30 Haziran 2012

Benziyorlar ?


11Freunde ekibi benzetmeye çalışmış. Bild bunun çok geniş versiyonunu yapmıştı. Hangisi daha güzel ilerleyen zamanda kararını vereceğiz zira bunlar bitecek gibi değil..











Burada tipleri değil ama bakışları iyi yakalamışlar..






En güzelini de sona saklamışlar..

Carsten Kadach'ın Cüneyt Çakır analizi!



Eski Alman hakem Carsten Kadach Allgemeine Zeitung'a Cüney Çakır'ın yarı final yönetiminin eleştirisini yapmış. Maçın sonuna kadar kontrol ondaydı diye girmiş ve ilk yarının başlangıcında sessiz kalsa da hemen herkes kartların geleceğinin farkındaydı demiş. Diğer türlü hakimiyetini kaybedebilirdi diye devam etmiş. Bire bir çevirisi olmasa da okuduklarımdan aklımda kalanı şöyle aktarayım;

"..Çakır, 2001'den bu yana Türkiye Süper Ligi'nde düdük çalıyor ve 2006'da da uluslararası arenada kendisini gösteriyor. İlk iki sarı kartını -Ramos'un Ronaldo'ya faulü ve centilmenlik dışı hareketten dolayı Coentrao'ya gösterdiği- devre bitiminden hemen önce doğru bir şekilde gösterdi. Bu çizgide de doksan dakikanın sonuna kadar devam edip özellikle tekrarlanılan ve sert fauller konusunda her zaman adaletli davranmasını bildi. Mücadele gücü yüksek oyuncular gergin bir müsabakanın içerisinde yer alsa da kritik anlarda verilen kararlar sonucu maç çığrığından çıkmadı.

Eski hakem bu maçın çığrığından çıkmamasını üç önemli nedene dayandırıyor.

..Özellikle hakem kritik anlarda hemen olay yerinde varlığını harika bir şekilde ortaya koydu. Fauller karşısında o kadar hızlı bir şekilde sarı kartını çıkartıyor ki oyuncuların isyan etme şansını ortadan kaldırıyor. Dahası bu eylemleri yaparken kendinden oldukça emin bir görüntü ortaya koyuyor. İkili mücadelelerde verdiği kararlar -faul ya da faul değil- benim bakış açıma göre mükemmeldi!"

Sonrasında ise 9 sarı kart çıkaran hakemin başka türlü bir yönetim gösterip daha az kartlarına başvurması şeklinde gelişebilir miydi diye de sorulabilir diyor. Ya da Bruno Alves'in kural dışı hareket etmesinin tekrarına çok önceden sarı kart çıkarıp daha önce kontrolü eline alabilir miydi ? gibi bir kaç eleştiri de getirmiş ama hemen arkasından şunu da eklemiş;

" ..bu gibi özeleştirileri her iyi hakem maç sonunda yapar zira başka türlü daha iyiye doğru yol almak mümkün değil. Toplamda Türk hakem grubu çok iyi bir maç yönetti zira bu karşılaşmanın 40.dakikadan sonrasını yönetmek çok zordu."

Mat's Hummels & Cathy Fischer



Üzüldü çok, birinci goldeki hatasına ve maçı neredeyse kendi hatasına bağladı ama Balotelli ondan kurtulunca golleri attığını biz çok iyi biliyoruz.. Hata yaptı ve fakat şu an Almanya'nın en iyi stoperidir. O hataya rağmen sıklıkla derim; Kusursuz bir stoper.. en azından ben iyileştirilemeyecek bir kusur bulasıya kadar tanımı budur..

Moda oldu bu saçmalık..


Daha önceden Löw konusunu şurada işlemiştik.. Al bir yenisi daha..

Maçtan önce milli marş esnasında duygulanıp ağlayan kadını 2-0 sonrası İtalya'nın ikinci golüne ağlayan kadın moduna sokmuş yönetmen..

Böyle bir gerzekliğin de açıklaması yok, elde edilen çıkar nedir? Anlamadım pek..

Almanya şikayet ediyor filan ama değişen pek bir şey yok.. yeni moda gerzeklik bu oldu sanırım.

İzleyicileri kandırıyorsun, şu basit blogu yazarken dahi yapmayacağı en temel ahlak ilkesini yerlere seriyorsun ve seriye bağlamış gibi devam ediyor bu durum..

buna neden izin verilir ki ?

