2 Mayıs 2009

Real Madrid - Barcelona : 2-6



Sasirdim mi ? Biz haftalardir ne diyoruz ki bugün cikan sonuca sasiralim. Real Madrid'in kötü günlerinde olmadigini ve kendi evinde Barcanin Real'i yendiginden bu yana yenilmediginin altini cizelim önce..

Bu takim Bayern'i dagitti.. Chelsea 9 kisi ceza sahasina dikip fizik gücleri ile futbolun disina cikarak durdurabildi. Barca'ya karsi ne kadar esit olmayan bir durumda olursa olsun kendi evinde karsilarinda normal bir takim varmiscasina baskin futbolunu oynama zorunlulugu Realin kacinilmaz durum ile yüzlestirdi. Inanin bana su durumdan sorumlu tek bir madridli futbolcu-teknik adam yoktur, bu futbolun en üst noktasini Barcelona oynamaktadir.. Ücgenleri cözebilmeniz mümkündür ama bunun sahada uygulamaya koymak icin sezon basindan bu yana buna calismaniz ile ancak mümkündür..

Alti gol atti Barca.. Eger ki Messi, son vurus konusunda biraz daha yetenekli bir futbolcu olsaydi kesinlikle 10 degil 11 gol olurdu bugün. Önlerindeki Chelsea maci bir yana senin benim dahi atabilecegim gollerin kacirilmasinin yani sira bir de Casillas'in kurtarislari ile ancak bu kadar..

Macin teknik analizine girismek saka niyetine mümkün olabilirdi. Toplamda görüntü, senin, benim ve dayioglunun oldugu bir takimin Sevilla ile mac yapmasi gibi bir seydi..

1 Mayıs 2009

Cinayet.!

video

Kendime disaridan bir baskasi olarak bakmayi seviyorum. Rimbaud, ben bir baskasidir der iken bunu sair olmanin kistasi olarak belirlemisti. Ona göre ancak bu sekilde aciga cikmis duyarliliklari kagida dökebilecek netlige kavusacakti insan ya da ancak gercekten sair ruhlularin böyle bir lüksü vardi bu hayatta. Keza Hegel, yabancilasmaya yani insanin kendisini bir baskasi olarak görebilme eylemine pek cok filozofun aksine olumlu anlam katmasiyla digerlerinden ayriliyordu cunku kisilik gelisiminin olmazsa olmaz kosulu olarak görüyordu. Öyle ya, insanoglu kendisini bir baskasi olarak görüp özelestiriden gecirmezse nasil bu yolda ilerleyebilirdi ki ? Her seyden öte bu hayatta durdugu noktanin farkindaligi gelisim acisindan cok önemlidir. Marx, bunu insanoglunun bizzat ürettigine dahi ulasamayacak durumda olmasinin getirdigi psikozun etkisiyle her zaman olumsuz anlamda zikretse de ben bir sekilde yoldan cikip kendisine kendisinden bir yoldas katmanin hegelvari güzellikleri rimbaudvari sanatsalliklari olduguna inanmisimdir hep.. Sik sik kendimi nesnelestirip ayri bir özneben yaratip söyle bir bakar, cok seyi ve hatta asagida yazilanlari da hep bu sekilde kesfederim...

Ailemden bana diger insanlar gibi yadigar kalan dogrular dahi olmadan yolculuga ciktim. Her gördügüme inanarak binbir sekle girerek bugünkü bozulmaya eskisi kadar musait olmayan son model borges olustu. Önüme kimse engel koymadi,yanlisima da dogrusu bu diyen de cikmadi. Alevi dedeme sünni din derslerinden cikardiklarimi anlatirken beni kendi dogrusuna dogru yönlendirmesi gereken yerde o daha cok bana dogru yaklasti. Savasta Saddam dedi Amerika dedim, Ali dedi Muhammed dedim, A dedi B dedim ve hep benim dogrularim o evin icerisinde kralligini benim gibi ilan ediyordu zira ben dedeme göre bes yasindan beri her seyin en dogrusunu bilen idim. Bes yasima kadar cok az konusurmusum ve dedem bu durumun nedenini merak eden insanlara da köyümde ve civar yerlesim merkezlerinde dengim bulunmadigi icin böyle bir büyülü sessizlige gömüldümü söylerdi.. O kadar baskisiz bir ortamda yetistim ki bugün cok daha iyi bir sekilde kavriyorum alevi köyündeki sünni cocuk olabilmenin özgürlügünü ya da herkesin a dedigi yerde b diyebilmenin arkasindaki güce nasil sahip oldugumu.

Ne oldugumdan bihaberdim. Insan nedir ki cocuk iken ? Cocuk akliyla nasil bir sey olurum ki aslinda. Ortaokul birinci sinif gibi aslinda pek de cocuk sayilamayacak zamanda siranin üzerinde bütün sinif teker teker namaz kilmaya zorunlu tutuldugu sirada birden heyecanlandim. Hayatim boyunca yapmadigim bir seyi ezbere yapmam isteniyordu benden, bilmiyordum ve acikcasi bundan dolayi kendimden utaniyordum. Ben bizim köyde cami olmamasini daha cok köyün fakirligine bagliyordum ki sik sik büyüyünce adam olup köyümüze ihtisamina kapildigim o komsu macar köyündeki caminin aynisini yapma hayalleri kuruyordum. Ismim sonlardaydi, namaz kilma sirasi bana gelesiye iki ders vakti gecti ki ancak bir sekilde gördüklerimden yola cikip bir seyler yapmaya calistim ve her halimden belli oluyordu bu konudan bihaber oldugum.. Yatili okuyordum, ilkokul birde basladigim her ebeni sikeyim diyene kafa atma eylemlerim devam ediyordu, belaliydim ve kimse üzerime gelemiyordu ama öteki olmustuk bir anda.. Dedeme kizdim, bunu bilemeyisime kizdim ve aslinda ilk tecavüz de bu sekilde gerceklesmis, tam anlamiyla da yoldan cikmistim bir daha geri dönmemek üzere.. Cami de yapmayacaktim adam oldugumda cünkü bu konuda benim ne sucum vardi ?

Sorgulamaya basladim.. Baska sansim yoktu her seyden önce. Bu dogru bunu kabul et diyecek olan insanlar cok uzaktaydi ve yurtta bulunan yüzlerce insanin da ortalamasi yoktu üzerime etkiyecek, baskin gelip beni bicimlendirecek. Cok yalnizdim bu yolda ve cok zordu yürümek.. Her seyi sorguluyordum ama her seyi.. Icerisinde cimdigimiz o muhtesem güzellikteki dereyle ayrildigimiz macar köyü ile kendi köyüm arasindaki farki da.. Burada doganlar bunlari kabul ediyor, orada doganlar onlari. Yazlari almanyaya gidiyordum ve almanyada doganlar da baska baska seyleri.. Dogru bu sekilde mi olusuyordu ki ? Aklim bugün degil o yaslarda da almiyordu. Matematik en sevdigim ders idi ve ben herhangi bir dogrunun olusumunu cografi sekillendirmeye birakamayacak kadar cikmistim yoldan.. Bir baskasinin, cevrenin, baskin kültürün, ortamin degil de aklin bana verdigi sonuclardan kendime basamak yapip merdiveni yukariya dayamistim ki yükseklik korkum da yoktur benim..

Tanriya inaniyordum, onunla anlasma yapmistik, ben takdirleri alacak, kimseye kötülük yapmayacak, herkese yardim edecek idim o da dedemgilleri öldürmeyecek, hayatta birakacakti. Cocuk akli iste.. Istisnasiz her yil takdir alir ve daha cesitli görevlerimi yerine getirir iken dedem benim sayemde hayatta kaldiginin farkinda bile degildi. Onu her canli gördügümde Tanriya da inancim da fazlasiyla artiyordu, anlasmaya sadik kaliyordu taraflar.. Yalniz bu namaz kilmamis olma durumu iliskiyi biraz yipratti, yanlis yapiyorum hissi üzerime dogru gelmeye basladi. Adaletine güveniyoruz her seyden önce. Adaletli olmali ve herkese esit sansi tanimali diyordum. Eger ki bunlardan herhangi birisi doguysa benim ve sevgili rahmetli dedemin de aralarinda olabilecegi bir kisim insan bu dogruya fazlasiyla uzakta kaliyordu. Benim köyümün evlatlari ile macar köyünün cocuklari arasinda temelde bir fark yoktu. herkes annesinin ve babasinin dogrusunu sahiplenmisti. Birine fazla deger bicmek, Tanri katinda bir baska sekilde yaklasim gösterilmesi her seyden öte Tanri'nin adaletine yakismazdi. Benim macar köyündeki memodan ya da o memonun Almanyadaki Hans'dan farki yoktu toplamda. Hepsi ve hepsi annesinin ve babasinin, dogdugu topraklarin, yetistigi kültürün dogurduklarini sahipleniyordu. Herhangi birisine "Bu dogru" demek o cok güvendigim Tanrimin adaletine sigmazdi, buna güvendim ve bir daha da yola girmedim, cikmistim yoldan yanimda da bir süre sonra beni birakacak Tanridan baska kimse yoktu ki daha nisan bitmemis bir mayis da gelmemisti..


(1996, Izmir Hatay Erkek Ögrenci Yurdu, Altin Sarisi Zülfikari ile Borges )


Eskisi kadar özgür degildim artik.. O gün namaz kildiktan hemen sonra din hocasinin sorularinin cevaplari sonucunda alevi oldugumu bütün sinifla beraber ögrenmis oldum. Bu pek de anlamadigim alevi olma durumu sonraki sürecte yolumu cizmis, o güne kadar düsünsel bazda ordan oraya gezmelerim de son bulmustu. Biz ancak bunun cevresinde bir yerde konuslanabilirdik. Baska sansimiz yoktu. Siradan bir muhabbet esnasinda konu buraya gelip aleviyim ben cümlesini kurduktan sonra bakan gözler sürekli degisiyor ve bu beni inanilmaz rahatsiz ediyordu. Henüz alti yasimda bile degil iken yatili-gündüzlü ayrimini yasadim, ses etmedim. Yatililar arasinda köylü-sehirli ayrimina sira geldi bir sey demedim.. Diger okulun yatilisinda hafta sonu kalanlar ve sürekli evci cikanlar ayrimini yasadik, dedem yasli o yolu nasil gelsin her hafta sonu dedik.. Simdi Alevi-Sünni ayrimini yasar iken sessiz kalmadim, rahatsiz olacagini bildigim her insanin üzerine inatla gittim. Günde üc kere cemevini ziyaret edip aleviligi derinden kabul ettigim icin degil bu baskidan dolayi inadina bir alevi-milliyetciligi olarak adlandirabilecegim yola girdim, boynuma altin sarisi bir kilic takip herkesin görebilecegi sekilde dolastim.. Öyle zoruma gidiyordu ki ancak bu ugurda kavga edebildigim zaman rahatliyordum. Bu psikoloji size belki bir seyleri anlatabilir. Azinliklarin ya da ezilmis halklarin milliyetciligi olamaz cümlesini okuyarak degil yasayarak kesfettim. Bugün hala ülkede bir kürdün, bir alevinin yasamindan bihaber tepkiler veriliyor. Kalabaliga karistigi vakit bunlar cok da önemli ayrintilar degilmis gibi durur iken karsidaki insan kürtce konustugu zaman, camiye gitmiyorum namaz kilmiyorum cümlesini kurdugu anda islerin degistiginin farkinda degilsinizdir. Kürt ve Alevi insana bakisiniz maalasef kürtce konusan ve camiye gitmeyen insana bakisiniz ile uyumlu degil. Bu azinlikta kalan her grup icin gecerliydi. Bu uyumsuzluk beni özgürlügümden alip belirli bir yola dogru sürüklemistir.. Artik bir mücadele veriyordum yasamin her alaninda.

