1 Mayıs 2009

Cinayet.!



Kendime disaridan bir baskasi olarak bakmayi seviyorum. Rimbaud, ben bir baskasidir der iken bunu sair olmanin kistasi olarak belirlemisti. Ona göre ancak bu sekilde aciga cikmis duyarliliklari kagida dökebilecek netlige kavusacakti insan ya da ancak gercekten sair ruhlularin böyle bir lüksü vardi bu hayatta. Keza Hegel, yabancilasmaya yani insanin kendisini bir baskasi olarak görebilme eylemine pek cok filozofun aksine olumlu anlam katmasiyla digerlerinden ayriliyordu cunku kisilik gelisiminin olmazsa olmaz kosulu olarak görüyordu. Öyle ya, insanoglu kendisini bir baskasi olarak görüp özelestiriden gecirmezse nasil bu yolda ilerleyebilirdi ki ? Her seyden öte bu hayatta durdugu noktanin farkindaligi gelisim acisindan cok önemlidir. Marx, bunu insanoglunun bizzat ürettigine dahi ulasamayacak durumda olmasinin getirdigi psikozun etkisiyle her zaman olumsuz anlamda zikretse de ben bir sekilde yoldan cikip kendisine kendisinden bir yoldas katmanin hegelvari güzellikleri rimbaudvari sanatsalliklari olduguna inanmisimdir hep.. Sik sik kendimi nesnelestirip ayri bir özneben yaratip söyle bir bakar, cok seyi ve hatta asagida yazilanlari da hep bu sekilde kesfederim...

Ailemden bana diger insanlar gibi yadigar kalan dogrular dahi olmadan yolculuga ciktim. Her gördügüme inanarak binbir sekle girerek bugünkü bozulmaya eskisi kadar musait olmayan son model borges olustu. Önüme kimse engel koymadi,yanlisima da dogrusu bu diyen de cikmadi. Alevi dedeme sünni din derslerinden cikardiklarimi anlatirken beni kendi dogrusuna dogru yönlendirmesi gereken yerde o daha cok bana dogru yaklasti. Savasta Saddam dedi Amerika dedim, Ali dedi Muhammed dedim, A dedi B dedim ve hep benim dogrularim o evin icerisinde kralligini benim gibi ilan ediyordu zira ben dedeme göre bes yasindan beri her seyin en dogrusunu bilen idim. Bes yasima kadar cok az konusurmusum ve dedem bu durumun nedenini merak eden insanlara da köyümde ve civar yerlesim merkezlerinde dengim bulunmadigi icin böyle bir büyülü sessizlige gömüldümü söylerdi.. O kadar baskisiz bir ortamda yetistim ki bugün cok daha iyi bir sekilde kavriyorum alevi köyündeki sünni cocuk olabilmenin özgürlügünü ya da herkesin a dedigi yerde b diyebilmenin arkasindaki güce nasil sahip oldugumu.

Ne oldugumdan bihaberdim. Insan nedir ki cocuk iken ? Cocuk akliyla nasil bir sey olurum ki aslinda. Ortaokul birinci sinif gibi aslinda pek de cocuk sayilamayacak zamanda siranin üzerinde bütün sinif teker teker namaz kilmaya zorunlu tutuldugu sirada birden heyecanlandim. Hayatim boyunca yapmadigim bir seyi ezbere yapmam isteniyordu benden, bilmiyordum ve acikcasi bundan dolayi kendimden utaniyordum. Ben bizim köyde cami olmamasini daha cok köyün fakirligine bagliyordum ki sik sik büyüyünce adam olup köyümüze ihtisamina kapildigim o komsu macar köyündeki caminin aynisini yapma hayalleri kuruyordum. Ismim sonlardaydi, namaz kilma sirasi bana gelesiye iki ders vakti gecti ki ancak bir sekilde gördüklerimden yola cikip bir seyler yapmaya calistim ve her halimden belli oluyordu bu konudan bihaber oldugum.. Yatili okuyordum, ilkokul birde basladigim her ebeni sikeyim diyene kafa atma eylemlerim devam ediyordu, belaliydim ve kimse üzerime gelemiyordu ama öteki olmustuk bir anda.. Dedeme kizdim, bunu bilemeyisime kizdim ve aslinda ilk tecavüz de bu sekilde gerceklesmis, tam anlamiyla da yoldan cikmistim bir daha geri dönmemek üzere.. Cami de yapmayacaktim adam oldugumda cünkü bu konuda benim ne sucum vardi ?