28 Haziran 2012

Finalin diğer adı: İtalya



İş, güç var ve şu hüzünlü günde kabaca toparlamak gerekirse;

Bu turnuvada İtalya, 2010'nun Almanya'sı gibiydi. Daha yıldız, daha sürpriz, daha güzeldi. Bir Almanya taraftarı olsam da futbol açısından değerlendirirsek Portekiz'in elenişine daha fazla üzüldüm zira onlar orada hak etmişti finali.. Burada ise hak eden kazandı.

Prandelli, meslektaşı Löw'ü mat etti. Ayrıntılarıyla bunlar ilerleyen zamanda blog-gazete v.s. yazılacaktır.

Sean Penn olmak!


(Şan pen ve Bukowski)

..yaşayan efsane oyuncu Sean Penn hakkında bir iki kelam etmek, boynumuzun borcu olsa gerek. Bu kadar hayranlık uyandırıcı eylemlerin arkasındaki adamı biraz daha öne taşımak; ona olan saygının dışında bir zorunluluktur, gerekliliktir.

..muhteşem oyuncu olabilmesi için hemen hemen her türlü koşul kendisinden önce hazır onu bekler durumdaydı 1960'da California'da dünyaya gelmeden önce. Babası ABD'nin o yüz kızartıcı sürecinde komünistleri ele vermemek, komiteye ifade vermemekten dolayı işsiz bırakılmış yönetmen Leo Penn, annesi ise aktris Elieen Royan. Genetik olarak ortam müsait iken Santa Monica'da geçirilen çocukluğunun komşularına bir bakalım; Charlie Sheen, Emilio Estevez ve Martin Sheen gibi ünlü aktörler. Bunlar muhteşem melodinin sadece notaları. Hepsi birleştiğinde ortaya çıkan mükemmel bir eser; Sean Penn..

1981 yılında Taps adlı film ile macerası başlar. Timoth Hutton'ın başrolünü oynadığı bu filme Tom Cruise ile birlikte yardımcı rollerde eşlik eder. Her ikisinin de çıkış filmidir. Tim ve Sean için o zamanın toy genci tom krus, "ikisini gördükçe, yeteneğine tanık oldukça sürekli bu projeden atılma hissini yaşadım " ile belirtmiştir bu müthiş ikilinin yeteneğini. Film açısından kayda değer bir yapım olmasa da gösterdiği performans ile ikinci filminde "Fast times at Ridgemont High " başrolü kendisine getirir. Bundan sonra bir dizi film çeker. Çektiği filmlerde oynadığı rollerin hemen hemen hiçbirisinide "kahraman, kurtarıcı v.s." gibi Hollywood'un kendi içinde yarattığı ve kitlesini oluşturduğu absürd rollerin içerisinde olmaz. Oynayacağı ve oynadığı her film, kotarılması gereken bir "oyunculuğu " içerisinde barındırır. Bileğinin hakkıyla şu an bulunduğu kuşağının sınırlarını aşan konuma gelmiştir. Radikal kararların ve çelişkilerin adamıdır. At Close Range filminde oynarken filmin müziğini yapan Madonna ile tanışıp sonrasında gelen evliliği ve bunun en anlamsız sonucu olan "Shanghai Süprprise" felaketi; kendisinin dışında aşkın insan bünyesine yaşattığı acı deneyimlerden ve sonuçlardan birisidir sadece. Yaşamı da kararları ve dönemeçleri gibi radikal bir imge üzerinde yükselir. Onu herhangi bir kimliğe oturtma çabası hep çelişkiler kralı ilan edilerek işin içinden çıkılır. Zordur. motorsiklet üzerinde belde silah Tom Cruise'lu günlerin ardından gelen kimliğine ve yalnızlık aşkına ters düşecek Madonna gibi popülizmin ikonu haline gelmiş bir insan ile olan beraberliği; elbette düğün gecesi üzerlerinde dolaşan paparazzi helikopterlerine ateş edecek konuma gelmesi de kaçınılmaz sonuç. O eski kız arkadaşı Elizabeth McGovern'in de dediği gibi '..Sean gönülsüz bir ünlü olma konusunda gerçekten harika bir adamdır'. Serserilik dönemine eşlik eden Charles Bukowski'den oğluna isimlerini vermekten çekinmediği (Hopper Jack) Jack Nicholson ve Denis Hoper'dan; David Fincher yönetimindeki "The Game" sonrası gelen 10 milyon dolarlık teklifi reddedip 350 bin dolara oldukça iyi bir iş çıkarttığı "The Thin Red Line"da oynamasına kadar alışılmadık, benzersiz, karizmatik ve oyucuğuluğu üst düzeyde olan ek$i bir aktördür. ..yeri gelmiş; parasını bastırıp savaş karşıtı ilanları boy boy gazetelerde dolaşmış, bush'a ithafen mektup yazmış, Irak'ı ziyaret etmiş; gerekli yerde ve konumda " en iyi oyuncu diye bir şey yoktur, Irakta kimyasal silah olmadığı gibi" demekten de çekinmemiştir. Dead man Walking ile gelen oscar adaylığı ona oskar getirmese de o bunu hiç önemsememiş, törene dahi katılmamıştır. Filmlerde gönlümüze taht kuran acı çeker hali ve göstermekten pek de hoşnut olmadığı duygusallığının gerçekliğini beraber vakit geçirdiği bir başka önemli isim olan Woody Allen şöyle der "Sean'la olduğunuz zaman onun ne kadar duygusal olduğunu ve sürekli acı çektiğini görüyorsunuz'


