılır.. Arkasından takımının oynadığı Gladbach, Frankfurt ve Leverkusen maçlarında da ondan ses çıkmaz.. Kritik noktaya gelinmiş ve taraftarların gözünden düştükçe düşmüş, yuhalanır ıslıklanır olmuştur artık her maçta..

Önce direkt rakibi konumundaki Stuttgart deplasmanında iki tane atarak takımı galibiyete götürür.. Sonraki haftayı boş geçse de bana göre kırılma maçı olan Schalke deplasmanındaki galibiyeti getiren tek golü atarak takımı ligde tutan oyuncu olur. Büyük oranda düşmeyi engellemiştir aslında tek başına..

Wolfsburg maçında ne yapacağı en azından Kaiserslautern için çok da önemli değildir lakin gelecek sene formasını giyeceği Wolfsburg ve elbette kendisi için de hayati önem taşır onun performansı..

Wolfsburg 1-0 öne geçer ve fakat sonra..



10 gün sonra formasını giyeceği kulubü ikinci Bundesligaya çok ama gerçekten çok yaklaştıran o kafa golünü atar.. K'Lautern aslında kurtarmıştı ve hiç de gereği yoktu belki ama o görevini en iyi şekilde yaptı.

Zaten atmıştı zaten ispatlamıştı ve tutmuştu takımını birinci Bundesligada.. Siz olsaydınız atar mıydınız ?

Çocukluğumda Bayern'in 10 numarası Brian Laudrup'u farklı severdim, teknik çalımcı filan. Bayern sonrası Chelsea diye devam eti macerası. Devre arasında Kopenhag takımı ile anlaşıp ülkesine geri dönecekti ama Avrupa Kupasındaki rakibi de bir ay sonra formasını giyeceği Kopenhag olmuştu. 1-0 ve 0-0'lık sonuçlarla(yanlış hatırlamıyorsam) Chelsea Kopenhag'ı eler iken o tek golü de kupadan elenmiş takıma giden Brian Laudrup atıyordu ve ben bunu hiç unutmam..

Lakin Lakic'in bu yaptığı bundan da öte bir şey. Zira Chelsea'nın o gole ihtiyacı vardı ama Kaiserslautern'in değil.. Yine de atmak ve anlaştığı takımla ikinci lige düşmek.. Bizzat düşürmek..

Helal oLsun Srdjan Lakic.!

Durmuyorlar.!



Birazdan dalacağım konunun dışında iyi yakalamışlar. 'E hadi merhaba diyeyim' bari tavrı var Ronaldo'da ve inanırım ki onca kıyas sonrası Messi de bundan farklı bakmıyordur en önemli rakibine..

Ve fakat arkadaşlar bunlar dünyanın en iyi iki futbolcusudur.

Ronaldo bu sene Real Madrid forması ile çıktığı 52 maçta 49 gol 14 asist yapmıştır.

Messi ise 53 maçta 52 gol 28 asist..

Rakamlara bakar mısınız ?

Bizim basında Türkiye Süper liginde iki maçta iki gol atan adamı bunlarla kıyaslıyorlar. Bir anda ne var ki fark filan diyoruz..

En üst düzeyde her sene 60'a yakın maç ki milli maçları, arkadaşlık maçlarını filan saymıyorum ve bir o kadar da gol.. Durmuyorlar.. Sürekli atıyorlar sürekli oynuyorlar..

Rica ediyorum şu iki ismi anar iken azıcık özen gösterin, saygısızlık etmeyin. Ligimizde iki golü atana bu isimleri vermeyin 'Sen Messi'den daha iyi olacaksın' gibi zırvalarla uğraştırmayın. Sonra o geleceğin yıldızı bir anda kendisini neredeyse bu isimlerle eşit görüp gelişimine ket vuracak kibire kavuşuyor.

Diyelim ki bu yeteneğe sahip bir genç oyuncumuz yeşerdi memleketimizde.. Yetenek başka geride bıraktığı maçların hatırı attığı gollerin adedi başka.. Bizim ülkemizde bu yaşlarda üst düzey liglerin içerisinde bu denli gol atan oyuncu çıkması için şimdilik bir on beş yıl beklememiz gerekiyor. Mesele doğrunun ne olduğu değil o genç futbolcuları kuluplerimiz kadar basın da doğru bir şekilde yönlendiremiyor maalasef. Sahip çıkmak adına telefonda görüştüğünüz iki oyuncuyu abarta abarta yoldan çıkarıyorsunuz..

Ayıp ediyorsunuz.. Hem bu iki insanın başardıklarına hem de geleceğin potansiyelli genç oyuncularına..

Sözüm Messi ve Ronaldo'ya: Bi durun artık yaaa.. sıfat kalmadı kelimeler tükendi, bi durun artık..

Futbol sadece futboldur değildir futboldur değildir..