Sorgulamaya basladim.. Baska sansim yoktu her seyden önce. Bu dogru bunu kabul et diyecek olan insanlar cok uzaktaydi ve yurtta bulunan yüzlerce insanin da ortalamasi yoktu üzerime etkiyecek, baskin gelip beni bicimlendirecek. Cok yalnizdim bu yolda ve cok zordu yürümek.. Her seyi sorguluyordum ama her seyi.. Icerisinde cimdigimiz o muhtesem güzellikteki dereyle ayrildigimiz macar köyü ile kendi köyüm arasindaki farki da.. Burada doganlar bunlari kabul ediyor, orada doganlar onlari. Yazlari almanyaya gidiyordum ve almanyada doganlar da baska baska seyleri.. Dogru bu sekilde mi olusuyordu ki ? Aklim bugün degil o yaslarda da almiyordu. Matematik en sevdigim ders idi ve ben herhangi bir dogrunun olusumunu cografi sekillendirmeye birakamayacak kadar cikmistim yoldan.. Bir baskasinin, cevrenin, baskin kültürün, ortamin degil de aklin bana verdigi sonuclardan kendime basamak yapip merdiveni yukariya dayamistim ki yükseklik korkum da yoktur benim..

Tanriya inaniyordum, onunla anlasma yapmistik, ben takdirleri alacak, kimseye kötülük yapmayacak, herkese yardim edecek idim o da dedemgilleri öldürmeyecek, hayatta birakacakti. Cocuk akli iste.. Istisnasiz her yil takdir alir ve daha cesitli görevlerimi yerine getirir iken dedem benim sayemde hayatta kaldiginin farkinda bile degildi. Onu her canli gördügümde Tanriya da inancim da fazlasiyla artiyordu, anlasmaya sadik kaliyordu taraflar.. Yalniz bu namaz kilmamis olma durumu iliskiyi biraz yipratti, yanlis yapiyorum hissi üzerime dogru gelmeye basladi. Adaletine güveniyoruz her seyden önce. Adaletli olmali ve herkese esit sansi tanimali diyordum. Eger ki bunlardan herhangi birisi doguysa benim ve sevgili rahmetli dedemin de aralarinda olabilecegi bir kisim insan bu dogruya fazlasiyla uzakta kaliyordu. Benim köyümün evlatlari ile macar köyünün cocuklari arasinda temelde bir fark yoktu. herkes annesinin ve babasinin dogrusunu sahiplenmisti. Birine fazla deger bicmek, Tanri katinda bir baska sekilde yaklasim gösterilmesi her seyden öte Tanri'nin adaletine yakismazdi. Benim macar köyündeki memodan ya da o memonun Almanyadaki Hans'dan farki yoktu toplamda. Hepsi ve hepsi annesinin ve babasinin, dogdugu topraklarin, yetistigi kültürün dogurduklarini sahipleniyordu. Herhangi birisine "Bu dogru" demek o cok güvendigim Tanrimin adaletine sigmazdi, buna güvendim ve bir daha da yola girmedim, cikmistim yoldan yanimda da bir süre sonra beni birakacak Tanridan baska kimse yoktu ki daha nisan bitmemis bir mayis da gelmemisti..