Sean Penn olmak kolay değildir. imrenilesi bir geçmişe ve kişiliğe sahip bu insan; 52 yaşını bitirmeye doğru ilerlediği şu günlerde yaşıtları ve kuşağı ile değil sinema tarihindeki yeri ile onurlandırılıyor.

..dönem itibarı ile en yüksek rakama hayli yakın olan 10 milyon doları reddetmek; tek başına bir şeydir. akabinde şöyle buyurmuş hazretleri;

"evet, para kazanmak istiyorum, buna ihtiyacım var; ama inandığım, sevdiğim bir proje için fedakarlık yapabilirim. Hem zaten ben gerçekten de 10 milyon doların üstünde bir rakamla ne yapabileceğimi bilmiyorum. Bu miktarın benim için hiçbir anlamı yok"

..hemen sonrası 150 bin dolara Hurlyburly'de, 350 bin dolar karşılığında da "The Thin Red Line" da oynamıştır.

dolayışla Sean Penn olmak;

...sahip olmak için herkesin yırtındığı ve her türlü tavizin verildiği para karşısında "istediğini" yapabilecek kişilik ve kimliğe sahip olmak demektir.

..kendisinin dışında gelişen olaylara duyarlı yaklaşabilmek, gerekirse ABD'dedki öksüz siyahların üzerine çöken felaket sonrası paçaları sıvayıp suları kova ile dışarı akıtmak demektir.

..en başarılı olduğunuz, havalara uçurulup sürkeli dillerde dolandığınız dönemde "ben gidiyorum" diyebilmektir.

..6 milyarın gözü önünde havalara zıplayıp "ben zaten iyi oyuncuydum annanem hep öyle derdi" demek yerine basit bir yarışma olduğunu ve aslında iyi kötü oyuncunun olmadığını belirterekten kendisinin dışında kalan aktörleri onurlandırmaktır; saçmalamamaktır, gözü dönmemektir.

..muhalif kimliğini spotların önünde değil hayatın her alanına yaymaktır; gerçekçi olmaktır.

..mütevazı olmaktır. yapılan onca eyleme karşı oluşan durum karşısında kendini kaybetmemek ve "birkaç iyi filmim var, başka ne yaptım ki?", "bu kadar insan beni seviyorsa, bu işte bir terslik var" diyebilmektir.

..gözü yarı kısıp hayata bakan penceresini daraltıp gözünün içine sokulmak istenilenin dışında bir gerçekliğin olabiliritesini kabullenmek, bunu yaşamına akıtmak demektir.

..siktirboktan olaylar arasında abuk subuk kahramanlıklar ile kolay yoldan basit kitlenin gönlünü alıp karizmatik yapısını kullanmak varken her zaman doygun bir senaryo eşliğinde gerçekçi karakterler ile filmler çevirip en kötü filminde dahi "oyunculuğu" ile ayakta olmak; bütün bu radikal eylemlerinin dışında oyunculuğu ve yeteneği ile bir yerlere gelebilmektir.