Insanin kimligi istedigi zaman yokedecegi, görmezden gelebilecegi bir ayrinti degildir. Yasadiginiz müddetce varolan olaylar karsisinda vereceginiz tepkiler kimliginizle ilintilidir. Bundan utanilmasi gerekiyor duygusu haliyle bundan gurur duyuyoruma dogru kayiyor. Aslinda insanin bilincli bir sekilde sahip oldugu bir durum olmamasina ragmen sadece orada o sekilde dogmus olmaktan dolayi gurur duymak ile utanmak ayni derecede salakliktir. Bosbeles adamin isidir, kalabalik arasinda geldigi noktada varolusuyla fark yaratamayan insanlarin siginmak zorunda kaldigi narsist bünyenin verdigi caresiz tepkilerdir.. Ben her seyden bagimsiz, dogdugum anda bana hicbir emek vermeden atfedilen kimliklerin disinda varolusumla bu dünyada digerleriyle aramda bir fark yaratamamis isem ancak o zaman alevisi, kürdü,türkü olsun en öküzünün dahi aralarinda oldugu genis capli bir etnik kimlige/mezhebe/irka sirtimi dayayabilirim..

Sirtimi da dayadim. Benim gibi olanlarin düsüncesini benimsedim. Düsüncenin iceriginden haberdar degildik ama onu sahipleniyorduk yani bir bakima devrimci olmustuk görüntüde ama iceride mahalle kabadasiydik daha cok.. Konustugumuz vakit solun güzelliginden, solun anlamli olusundan, solun her seyinden bahseder iken sola dair aslinda cok da bir sey bilmiyorduk sadece bizi hakir görmüyor, kucakliyordu hepsi bu.. Diger tarafin baskisini hissettik, durduk yere üzerimize gelenlere karsi cephe almak durumunda kaldik. Ben ki her insanla her yerde bulunmus, ortak bir paydada bulusmus iken birden farklilastik, ayrildik ve savastik ama ben istemedim böyle olsun.. Yeterince ayrilmistik,yalniz kalmistik daha fazlasina tahammülüm de yoktu ama haksizliga karsi dogustan tepkiliydim, Dedem dur demedi, babamin da olanlardan haberi yoktu. Kendi yasadigim deneyimlerin bir baska yerde yasanmamasi adina verilen mücadelenin sürükledigi yer 1 Mayis icin Istanbula kadar götürdü beni.

Diyorduk ki ; Bir baskasinin kimligine tecavüz edilmesin yani zorla namaz kilmasin, bir baskasi kimliginden dolayi dislanmasin, bir baskasi mezhebinden dolayi katledilmesin, bir baskasinin emegi sömürülmesin, bir baskasi birakin baskasi olabilsin, kaderleri dogustan cizilmesin diye karistim o kalabaliga.. Bir baskasi icin mücadele verebilecek insanlarin toplandigi yerdir o alanlar.. Kendinizden de cok bir baskasini sevebilmenin diger adiydi alanlardaki varolusum.


(Sincan'da merkeze gece vakti sigara almaya gittigimizde "Polis: Gencler, sizi bu tiplerle biz bile koruyamayiz, evinize gidin" zamanlari..)


Ama bugün ülkede olsaydim da sanirim 1 Mayis eylemlerine katilim göstermezdim. Artik o fedakarligi yapacak kadar iyi bir insan olmadigimin farkindayim. Bugün orada bulunan her insanin hangi duyguyla oraya gittigini ve o cigligin altinda yatan niyetin güzelligini bizzat kendimden cok iyi biliyorum. Baska acidan unuttuk sacimizin uzunlugundan dolayi yasadigimiz iskenceleri.. Digerlerinden daha farkli bir yerde dogduk diye üzerimize dikilen gözlerin icerisindeki nefreti yoketmeyi de önemsemiyoruz.. Kimlik kontrolünden gecer iken doguda dünyaya gelmis insanin sizin yaninizdan kopartilip cok baska bir muameleye tabi tutulmasinin da acisini hissetmiyoruz. Isin dogrusu budur, baskalastik, degistik ve her degisim Nietzschenin yüz yil önce söyledigi gibi iyiye dogru olacak yanilgisi daha büyük felaketleri de görünmez kildi. Degistim cok ama daha iyi bir insan olmadim, alanlarda bagiran Borges'i saygiyla aniyorum sadece.. Kendisine ayrilan bir miktar parayi üce-bese bölecek kadar inanmisligini hayalimde dondurup masumiyetin müzesine kaldirdim. Iyi insanlar kötü yasam tecrübeleriyle bozulup gittiler atlara bile binemeden..

Insani bicimlendiren toplumsal kosullaridir demis ve ne kadar hakli oldugunu görmek icin varolan toplumu ve onun kosullarini yüzde yüz degistirip bes yil sonra kendime disaridan bakmam yetti sadece..



(Gelinen son nokta.. )

Artik burada yani Almanyada yasiyorum ve sanirim burada da ölecegim. Eger olursa bir oglum/kizim okula gittigi zaman isterse din dersine gidecek istemezse Etik adi altinda cok baska konularin islendigi baska bir dersi sececek kendisine. Her ne kadar kusuru cok olsa da bir baskasi, öteki oldugu icin cesitli baskilara karsi onu koruyacak bir sistemin icerisinde yasamini devam ettirecek. . Ona babasinin, cevresinin, ailesinin degil kendi yasam yolunu insa edebilecegi bir yasam ögretisini sunmak icin elimden geleni yapacagim. En azindan bunun icin firsatim var. Benim artik daha iyi bir yasam adina kontrol olmadigi halde gidip parasini ödeyerek bilet alip toplu tasima araclarini kullanmanin disinda atabilecegim farkli bir adimimim kalmadi. Insani bicilmlendiren toplumsal kosullaridir ve ben yukaridaki cümlelerin gerceklesmesi adina buraya gelerek kendimi öldürdüm, aslinda uzun yillar sonucu olusturdugum kimligimi yok etmekten yani artik gercekten bir baskasi olacak kadar kendinden uzaklasmaktan.. bilincli bir secimden, cinayetten..

Fotograflar yeterince anlatmiyor mu cinayetimi? Yok bu Baudrillard'in degindigi o karelenmis görüntünün disinda kalan her seyi öldürmekten bahsetmiyorum, bir degisimden yani bosvermisligin, gücün bosa harcanmis olmasinin bilincine varilmasinin yansimasindan, 1 Mayislara gitmeyi aklinin ucundan bile gecirmemekten, "hadi ordan serseriler" demekten bahsediyorum.. Bir daha bakin, iyi bakin..

29 Nisan 2009

Blog Top 10.!



Simdi ben biraz ara veriyorum, aksamki maci da yorumlamayacagim bir süre ses seda cikmayacak, ne zaman gelirim bilmiyorum. Belki aksama dogru yazmaya baslarim, iki gün sonra olur belki iki hafta, bilinmez. Vakit ciddi bir sikinti iken baska baska islere yogunlasmam gerekiyor vesaire.. Ama bu ise ben x emegini verdiysem karsiligini da fazlasiyla aldim. cok cesitli yerlerde onurlandirildim ve bu isten ne kadar keyif aldigimi gördüm. Ben de bu vesileyle izledigim bloglarin bir top onunu cikardim ve ayni zamanda benim gibi insanlar da yaptiklari isin bir karsiligini bir nebze olsun alsinlar istedim.. En azindan bendeki karsiligini.. Kendimden biliyorum ki bu isin tetikleyicisi bu yorumlardir.. Bu bloglari okuduguma göre benim gibi birakmasinlar, yazmaya devam etsinler gibi kendi bencil kaygilarimdan bir top 10 cikarttim. Samimi olmaya calistim.. Bunlar blog aleminin en iyi on blogu degil, benim takip etmekten büyük keyif aldigim on futbol blogudur.. Hakkindaki görüslerimdir daha cok.. Bendeki yansimalari..

Simdi biz bir sarki atariz, bir de futbol disi yazi sonrasinda biraz ara veriririz, ama bu dönemde okuyacagim, yorumlamaktan da kacinmayacagim yazilarin sahibi bloglari da suraya koyalim dedik..



10: Eksi Besiktas



Cok yeni olmasina ragmen bloglar aleminde benim ilk onuma girmeyi bir sekilde basarmis blogdur. Bir besiktas blogudur ve eksi sözlük yazarlarindan olusur yazar kadrosu. Fikir babasi sanirim jessie'dir ve muthesem bir is basardigini belirtmeliyim. Hali hazirda yazi konusunda bir sekilde kendisini ispatlamis eksi sözlük yazar kadrosu ile besiktas basligi altinda cok güzel islere imza atiyorlar. Ben de benzerini düsündüm ama söyle bir Galatasarayli eksi sözlük yazarlarina baktim, hepsinin bir blogu var zaten. Her seyden önce kendi aralarinda olusturdugu muhabbet ortaminin güzelligi isin özü oldugunu da sanirim belirtmek gerek. Yani öyle bir halleri var ki okuyucuya ihtiyaci olmayan belki de tek blog ve bu yüzden samimiyet ve belki bu yüzden böyle keyifli bir ortama sahipler.. Yaptiginiz isten keyif aliyorsaniz, basarili olabilirsiniz. Mehmet Demirkol ve Fuat Akdag ikilisini de spor servisinde izliyorum ve buna benzetiyorum.. Adamlar basin önünde degil de kendi aralarinda muhabbet ediyor ki her daim en güzel isler buralardan bu sekilde cikar..

Bu kadar kalabalik bir yazar ordusunun uyum halinde calismasi onlarin her türlü fikre karsi olgun yaklasimindan kaynaklaniyor. Karsit fikirler en basta yazar kadrosunun icerisinde yasanabiliyor ki bu da okuyucuya da besiktas hakkinda genis bir bakis acisi sagliyor. Diger nokta ise fanatik taraftar bloglarinin aksine özünü rakip takimlar hakkinda abuk subuk yanli degerlendirmelerden degil kendi ic kültürüne ve futboluna yönelmesi olusturuyor. Pek cok bakimdan tebrik edilesidirler.. Sadece "Besiktasin adinin oldugu her yerde "Acaba" vardir postu dahi anlatiyor aslinda ne demek istedigimi.. Zira Fenerbahce,Galatasaray basligi altinda rakip takima tek yönlü ates püsküren nice blogu ziyaret dahi etmem, Galatasaray olsa da .. Cok güzel bir fikir her seyden öte ve yazar kadrosu tek tek muhtesem isimlerden olusuyor.. Hepinizi davet etmiyorum belki ama Besiktasli olup da bu blogdan bihaberse bence besiktasliligini sorgulasin derim..

9: Penne Arabiata



Ali Okanci blog aleminin yeni üyesi olmasina ragmen cok kisa sürede müthis bir ilerleme kaydetti. Resim arti kucuk haber olarak genel blog anlayisi özetlenebilir. Lakin verdigi her haber, koydugu her resim görülmeye deger. Bos postu yok desek yeridir. Ortalamasi cok yüksek. Kimi zaman kendi yayincilik hayatindan kesitlerin sunuldugu anilarini yaziya döker ve burada da cikardigi isler takdire sayandir. Isin özünü cok iyi kavramis diyebilirim. Hani sözlükte karizmatik cevaplar altinda sey vardi benim cok güldügüm..