Bir maç bu kadar insanın hayatında önemli bir yer teşkil ediyorsa yeri ve zamanı geldiğinde.. O maç doğası gereği sadece maç olarak kalamaz. Bu yıllar boyunca kimi ekonomik çıkarlar adına dinin kullanılmasını es geçmek gibi bir şey.. Futbol milyarlarca insanı etkilediği sürece isteseniz de sadece futbol olarak kalamaz. Bu sadece iyi niyetli bir dileğinizdir. Birileri her Barça maçında Franco demeyi bırakmalıdır belki ama siz de artık 'barçanın parası var ya' ya da 'Futbol sadece futboldur bu ülkede' saçmalığına bizi bulaştırmayın..

Bırakın artık bu geyikleri de size az önce okuduğum güzel hikayeyi anlatayım. Futbol bakın bazen nasıl futbol olmaktan çıkıyor.

Yukarıdaki fotoğrafın içerisindeki yazıyı görüyor musunuz ? Hikayeyi algılayabilmeniz için 'nicht' kelimesinin o cümleyi olumsuzlaştırdığını bilmelisiniz sadece..

1987'de Almanya'da sayım vardır. Devlet o dönemin Almanya'sında kaç kişinin yaşadığını bilmek ve neye ihtiyaçları olduğunu da anlamak için sayıma gidiyor. Bir sayım işte. Buna karşı duran bir kesim var. Bu sayımı protesto etmek istiyorlar.. Sayılmak nerden baksan kötü bir şey:)

Stadın içerisinde görevli olan Erich Rüttel aynı zamanda şehri seçime hazırlamak adına devlet tarafından da görevlendirilmiş durumda.

Aynı gün Almanya'da Dortmund'un o zamanki adıyla Westfallen stadında Dortmund Hamburg maçı var. Protestocular güzel bir şekilde sahaya girip geceden stadın zeminine şunu yazıyorlar:

'BOYKOTTIERT UND SABOTIERT DIE VOLKSZÄHLUNG' (Sayımı boykot ve sabote ediyoruz)

Maçın oynanacağı günün sabahı stadın sorumlu müdürü bu arkadaşı çağırıp yukarıdaki protestoyu içeren yazıyı gösteriyor..

Gözlerine inanamıyor Rüttel ve maça bir gün kala ne yapacağını şaşırıyor. Silseler de boyası gitmiyor bir türlü ve normal koşullar altında buna izin vermemesi ve biletlerin tamamının satıldığı yerde maçı iptal ettirmesi gerekiyor. Bunu görseler iki açıdan da sorumlu olduğundan baya bir sıkıntı yaşayacak ve bir çözüm yolu arıyor..

Sizce ne yapıyor ?

Yukarısına 'Bundespraesident' yazıp aşağısına da 'nicht' (etmiyor) ekliyor. O yazı oluyor 'Cumhurbaşkanımız seçimi sabote ve boykot etmiyor' Bunun için dönemin Fedaral Almanya Cumhurbaşkanı Richard von Weizsäcker'den özel izin dahi alıyor. Fotoya dikkatlice baktığınızda üstteki ve alttaki kelimenin biraz farklı olduğunu da görebilirsiniz..

:))))

11Freunde hikayelerindendir..

Sonrasında polise gidip koruma dahi istiyor ve hatta bir kaç kez rahatsız ediliyor ama muhteşem bir çözüm değil midir ?

Hitzfeld Yalanı.!



Turgay Kıran'ın teknik direktör adayıymış. Arkadaş bildiğin sallamasyon haber yahu bu.

Çok severim ve çok da takdir ederim. Getirileceğini bilsem blogdan Turgay Kıran haberleri yapmaya başlarım kazanması adına (Çok da etkili oluruz yaaa)

Ve fakat imkansız.. Zira bu adam kulup takımı çalıştırmayacağını milyon kez belirtti. Ola ki bugün tekrardan bir kulup takımı çalıştırmak istese anında Hoeness onu Bayern'in başına getirir.. Almanların dünya çapında başarıları olan ve dünya çapında bir teknik direktördür. Değil Avrupa Ligi bile oynamayacak Galatasaray herhangi bir Bundesliga takımı dahi onu bugün çok sevdiği İsviçresinden koparamaz..

Dahası..

Bu adam zamanında Manchester United'ı, Chelsea ve Real Madrid'in tekliflerini reddetmiştir. Sen üç teknik direktör adayımdan birisi diyerek kimi kekliyorsun arkadaşım ? Ya tektir anlaşmışsındır ya da yok böyle bir şey.. Abdullah Avcı'yla anlaştın ve seçim kozun da bu...

Düşünebiliyor musunuz Ferguson'un bırakacağı zaman Manchester'in teklifini yeteri kadar iyi ingilizce bilmiyorum diye geri çeviren adam Türkçe'ye dalacak.. Uçmak budur.!

Daha baştan kaybetme diye buna derim ben.. O dönemler geçti be başkan adayım..

Galatasaraylılarım.. Bu adamın gelmesi imkansız, her hafta alman basınında yorumculuk yapar.. Kulup takımı çalıştırmayacağını on milyon kez beyan etmiştir.

(Umarım ve umarım ki bu söylediklerimi yemek durumunda kalırım.. Umarım o gün gelir)

10 Mayıs 2011

Augsburg.!