..hiç kolay değildir; imrenilesi, tapılaşıdı

HALLELUJA BRINGS feat. Lukas Podolski

Cüneyt Çakır Performansı




9 sarı çıkarttı. Bir "hatalı" avantaj oynatmama söz konusu ama genel performansı oldukça iyiydi.pek çok maç analizinin içerisinde ayrı bir hakem değerlendirmesi yok ama benim okuduğum yorumlarda hemen hepsi beğenmiş Cüneyt Çakır'ı.

Spox: Türk hakemden kusursuz bir performans. Özellikle kritik noktalarda -28'te Ramos'un artistik hareketine penaltı çalmaması ya da 40'da Ronaldo'ya yaptığı taktik faule sarı kart göstermesi - verdiği kararlar doğruydu.


Tüm ayrıntıları verdikten sonra bunların dışında ne var başlığı altında İspanya futbolunun yuhalandığı bilgisini geçtikten hemen sonra hakeme değinmiş. Cümlesi aynen şudur:

TAZ: " Türk hakem turnuvanın en iyi hakem performanslarından birini sergiledi. Oyuna hakim, sakin.."

Sara!
















kelimeler albayım.. bazı güzellikleri tanımlamada yetersiz kalıyor, alfabedeki harf sayısının kombinasyonu buraya bir anlam çıkaramadı..

İlk Finalist: İspanya



Helal olsun Portekiz'e.

Durdurlar İspanya'yı. Bundan önceki karşılaşmalarına inat rakibi yarı sahasında bekleyen değil topa doğru olabilecek her yerde presle oyununu bozdular. İlk yarı sonunda İspanya'nın "sadece" %57 topla oranına sahip olduğunu belirtmekte fayda var.

Bento bu turnuvada öne çıkan teknik adamlardan belki de en önemlilerinden birisi. Prandelli, Olsen, Bilic ve elbette Löw gibi..

O alışılmadık presin doksan dakika boyunca sürmesine olanak yoktu ve ikinci yarının ortalarından itibaren oyundan düştüler, uzatmaları da savunmasıyla idare edip şans faktörünün önemli olduğu penaltı atışlarına işi götürdüler. Ronaldo'nun beşinci penaltıyı atması gibi garip seçimler söz konusuydu. Bu daha çok teknik adamdan ziyade kahraman olmaya meraklı Ronaldo olunca cezasını çok ağır ödediler..

Benim için bu karşılaşma 2008 elemelerinden itibaren çıkışta olan İspanya'nın en azından bu maç içerisinde durdurulması açısından önem taşıyor. Kendi yarı sahasından top çıkarmakta zorlanan, karşı prese cevap veremeyecek ölçüde zayıf pas bağlantıları olan ve yine doksan dakikada "rakibi üç puan hak etti" diyebileceğimiz bir maç oynadı Bosque'nin takımı. Coentrao muazzam oynadı ve Silva'yı sildi sahadan. Orta üçlü rakip yarı sahada baskı yaptı ve aldığı sonucun skora etki etmemesi büyük talihsizlik..

Hem Bento hem de baygınlaşan futbolu nedeniyle Portekiz hak etmiş olsa da olası bir Almanya finali İspanya'sız olursa eksik olacaktı, bu açıdan da güzel oldu. Yine de hak eden alsaydı keşke..

Casillas turnuvanın en iyi kaleci performansı göstermeye devam ediyor ama en karizma anı nedir derseniz penaltıyı kurtardıktan sonra abartı sevinç gösterisi yapmayacak kadar tecrübe işini abartmış olmasıdır. Karakteri, yeteneği ve sevgilisi çok güzel bir adam.. Yakışır ona her şey..

26 Haziran 2012

Das Blaue Einhorn - Severim Ben Seni



Almanya'da Münih barlarının birisinin içerisinde "bir ben var benden içeri" cümlesinin çevirisini yapmak için saatlerini harcayan arkadaşı aklıma getirdi bu.. Bir başkası da Neşet Ertaş'ın türküsünü çeviriyordu, o da güzeldi.

Burada bu sözler çok güzel çevrilmiş..

Mesut > Madonna



ahahah işte bu güzel.

Madonna'nın perşembe akşamı Berlin'de konseri var. Oldukça pahalı olsa da biletler tükenmişti. Bitti kalmadı deniliyordu.