-Cok güzel piyano caliyorsunuz, ne zaman ögrendiniz ?

-ben zaten biliyordum.!

Demem o ki zaten o bu isi biliyormus ya da neyin ne oldugunu cok güzel anlamis. Bu yüzden gittigim zaman, üzerine tikladigim vakit pisman olmadigim, vakit kaybetmedigim ender bloglardandir.. Ne varsa bakilasi, okunasidir. Alternatif medya anlayisinin belki de bire bir temsilidir zira o haberlerin yüzde doksaninindan siz Ali Okanci olmasaydi haberdar olamayacaktiniz.. Espri anlayisinin güzelligini de suraya eklemeliyim.. Cok iyi ve her daim takip ederim.!

8: PcLionFc.

Keza yukaridaki ikili gibi yine bu alemin yeni üyelerinin hizli cikis yapmis Galatasarayli Ugur'un blogu. Bu isi ciddiye aliyor, özeniyor ve okunmaya deger postlari ile her gün güzelligine güzellik katiyor. Genc oyuncular konusunda özenli ve itinali. Galatasaray agirlikli bir blog olsa da izledigi diger üc büyüklerin maclarini da yorumluyor. tartismali konularda önemli belgeleri size sunuyor ve her daim farkli bir bakis acisini da yanina ekliyor. Benim bir türlü elimin varmadigi bu dizayn meselesinde de bir adim öne gecmistir. gelecege dair bir tahminde bulunacak olursam ileride okunabilir olarak kalacak bes blogdan birisi olacaktir bu hizla devam ederse.. Bu kadar hizli bir cikis ben aslinda beklemiyordum, ama müthis bir ilerleme kaydetti.

Buraya eklemedigim blog aleminin eskisi Ariel Ortaga ile benzerlik tasir. Emek ürünü islerdir postlari.. Üzerine egildigi vakit dehset analizler de söz konusu olabiliyor, mutlaka bakarim.. Siz de bakin, bir Galatasarayli blogu olmasina ragmen kendi takiminizla ilgili objektif ve güzel degerlendirmeleri de bulabilirsiniz..

7: Eray Sözen.

Eger ki seyrettiginiz bir Galatasaray macinin genis analizini görmek istiyorsaniz bakacaginiz en önemli bloglardan bir tanesi Eray Sözenin yazdigi blogdur. Bir macin genis analizi onun yaptigidir. Mac icerisinde görmediginizi gösterebilir ya da izlerken gecistirdiginiz karelerin belki de cok baska bir anlami vardir, Eray'a göz atmakta fayda vardir. Noat ile ikisi bu konuda baskadir.. Bütün olarak ele alir ve parca parca analizlerinde bunu güzel bir sekilde isler, toplamda sisteme inanir ve bu cevrede maclari analiz eder. Dili de o kadar anlasilir ve güzeldir ki okumaya doyamazsiniz o uzun yazilari.. Ben Michael Jordan ile Basketbolu Schumacher ile de Formula 1'e yakindan bakmayi biraktim. Elbette izliyoruz, takip ediyoruz ama o sabahin köründe kalkmalar artik yok. bu yüzden kimi bloglarin cok önemli parcasi olan basketbol kismina dair yazdiklarini takip etmiyorum ama futboldan yola cikarsak eger bir basket maci izlersem ilk olarak yine analizi icin buraya bakacagim kesindir.. Süperdir mutlaka ama mutlaka takip edin derim özellikle mac analizleri söz konusu oldugunda... Keza bunun disinda cok hos incelemeleri, futbol top 10'lari vardir ki kendisini her daim i takip ettirecek nitelige sahiptir. Belki bir kusuru bizim kadar cok güncellemesi olmuyordur ama böyle bir analiz yapasiya ben onbes post atiyorum ki anca karsilik gelsin, denklik saglansin..

6- Lambuja


Bir Semih Sentürk analizinde tanidim ben Alper Öcal'i. Icimden geceni aktarmasi bir yana kullandigi dilin güzelligi ve taneligi beni benden aldi.. O dönemki blog listesinin tepesine civiliyeverdim hemen. benim disimda bundesliga yazmasini istedigim bir kac insandan birisidir. Ayni zamanda Alman milli takimina degil de bundesliga takimlarina da yeterince ilgili olmasindan dolayi daha bir baska takip ediyorum ben Alper'i. Hic konusmadan sicak iliski kurdugum güzel adam olmasi bir yana spor yazarligini meslek olarak yapabilecek donanima ve yazim güzelligine de sahiptir ve ben yakin zamanda böyle bir farkliligi ondan bekliyorum.. Daha cok brezilya ligi üzerine egilir ve aslinda dünyanin üst düzey liglerinden parca parca güzellikleri bloguna tasir. Bazen sikici postlar da atar Alper, ama bilin ku bu firtina öncesi sessizliktir sonrasinda öyle güzel bir uzun analiz gelir ki oldugunuz yerde önce bir cay alirsiniz, bitmesin diye yavas yavas baslarsiniz. Estetik algisi ve pek cok acidan kendime yakin buldugum bir beyine sahiptir.. belki bu yüzden belki güzel türkcesi ve güclü ifadesi belki de sadece bu isi basarili bir sekilde yaptigindan her daim takdir ettigim blogun sahibidir.. Bir de ilk kesfettiginiz futbolcuya baska bakarsiniz, cok kimse haberdar olmadigindan onu biraz daha ayrintili bir sekilde ararsiniz televizyon karelerinde ve internetin o sonsuzlugunda.. Sonrasinda sizin degeriniz gibi olur,baska türlü sahiplenirsiniz..Lambuja da benim baska acidan kesfettigim genc futbolcu gibidir.. bu yüzden biraz farkli bir iliskim var bu blog ve yazari ile..

5- Tardini Büfe.




Sözlükten bilirdim zaten Parma Maniac'i. Eksi sözlükte on bin tane yazarin arasindan Galatasarayli íyi yaziyor diye siralama koysam ilk ücün icerisindedir kendisi. Keskin bir zeka, muhtesem bir analiz yetenegi ve ayni zamanda belki de Hukuk adami olmasindan kelli cok güclü bi ifade.. Bunun disinda Eray gibi Basketbol,Snooker gibi cesitli alanlarda da yaziyor ve maalasef ben yine bunlari takip edemiyorum ilgim gecmise göre oldukca azaldigindan kaynakli. Bir Galatasaray maci sonrasi ne yazmistir diye baktigim ilk blogdur.. Önce Parma ne demis, sonra digerleri.. Kafamda mac icerisinde yirmi bes düsünce dolasir, mac analizi yapsam da bu isi beceremem ve baska acidan o emegi vermekten kacinirim, onun yerine Tardini'yi okurum.. zira bilirim ki hemen hepsini ve fazlasini bir postta toplamistir o coktan.. Bu analizden yola cikip NBA ve diger spor dallarina nasil bir yaklasimi oldugunu görebilirsiniz. Üstelik yorumcu kimligi cok üst seviyededir. Ben blog yaziyorum ve bunun icerisinde pek cok portre, garip bilgiler, resimler, videolar var.. Tardini sadece yorumcu kimligi ile benim tüm bu yaptiklarimin da önüne gecer.. Cok güclü bir yorumcudur bana göre, degerlendirilmesi gereken insanlardandir.. Yani Televizyoncu olsam yorumcu olarak Tardini'yi, Gazete-Dergi gibi yazinin hakim oldugu herhangi bir yere de asagidaki 4 numarayi alirdim kesinlikle..

4:
Kapitalizme en iyi elestiriyi Marksizm getirmistir. Bunun da en önemli nedeni Marksizm digerlerinin aksine Kapitalizmi bir bütün olarak, yani sistem olarak ele alip bu sekilde yaklasim gösteren ilk düsünce sistemi olmasindan kaynaklanir. Noat'in digerlerinden farki da biraz böyledir. O bir maci bütün olarak ele alip yorumlayabilen ender insanlardir. Eray ile beraber bir macin genis analizini yapabilen cok baska blog yazarlaridir. Sporyazarlari.com'dan okuyabildiginiz yüzün üzerinde mac analizlerine bakin, bir de bu adamlarin cikardigi ise Keza uzaga gitmeye gerek yok ben de mac analizi yapiyorum, su iyi oynamis, bu kötü diye iki dakikada sonladirir iken bir de bu isi sanat gibi yapabilen Noat'a bakin.. Futbola hakim olmak, bütüne hakim olmak böyle bir sey. Son dönemde pek cogunuzda oldugu gibi bende de Premiere Lig meraki artis gösterdi ve bazen diyorum ben izledigim macin degerlendirmesine bakmak icin mi Noat Samisa bloguna gidiyorum yoksa böyle bir mac analizinden keyif almak icin mi Premiere Ligi seyrediyorum ? Zira sevmem ben ingiliz futbolunu;) Noat, basinin gelisminde de cok ciddi bir rol oynayabilir. Bu adamin yazilarini, yaklasimini ve en önemlisi verdigi emegi de göz önünde bulundurarak basinda mac analizi altinda yorum yapan her insana zorla okutmak gerekir, inanirim ki bu emegi gördükten sonra kiytiriktan iki kelime ile milyarlar alan insan utanacaktir kendinden.. düzelecektir, gelisecektir ve Noat Cin Iskencesi gibi okutulmalidir bu insanlara.. Premiere Lig ve Besiktas artisinin yani sira Asya Sinemasina olan ilgisi, Kim Ki Duk hayranligi ve analizleri gibi müthis artilari da vardir..

Türkcesi, ifadesinin keskinligi ve maca hakim olusu.. Macin icerisinde gecen tek bir ayrinti bile onun gözlerinden kurtulmuyor, ben not alarak mac izlesem su gözlem yetenegine ulasamam.. Bir maci izlemek kadar keyif verebiliyor bir analizini okumak.. Eger ki o mactan yeterince keyif alip daha bitmesin diyorsaniz sizi Noat Samisa'nin bloguna alalim..

3- Kale Arkasi

Bir Borges blogu varsa bunun belli basli bir kac ittirici kuvvetlerinin basinda gelen blogdur. Su an icin Kale Arkasinin yüzde doksanini olusturan postlarin yazan insan Coskun Celik askerdedir. Bu yüzden beklemeniz gerekecektir. Sanirim yaptigi isi su sekilde anlatabilirim. Biz, Bundesliga,Premiere Lig vesaire yaziyoruz ve oradaki en kaba haber dahi burada bir deger tasiyor. Lakin Kale Arkasi ekibi Türkiye Süper ligini inceleme altina almis durumda ve ülkede yasayan, onlarca basin, dergi, televizyonun oldugu yerde dahi inanilmaz güzel haberleri kisa post seklinde bize getirir.. Yazdigi zaman bu alemin Aceto Balsamico'dan sonra en iyisiydi, yerli Aceto derlerdi.. Öyleydi de.. Her postunu heyecanla beklediginiz bir adamdi Coskun Celik.. Keza Mehmet Celik de araya nefis dalardi. Iki güzel kardesin cikardigi is inanilmaz keyifliydi Askerlik su an icin cok büyük engel oldu ama yakindir tekrardan eski günlerine dönüp canlanmasi..