Seneye Bundesliga benim için çok başka olacak şüphesiz ve bu adam da bu başarının mimarı..

Bir alt postta futboldaki değişimlerin çok kısa süre içerisinde olduğunu belirttim. Bir buçuk yıllık Skibbe'nin Frankfurt macerasının sekiz maçta çok başka bir yola girdiğini belirtmiştim. Aynı şey Luhukay için de geçerlidir.

Hollandalı olduğuna bin şahit gerektiren bu adam en sert ikinci Bundesliga diye tabir edilen ve Daum'lu Köln'ün ancak üçüncü olarak çıktığı birinci Bundesligaya Borussia Mönchengladbach'ı puan rekoru kırdırarak yukarıya çıkarmıştı. En az on takımın birinci Bundesligaya çıkabileceği yerde rakiplerine fark atarak birincisine çıktı ve ne oldu ?

O güzel performans birinci Bundesligadaki dokuz maç sonucunda unutulup gitti. O dönemin kovulan ilk hocası oldu.. Dokuzuncu haftaydı yanılmıyorsam.

Augsburg'u aldı ve istikrarlı bir şekilde güzel futbol oynatarak hiç kimsenin hayal etmediği bir dönemde birinci Bundesligaya çıkardı.

Artık seneye kombine alma zamanı üstelik stadımız da yeni.. Hayırlı uğurlu olsun memletime.!

Frankfurt Düşerken..!




Frankfurt takımını tanıyor musunuz ? Misal Skibbe öncesi oldukça uzun bir Funkel döneminde bu takım nasıl top oynadı ve ligi nerede bitirdi biliyor musunuz ? Skibbe'den bir sezon önce devre arasında yaptığı pahalı transferleri buraya yazmıştık. Dönemin gözde genç yeteneği Fenin, Brezilyalı Caio gibi bugüne göre oldukça cesur ve pahalı atılımlardı ama teknik adamının gönderileceği her gün konuşuluyordu. Bugün Bochum'un başına birinci lige çıkma mücadelesi veren Funkel o dönemde bunlara dayanamayarak istifa etti ki sezon sonunda da o takımın oyuncusu Fink Beşiktaş'a gelmişti hatırlarsanız.. Takım zaman zaman sonuç alsa da kötü futbol oynuyordu.. Funkel ile son haftalarda düşmekten kurtulmuştu.

Sonra Skibbe ile anlaşıldı.

Kadroya bugün belki de takımın en değerli oyuncusu olan Skibbe'nin Leverkusen'den tanıdığı genç yetenek Pirmin Schwegler katıldı. (400 bin avro filan ödenmişti) Schalke'den yedek kaleci ve bonservisi elinde Selim Teber ile birlikte Karlsruhe'den Maik Franz..

Hepsi buydu.

46 puana ulaşılırsa teknik adamın sözleşmesi otomatikman bir yıl daha uzatılacak maddesi de konuldu. Siz varın düşünün hedeflerin ne olduğunu..

Skibbe son 16 yılın en yüksek puanı ile ligi bitirdi. Bremen'i içeride dışarıda yendi. Bayern'i yıllar sonra evinde yendi ve üstelik Dortmund'u Dortmund'da yendi ki nasıl.. Güzel bir sezondu. Aynı kadro ama neredeyse taban tabana zıt bir futbol vardı sahada.. Bizi ilgilendiren kısmı da budur. Teknik direktör imzası..

İkinci senesinde ise 50 puan dedi ve herkes güldü.. Başta başkanı Bruchhagen.. İlk devre sonucunda ise hedeflenilen puanın yarısını geçmişti ve sonra o ikinci devre başladı ve ne olduysa orada oldu. Şurada belirttik devre başında yaşadığı sıkıntının içeriğini..

..akabinde golsüz geçen bir sekiz hafta. En sonunda zor da olsa alınan bir St.Pauli galibiyeti..

Tam bu noktada bir teknik adam değişikliği gerekir miydi ki ? Sonucun önemi yoksa çok daha erken bir değişiklik olması gerekir ya da hiçbir şekilde çıkışa geçecek takımın ayarlarıyla oynanmaması.. İşte bu sportif bir karar ve yönetim işidir. Bugün Frankfurtlular bu yüzden topun ağzına aynı zamanda sportif direktör olan başkanlarını koydular.. Galatasaray da bu idaresizlikten oldukça çekmişti ama başkanı aynı şekilde hedef alsa da çok fazla bir etkisi olmuyor başkanlık sistemi gibi çağ dışı bir yönetim anlayışı yüzünden..

Futbol bu. Bir buçuk yıl içerisinde yaptıklarınız çok kısa süre içerisinde unutulur zira can derdine düşerse bir takım her şeyi yapabilir.

Skibbe gönderildi ve yerine Daum geldi.

Daum'un hatası şudur: Büyük teknik direktörler devre arasında takım almazlar. özellikle motivatör değil de ben konsept futbolu oynatıyorum iddiasında olanlar.. Yeniler için bu dönemde başarı yakalamak bir fırsat iken Daum gibiler için aslında uzak durulması gereken tekliflerdir. Zira bugünkü başarısızlığın temelinde tek başına Daum olmasa da teknik adamlığına bir darbe vurduğu açıktır.