Aynı güne ALmanya yarı final maçı oldu mu işler değişti.

Ebay'de 237 Madonna bileti satılıyor. Bazıları yarı fiyatına bazıları ise en önden olan yerini biraz daha indirimli bir şekilde satışa çıkarmış durumda.

Korkulan odur ki Madonna yarısı boş bir arenaya konser vermek zorunda kalacak.. Zira o gün Mesutgillerin maçı var.

Madonna'nın italyan bir göçmen ailesinin kızı olduğunu da hatırlatalım.

Alamancı Çavi!



Bildiğin alamanyadan tatile gelmiş babam.. o da böyle durur, vitesi tutuşu bakışı filan.. Aslında benziyorlar da:)

Alamancı çavi seni..

Messss



..bu sefer fotoğrafın burada olma nedeni Messi değil..

Eren Derdiyok ve Röportaj



BirGün'ün güzel yazarı Eray Özer yazınca gördüm ben bu içeriği. Öncelikle bahsedilen röportajı şuraya gidip okuyun.

Röportajın kaynağını o siteye koyan adam da bilmiyor. Ama ben kendi bildiklerimi size aktarayım.

İsviçre maçında Hakan ile Eren bize paslaşarak gol attılar. O maçın ardından ben kendi kulağımla dinlediğim için şu sözleri söylediğinin altını çizeyim;

"Biz Türkiye'den teklif bekledik.. Gelmeyince kendimi göstereceğimiz arena olması bakımından bizimle ilgilenen İsviçre'nin milli takım teklifini kabul ettik.."

Üstelik aynı cümleleri Gökhan İnler de kurdu.

Alamancılar üzerine çok konuştuk ama bugün bir Eren bir Gökhan İnler'de yüzde yüz hata yaptığımızı çok fazla dillendirmedik. Hele ki Daum zamanı Gökhan'ı Türkiye'ye deneme antrenmanına getirip transfer sezonunun bitimine yakın bir zaman onu itekleyip yarım yıl da kulüpsüz kalmasını sağlamak filan girmiyorum.

Eren'in röportajına gelirsek; doğruluğu şüphe götürür.. ama deyin ki o doğru.. ee ?

Not: Tahmin ettiğim gibi böyle bir röportaj hiç olmamış.. açıklama da şu:

"Eren Derdiyok hakkında bize gelen ropörtaj veya söyleşinin sahibi çıkmadı. Bize nasıl geldiğini bile tam olarak anlayamadık. Ancak, bugün aldığımız telefonla 'Bu söyleşinin Eren Derdiyok ile alakasının olmadığını ve kendisinin bu konuda rahatsız olduğu' iletildi"

Reus & Schürrle



Çok yakın iki arkadaşmış.. Bunlar Köln'de buluşup gezip tozarlarmış.. Tişörtler süper yalnız.. İtalya karşısında en azından ben Reus'u bir daha görmek istiyorum..

25 Haziran 2012

Ben bir Agırvanciyanım

Hayatım boyunca tesadüfü eseri orada doğmuş olduğum için bana iliştirilmiş kimlikle gurur ya da utanç duymadım. Bu insanları anlamakta da hep güçlük çektim. Anlamam da.. Sen de ben de doğduğumuz yerin işaretini üzerimizde taşıyoruz, farkımız nedir? Sen düşünüp taşınıp kendi aklınla bir doğruyu mu keşfettin? Benden farkın ne? Kürtlerden, Alevilerden, Almanya'da Almanların Türkler'den farkı ne? Doğarken sperm olarak yolunu değiştirip bir başka coğrafyadaki adamın taşağına bilinçli yolculuk mu ettin de gurur duyuyorsun? Ne skindirik bir durumdur bu böyle? Burdan kendisine pay çıkaranlar kadar utanç duyanlar da aynı şekilde absürd bir tutum sergiliyor ki.. Ben misal ben bazen başka bir kimliğe ait olmak zorunda kaldım ve bu bana oldukça zor geldi. Anlatayım bak, dinle..

Babam, bundan tam 20 yıl önce dedemle aynı fabrikada çalışmaya başladığında sessiz sakin yapısıyla tanınan kayın pederinin haksızlığa uğradığını görür. Annemin babası olan sevgili dedeme iş yerinde çok ciddi bir fazladan yük bindirme söz konusuydu. Bunu kendi bildiği yöntemlerle -şefini döverek- halledince bir daha fabrikalarda çalışması imkansız hale gelir.O dönem o bölgenin yaklaşık on şehrinde italyan restorantlarının sahibi olan Türk bir aileden Restorant satın alarak iş hayatına atılır.