Baska acidan ben Coskun Celik'in blog yazarligi olarak yaptigi isin benzerini yaparak ülke medyasinda cok ciddi bir yere sahip olmasini, ülke futbolunun gelisimi acisindan cok fazla isterdim. Kale Arkasi, ülke basininin Ugur Meleke'sidir aslinda.. o Ugur Meleke ki bu alemde büyük takim maclarinin analizinin yapildigi yerde rakibi olan takimi da analiz edebilecek tek spor yazaridir, o kadar da yalnizdir. Ankaraspor'un oyun sisteminden Denizlispor'un defans dörtlüsüne kadar ilgilenir ve bu ligde sadece üc büyük takim olmamasi gerektigini eylemleriyle de destekleyen yine tek adamdir. Kale Arkasi da hepimizin söyledigi ama eylemde yine büyük takimlarin ötesine gecemediginiz bir gercegin yaninda cok dogru bir tavir sergileyendir.. Eger ki Almanyada yasamasaydim, Bundesliga artisi olmasaydi ve Ülkede kalsaydim kesinlikle blog Denizlispor,Ankaraspor gibi takimlarinin mercek altina alindigi kale arkasi kopyasi bir isin cikarildigi yer olurdu..

Duygusal top onumun iki numarasidir bazen bir.. Aceto ile yer degistirirler ama yaptiklari is bakimindan bu alemin üc numarasidir gözümde.. Üstelik istisnaligi bakimindan da cok fazla degerlidir.

2 Flying Dutchmann





Arkadas ne enerji var sende.. Hep bunu söylemek istemisimdir ve bu sekilde giris yaptim. Süphesiz ki yaz yaz bitmeyecek güzel islere adim atan Flying Dutchman blogunun kurucusu Flying Dutchman'dan bahsediyorum. Diyeceksiniz ki adamlar 12 kisi.. Ben onun tek kisi oldugu dönemi de bilirim, blog bugünkü durumundan cok farkli degildi. Tek basina 12 kisi gibi yaziyor zaten. Baska acidan yavas yavas yazar kadrosunu güclendirdi. üstelik uzunca bir dönem ben bunu farketmedim. Aylar yillar sonra dediler ki abi o blogda bes-alti kisi yaziyor.. Belki farkli takimdan belki de baska baska insanlar ama toplamda sergilenen uyum o kadar güzeldi ki ne zaman iki, ne zaman dört oldular bilmiyorum.. hangi takimi tuttuklarini bugün bile bilmem, FD galatasaraylidir o tamam, o denli objektif yazarlar.. Cikardigi isler de inanilmaz, güncellenme orani ve her postun icerigi acisindan baktiginizda yaptigi ise saygi duyan insanlarin olusturdugu blog diyebiliriz. Yorumcu kimligine cokca zaman katilsam da benim gibi yer yer ters düsebilirsiniz ama orada dahi size sunabilecegi minumum iki istatistik, bunlardan cikarilmis iki baska sonuc ve mutlaka sizi gelistirecek bir bilgi vardir.. Benim gibi haybeye ciziktirmiyorlar.. Sadece Futbol blogu demek cok buyuk haksizlik olacaktir.. Keza Joe Jonese Atesdagli gibi blog alemine tek basina inanilmaz renk getiren, son derece güclü bir dili olan adami kazandirmasindan sonra cok baska bir mecraya kaydilar sanirim.. Top 10'lari inanilmaz.. Bu insanlar blog yazmasaydi dahi kendi aralarinda bu sekilde eglenebilen ve futbolun gercekten keyifli kismini alip diger tarafini cöpe atan ve bizi de bu yola sürükleyenlerdir.. tek tek her yazari anmak isterdim ve bu yapilmadigi icin biraz olsun etik acidan kusur isledigimi hissediyorum ama elden ne gelir..

Her post emek isidir. Ben de üc, onlar da üc post yaziyor toplamda diyerek kendimizi avutabiliriz. Baska türlü denklik saglamak mümkün degil, kur farki cok fazla.. Noat,Flying Dutchmann sanirim digerlerinden bu ise verdikleri emek farkiyla da ayriliyorlar.. Belki ben dahil diger bloglar benzer kalitede isleri yer yer üretiyoruz ama bu denli istikrari cok azi saglamisizdir.

Bir de endise var, onu da dile getirmek isterim. Eger ki blog formati eksi sözlük gibi olsaydi, Guru'nun arkadaslarinin yavas yavas sözlüge gelmesi ile sözlügün inanilmaz büyümesi gibi, Flying Dutchmann da benzer yapida insanlari toplayarak cok baska bir ortami dogurabilirdi. Ama bu blogun su formatinin da cok fazla insani da kaldirmayacagini dusunuyorum. Kimligini kaybetme tehlikesi de basgösterebilir, 12 kisiye ancak alistim yeter diyorum FD. Ama yanilabilme payim yüksek, gittikce artan bir güzellik olma ihtimali de fazla. Yine de bir kac insan ile konusurken bu tehlikenin de üzerinden gecildi, belirtmek istedim..

1 Aceto Balsamico



O kadar cok sey yazildi ve yazdim ki hakkinda simdi burada hic söylenilmeyen farkli bir sey söylemek cok da kolay degildir. Ayni zamanda blog icin yeterli motivasyona da sahip oldugunu düsünüyorum. Tüm bu alemin yaratici unsurudur. Sözlükte yaptigim benzetmeyi surda da tekrar etmekte fayda var; Aceto Balsamico aslinda bir eksi sözlüktür, yazarlari da futbloglaridir.. Bu sekilde bir analoji sanirim en dogru yaklasimi sergileyecektir.. Bazen diyorum ciksin söyle tepeye bir yere, yukaridan baksin bu aleme.. "benim yarattigim su güzellige bakin" desin yanindakilere.. Hakki vardir bunu yapmaya. Bu alemi yaratmis ve daha önemlisi yasatmistir. Üzerine belki durulmasi gereken nokta budur.

Yaratmak ayridir, ayni zamanda benim, digerlerinin bu ise devam etmesini saglayacak her türlü yardimi da gerek televizyon programi yaparak gerekse de kendi basina ulastigi izleyicileri buralara dagitarak bunu basarmistir. Bugün medyanin gözlerinin bir kismi buradaysa, bunda yine Aceto Balsamico blogunun popülerligi basrolü oynuyor. Önemi veya degeri yaptigi isin disinda cok baska bir eylemiyle belirlenmistir ki vakit bulup bloguna emek verdiginde hala ve her daim bu isi en iyi yapabilendir, en ufak bir abarti olmadan sunlari yaziyorum suraya..

Listedisi olup da güzel is cikaran bloglar:

Gayin Sin: Her Galatasaraylinin okumasi gereken bir blogdur. Bu denli güzel türkce ve incelikli yazilarin bulundugu ve mac analizi konusunda ayni sekilde Eray-Noat ikilisine benzer genis bir analiz ile yer aldigi cok güzel bir blogdur..

Total Futbol: Her postu aslinda muhtesemdir. Ama blog formatinin disinda bir yerde durdugu icin aslinda listeye almadim Ali Ece'yi. Yoksa böyle muhtesem postlari biz bes yil yazsak yine atamayiz gibi.. Göz atmakta fayda var.

Le Foot: Fransa ligine ilgi duyuyorsaniz maalasef baska seceneginiz yok ama baska acidan daha iyisi de sanirim olamaz. Flying Dutcmann blogu yazarlarindan nefis bir adamin sundugu leziz bir Fransa ligi blogudur.

Artemio Franchi: Aslinda benim blog listemde dahi bir kademe yukari atlayacaktir, o denli kaliteli isler cikariyor bana göre, görmemezlik edilemez ki top ona dahi girebilirdi neden bilmiyorum aslinda.. Cok iyi bir blog.

Ariel Ortega: Askerde olmasaydi aslinda top ondaydi.. O Askerden gelsin biz daha sonra sereflendirirz onu yine.. Zira bu adamin da emegi tartisilmaz..

Ultras Movement: Cok eski ve istikrarli bir blogdur. takdir edilmesi gereken de bir durusu var. Nasil basladiysa bugün öyle devam ediyor, biraz daha iyi bir sekilde gelistirdigini gördüm son dönemde.. Saygi duydugum bloglardandir bu..

*Bir oturusta cikardim su listeyi, gözden kacanlar vardir, siralama cok da önemli degildir ve mutlaka takip ettigim ama burada olmayan nice güzel blog vardir..

Guuseum.!




Koreli hayranlarinin dogumundan sonra Hiddink'in dogdugu yerde acilan bir cesit müze. Sonrasinda kapanmisti sanirim ve bugünlerde yeniden acilmak üzere zira taraftarlari sadece koreli,avusturalyali,hollandali degil ayni zamanda ruslar, chelsea'li, türkiyeli ve hatta Franz beckenabauer gibi ünlüleri de barindiran dünyanin dört cesit yerinden insanlar.. Bu dogdugu yerde acilan müzeye inanirim ki dünyanin her cesit insani ugrar idi eger ki ömrü biraz daha antrenörlük yapmaya elverisli olsaydi..

Bayern Münih Antrenörleri.!



Udo Lattek

Toplamda Bayern'in basinda 299 maca cikmistir efsane hoca. 2,07 mac basina aldigi puan. Mart 1970 ile ocak 1975 yillari arasinda birinci dönemi, Temmuz 1983 ile Haziran 1987 ikinci dönemidir.. 10 tane kupasi vardir toplamda.. Almanyanin gelmis gecmis en basarili teknik adamidir, DSF kanalinda yorumcu olarak yasamina devam ediyor, Doppelpass programini takip etme nedenimdir kendisi, Barca macinin ilk yarisinda Rummenige Lattek'in agladigini söylemistir böyle de bir bayernlidir..

Lattek, Trapottoni ile beraber her üc Avrupa Kupasini da kazanan iki isimden birisidir.. Pedagoji egitimi aldigi icin futbol ici dinamikler üzerine Almanyada "uzman" sifati ile yorum yapar.. Basarinin belki de en önemli kistaslarindan birisini olusturur, keza Hitzfeld de ayni sekilde. O kücümsenen oyuncu yönetimi basarinin bire bir kilit noktasidir aslinda..

1970 yilinda takimin basina gectiginde cok fazla deneyimi olmadigi icin bütün elestirileri üzerine cekti ki Bayern bugünkü gibi buyuk takim degildi o dönem.. DFB kupasini almasinin arkasindan Hoeness ve Breitner transferleri ile muhtesem Bayernin iskeletini olusturan adamdir.. Üc yil arka arkaya Bundesliga sampiyonu olur iken 1974 yilinda da Sampiyon Klupler Kupasini aliyordu o müthis Atletico Madrid final maci ile.. Ertesi sene cok da iyi gitmedi isler ve birinci devrenin sonunda Bayern ligde onuncu durumda iken DFB kupasinda da ücüncü turda Duisburg takimina eleniyordu. Burada efsane olan ise kovulma hadisesidir.. O dönemki baskan Neudecker ile konusmaya giden Lattek, patron bir seyleri degistirmek gerek diyordu ve onun cevabi oldukca net idi:

"kesinlikle haklisiniz, kovuldunuz.."

Bu karar sonrasi Gladbach takiminda da sampiyonluklar yasayip yolu Barcelona teknik direktörlügüne kadar uzanacaktir.. Ve hatta barca deneyimi sonrasi bir daha Bayerne gelip bir üc sene daha burada üst üste sampiyon olacaktir..


Ottmar Hitzfeld

Bayernin basinda 253 maca cikmistir ve mac basina aldigi puan da 2,08'dir. Benim icin yasayan en büyük teknik adam su an icin budur, hakkindaki bilgiler icin suraya bakmalisiniz:

Sessizligin Genareli: Ottmar Hitzfeld




Pal Csernai

151 maca cikmistir Bayern'in basinda ve mac basina ortalamasi da 2,17, puandir. 3 kupasi var. Mart 1979 ile mayis 1983 yillari arasinda görevde bulunmustur.