Frankfurt takımı Skibbe öncesine dönmüştür zira o kadronun geçen onca sene içerisinde güçlendirilmeden durması dahi büyük hatadır. Skibbe elindekilerden bir kadro yarattı ama inanın daha iyisi bu kadro ile çok zor..

Bugün Frankfurt ve hatta Wolfsburg küme düşerse inanın bana bunların teknik adamlarla ilgisi olsa da asıl pay yönetimlerindir.

Skibbe ile burada 'barselona futbolu' diye dalga geçiyorlar çokca.. Ben geçmiyorum ve beğeniyorum. Sürekli topla antrenman ettirmesi burada eleştiri konusu iken diğer yerlerde bu bir artı olarak görülüyor zira her şey sonuçlara bağlıdır. Ben onun en büyük kusurunun o sekiz maçlık süreç içerisinde durumu tersine dönüştürecek atikliğe sahip olmayan karakteri olarak görüyorum. Onun takımları muhtemelen başarılı olamayacaklardır ama futbol oynama konusunda misal Magath'ın takımlarının çok çok ilerisinde olacaklardır her daim..

Frankfurt olur da sondan ikinci değil de üçüncü olursa ve Bochum da bu hafta Duisburg'u yener üçüncü olursa güzel bir karşılaşma olacaktır. Bir dönem ligde tutup istifasını veren Funkel eski takımına karşı lige sıçrama maçına çıkacak.. Bruchhagen ile hesaplasacaklar listesinde ilk o var ve sonra eminim ki Skibbe de.. hayırlısı.

Futbol sadece futboldur değildir futboldur..




Sevgili Bülent Timurlenk blogunda Mehmet Demirkol'un yazısını alıntılamış. Ben de aynı şekilde buraya alayım.

Spora ‘entellektüel’ pencereden bakanlar ise oyundan çok alıntı peşinde koşuyor. Efendim Bill Shankly “Futbol bir ölüm kalım meselesi değildir. Ondan çok daha önemlidir” demiş. Vay vay vay! Efendim Simon Kuper: “Futbol asla sadece futbol değildir” buyurmuş. Sanki hepimiz Liverpool devriminin vazgeçilmez parçalarıyız ya da hepimizin çocukluğu Yugoslavya’da geçti. Herkes St. Pauli taraftarı, ama arkadaşa ‘gay’ misin diye sorsan dayak yersin! Yahu bu futbol... Ve bu ülkede futbol sadece futboldur. Trabzon’da yaşıyorsan senin için biraz daha farklıdır, Eskişehirde yaşıyorsan biraz başkadır. Ama bu ülkenin her yerinde futbol sadece futboldur. Ve hiç bir yerinde ölüm kalım meselesi kıvamında değildir.



Peki bu ne ? Bizim ülkemizin futbol sevgisi değil midir diğerleriyle aramızdaki farkı oluşturan ? Bizim ülkemizde futbol din kadar önemsendiği için dışarıda konu edilmiyor mu yıllar yılı ? Siyaset ile ilintisi olmadığını belirtmek isterken yanlış bir sonuç çıkarmış olmuyor muyuz ? Gerçekten futbol sadece futbolsa eğer bu kadar gerginlik neden ? Tugay, Nihat ve diğerleri büyük liglerin futbolcusu olduğunda yaşadığı rahatlığı anlatırken aradaki fark nedir ? Sorun çokca bizde futbolun ölüm kalım meselesi olması değil midir ? Bir şey ölüm kalım meselesi haline geliyor ama o şey 'Futbol' mudur tartışılır..

Yazının başlangıcı ile sonucu arasındaki bağıntısızlığı bir kenara bırakıyorum. Futbol üzerinden futbolun dışında türlü türlü değerlerin savaşımının olup olmadığı bir tartışmanın bu konuyla yakın uzak ilintisi yoktur. St.Pauli ve Futbol konusu ile Bursaspor Beşiktaş arasındaki bu çatışmanın nasıl bir bağıntısı vardır inanın hiç anlamadım. On yazısından dokuzuna alkış tuttuğum Demirkol mümkünse bana buradaki olayların bağıntısını anlatabilirse ben de aydınlanmış olurum.

St.Pauli,Liverpool üzerinden uzun süredir varolan tartışma başka bir şeydir buradaki olayların çıkış nedeni ise çok başka..

Dersiniz ki: Diğer ülkelerde şehir takımlarının şehrin insanıyla bütünleşip şehrin dışından taraftar bulmasının çok da kolay olmaması nedeniyle o şehre ait olan her değer futbol takımıyla birleşir ve bu bazen siyasetten etnik kimliğe kadar pek çok değeri beraberinde getirir. Oysa bizim üç büyükler nezdinde böyle bir farklılığımız yok ve ülkenin her yerinde futbol sadece futboldur.. Ya da sadece futbol olması gerektiğine ilişkin ayrıntıları yazarsınız ve fakat Bursaspor ile Beşiktaş arasındaki ilk devredeki maç sonrası çıkan olaylar sonrasında beklenilen olayların yaşanması ile bunların ilintisi nedir ? St.Pauli ve onların başkanı ya da pankartlarının burada işi nedir ? Bağıntısı nedir yahu ?