Köyde geçirilen yılların sonrasında şehirdeki kısa okul macerasının hemen ardından evlenerek buraya gelen adam birden yabancı bir ülkede o ülkeye yabancı bir başka ülkenin yemeklerini satarak para kazanma derdine düşer. Üstelik Almanya'da Türk olmak yetmiyormuş gibi artık Almanya'da Türk olup "İtalyanmış" gibi hareket etmek zorunda kalır. Hava civa parasıyla beraber iş yerlerinden birisini bize veren babamın o dönem yakın arkadaşı olan bu işin piri adamlar böyle olması gerektiğinin üzerinde durmuştu, o da koşulsuz kabul etti italyan olmayı. Pek çok döner tükkanının önünde Türkiş mürkiş yazar ama yarısından fazlası Pakistan'lıdır, Hint'lidir. Hikaye hep aynı. Baklavayı İstanbul'daki evinde yaparsın, "Antep baklavası" yazarsın ya üstüne, öyle bir şey. İbrahim Tatlıses'den Eros Ramazotti'ye doğru babam bu şekilde geçiş yaptı. Ama ne geçiş.. Bu dünyadaki en büyük Eros fanatiği benim babamdır arkadaş. Severek dinlediğinden değil daha çok bilmediği bir işi doğru yaptığı algısını ona vermesindendir, öyle sahiplendi öyle içselleştirdi ki 15 yıl biz aynı şarkıları dinledik.. CD değiştirme, yeni müzikleri keşfetme alışkanlığından yoksun olan bu adamın çevresinde yer alan her insan Eros Ramazotti'nin "Cose della Vita" şarkısını ezbere bilir.. 20 yıldır dinliyorum, kaçacak yerim olmadığından kimliğimin bir parçasıymışçasına da kabul ettim ben Eros’u..

Hazıra kondum ben. Restorant'ın olduğu bölgeye gidince italyanlaşıverdim birden. İtalyanlarını karizması -beni yanlış anlamazsanız eğer- bazı kesimde Türklerden daha iyiydi. Kadınlar misal nedendir bilmem daha çok seviyordu bu ırkın insanlarını ama gel gör ki ben bu işten çok keyif almadım. Yılın sadece üç ayını orada geçirip bu zamanın bir kısmını restorantın içerisinde yaşasam da bu kısa zamanlarda dahi ait olduğumun dışında bir ırkın evladıymışçasına hareket etmek bana eğlenceli gelmedi. Avantajları yok değildi ama yine de. Belki de en ilginç kısmı İtalyan olduğumu düşündüğü için bana ilgi gösteren kızın yanında bu rahatsızlık çok daha büyük boyutlarda kendisini göstermesidir. En ufak bir muhabbette kendinden bir parça dahi anlatamıyorsun, çok zormuş bir başka milletten insanmışçasına hareket etmek. Çok da sevmedim.. Cenab-ı Allah kimseyi de kimliğinden uzakta komasın. Amin.

Şu yazıda size St.Pauli'deki dayılara yapılan ziyareti anlatmıştım. Onlar da 20 yıl önce bizim mahalleden göçüp Hamburg'a yerleştiler. St.Pauli'de bir tükkan açtılar ve kendilerini Yunan olarak tanıtmak zorunda kaldılar zira Türk tükkanlarının hemen hepsi o dönem iki mafya tarafından haraça bağlanıyordu. Türk'sen milliyetçi kesimin mafyaları, Kürt'sen PKK.. İstanbul Üniversitesi Hukuk'tan Hamburg'a geçip Avukat olan dayımın pek çok müşterisinin deneyimlerinden yola çıkıp üç kardeşiyle beraber evlerinden uzakta olan bu tükkanda geçirdiği onlarca yılın içerisinde uzun süre Yunan'mış gibi yaşayıp gittiler, hep aynı isimle çağırdılar birbirlerini. Şimdi böyle şeyler kalmadı, herkes herkesi biliyor ama benim ziyaret ettiğim dönemde durum buydu ve ben yine rahatsız oldum. Tükkana gitmeden sıkı bir şekilde herhangi bir insanı şu isimle çağırmam gerektiği konusunda tembih etmişlerdi. Buna uygum elbette ama zorlandım. Hiç hoş değildi. 15 gün kalmıştım ve günün büyük bir kısmını bu tükkanların içerisinde geçiriyordum Yunan olarak.. Peki ya tüm hayatını ait olduğu kimliği reddetmek zorunda kalarak geçirenler?