Aslinda takimin basina onun gecirilmesi oldukca süpriz bir gelismedir.. Son anda yardimci antrnörlükten birinci adamliga terci edilmistir. Iki kupasi da mevcut.. Ve önemlisi defansda uygulanan alan savunmasi o dönem Csernai sistemi olarak aniliyordu. Bir de blogda da isleyecegim bir Nürnberg maci var ki su adamin yaninda oturan Uli'nin kardesi Berlin'in menacerinin kafasinin yarilip Uli'nin gaziylam maca devam edip 2-0 biten ilk yaridan maci cevirmislerdir ki efsanedir.. Sonuc itibari ile basarisiz olup daha da basarisiz bir adam olacak olan Saftig'e sezon sonuna kadar takimi devretmistir..




Jupp Heynckes

148 maca cikmistir Bayern ile ve 1,98 mac basina aldigi puan. Toplamda iki lig sampiyonlugu mevcut. Haziran 1987 ile Ocak 1991 yillari arasinda Bayernde calismitir ve daha öncede söyledigimiz gibi bu kovma olayi Hoeness'in pismanlik duydugu nadir kararlarindandir.. Daha cok asagida da yer alan iki maca birden ayni gün cikan danimarkali oyuncu Lerby'nin akabinde cok kötü performans sergilemesi nedeniyle böyle bir pismanlik duyulmustur gibi..

Arkasindan Real Madrid ile Sampiyonlar Ligini alsa da o daha cok baska bir sekilde hatiralarak kazanir.. Heynckes ismi gectigi vakit efsane televizyon programini anmadan olmaz.. Simdi tekrardan klubun basina gecici olarak getirildi efsane oyuncu ve teknik adam "Don" Jupp Heynckes.. Keza yine onun döneminde cocuklugumun belki de hafizasindan hicbir zaman silinmeyecek sekilde kazinacak olan Klaus Augenthaler'in orta sahadan Frankfurt'a attigi gol gerceklesmitir.. Keza Aumann'in avrupa sampiyon klupler kupasi yari final macinda son saniyesinde kendi kalesine attigi gol ki bu maclar, goller burada islenecektir..




Tschik Cajkovski

102 maca cikmistir Bayernin basinda ve 1,72 mac basina aldigi puan, toplamda da üc kupa. 1965 ile 1968 yillari arasinda bu görevde bulunmus Cajkovski aslinda Köln ile Bundesliga sampiyonu, lig ikincisi filan oldu. Sonradan Bayern'e gecip onu bundesliganin o dönem bir alt ligi olan bölgesel ligden cikardi akabinde 2 kez DFB Kupasini aldi.. Burdan girdigi Kupa galipleri kupasini da aldi.. Lig Sampiyonlugu olmamasina ragmen Bayernin cikisi bu sekilde baslamistir, Bundesligadaki ilk teknik adamidir..


Giovanni Trapattoni

Bayern ile 102 maca cikip mac basina 1,94 puan ortalamasina sahip olmus teknik adamdir. iki kupasi var, 1994-95 arasi birinci dönemi, 1996 ile 98 arasi da ikinci dönemidir..


Aslinda bakislari cok seyi anlatiyor, baska bir sey demeye gerek yok.. Benim daha yogun bir sekilde egildigim dönemde BAyern'in basina gecti, Stuttgart'da teknik adamlik yapti ve bana göre cok kötü futbol oynatan adamdir.. Elber, Stuttgart zamani Löw ile beraber muhtesem futbol oynar iken Trapattoni zamani Bayern'e geldi.. Acaip sikildigini belirtiyordu oynattigi futboldan, cok fazla taktik ve futbol yok diye delirmek üzereydi ki Bermuda Seytan ücgeni ile cosan Elber icin olagan bir sonuc..

Iki Efendim ilk geldiginde ilk turda kupadan elendi, ligde o sezon Gladbach'in kupa galipleri kupasini kazanmasi sayesinde ancak 6.olmasina ragmen UEFA kupasinda mücadele edebilme hakkini kazandi ve fakat Sampiyonlar Liginde yari final oynatti.. Keza yari finalde de Ajax'a 5-2 yenilerek elendi.. Sonrsinda da gönderildi..

Akilda kalan nedir ? Sürekli almanca kurdugu cok kötü hatalari olan cümleler..

Ikinci gelisinde ise.. o hani Klinsmann'in reklam panolarina vurup cikarilmasina tepki verdigi o malum macin oldugu dönem.. Bir basin toplantisi yapti ki bugün en efsane basin aciklamasidir.. Abi nasil yükleniyor oyunculara ? Stunz diyor.. Strunz, iki sene de yirmi mac bile oynamamistir sürekli sakat.. iste su böyle, o böyle.. inanilmazdi, tek kelimeyle oyunculari basin önünde bu kadar rahat elestiren ve hatta dalga gecen bir baska teknik adam gelmemistir bu dünyaya. O bozuk almancasi ile bir Basler'e bir Mehmet Scholl'e.. unutulmazlar arasina girmistir!





Dettmar Cramer

Bayern'in basinda 101 maca cikti ve mac basina 1,46 puan topladi. Ocak 1975 ve Kasim 1977 zamani görevde kaldi.

Cramer arkadaslar 1,61 boya sahip futbol profesörü olmus bir adamdir. Lattek sonrasi takima gelmis ve onun biraktigi yerden avrupada devam etmis. Hali hazirda gecen yilin Sampiyon Klupler Kupasi Sampiyonu takiminin basina gecen Cramer, iki yil daha bu kupayi almistir, toplamda Bayern üc yil boyunca üst üste Avrupa Sampiyonu olmayi basarmistir.. Ve fakat o meshur 7-0 lik kendi evinde aldigi Schalke yenilgisi de bu teknik adamin döneminde gerceklesmistir keza 65 gol yemistir o sezon Bayern.. Sezon sonunda ise kovulmamistir, Frankfurt takimi ile degis tokus yapilmis.. Teknik adamlar degismis, Cramer, Frankfurt'un basina Gyula Lorant da Bayernin basina gecmistir..




Felix Magath
87 maca cikip mac basina 2,14 ortalamaya sahiptir 4 kupa almsitir ama Hikayesi buradadir..



Erich Ribbeck

65 maca cikmistir Bayern'in basina ve mac basina 1,74 puan almistir.Herhangi bir kupasi yok ve mart 1992 ile Aralik 1993 yillari arasinda görevde bulunmustur.

Fazlasiyla basarisiz bir sezon gecirmistir zira Bayern saglam yatirim yapmistir o dönem futbolculara.. 20 milyon markin üzerinde para harcanarak Mehmet Scholl,Thomas Helmer, Jorginho geri dönen Loddar abimiz gibi futbolcular klube kazandirilmistir ama kupa yüzü görememistir Ribbeck. Ilk yilinda "bu sene sampiyon olmasak da olur" demis ve hakkaten de olamamistir, Bremen'in arkasindan ikinci olmustur.. Akabinde yine olamamis ve sonraki sezonun ortasinda da Beckenbauer yeter be deyip takimin basina gecmistir ki bu onda aliskanlik olmustur.. ne var ki Ribbeck ilk devre kac puan aldiysa Beckenbauer de o kadar almistir sonunda..



Branko Zebec

58 maca cikmistir Bayern in basinda ve mac basina 1,89 puan almistir, iki kupasi da yaninda..Haziran 1968'den Mart 1970 yilina kadar Bayernin basinda kalmistir. Önemi sudur ki Bayern 1932'den sonra ilk defa Zebec ile bundesliga sampiyonu olmustur hatta ilk defa bundesliga tarihinde Zebec duble yapmis, ayni dönem DFB kupasini da almistir. Öyle ki ikinci sezonmunda sözlesmesini uzatmayacagini söylemis ve Lattek hazirlanmistir ama avrupada ilk turda gidince ve arkasindan Lig sampiyonlugu da hayal olunca Lattek takimi biraz daha erken devralmak durumunda kaliyor..



Gyula Lorant

34 maca cikiyor Bayernin basinda ve mac basina 1,53 puan topluyor, kupasi yok.. Aralik 1977 ile Subat 1978 yillari arasinda görev yapiyor Bayern'de..

Cramer ile degis tokus yapilan hoca..

Ilk yilinda devre arasi aldigi takim 12. bitiriyor ligi akabinde lig altincisi iken kovuluyor.. Basarisi yok ama güzel deyimler birakti geriye.. "Futbol, rusyadaki secimler gibi her daim kazanacagin bir yaris degildir". baska da bir sey birakmadi kendisinden geriye..Sonrasinda yunanistan'a gitti ve orda basari yakaladiktan sonra Salonik'in basinda Olympiakos Piraus maci sirasinda bankta kalp krizi gecirerek yasama veda ediyor ayrintisi önemlidir sanirim..



Otto Rehagel

30 maca cikti Bayern ile ve 1,93 mac basina ortalamasi, kupasi yok derken biraz haksizlik etmis olacagiz ve Haziran 1995 ile Nisan 1996 tarihleri arasinda görev yapti Bayernin basinda..

Kupasi yok degil mis gibi UEFA kupasi var aslinda. UEFA finalinden bir gün önce görevden alinmis ve yerine Beckenbauer teknik adam olarak görev yapip UEFA kupasini almistir ki bu kupa da Rehhagel'indir..

Rehhagel, oyuncularin kurbanidir daha cok.. Pappin oynatilmiyor ve isyan ediyor "aciklama bekliyorum" Mehmet Scholl, "8 haftadir oynuyoruz ama hala taktigimiz belli degi"l diyor..Sforza, bu gibi seyleri -taktikleri- calismali insan diyor.. diyor da diyorlar.. Daha kostadinov, herzog ve Helmer.. Hepsi istemiyor aslinda rehhagel'i. Bremendeki o müthis günlerinde böyle sorunlar yoktu, olamazdi da.. Bambaska bir dünyaydi burasi onun icin ki Bremen ile Bayern birbirlerine zit karaktere sahip iki kluptür.. haksiz yere gönderdiler ama o ne yapti ?

Ikinci lige düsmüs Kaiserslautern'in basina gecip birinci bundesligaya cikardi ve ilk senesinde Bayerni her iki macta da maglup ederek Bundesliga sampiyonu oldu. Hakettiler mi ? Sonuna kadar.. Gerci sevilmemesinin belki bir nedeni de Bayerne gelmeden Bremen ile 2-0 geriden gelip Bayerni 3-2 devirip Bayern Münihin sampiyonlugunu engellemesi de olabilir sonuc itibari ile bu adam Bundesligada 850 mac cikarmistir ki yanina yaklasan yoktur ..



Jürgen Klinsmann

eskisin önce bi. 29 mac ve 1,86 mac basina aldigi puan..

taze daha..



18 mac, 1,88 mac basina puani ve ama 2 kupasi var. 93,94 ve 96 yillarinda cani sikilinca klubeye gecen Bayern efsanesi..


Soren Lerby

15 mac, 1,13 mac basina aldigi puan ve 9 Ekim 1991 ile 10 mart 1992 arasi görevde bulunmustur. Bugün Bayernin basina getirilen Jupp Heynckes'in kovulmasi sonrasi takimda görev almistir. Hoeness pismanlik duydugum karar derken nedeni biraz da su mac basina aldigi ortalamadir. ya da UEFA kupasi ikinci tur macinda Kopenhag karsisinda alinan 6-2 lik hezimettir ki tarihin en agir avrupa yenilgisi olarak geciyordu barca macina kadar .. Baska acidan oyunculugu zamani cok ekstrem bir olayin da kahramanidir.