(1996, Izmir Hatay Erkek Ögrenci Yurdu, Altin Sarisi Zülfikari ile Borges )


Eskisi kadar özgür degildim artik.. O gün namaz kildiktan hemen sonra din hocasinin sorularinin cevaplari sonucunda alevi oldugumu bütün sinifla beraber ögrenmis oldum. Bu pek de anlamadigim alevi olma durumu sonraki sürecte yolumu cizmis, o güne kadar düsünsel bazda ordan oraya gezmelerim de son bulmustu. Biz ancak bunun cevresinde bir yerde konuslanabilirdik. Baska sansimiz yoktu. Siradan bir muhabbet esnasinda konu buraya gelip aleviyim ben cümlesini kurduktan sonra bakan gözler sürekli degisiyor ve bu beni inanilmaz rahatsiz ediyordu. Henüz alti yasimda bile degil iken yatili-gündüzlü ayrimini yasadim, ses etmedim. Yatililar arasinda köylü-sehirli ayrimina sira geldi bir sey demedim.. Diger okulun yatilisinda hafta sonu kalanlar ve sürekli evci cikanlar ayrimini yasadik, dedem yasli o yolu nasil gelsin her hafta sonu dedik.. Simdi Alevi-Sünni ayrimini yasar iken sessiz kalmadim, rahatsiz olacagini bildigim her insanin üzerine inatla gittim. Günde üc kere cemevini ziyaret edip aleviligi derinden kabul ettigim icin degil bu baskidan dolayi inadina bir alevi-milliyetciligi olarak adlandirabilecegim yola girdim, boynuma altin sarisi bir kilic takip herkesin görebilecegi sekilde dolastim.. Öyle zoruma gidiyordu ki ancak bu ugurda kavga edebildigim zaman rahatliyordum. Bu psikoloji size belki bir seyleri anlatabilir. Azinliklarin ya da ezilmis halklarin milliyetciligi olamaz cümlesini okuyarak degil yasayarak kesfettim. Bugün hala ülkede bir kürdün, bir alevinin yasamindan bihaber tepkiler veriliyor. Kalabaliga karistigi vakit bunlar cok da önemli ayrintilar degilmis gibi durur iken karsidaki insan kürtce konustugu zaman, camiye gitmiyorum namaz kilmiyorum cümlesini kurdugu anda islerin degistiginin farkinda degilsinizdir. Kürt ve Alevi insana bakisiniz maalasef kürtce konusan ve camiye gitmeyen insana bakisiniz ile uyumlu degil. Bu azinlikta kalan her grup icin gecerliydi. Bu uyumsuzluk beni özgürlügümden alip belirli bir yola dogru sürüklemistir.. Artik bir mücadele veriyordum yasamin her alaninda.

Insanin kimligi istedigi zaman yokedecegi, görmezden gelebilecegi bir ayrinti degildir. Yasadiginiz müddetce varolan olaylar karsisinda vereceginiz tepkiler kimliginizle ilintilidir. Bundan utanilmasi gerekiyor duygusu haliyle bundan gurur duyuyoruma dogru kayiyor. Aslinda insanin bilincli bir sekilde sahip oldugu bir durum olmamasina ragmen sadece orada o sekilde dogmus olmaktan dolayi gurur duymak ile utanmak ayni derecede salakliktir. Bosbeles adamin isidir, kalabalik arasinda geldigi noktada varolusuyla fark yaratamayan insanlarin siginmak zorunda kaldigi narsist bünyenin verdigi caresiz tepkilerdir.. Ben her seyden bagimsiz, dogdugum anda bana hicbir emek vermeden atfedilen kimliklerin disinda varolusumla bu dünyada digerleriyle aramda bir fark yaratamamis isem ancak o zaman alevisi, kürdü,türkü olsun en öküzünün dahi aralarinda oldugu genis capli bir etnik kimlige/mezhebe/irka sirtimi dayayabilirim..

Sirtimi da dayadim. Benim gibi olanlarin düsüncesini benimsedim. Düsüncenin iceriginden haberdar degildik ama onu sahipleniyorduk yani bir bakima devrimci olmustuk görüntüde ama iceride mahalle kabadasiydik daha cok.. Konustugumuz vakit solun güzelliginden, solun anlamli olusundan, solun her seyinden bahseder iken sola dair aslinda cok da bir sey bilmiyorduk sadece bizi hakir görmüyor, kucakliyordu hepsi bu.. Diger tarafin baskisini hissettik, durduk yere üzerimize gelenlere karsi cephe almak durumunda kaldik. Ben ki her insanla her yerde bulunmus, ortak bir paydada bulusmus iken birden farklilastik, ayrildik ve savastik ama ben istemedim böyle olsun.. Yeterince ayrilmistik,yalniz kalmistik daha fazlasina tahammülüm de yoktu ama haksizliga karsi dogustan tepkiliydim, Dedem dur demedi, babamin da olanlardan haberi yoktu. Kendi yasadigim deneyimlerin bir baska yerde yasanmamasi adina verilen mücadelenin sürükledigi yer 1 Mayis icin Istanbula kadar götürdü beni.