'..ama bu ülkenin her yerinde futbol sadece futboldur. Ve hiç bir yerinde ölüm kalım meselesi kıvamında değildir.'

Oysa bu konuların dışında Avrupa'dan gelen oyuncular ülkelerine döndüklerinde Türkiye'deki futbol ortamını tanımlamak istediklerinde ilk söyledikleri cümle tam da şu yukarıdaki alıntının tersidir. Futbolun din kadar önemsendiğinden tutun da gündelik yaşamın belirleyicisi olmasına kadar tonla ayrıntı..

Bizim ülkemizin futbolunun içerisinde Liverpool,St.Pauli ya da neyse bunlarla bir ilgisi yok. Başka bir şey var burada ve o da maalasef futbol değil. Kendimizi kandırmayalım.

Kabaca aidiyet başlığı altında incelenmelidir ve işin sonu narsizme kadar gider iken tüm bu önemsiz maçın içeriğinin dışında tutkuyu doğuran, insanları kızdıran ya da sevindiren aidiyet.. Bu önemsiz maçta çıkan olayların itkisinin futbol tutkusu olduğunu söyleyebilir misiniz ? 'Futbolun sadece futbol' olduğu güzide ülkemizde Beşiktaş Bursaspor karşılaşmasından önce çıkan olayların yukarıdaki yazının bakış açısından bakarsak futbolla gram ilintisi yoktur. Aynı şekilde siyaset ya da başka bir ayrıntı da burada yok.. taraftarlık, aidiyet,intikam, göreceksiniz gününüzü v.s.



Tüm bu yazının ve olanların dışında..

Bizim ülkemizde futbol hiçbir zaman futbol olmadı. Kabaca 'Futbol' başlığı altında sahanın dışarısına dair ne varsa konuşulur ve hatta programlar sabahlara kadar sürer. İçerisinde gram futbol var mıdır ? Oynanılan oyunun içeriği, taktikler, goller vesaire midir ? Avrupanın futbol gündeminin kıyısında dolanan magazinel olaylar bizim gündemimizdir. Yıllarca bunları verdiniz ve insanların futbol diye ekranın başına geçip izledikleri de bir bakıma farklı bir siyaset içeriğidir.

Düşünebiliyor musunuz St.Pauli'de futbol sadece futbol değildir ama bölgesel ligde bile stadın tamamı doluyor ve bölgesel ligdeki takımın maçlarının seyircisi 'futbol sadece futboldur' ülkemizde 25 milyon taraftarı olan takımlarda yok.. Keşke bizde de futbol sadece futbol olmasa da St.Pauli, Dortmund gibi stadlarımızı doldursak ve futbolun içeriğine konsantre olsak... Bunların hangisi gerçekten daha çok futbolu seviyor, futbola koşuyor ? Magazinel olaya milyon tık alırsın, Telegolü sabahlara kadar izlersin ve fakat o 'futbol sadece futboldur' olmuyor maalasef.

Sanırsın bir tarafta futbolun kendisine saygı duyan bir millet diğer tarafta futbolu malzeme yapan ama kazın ayağı öyle değil. Saçmalamayalım..

Futbol sadece bizim ülkemizde bu kadar çok 'Futbol değildir' belki de. Bu kadar paçavra edilmemiştir de hiçbir yerde. Unutulmasın.. Türkiye'deki futbol kuluplerinin taraftarlarının ortak değerleri arasında siyasi bir malzeme bulunmaması ile futbol sadece futboldur sonucu çıkarmak yanlıştır. Sevgili Demirkol her gün futbol gündemini yorumluyor NTV SPor'da ve bizzat kendisi o futbol gündeminin içerisinde futbolu ne kadar konuştuğunu hesap etmesi gerekir bu ülkede futbol sadece futboldur diyebilmesi için..

Hamit ve Real Madrid.!



Bakın bu bile meseledir. Şu başlığı şu konumda iken bu şekilde attırabiliyorsa büyük futbolcudur. Lakin gerek Nuri'nin gerekse de Hamit'in bu dev kulubün ilgi alanına sokan ayrıntı Mesut'un performansı sonrası menajeri Reza Fazeli'nin işini çok iyi yapmasıdır. Başka türlü taşlar yerlerine oturmuyor. Nuri'de oturtabilirsiniz ama Hamit'de zor.Yakında Halil de şu performansına rağmen Valencia'ya filan giderse şaşırmayacağım..

Hamit Bayern'de ilk on bir'e dahi giremez iken bugün Madrid'in almak istediği oyuncu konumuna nasıl gelebilir ki ? Avrupa piyasası Atletico Madrid Valencia Bremen seviyesindedir ve fakat bir basamak yukarıya çıkarıldı. Yine de şu ayrıntılar da önemlidir.