Rainhard Saftig

3 mac, 1,33 mac basina ve 1983 yilinin nisaninda gelir mayisinda gider.. fazla da söze gerek yok.



Klaus Augenthaler

1 mac. 1 puan mac basina.

1996 yilinin son macinda Beckenbauer yerine takimin basinda cikmistir ve bir macla sinirli kalmsitir, onda da berabere kalmis..

Premiere Lig ve Modern Futbol Üzerine.!



Son günlerin bir baska modasi Premiere Ligin muhtesemligi üzerine.. Katiliyorum, Bundesligadan ve Galatasaraydan bosluk buldugum vakit hemen buraya atiyorum ben de kendimi. Oynanilan futbol inanilmaz keyif veriyor.. Benim icin bu ilginc bir dönüsümdür. Zira ezelden nefret ettigim ülke takimi varsa o da ingiltere ve haliyle ingiliz futboludur. Sey derdim cocuk iken.. Lan bu takimin orta sahasi yok ? ya da "Dan dun" futbol derdik.. Abi defansdan bir top cikarir, orta sahanin üzerinden ceza sahasinin önüne.. derken sut veyahut olur ya kenardan bir orta ve gol.. Simdi ise aman bir premiere lig maci olsa da seyretsek diyoruz.. Peki ne degisti ?

Para.

Budur bu ligin gücünü ve seyir zevkini arttiran degisimi saglayan en önemli farki. Su kesin ki her zaman görüntü itibari ile muhtesem statlar, faciadan sonra olusan telsiz sahalar gecmiste de keyif verirdi ama o ligin yabancisiz iken oynanilan futbolu bugünkü kadar keyifli degildi. Atilan uzun toplarin isabetsizlik orani cok fazlaydi eskiden.. Muhtesem ara paslari, calimlari filan olmamistir, Giggs gibi ekstrem bir kac yetenek disinda gözümüzün pasini silecek bir orta sahalari tek tük cikmistir hep.. Sutlari hep vardi, fizik, kondisyon, mücadele.. Her yerden kaleye mermi gibi toplar atilirdi da hepsi de buydu. Simdi süper bir lig oldu da nasil olmasin yahu ?

Arkadas Tottenham kacinci büyügüdür bu ligin ? Besinci.. Peki Aston Villa.. Porstmouth ? Ya da Man City ? Bu ligin su an itibari ile sekizinci büyügünün yaptigi transferi Barcelona yapmiyor, Tüm bundesliga takimlarinin yaptigi transfer de Manchester'in aldigi Anderson-Nani toplam transferidir belki de.. Inanilmaz bir televizyon geliri farki var, cok basari da futbol mentalitesinden ziyade daha cok bu farkdan kaynaklaniyor. Böyle bir gücü arkasina alip takimin her noktasina isin en ehli adamlari transfer ettiler.. Türkiye Süper ligi Ingiltere ücüncü ligi ile anca cekisir.. Watford, Ashley Young'u yaklasik 20 milyon euro'ya satti Aston Villa'ya.. Dönen paraya bakar misiniz ?

Yahu benim ligimi cökertti serefsizler.. Berbatov, süper adam diyorum hoop solugu Premiere Lig'de aliyor.. Tek alman buyuk yildizi Ballack derdik, Chelsea'de.. Seyrettigim üc on numara var, bizim ligin büyük takimlari dahi el atamiyor, ikisini birden Arsene Wenger kapiyor, Arshavin diyorum onu da kapiyor, Eduardo güzel adam diyorum on milyo euro veriyor, vermese belki Besiktas alacakti.. Corluka'ya 13 milyon veriyor Man City.. Modric'e 21 tottenham,. Samir Nasri diyorum.. Pusu kuracagim yemin ederim Arsene Wenger'e.. Ne kadar begendigim oyuncu varsa yarisini Arsene Wenger almistir.. Oyunculara ingiliz takimlari ederinden fazla para da veriyor zira digerine kaptirmiyor, dengeyi tamamen kendi lehine cevirmis oluyor bu sekilde.. Dengeyi bozdu dengesiz transferler ile..

Nani-Anderson'a toplamda 50 milyon euro sayiyorlar.. Tottenham 8 milyon euro'ya Bundesligadan Boetang'i transfer edip dalga gecer gibi rezerve takimina gönderiyor.. Bremen'imin en büyük transferi Chaos olan Alberto'dur 8,5 milyon eurodur o da.. Robinho filan derken.. Televizyon gelirleri bir yana Klup takimlarinin zenginlere satilmasindan dolayi gelen para diger yana... Özellikle dört büyüklerin her noktasi dünyanin en iyileriyle donatilmis durumda. Haliyle aslinda göze pek de hos gelmeyen futbol kültürlerine ragmen ayaga paslar, topun oyunda kalma süresi ve ezelden iyi olduklari fiziki üstünlük de eklenince böyle bir sey cikiyor ortaya.. Her atilan topun yerini buldugu ve orta yapmanin artik pas vermeye dönüstügü yetenekler ordusunun liginin futbol mentalitesi ne olursa olsun göze hos gelecektir zaten..

Bunu sunun icin diyorum. her noktasina en alt takimlarinin dahi ikiser basamakli sayilarin yanina milyon ve euro ekleyip transferler yapip oynadiklari bana göre aslinda cok da modern olmayan sistem icerisinde basari kazaninca, ayni zamanda bu futbol felsefesi de basarili olmus oluyor.. Bunu cok anlamiyorum. Arshavin aslinda cok güzel bir sekilde terse yatirdi ama algilamak cok zor..

Su celiskiyi de unutmamak gerek.. Liglerindeki takimlar Sampiyonlar Ligine ambargo koyar iken sokak futbolunun avrupadaki en önemli temsilcisi Hirvatistan hic de ihtiyaci yok iken sahasinda Ingiltere Milli takimini yenip Avrupa Sampiyonasina göndermiyordu onlari.. Ondan önce geldigi turnuvalarda da cok bir sonuc almisligi yoktur bu takimin.. Hali hazirda o turnuvalarda oynadiklari futbol ile basari kazananlarin milyon eurolara transfer oldugu yerdir, en buyuk fark da futbola bakis acisi degil varolan mentaliteyi en iyi oyuncularla donatabilme lüksünden kaynaklaniyor..

Modern futbol, Barcelona'nin oynadigidir. Chelsea'nin dün oynadigi savunma futbolunun babasi italyanlardir. Chelsea böyle mahkum bir futbol oynuyorsa caresizliginden, hedef futbolun getirisi olan sonuc alma istegindendir.. Sahadaki görüntü ne kadar Hiddink'in taktisel dehasini öne sürsede Barca'nin oynadigi futbolun modernligini de ortaya koyuyor.. O kadar zitlar ki birbirlerine.. Barca topu ne kadar yerden oynuyorsa Premiere Lig takimlari da o kadar havaya kaldiriyor..

Premiere Ligi güzel yapan kadro zenginligidir. Premiere Lig'de dönen transfer piyasasi Transfermarkt'in belirledigi rakama göre 845 milyon eurodur. bu rakam Bundesligada 183 milyon eurodur, yaklasik bir tottenham yillik transferi kadar.. Barca ve pahali transferleri ile her daim gündem yaratan Real Madrid'in oldugu La Liga ise 355 milyon euro...

Premiere Lig kesinlikle cok kaliteli, cok iyi, seyiri müthis.. Ama ordan 400 milyonluk adami cikarin, bakin bakalim Sampiyonlar Liginde ilk dörte hangi takimlar kaliyor.. Lig iyi olsa da modern veya olmasi gereken futbolun ingilterede oynanilan futbol olduguna inanmiyorum. Süper defans yapan, fizik olarak üst seviyede olan dünyanin en iyi 11 futbolcusunu bir takima koyarsaniz, en basarili onlar olacaktir ama modern futbol budur demek cok da dogru degil gibi. Ama ne olur ? Ülkemizin yazarlarinin buyuk bir cogunlugu basarilardan sonra olmasi gereken budur deyip basarinin büyüttügü futbol tarzine yakin isimleri bir bir örneklemeye baslarlar.. Oysa belki onlardan on bir tane üstelik dünyanin en iyileri oldugu takdirde belki basari geliyordur baska türlü ingiltere milli takimi her turnuvayi kazanmak en azindan bir final oynamasi gerekmiyor mu ?

Liverpool'a bakiyorum simdi ben.. Tamam bir ingiliz Gerrard, muhtesem.. Iyi de sonradan gelen en pahali kaydadeger ingiliz Carrager.. Torres,Riera,Maschereno,Xabi Alonso,Dirk Kuyt,Skrtel,Agger.. Bakiyorum daha ingiliz bulmak istiyorum ama bulamiyorum.. Bu adamlar premiere lige gelmeden önce pek de modern olmayan futbollariyla ilgi cekmediler mi ? Anlatmak istedigim sudur, mesele bu adamlarin birarada oluslarinda mi yatiyor yoksa futbol mentalitesinde mi ?

Istisnalar var, Chelsea'nin basarisi biraz para biraz da Mourinho'dur.. ya da Manchester United'in da.. Ama o zamanlar misal Hitzfeld, Dortmund'un basinda iken Ferguson'u eleyebiliyordu, gücler biraz esitti, futbol felsefesi ile filan ilgisi yok.. Ya da ingilizler kupa alamiyorlardi.. Gelisimleri parayla oldu ama paradan baska her seye övgü var. Arsenal'in oyunculari yeri geldi 11 tane yabanci oldu ama ingiliz futbolu gündeme geliyor.. Keza bu futbol da ne Avrupa Sampiyonasinda ne de Dünya kupasinda herhangi bir basari da elde edemiyorlar, en son ne zaman final oynadi diye merak ettim ama rahmetli dedem bilir, babamin yasi yetmez hatirlamaya gibi..

Bosingwa Messi'yi durdurdu.. Baska anlami sadece bonservisine 20,5 milyon euro verip defansina da o yatirimi yapabilirsin demektir. Mesele daha cok budur, basariya kanmayin derim, oynanmasi gereken modern futbolu oynayan Barca'dir.. Chelsea Barca karsisinda teknik adami ve canakkale gecilmezi ile ancak oynayabildi zira maddi acidan denk bir takim buldu, durumu da budur.. Drogba haric tüm takim futbol oynayarak degil fizik güclerinin yani sira toptan uzak tutup topa siper olarak golü biraz da hakemin buz gibi penaltiyi es gecmesiyle ancak engellemeyi basarabilmislerdir ve aslinda cokca da Hiddink'tir.. Cok seviyorum bu adami, bilenler bilir ama hic de yakistiramiyorum oraya, neden biliyorum.. Yine gitsin Kambocya'yi cikarsin Dünya Kupasinda ceyrek finale, o daha cok yakisir oraya.. Klismann yine yilligina 8 milyon euro verilerek Benitez'in yerine gececekti, son anda Hoeness engelledi, bak o yakisirdi misal oraya..

28 Nisan 2009

Barcelona-Chelsea: 0-0



Bu macin muhtemeldir ki yüzlerce farkli anlatimi söz konusu. Kaba basliklar altinda defans futbolunun kazanmasindan anti futbola kadar uzayan pek cok icerik bu maca dahil edilebilir.

Barcelona orta sahasinin kendi evinde oynadigi vakit pas trafigine direnebilecek su an herhangi bir dünya takimi bulunmuyor maalasef, Hiddink de alti ayda cok baska bir takim yaratamayacagi icin akilli bir hamle ile dörtlü savunmanin hemen önüne besli bir savunma seti daha cekti. Bu hem Messi ve Henry gibi tehlikeli adamlarin bölgesinin daralmasina neden olur iken ayni zamanda Chelsea takiminin cok da genc olmayan orta sahalarinin o malum pas tarafiginin kölesi olmayarak cok cabuk oyundan düsmesini engelledi.