Diyorduk ki ; Bir baskasinin kimligine tecavüz edilmesin yani zorla namaz kilmasin, bir baskasi kimliginden dolayi dislanmasin, bir baskasi mezhebinden dolayi katledilmesin, bir baskasinin emegi sömürülmesin, bir baskasi birakin baskasi olabilsin, kaderleri dogustan cizilmesin diye karistim o kalabaliga.. Bir baskasi icin mücadele verebilecek insanlarin toplandigi yerdir o alanlar.. Kendinizden de cok bir baskasini sevebilmenin diger adiydi alanlardaki varolusum.


(Sincan'da merkeze gece vakti sigara almaya gittigimizde "Polis: Gencler, sizi bu tiplerle biz bile koruyamayiz, evinize gidin" zamanlari..)


Ama bugün ülkede olsaydim da sanirim 1 Mayis eylemlerine katilim göstermezdim. Artik o fedakarligi yapacak kadar iyi bir insan olmadigimin farkindayim. Bugün orada bulunan her insanin hangi duyguyla oraya gittigini ve o cigligin altinda yatan niyetin güzelligini bizzat kendimden cok iyi biliyorum. Baska acidan unuttuk sacimizin uzunlugundan dolayi yasadigimiz iskenceleri.. Digerlerinden daha farkli bir yerde dogduk diye üzerimize dikilen gözlerin icerisindeki nefreti yoketmeyi de önemsemiyoruz.. Kimlik kontrolünden gecer iken doguda dünyaya gelmis insanin sizin yaninizdan kopartilip cok baska bir muameleye tabi tutulmasinin da acisini hissetmiyoruz. Isin dogrusu budur, baskalastik, degistik ve her degisim Nietzschenin yüz yil önce söyledigi gibi iyiye dogru olacak yanilgisi daha büyük felaketleri de görünmez kildi. Degistim cok ama daha iyi bir insan olmadim, alanlarda bagiran Borges'i saygiyla aniyorum sadece.. Kendisine ayrilan bir miktar parayi üce-bese bölecek kadar inanmisligini hayalimde dondurup masumiyetin müzesine kaldirdim. Iyi insanlar kötü yasam tecrübeleriyle bozulup gittiler atlara bile binemeden..

Insani bicimlendiren toplumsal kosullaridir demis ve ne kadar hakli oldugunu görmek icin varolan toplumu ve onun kosullarini yüzde yüz degistirip bes yil sonra kendime disaridan bakmam yetti sadece..



(Gelinen son nokta.. )

Artik burada yani Almanyada yasiyorum ve sanirim burada da ölecegim. Eger olursa bir oglum/kizim okula gittigi zaman isterse din dersine gidecek istemezse Etik adi altinda cok baska konularin islendigi baska bir dersi sececek kendisine. Her ne kadar kusuru cok olsa da bir baskasi, öteki oldugu icin cesitli baskilara karsi onu koruyacak bir sistemin icerisinde yasamini devam ettirecek. . Ona babasinin, cevresinin, ailesinin degil kendi yasam yolunu insa edebilecegi bir yasam ögretisini sunmak icin elimden geleni yapacagim. En azindan bunun icin firsatim var. Benim artik daha iyi bir yasam adina kontrol olmadigi halde gidip parasini ödeyerek bilet alip toplu tasima araclarini kullanmanin disinda atabilecegim farkli bir adimimim kalmadi. Insani bicilmlendiren toplumsal kosullaridir ve ben yukaridaki cümlelerin gerceklesmesi adina buraya gelerek kendimi öldürdüm, aslinda uzun yillar sonucu olusturdugum kimligimi yok etmekten yani artik gercekten bir baskasi olacak kadar kendinden uzaklasmaktan.. bilincli bir secimden, cinayetten..