5.5 yaşımda köyümü terk edip İzmir'e yatılı okullarda okumaya gittim. Zamansızlıktan ve aklımın bu konulara erememesinden dolayı -hala da ermez aslında- bana kimse köyümde neden cami olmadığına dair bir gerekçe sunmadı. Uzunca bir süre camisizliği köyün fakirliğine yorup büyüyüp adam olup köye görkemli bir cami yapma hayaliyle yaşadım. Kim bilebilirdi ki biraz boyumuz attığında köye zorla yapılan caminin inşaatını durdurmak için çeşitli komplolar kuruyor olacağımı? Neden bir alevi köyüne Cami yapma ihtyacı hisseder insan kısmına ise burada girmeyelim. Size bir fotoğrafla durumu özetleyeyim..

(İzmir Hatay Erkek Öğrenci Yurdu, sene ya 96 ya 97..boynunda altın Zülfikar'la bağrı açık olan da benim)

Ondan kaçmam gerektiğini bana hissetirdikleri ölçüde onu sahiplendim. O dedim benim Dedem'dir. ebem'dir. Köyüm'dür. İçeriğini çok sonraları kavradık amma velakin üzerine inadına inadına gittik.. Almanya'da da Türk olduğumu yer yer inadına inadına, bağıra bağıra söyleme ihtiyacını da hissettirdiler. İşte bu yüzden ezilen halkların "milliyetçiliği" olmaz. Almanya'da "Almanım" , Türkiye'de bayrak açıp "Türküm" demek akıl işi değil. Diğerine, ötekine de "baskı"dır. Neysen ne.. işte benim köyümde önüne gelenin donunu indiren deli Zeynel'den çok bir farkın yok ve hatta eksiğin var. Zira bizler Çepni'yiz, Oğuz Boyu ve karışım yoktur dışa onbinlerce yıl kız verip almadığımızdan.. Zeynel'le ben neden ortak paydada gurur duyayım? Kimlik dediğin Zeynel kadar uzaktır bana.. Yaşamın ieçrisinde bizzat senin oluşturduğun eylemler bütünüdür kimliğin.. Bunlarla gurur duyabilecek konumda değilsen biliyorum ki kaçarın yok ve fakat hala bir şansın var.. Bırak ötekisi ben agırvançiyanım, x değilim desin, sana ne lan.. Sana ne?

Thomas & Lisa




İker-Sara






Çok uzun zamandır beraber olduklarını düşünürsek bu romantizmi bugüne taşıyabilmeleri bence çok güzel..

1976-2012



Almanya, 2-0 geriden gelip son dakikada 2-2'yi yakalasa da uzatmalarda her iki takım da gol bulamadı. Bundan önceki finallerde olduğu gibi maçın tekrardan oynanılmasının önüne ise Almanya'nın UEFA'ya sunduğu penaltı teklifi bu maçtan bir gün önce kabul edildi. İlk üç penaltıyu her iki takım da gole çevirdi. Dördüncü penaltıda ise Çekler başarı sağlar iken büyük turnuvalarda ilk penaltıyı kaçıran isim ise bugün Bayern Münih'in başkanı Uli Höness oluyordu.. Beşinci penaltılarda ise tüm gözler Panenka'ya çevrilmişti. Eğer atarsa Çekoslavakya şampiyon olacaktı.. Henüz daha başından beşinci penaltı için ısrar eden Panenka artık onun ismiyle anılacak olan penaltıyı bu şekilde gole çevirdi..



Dün gece..

Maestro.. 2006'da da muazzam oynamış, turnuvaya damgasını vurmuştu. Sahadaki her oyuncunun gözleri onu araması, onun beyniyle yönetilmek istenilmesi inanılmaz bir karizma kattı ona dün gece.. Evet bu atış Panenka ile başladı ama Pirlo'nunki sanrım Panenka'dan daha kuul'du..

Helal..