Burada alti cizilmesi gereken bir durum var. Chelsea, bazi seyleri kabul etti ve bunun bilincinde maca cikip finale ortak oldu. Bu sekilde olmasaydi kesinlikle fark yerdi. Barcelona hucuma kalktigi vakit arkadan, önden ve hatta Messi dahi orta alana gecip inanilmaz kalabaliklasiyor ki Xavi-Iniesta merkezde olsa da hemen hepsi kisa ve yerden pas ile ezberledikleri ataklarin basrol oyunculari olabilecek konumdalar.. O kadar güzel ezber vardi ki Henry'nin cikip Hleb'in girmesi sonrasinda olasi Henry varmiscasina köseye cikarilan pas bunun bir güzel örnegidir.Böyle bir takim oyununu durdurabilmenin cözümü nedir ben de düsündüm yerimden, cevap bulamadim.. En azindan Chelsea takiminin orta alan oyunculari bu normal kosullarda orta sahada basmasi mümkün degildi ve bu yüzden basta da belirttigimiz gibi besli bir savunma seti daha olusturdular kendi ceza sahalarinin hemen önünde..

Barcelona böyle bir duvara karsi sistemin icerisinde cesitli aksinyonlar gerceklestirse de cok da etkili oldugunu söyleyemeyiz. Verilmeyen penaltilari ve hatta Ballack'in ikinci saridan atilmasi gerekliligi gibi haksizliklar yasasa da cok fazla pozisyon bulamadiklarini da söyleyebiliriz.

Hiddink, Ashley Cole'un yoklugunda sag bek Bosingwa'yi sola kaydirdi Messi icin.. Bir kez Messi hiziyla onu gecse de yardimlasma da geldigi icin genelde basarili bir Messi savunmasi cikardi Bosingwa.. Keza ayni sekilde Henry'nin hizina bir kac kez yenik düsse de Ivanovic de macin basarili isimlerdendi fakat bana göre bugün Chelsea savunmasinin Peter Cech ile beraber en iyisi Michael Ballack idi. Kac km kostu bilmiyorum ama inanilmazdi.. Kariyerini kupasiz kapatmak istemeyen Ballack rövans macinda bir sari kart görürse olasi Chelsea finalinde de Chelsea'ya avantaj saglar yokluguyla, simdiden belirtelim. Baska türlü Ballack'li takim hicbir zaman finalde kazanamaz..

Cech aslinda ölümcül bir hata yapti ama sansi vardi. Bunun disinda macin kahramaniydi belki de lakin kac kez topla bulustu merak ediyorum. Alex'den daha fazla defanstan topu ayagiyla uzaklastirma eyleminde bulunmustur.. Keza Valdez, Marquez'in o inanilmaz hatasini muhtesem bir kurtarisla kapatir iken macin Barca adina diger kahramaniydi..

Bir Hiddink modasi var ki anlatilmaz.. Bayern kendisine teknik adam ariyor ve Beckenbauer'in demeci mansetlerde.. "Öyle bir teknik adam ki Hiddink gibi olacak.." Alman kanali mac öncesinde röportaj yapar iken almancasi ile de beni tavlayan bu güzel hoca yoruldugunu ve artik daha yeni isimlere bakilmasi gerektigini söylüyordu.. Beckenbauer ona teklif edebilirdim eger cevabinin ne oldugunu bilmeseydim ama biliyorum ki kabul etmez'e getirdi isi. Keza Lampard, Hiddink'in taktiksel dehasi karsisinda saskinligini da anlatiyordu macin bir kac dakika öncesinde verilen röportajinda.. Beckenbauer mac öncesi yine Hiddink övgülerini siralar iken her yerde basarili oldu diyor.. 88'deki PSV ile aldigi Sampiyon Klupler kupasindan Kangurulari ceyrek finale cikarmasindan Kore'ye, Real Madrid'e kadar bahsederken Fenerbahce deneyimini es geciyordu..

Bu mac baska türlü oynanamazdi Chelsea acisindan.. Takimin verebilecegi maksimum performans budur.

Keyifsiz, zevksiz bir futbol vardi sahada.. Her seye ragmen futbol adina konusmak gerekirse Chelsea hicbir sekilde haketmiyor finali oynamayi.. Ben Barcelona'nin finalde olmasini istiyorum. En azindan sahada birden fazla adam hizli bir sekilde oynamanin ötesinde rakibini karsisina alip gecme eyleminde bulunuyor.. Ben eminim ki her seye ragmen cocuklugunda futbol oynamis, futbolu oynayarak sevmis hicbir insanoglu bugün Chelsea'nin futbolundan memnuniyet duyamaz. Cok kaba bir genelleme ama ancak futboldan uzak bir yasam sürüp ilerleyen zamanlarda futbola bilimsel olarak yaklasip farkli bir sekilde ele alip cok genis bir bakis acisiyla yapilan savunmadan güzellikler cikarabilir, baska türlü de keyif alabilirler, olagandir ama bizim gibi sokak cocuklarinin istedigi topu barca oynuyor, oynamaya da devam ediyor ve umuyoruz ki sonu finalde bitecektir..

1989.!



1989 Sampiyonlugu sonrasi "Don" Jupp Heynckes yardimci antrenörü Egon Coordes ile tur atarken.. O degil de o araba.. O eski Bmw.. Ondan dedim.. Süpermis.!

27 Nisan 2009

Klinsmann Projesinin Sonu.!



Klinsmann bir projeydi. Sportif basarinin disinda degisimin modern yüzüydü. Bana en az iki yil gerek diyordu.. O kendi yolunda kendince "emin" adimlarla ilerliyordu ama önüne cok ciddi bir engel cikti: Sampiyonlar Ligi..

Klinsmann'in kovulmasi kisa vadede dogru bir karardir.Yanlis olan kovulma Skibbe'dir. Burada skora bakmadi insanlar, oynanan futbolun gelecek bes mac icin cok kötü sinyaller verdigini gördü. Misal Galatasaray evinde 5 yemistir belki ama futbol istahi ve oyuncularin azmi had safhadaydi. Kocaeli ve Schalke maclari iki teknik adamin sonunu belirledi. Bu iki mac birbirlerinin zittiydi her bakimdan ve bana göre bir yanlis bir dogru karar cikti bu maclarin sonucunda.. her ne kadar 5 yemis olsa da futbol istahi ve ikinci yari ortaya koydugu futbol gelecek icin umut verici iken Schalke maci cok baskaydi.. Skor belki tek farkli yenilgiyi gösteriyordu ama o macin son yarim saatinde baski dahi kuramadi, ruhsuz bir oyun vardi sahada. Schalke muazzam oynamadi, Bayern oynamak istemedi.. Oyuncularin teknik adama güveni yoktu ya da cok baska sorunlar.. Ribery de olmayacak idi diger maca.. Kacan yüksek ihtimal Sampiyonlar Ligi olacakti ve bu cok sey demekti. Klinsmann'in bir zaman sonra getirecegi degisimin takima olan faydasindan da öte bir sey.. Minumum 50 milyon euro, karizma, oyuncu transferi konusunda kolaylik.. Sampiyonlar Ligi bir takimin büyümesi ve kücülmesi anlamina dahi gelebiliyor getirilerini düsündügünüz vakit..

Son bes macina yeni bir teknik adam ve onun heyecani ile cikip Sampiyonlar Ligini garantilemek istedi Bayern yönetimi.. Klinsmann'a kovulmasi durumunda verecegi yüklü tazminati ve her seyi göze aldi.. Kisa vadede kesinlikle dogru hamle ve fakat toplamda yönetimin teknik adami bitirmesidir, ilerleyen zamanda deginilecektir..

Klinsmann Gitti Heynckes Geldi.!



Beklenen oldu..

Heynckes, iki kez Bayern'i Sampiyon yapip kovulmustu.. Gecenlerde üzerinden gecmistik, Uli Hoeness "Pismanlik duydugum nadir kararlarimdandir" diye aciklamisti bu kovma hadisesini.. Hamit'e de gün dogdu zira Hamit, Heynckes'in tavsiyesi ile Bayern'e transfer edilmisti.. Keza seneye gelecek olan Baumjohann da ayni sekilde.. Bayern inatla cepten yemeye devam ediyor, Hitzfeld gibi gecmiste Bayern'e güzel günler yasatan adama en azindan sezon sonuna kadar geri döndü ki olasi bir basarida kalma ihtimali oldukca yüksek... Heynckes ise Madrid'den de Bayern'den de Sampiyonluklar yasatmasina ragmen haksizliga ugrayip kovulan isimdir.. 18 yil sonra tekrardan Bayern'in basina 5 macligina da olsa gecti Heynckes.. Genis analiz daha sonraya kalsin ama simdilik hayirli olsun diyelim..

26 Nisan 2009

29.Hafta Bundesliga: Top 11.!



Tremmel, inanilmaz oynadi.. Galatasraay maci baslayasiya kadar seyrettim, Wolfsburg'un gol atamadan maci bitirmesinin yegane sebebiydi.. Cok iyiydi. Langkamp ekstrem bir oyun ortaya koymadi elbette ama o nasil gol öyle.. Grafite'nin golü yilin golü secilecek derken yanilmisiz.. Bilincsiz de olsa kümede kalma askinin yarattigi bir gücün simgesidir o.. Schulz, uzun zamandir iyi oynuyor ki Köln macinda da iyiydi.. Owomoyela, cikista.. CM'de Ronaldinho'nun yedegi olarak tutardim ben Bruggink'i bundan 7-8 yil önce.. Hannover, evinde kral ve prensi de Bruggink.. Toplamda 12.asistini yapar iken Bruggink, dokuzunu bu devre gerceklestirdi.. Diego, diegodur.. Son 11 resmi macinda attigi 9.gol bu.. Feci bir cikis yakaladi.. Andreasen, kölnü yikan defansif orta saha, danimarkali iki güzel gol atti .. Gercekten müthisti Nuri Sahin.. Hajnal, oyun kurucu ve Sahin biraz daha geride ama ofansif olarak Hajnal'dan cok cok iyiydi, modern derken bunu daha cok... Sestak iki gol atti, Cacau formda kac mactir ve Stuttgart'i öne geciren golü atti ve fakat Rangelow.. Cottbus bugün düsme potasindan cikti.. Bu oyuncunun attigi 9 golü sayesinde..

Galatasaray - Ankaraspor : 1-1


Aslinda her sey iyi baslamisti. Ilk yarida takimin oynadigi oyun cok da kötü degildi. Beklentinin dahi üzerine cikti, güzel ataklar gelistirdi, ayaga pas ile cesitli hucum organizasyonlari vardi sahada.. O ikinci gol lanetlenmsiti Bülent Korkmaz'in takiminda. Ikinci gol gelmedigi vakit fizik-kondisyon sorunu da kendisini gösterince kötü bir ikinci yari da bizi bekliyordu. Bir kac kez mutlu bir sekilde ayrilmistik, bunun bir de tersi olmasi gerekiyordu o da bugüne nasip kismetmis..