Fotograflar yeterince anlatmiyor mu cinayetimi? Yok bu Baudrillard'in degindigi o karelenmis görüntünün disinda kalan her seyi öldürmekten bahsetmiyorum, bir degisimden yani bosvermisligin, gücün bosa harcanmis olmasinin bilincine varilmasinin yansimasindan, 1 Mayislara gitmeyi aklinin ucundan bile gecirmemekten, "hadi ordan serseriler" demekten bahsediyorum.. Bir daha bakin, iyi bakin..

22 yorum:

karakalem dedi ki...

Oldukça etkileyici bir yazı olmuş. Haliyle uzaktan sadece yazdıklarınızdan yola çıkarak, şu yanlış, şu doğrudur çıkarımını yapmam doğru olmaz. yalnız takıldığım nokta şu, ayrımcılık denilen hadiseyi ortaya atanlar inanadığına tam mansıyla inanmayanlar ve inanacını zoraki kabul ettirmeye çalışanlar.. Bu hayat kabul etmek zorda olsa, Hz Allah'ın istediği şekilde yaşanmadığı sürece herkese zul gelir.. ve bunun tezahürü değişik değişik sistemlerle ortaya çıkar.. Olay bir Alevi- Sünni çatışması yada patron-işci münasebetinden çok daha derinde. İşin özü adalet'te- sevgide- müsamahada-- Bugün işçi'nin hakkını teri kurumadan veriniz hadis-i şerifi düstur olsa ne işçi kalır melul oaln ne patron zalimd olur.. Müslümanın demek alviyim demek, patronum demekle olmuyor, bir şey olmak için o şeyin her dnasından haberdar olmalı ve ona göre yaşamalıyız. Misal siz, futbolun doğrularının tamama yakın yansıması ortaya çıktığında alınan zevke benden daha vakıfsınız ilginizin seviyesinden dolayı ve o doğrular bir iki takımı zirvede tek bırakıyor, en doğrusu yapıyor ve aynı şeyi ülkenizde arayaınca bulamıyorsunuz. Neden, doğruların insanlara göre uygulanmasından.. bu hayat içinde böyledir, içki içmek, eşini aldatmak, hırsızlık yapmak, hak yemek ve daha benzeri haller, bırakalım İslamı hangi sistemde doğru adledilir ki.. Daha tuhafı biz her şeyi tam yapmışız ve öyle aşmışız ki, tarihte ve inançata kendilerinden feyz aldığımız zatların doğrusuna yanlışına karışıyoruz.. bir nükte yazayım; Y.Kemal Beyatlı müfettiş olduğu yıllarda bir okulda, edebiyat dersinin birine dahil olmuş. Öğretmen kendisini pek tanımadığından derse devam ederken konu Y.Kemal'in bir şiirine gelmiş. Öğretmen şiiri anlatmışta anlatmış, şair böyle demiş böyle , hayal etmiş vs vs.. Ders bitmiş, Y.Kemal kalkmış Öğretmenin elini sıkmış faka kulağınada, hocam bu şiiri yazarkeninanın ben bile bu kadar düşünmemeiştim.. Yazınızda öok derin konular var ve yüzyüze konuşulunca anlaşılacak şeyler ve kıymetli. Buradan bir şeyler yazarak her şeyi netleştirmek mümkin değil fakat şu varki, Bir şeye inanıyor ve doğruluğunu test etmek istiyorsanız, ruhunuza , huzurunuza ne kattığına bakın ve bu İslam ise- Kuran-ı kerim- Hz Peygamber ve sahabesinin hayatı yeter, yoksa şu devrin insanı cahiliye devrinin insanından farklı bakmıyor tek fark, teknolojik kolaylık, ve fakat nasıl ki o devre bir güneş geldi isteyen buldu tabi oldu bu devrinde güneşleri, var mesele O'nu bulmak, ve tam manasıyla tabi olmak ve unutmamak gerekir ki Müslümanlığı tam manasıyla yaşamak dünya rahatlığının değil, ölüm sonrası hayatın rahatlığının garantsidir, dünya imtihan vesilesi olduğundan, ben düzgünüm ama bu sıkıntı ne denmek işin aslına vakıf olamamktır, Rabbim kalan ömrünüzde, güzel ve hayırlı olanlarla hemhal omayı nasip etsin..