Mesut Bremen'de oynar iken İnter ile karşılaştı Avrupa maçlarında.. Üstelik Mourinho'nun İnter'ini Bremen eler iken Mesut'un bunda payı büyüktü. Dahası maç öncesi Mourinho maç planı adına Mesut'u da Bremen'i de iyi analiz etmek durumundaydı. Bugün Arsene Wenger Hakan Şükür'ü tanır, bilir. Eurosport'da Avrupa Şampiyonası yorumlarında en ince ayrıntılarına kadar bu oyuncuyu anlattı insanlara neden ? Finaldeki rakibinin en önemli oyuncusuydu. Keza Hamit de Bayern ile finale çıktı ve Mourinho'nun belki de en önemli maçında dikkat edip analiz etmek zorunda kaldığı 10 oyuncudan birisiydi o gün.. Bunlar da önemlidir. Geremi'deki Toschak ayrıntısı gibi bir farklılık..

Madrid'e girerse çok yönlülüğü ve futbola aklını sokarak her daim faydalı olmayı başarmasıyla iyi bir yedek olur ve fakat as kadronun vazgeçilmez futbolcusu olarak onu düşünmek şu konumda çok zor. Bir ihtimal benim algılayamadığım bir Mourinho planının çok önemli oyuncusu olabilir ama bunu olduktan sonra konuşuruz. Bence Bayern seçeneği onun için daha uygun ve fakat gider de takımın vazgeçilmezi olarak beni yanıltırsa buna en çok ben sevineceğim. Hamit'i diğerlerinden ayıran oynadığı mevkinin her daim yetenek açısından en üst düzeyde birden fazla rakibi olmasıdır. Defans oyuncusu olsaydı değişirdi belki çok şey gibi.

Her şeyin dışında Nuri ya da Hamit oynamasa dahi Real Madrid'de üç Türk oyuncunun varlığı bana göre başlı başına bir devrimdir. Transfer olmasa dahi şu manşet çok şey demektir. Sosyal paylaşım sitelerinde Nuri'nin transferi sonrası yabancıların çevirdiği Türk geyiklerini hayretle okudum.. Defansa da misal Gökhan Gönül geldiği vakit dev kulubün omurgasını Türkler oluşturacak desek yeridir.. Gurur duyma konusunda abartıları anlıyorum ama arkadaşlar az bir şey midir bu ?

Almanların emeği çoktur buna kimsenin itirazı yok ama bu sonucu değiştirmiyor. olursa ÜÇ TÜRK Real Madrid'de oynuyor geyiğini de başkalaştırmıyor. Gurbetçi dediğiniz kesimin ülkeye yaptığı katkıyı da azaltmıyor.

Pek çok tez çıkarılıyor ama her şey tüm çıplaklığıyla ortadadır. Bizim 70 milyonun çok fazla üst düzey yeteneği bünyesinde taşıyor. Almanlar buna şekil verdiklerinde dünya starı da olabiliyorlar.. Kreşe giden bebeden 21 yaşında dünya futbolunun merkezine yerleşecek oyuncunun geçeceği eğitim aşamalarını anlatan Fedarasyonun kitapçığını okursanız eğer Türkiye'deki yeteneklerin neleri ıskalayıp da buraya geldiğini ve aradaki farkı görebilirsiniz..

Her şeyin dışında Hamit'in şu manşet başarısı dahi koşulları göz önüne aldığınızda aslında Mesut'dan da Nuri'den de daha büyük bir başarı olduğunu algılayabilirsiniz..

Helal oLsun.!

Düşmek ya da Düşmemek.!



Son haftalara girilirken Bundesligada bütün mesele budur: Düşmek ya da düşmemek..

St.Pauli son sıradaki yerini garantiledi. Geride kalan üç takımdan birisi direkt düşecek diğeri alt ligin üçüncüsü ile baraj maçı oynayacak ve diğeri de ligde kalacak..

Wolfsburg 15.sırada ve 35 puana sahip iken averajı - 7.

M'Gladbach ise 16.Sırada ve yine 35 puana sahip iken averajı - 17.

Frankfurt 17.sırada ve 34 puana sahip iken averajı -16.

Frankfurt Şampiyon Dortmund'un evine gidecek ve işleri zor. Nasıl ki Şampiyonluk sonrası yapılan kutlamalardan ayakta kalamayan futbolculardan dolayı yenileceği kesin ise şampiyonluk sevincini evinde tam anlamıyla yaşayacak olanın mağlubiyet ile sahadan ayrılması ise bir o kadar zor.

Ki bu Dortmund evinde çok ama çok zor yenilir. Geçen sene Skibbe'nin takımı onu evinde yenen bir kaç takımdan birisiydi ama bugün işi çok zor Daum'un..

M'Gladbach ise Hamburg deplasmanına gidiyor. İkinci yarı performansı ya da takımın başına yeni gelen bu üç teknik adamların arasında en iyisi Lucien Favre'dir. Geriden gelip zor maçları bir bir kazanarak bu duruma ulaştılar..