Semih Kaya, yüksek ihtimalle ileride bu takimin defansinda uzun yillar yer alacaktir yalniz bugün görülüyor ki sadece kafasi degil ayni zamanda topu alip oynama süresi normal degil. O genc, ögrenecektir ve daha kacinci resmi maci diyoruz.. Ondan da kötü bir isim vardi ki o da Nonda.. Efendim topu aliyor, söyle bir dönüyor, rakip bu arada rahatlikla her türlü yerlesimini tamamliyor, akabinde oynuyor ki basarili bir sekilde rakibe kaptirmadan oynuyorsa "oh" cekiyoruz.. Hantalligin da bir siniri olmasi gerekiyor sanirim..

Mac boyunca buna da biraz takili kaldim. Bir ara bunun aksine inanilmaz hizli oynandi ilk yarinin belirli kisimlarinda.. Ikinci yari felaketti.

Temel sorun nedir diye soracak olursaniz bunu cok da iyi kestiremiyoruz. Takimda oyunu acacak oyun kurucu eksikligi var, eskiden Ayhan bunu iyi yapiyordu simdi hem o istenilen düzeyde degil onun disinda kalanlar da felaket.. Burada sorun oyuncularin yeteneginden mi yoksa sahadaki dizilimden mi kaynaklaniyor, onu cözemedim. Defansdan baslayan akin inatla ekseri Balta'nin kanadinda sikisiyor.. Ordan terse top atmak, biraz farkli bir acilim sergilemek mümkün degil. Bosa kacan adam mi yoktur bosa kacani görebilecek oyuncu yetenegi eksikligi mi ?

Hasan Sas, lincoln ile problemi var, bunu anladik. Yalniz kaptigi iki top ile ilerlerken bombos durumdaki Lincoln'u iki kez görmek istememesi de ikinci golden etti takimini. Cok pesin yargi olmasin, üc ihtimalli bir secenek aslinda. Bencillik yapmistir, ikinci pozisyonda Nonda'nin daha iyi pas secenegi olduguna inanmistir ya da olasi Lincoln ihtimalinde takimdaki yerine hicbir zaman kavusamama derdine düsmüstür, nasil olsa 1-0 önde takim.. Bana sorarsaniz hepsinin toplamidir.

Baros'un cikmasina yorum yapmak cok zor. Bu takimin belki de mevkisinin vazgecilmez tek adamidir. Galatasaray'in sorunu sadece hucum anlayisi degil, birinci yari bunu gayet de iyi bir sekilde basardi. Bu takimin sorunu mevcut performanslari göz önüne alinarak Baros harici oynatabilecegi tek bir forvetin dahi olmamasidir. Nonda'nin takimda kalmasi, Kewell-Lincoln-Ayhan üclüsünün arasina yavaslik katmak demektir, oyunun dengesini bozmaktir.. Cezasahasi icerisinde topu bir alisi var, o anda kendime kahve yapiyorum ben, sigara yakiyorum.. Ancak oynar yanindakine veya kaleye sut.. Tahammül edilmesi cok güc bir oyun anlayisi var. Song'un yerine kemik yasina bakilmasi adam benim icin Nonda'dir.. Baros'un cikmasi ise bana göre yapilmis en büyük hatadir..

Sessiz oynanilan macin bizim acimizdan tek rengi Santchis'in takim ile olan iliskisinin bize yansimasiydi. Kosan insanlara "bravo" demesi, motive cabalari ve sürekli oyunun icerisinde olmasi.. Bir baska acidan cok özendigimiz o hizli avrupa futbolunun bir baska olmazsa olmaz kaleci tipolojisidir..

Sampiyonluk umudumuz yoktu. Böyle bir futbol, bu sekilde bir yönetim anlayisinin zaferle sonuclanmasi üzerine bu kadar egildigimiz futbola ihanet demektir. Aslinda zor degildi, cikan kuru gürültüye aldirmadan varolan teknik adamin arkasinda durmak idi.. Kacan ne olurdu ki ya da simdi elinde Bülent Korkmaz bile kalmadi..

Kahnlasma Egilimi: Manuel Neuer.!



Schalke macinin uzatmalarinin dahi son saniyesinde Hamit Altintop cok güzel bir sut cikarir, Neuer ayni güzellikte kurtarir ki bu macin son aksiyonudur, korner dahi kullanilmaz, mac biter.. Akabinde kurtardigi sut sonrasi Neuer birden sampiyon olmuscasina sahanin cevresinde kosar ve korner direginin yanina kosup resimdeki kahnvari hareketi gerceklestirir. Ben buna hicbir sekilde sasirmadim, alman basini "Kahncilik" oynuyor Neuer gibi yaklasiyor ki dogrudur.. Hafta ortasi röportaji vardi ve Neuer'e sorulan suydu:

"Halil, Bordon'un kaptanligi kendi istegiyle birakmasinin ardindan Schalke takiminda sizin kaptan olmaniz gerektigini söyledi, siz ne düsünüyorsunuz ?

Neuer ise "olabilir, buna takim karar vermelidir"

gibi zirvaladiktan sonra Kahn gibi ben de kaleciden kaptan olunmasinin cok da kötü olmadigini gösterebiirim, Schalke'nin Kahn'i olurum gibi seyler söyledi. Bunu yapabilecegini göstermekten de kacinmadi.. Hatirlarsaniz burada da islenilen 4 dakikalik Schalke sampiyonlugu sonrasi Bayern, Patrick Anderson'un frikigi ile sampiyon olurken Kahn da benzer bir sevinc yasamisti tek farki birisi Sampiyonlugun digeri de galibiyetin sevinci olmasidir... O 4 dakikalik Sampiyonluk sevinci ve ardindan gelen trajediyi yasayan Schalke tribünlerinde o zaman 15 yasinda olan Neuer de vardi ve mac sonrasi biraz da bundan dolayi öyle yaptim diye aciklama yapiyordu ama toplamda bir Kahnlasma egilimi söz konusu..



Van Bommel, Toni Kroos henüz kiralanmamis iken bir hata yaptigi vakit biz onu hemen Kahn'in yanina oturtup yaptigi hatanin cezasinin cekmesini bu sekilde sagliyoruz diye belirtirken kaleci olsun olmasin böyle bir karakterin takim ici disiplin,düzen ve motivasyon acisindan ne gibi öneme sahip oldugunu gösteriyordu.. Kaleciden de kaptan olur gererkirse lakin mesele o karaktere sahip olmaktir.

Neuer ise Kahnlasma egiliminin bir baska ciktisini Bayern macinin frikigi esnasinda sanirim barajda istedigi gibi durmamis olacak ki frikik sonrasi Kuranyi'yi dövmeye kalkisarak gösterdi. Alman Spikeri Neuer'in bu müdahalesi sonrasi kirmizi kart tehlikesine dahi isaret etti.. Kuranyi biraz karsilik vermeye cüret etseydi ikisi de kirmizi kart görebilirdi. Görüntülerden de anlasilir ki Neuer'in tepkisi abartiliydi.

Bir özentilik durumu var ve cok da kötü degil ama bu karakter meselesidir özünde.. Özenerek olacak sey degil .. Kahn, böyle bir karakterin meyvesini yemistir, hicbir zaman yetinmemis, takimi ayaga kaldirmis ve cesitli basarilari da kazanmistir ve fakat bunun tersi durumlar da gerceklesmis. Oyuncuyu isirmalar, dövmeler saha icerisinde, kendi oyuncularina karsi inanilmaz sert tepkiler ve daha cok sey.. Cesitli cezalar, onlar bunlar.. bedelini de ödemistir. Özenerek olunmaz bu is.. ya böyle bir karaktere sahipsindir ya da degil gibi..

Derbisel Ask.!



Nico ve Mendy.. Birisi Schalke,digeri Dortmund taraftari.. Iki ezeli rakip aski.. Üstelik bunlar derbi sonrasi trende tanisiyorlar, öyle basliyor iliski.. Fena degil kesinlikle de.. Türkiyede olsa misal.. Ilginc olurdu..

-Tüm Fenerlilerin an..

-hoooop hoooop..

-Prd abi. Tüm fenerlililerin senin hatun haric hepsini..

-ha söyle..

Grafite'ye Dair.!



Arkadaslari ona "graffa" der, Dzeko "Maschin" karisi Grace Kelly de "Neginho". Dzeko ile iyi anlastigini belirtirken eklemis"biz cok rahat adamlariz, kasmiyoruz fazla" diye.. Ve fakat yasam ona her daim rahatlik sunmamistir, Annesi 2005'de Brezilyada kacirildi lakin bir gün sonra kaciranlar yakalandi.. Fidye istemek üzere böyle bir eylemde bulunmuslar..



Bayern'e attigi gol yüksek ihtimal yilin golü secilecektir ve onu biraz da öne cikaran bu golün cizimini su sekilde yapmistir.. Magath, onu hicbir sekilde izlemeden transferin son günü 8 milyon euro gibi yüksek bir bonservis bedeli karsiligi takima katmistir. Brezilyali Joshue'ye bildigin iyi bir golcü var mi diye sorunca bir dönem brezilyada beraber oynadigi Grafite'yi söylemis ve takip bu sekilde baslamistir.. Bu arada 2003 yilinda Seoul takimina transfer olup 9 mac oynar sadece ve hicbir sekilde gol atamadan ülkesine geri döner.. Akabinde Fransa ve simdi de burasi.. Öncesinde böyle bir performansi hicbir yerde sergilememistir..


19 Ekim 2008'de 61 yasindaki babasini kanserden dolayi kaybetmistir. Ve o günden sonra attigi her golü ona adar.. Gollerden sonra kosar ve elleri yukariya dogru diker.. Maclara cikmadan önce üc kere sag ayagina zemine vurur, bu onun batil inancidir.. Inancli bir adamdir, geldiginde ilk aciklamasi "ben buraya sampiyon olmak icin geldim" demistir, daha gelirken inanmis ve o hedef simdi ona cok da uzak degildir..


Ilk Antrenman günlerinden bir gün idmanda bayildi.. Magath iskencesine alismasi cok da kolay olmadi ama geldigi günden beri oynadigi her 71 dakikaya bir gol sigdirmis durumda. Bu sezon attigi 22 gole ulasmak icin kaleye 57 kez sut cekmistir. 3 suttan bile daha az bir ortalamasi gol ile sonuclanmistir, inanilmaz bir oran..


Audi Q7 arabasinin markasi.. Burada asiri hizdan dolayi polis tarafindan durdurulmus durumda.. Haliyle burasi Almanya, polis durduruyor böyle durumlarda.. Arabada Audi iken giyimde de vazgecemedigi Dolce&Gabana'dir..



"Sonsuza kadar Grace" dövmesi kolunda karisi icin.. Bir de sirtinda "Tesekkürler Baba" yazisi ile incilden bir kesit.. Inancli bir Brezilyali.. O Kelly ise



burada.. Santa Cruz'da oynadigi zamanda tanisiyor ama görüsmek o kadar kolay olmadi diyor.. Grace Kelly'nin annesi Santa Cruz taraftari olmasina ragmen kizinin futbolcu ile iliskisi olmasini istemiyormus.. Ne zaman ki yerel derbi olan Santa Cruz - Esporte macinin tek golünü Grafite atar, o zaman annesi artik kiziyla Grafite'nin gezmesine izin vermis..



Iki tane ugur kolyesi var. Birisi sirt numarasi 23 amblemi olan.. digeri de resimde görülen Babasinin fotografini oldugu kolye.. sirt numarasinin 23 olmasinin nedeni Michael Jordan'dan gelmiyor.. Wolfsburg'a geldiginde sirt numarasi olarak 10 numayi olmadi Brezilyadaki gibi 13'ü giymek istemis, ikisi de bosta degildi o geldiginde.. Haliyle o da ikisini toplayip kendisine sirt numarasi yapmis..

Klinsi Raus.! #1