Borges dedi ki...

Karakalem: Size bir animi anlatmama izin verin, bugün bile unutmadigim bir animdir bu ve benim icin cok önemlidir.


Yurtta yasiyoruz, yurt yemeklerinin disinda bir gram farkliliga her seyimi verecek durumdayiz o dönemler.. Ablam almanyadan zaman zaman paket gönderir icinde cikolatalar olan.. Buna nasil sevindigimi hicbir zaman anlatamam. Öyle ki paketiniz var bildirisi elimde ulastiginda yurttan kactim, param yoktu kacak binip otobüslere alsancak postanesine ucarak gittim.. nasil heyecanliydim o bildiriyi elime verip paketimi bekledigimde anlatamam.. On-Onbir yaslarindayim ve o zaman gerzek bir kurali ögrenmek durumunda kaldim. Bu paketlerden yilin alti ayi vergi alinmiyormus diger alti ayi vergilendiriliyormus, haberim yoktu ve on bin lira gibi o dönemin cok da az olmayan bir parayi benden vergi olarak istiyorlardi. Yanimda hic param yok, ay basini beklemem gerek ama ben iki saat daha bekleyemeyecek durumdayim ve sinirden agliyorum resmen.. Düne kadar korkuyla yaklastigim sakalli haci bir amca geldi, derdimi sordu ve bana gereken parayi verip arkasina bile bakmadan cekip gitti.. BU iyi yürekli sakalli haci amcayi ömrüm boyunca unutmam mümkün degildir.

Ben insanlari su dinden, bu irktan diye ayirmiyorum, bunu kategorilendirmiyorum yukarida belirttigim gibi cok iyi insanlar her yerde mevcut.

Lakin insanin özgürlügünün de herhangi bir dinin etkin olup yönetim bazinda isgördügü herhangi bir ülkede gerceklestilemeyeceginin de farkindayim. Iyi insan ile özgürlüge acilan pencerenin yolu farkli konulardir ve farkli sekilde ele alinmasi gerekir.

karakalem dedi ki...

Aynı noktanın farklı iklimlerinden bakıp aynı güzellikelr yaşamak istiyoruz aslında, haliyle siz bunları kategoriye sokuyorsunuz demiyorum, kaygınıza katılmakla beraber keşke diyorum sohbet ortamı olsada genişçe konuşulsa. Benim 7 yıllık bir yurt-gurbet- hayatım oldu sizin gibi ve neler neler geçti bu naciz bedenden.. İyi insanların yanında kötü sinsi olanlar, cep delik, bir kuru nemli peti pör için babası almanyadan gelen mahalledeki habip'in peşinde kan revan olmak.. Güzel anılar ve dahası aslında birazda büyümenin etkisyle bir şeyler daha çabuk yaralayabiliyor.. Geç fark ettim taşın sert olduğunu, su boğar ateş insanı yakarmış diyen Cahit sıtkı tarancı misali, ya geç farkediyoruz/ farkediliyoruz, ya da fark ettiğimizde geç olabiliyor.. Yaşlanıyoruz :) iki yaşında bir kızım var bakıp bakıp düşünüyorum, şimdi kime göre büyüteyim, dedesi bir yadan, babaannesi bir yandan, hanım cabası.. iSİM KOYARKEN DAHİ YAŞANANLARI DÜŞÜNÜNCE ZOR DİYORUM ZOR bu kızı üzmeden, germeden, anlatarak büyütebilmek,.. Güzel günler yaşamanzı dileğiyle.. İlginiz samimi paylaşımınız için teşekkürler...

eren dedi ki...

borges abi çok içten yazmışsın yazıyı... okurken kendimden izler de buldum çokça.

bana ailemden kalan doğrular ise hep çelişki doluydu.alevi-kürt bir babaya ve sünni-türk bir anneye sahibim.çelişkiyi yaratanlar ebeveynlerim olmadı hiçbir zaman. onlara bu konuda minnettarım çünkü asla bana birşeyler empoze etmeye çalışmadılar. o kadar ki aslında oldukça politik bir aile olmamıza rağmen 13-14 yaşıma gelene kadar bana hangi partiye oy verdiklerini bile söylemediler.