Wolfsburg ise Hoffenheim deplasmanına gidiyor. Kısmen galibiyete ve ligde kalmaya en yakın aday bu açıdan baktığınızda Magath'ın Wolfsburg'u gibi gözüküyor ama Hoffenheim da bir çıkış söz konusu..

Tahminim Wolfsburg kümede kalır Gladbach baraj maçı oynar ve Frankfurt düşer.. Düşsün de.

9 Mayıs 2011

Nuri Madrid'e İlkay Dortmund'a.!



Schalke için Neuer neyse Dortmundlular için Nuri de odur. Kaderleri de bu açıdan birbirlerine benzedi. Nuri'yi buradan koparacak iki takım vardı ve onlardan birisi de kapısını çalınca gitme seçeneğini işaretledi. 6 yıllık sözleşme ve yıllık 4 milyon brut 2.5 net.. Hayırlı oLsun.



Dortmund taraftarlarını ise ayrı bir şekilde değerlendirmek gerekir. Bundesliganın deyim yerindeyse en 'Romantik' taraftarlarına sahiptir ve bu yüzden kesinlikle anlayışla karşılamıyorlar. Kale arkası dediğiniz kesim burada aslında her hafta maçlarına giden 80 bin kişinin tamamıdır. Burası Bundesliganın özel alanı. Şehrin kendisi bir futbol kulubüne dönüşmüş durumdadır. Hemen herkes Nuri'nin öncesinde söylediği sözlerini paylaşıyor (taraftarlar benim kararımı biliyor) ve neredeyse hain olarak algılanır durumuna geldi. Başkası değil Nuri olduğu için bu böyledir. Misal bu takımda en çok sevilen isim olan Sebastian Kehl'i özel kılan çok iyi durumdayken aldığı teklifleri reddedip Dortmund'da kalmasıdır. Nuri'den de böyle bir tavır bekleniyordu. Koca Real Madrid filan sizin algınız, burası Dortmund ve gerçekten de başka.. Genel bir çerçevede taraftarlar da haklıdır zira onların eylemi salt başarıya yönelik olmadı ve küme düşme hattında dahi çılgın attılar.. Sadakat ve benzer beklentilere göre değerlerini oluşturup değer verdiler.. Penaltıyı kaçırınca tüm stat Nuri diye bağırırdı v.s



Real'de oynar mı ?

Daha iyisini gösterin bana.. 22 yaşında. Oyun görüşü ve tekniği üst düzey.. Bu seviyeye sahip oyuncular arasındaki en önemli farkı ise savaşması ve ikili mücadelelerdeki üstün başarısı.. Son vuruşları önünde oynayacak olan Mesut'dan daha iyi. Real'in ilk on birinde oynayacak olup olmaması değil Xabi Alonso ile paylaşacakları görev dağılımındaki konumunu merak ediyorum ve iddia ederim ki Dortmund'daki liderliğine Xabi Alonso'ya rağmen Madrid'de de devam edecektir. Xabi Alonso ile ilerleyen zaman içerisinde sorun yaşayacaktır zira Khedira gibi deyim yerindeyse pislik işlerde değil geriden oyun kuran beyin görevinde de kullanılacaktır. Aslında tam anlamıyla Xabi Alonso'ya rakiptir Khedira'dan ziyade. Sadece başlangıç olarak onun partneri olacaktır ama kısa zaman sonra o kendisine bir partner seçecektir. Zira Alonso'nun kullandığı kornerlerden frikiklere kadar ne yapıyorsa bana göre Nuri daha iyisini yapabilir.. En azından Dortmund'da bunu başardı.

Dahası Real ile Barça arasındaki farkların temelinde bu bölge yatar. Xavi-İniesta'nın ve takımın genel uyumu dışında Pique'sine kadar teknik oyunculardan kuruludur ve tek yönlü oyuncunun olduğu her bölgede Barça rakiplerine fark atar. Bu şekilde Mourinho takımının geri dörtlüsü hariç tamamı üst düzey teknik ve gole yakın oyunculardan kurulu olacaktır. Nuri'yi dünya çapında yapan bir orta saha beyni olmasına rağmen seyrettiğinizde hayran kalacağınız bir savunma/mücadele başarısıdır. Nuri ile beraber Real topu kaptıktan sonra bir başka oyuncu aramayacaktır.. Son derece yerinde ve güzel olduğu kadar akıllı ve karlı bir transfer olmuştur.



Dahası karakteri.. Nuri benim gurbetçi futbolculardan en çok sevdiğimdir. Hamit son dönem röportajları ise beni biraz kendinden soğutmuştur. En önemli farklılıkları ikisinin de Mesut'a bakışı içerisinde yer alan hoşgörü/süzlük. Ne bir gizliden suçlama ne diğerini yadsıyarak gizliden kendi benliğine ve eylemlerine övgü.. yok böyle bir şey. Sadece Mesut'u değil takım arkadaşlarına bakışı da bugünkü şampiyonluğu doğuran etkenler arasında.. Dortmund'un bugünkü birlikteliğinden doğan başarısının da 'Liderlik' payı ile farklı bir katkısı söz konusu. Ben derdi takımdaki herkesin neyi sevip sevmediğini, neyi dinleyip dinlemediğine kadar merak eder öğrenmek isterim. Kenarda sessiz sakin bir insanı içeriye almak için uğraşırım v.s.. Bu genç yaşında o takımın asli lideriydi ve inanın bana mükemmel bir iş çıkarttı hem saha içerisinde hem de saha dışında.. Mourinho da ona telefonda genç yaşındaki liderliğinden etkilendiğini belirtir iken bu sadece saha içiyle sınırlı değildi.

Gerek Türkçesi gerekse de ifadelerinin düzgünlüğü bir yana on beş aydır ispanyolca dersi görmesi ve her dili hakkını vererek konuşmasından sosyal alanlardaki tavrına kadar takdir edilesi bir oyuncudur. Gerçek anlamda gurur duyabilmek için her şey var onda. Ondan bir iyisi benzer özellikte bir oyuncunun kendi ligimizden dışarıya bu çıkışı yapabilmesidir ama inanın bana sosyal paylaşım sitelerinde artık Nuri sayesinde Mesut da tam anlamıyla Türk oldu ve bir Türk olgusu tartışılmaya başlanıldı bile. Mesut'un performansı nasıl Nuri'nin yolunu her bakımdan açtıysa bu ikisinin performansı da yeni Arda'ların Hakan'ların yolunu Madrid'e açacaktır.. inanın buna. Tek bir oyuncunun dahi bu seviyedeki bir takımın içerisinde Türk olarak oynaması sağlam bir reklamı olsa da şimdi bu iki oyuncu ile beraber ayyuka çıkmış durumdadır.. İleride bunun faydasını hem milli takım hem de Türkiye pasaportuna sahip oyuncular görecektir.



İlkay Dortmund'da.!

Hakkında ilk yazıyı yazdığımda ise tarih 15 Ocak 2008 idi.
Dortmund İlkay'ı bir bakıma Nuri'nin yerine aldı ve fakat görev bölgeleri farklı. Bu açıdan bir beyin almak durumundadır Zorc.. İlkay hocası Hecking'in tavsiyesi ile Dortmund'dan ziyade Jürgen Klopp tercihini yaptı. Şunu da hemen belirtlelim ki çok doğru bir seçim.. Neden ?

İlkay'ın sorunu Nuri'nin aksine defansif olarak oldukça zayıf olması. Dortmund'un bugünkü sisteminde Götze ya da Kagawa'dan bu açıdan farkı yok. O taktiksel anlayış içerisinde ön bölgenin sağında solunda ya da merkezinde kollektif olarak Klopp takımlarınn yaptığı takım savunmasının dışında bir eylemde bulunmadan rahatlıkla varolan o güzel tekniğini açığa çıkacak ortama kavuşabilir. Bunu Bundesliganın içerisindeki başka takımda yapamaz. Ya Magath gibi baklava 4-4-2 oynatan bir takım olacaktı ya da Dortmund gibi defans ile ofansın net bir çizgi ile ayrıldığı kısmen GS'daki Skibbe'nin sistemi gibi oyun anlayışlarını tercih edecekti.. İkincisi gerçekleşti. Seneye üstelik Şampiyonlar liginde parlayacaktır kesinlikle.. 5 milyon verildi bonservisine ve bunu performansı ile hak etmiştir.



Asıl mesele ise pasaport, kimlik v.s

Bence şu noktada ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gereken Bundesliga performansının neden milli takımda olamadığıdır. Fark budur. Siz hiç tüm sene boyunca kendisini Madrid'e sattıracak performansı sergileyen genç ve yıldız bir oyuncuyu algılayabildiniz mi milli takımınızda? Soru budur..

O kadar çok örnek var ki.. Bundesligada çılgın atan burada sürünür hale gelir iken orta seviyeli Bundesliga oyuncusu ise bu ligin en değerli oyuncusu olabiliyor.

Temel fark nedir ki ?

Sadece Nuri değil zamanında Mesut da gelseydi Meira gibi buradan gönderilirdi ve Ernst gibi misal farklı tarzda oyuncuyu ise başka. Yine İlkay bu değeri asla bizim ligimizde göremeyeceği gibi ligimizde varolan nice ilkay'lar Mesut'lar da biz farkında dahi olamadan harcanıyor. En basitinden idmanlara baktığınızda Fenerbahçeli Özer'in İlkay'dan daha yetenekli olduğunu söyleyebilirsiniz ama eksik olan nedir ki bu durumda ? Yetenek değil bu kesin..

Bu oyuncu bazında ele alınan değişimi ben aynı şekilde teknik direktör olarak da ortaya koyabilirim. Zaten yeni model teknik adamların çıkışının altında da onları başarılı kılacak olan yeni model oyuncuların piyasaya çıkışıdır. Çokca üzerine basa basa bir değişimin yaşandığını söylüyorum ve ileride işlenecek konunun detayı Daum-Magath tarzının aynı şekilde sona ereceğini ve artık salt yeteneğin ve mücadelenin/gazın dışında işbilirlik alanında eklenecek yeni kavramların oluşacağıdır.