ama iş anne ve babadan çıkıp yaşanılan çevreye geldiğinde olay gerçekten karışık bir hal alıyordu benim için. sıra üstünde namaz olayını ben de yaşayacaktım az kalsın ama ders süresi yetmedi ve hoca da tekrar böyle bir şeye girişmedi. ancak bunlar yaşanırken neler hissettiğimi anlatamam size. 10-11 yaşlarındaydım ve güneyde tutucu bir ilçede yaşıyorduk. bir yandan korku bir yandan da aileme karşı büyük bir kızgınlık hissetmiştim...

biraz daha büyüyüp ergenliğin fırtınalı sularında yüzmeye başlayınca olay daha tepkisel bir hal aldı benim için. aslında ne olduğumu çok umursamayıp, bilmesem de baskıyı hissedince senin de bahsettiğin gibi karşı tarafa cephe almaya başladık.

şimdi ise gerçekten kendimi hiç bir yere ait hissetmiyorum. bu bahsettiğim kimliklerden sadece aleviliği inanç boyutunda değil de yaşam felsefesi olarak benimsediğimi söyleyebilirim...

son olarak ; yaşadığın kişilik değişimlerini cinayet olarak tanımlamak biraz acımasız olmuş sanki. bunu neredeyse her insan yaşıyor ve hayat tecrübeleri doğrultusunda değişiyor. burada önemli olan dediğin gibi durup bir özeleştiri yapabilmek...

bu arada tüm bunları neden yazdığım hakkında hiçbir fikrim yok. aslında bu blogu uzun süredir takip ediyorum ama bu ilk yorumum. zannediyorum ki "blog top 10" undan sonra gelişen duygusal ortam beni de etkiledi :)

sevgilerle eren...

seanpenn dedi ki...

gözlüklü genç halin bu baldwin de nerden çıktı dedirtti bana :))

aşkın dedi ki...

İğrenç bir benzetmeyle, benzerliklerin okyanusu insanı dalgalarıyla farklılıkların adasına atar ve bir süre sonra keşfedilmemiş güzellikteki o adada insan farklı olmanın ayrıcalığını hisseder.Okyanusun içindeki birbirinin aynısı damlaların o kusursuz adadan haberi yoktur ve bunun farkında olmak paha biçilemezdir.
Biliyorum emekli bir forvet hakkındaki düşüncelerim nedeniyle bana soğuksun ve fakat (!) şu yazıları yazarak kendini ifade etmek büyük bir iş ve ben bu yazılar sebebiyle boşuna bu siteyi takip etmediğimi anlıyorum.

Borges dedi ki...

Askin: tesekkürler yalniz cok gecmiste kalan bir tartismayi bu kadar büyüttümü düsünmen gercekten üzer beni.. Ben o tartismayi hatirliyorum ve bence gayet de keyifliydi, neden bir insana kizayim, cevremin yarisi emekli forvet hakkinda cok olumsuz düsünür, en sevdiklerimdir onlar, olur mu öyle sey..

Eren: Belki her insan yasiyordur, biz her insanin yasadigini biraz kanli yasadigimizi söylüyoruz belki ya da ben bana olandan baska bir sey bahsetmiyorum, bir baskasina da olmasi benim gercegimi, üzüntümü, mutlulugumu degistirmiyor .

karakalem: Iki yasinda bir kizinizin var oldugunu ögrendik.. Daha muhtesem bir sey yoktur bu hayatta, bilesiniz, aman.)

PENALTY dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş Borges. Belki de seni okurken bir yandan da kendimi okuduğum içindir. Ama dediğin gibi ("Bugün hala ülkede bir kürdün, bir alevinin yasamindan bihaber tepkiler veriliyor.")insanlar bazı şeyleri görmeden yaşamadan ve hatta bilinçli olarak "diğerleri" ile ilgili hiçbir şeyi kabullenmiyor, kabullenmek istemiyor. Sürekli ötekileştirilen bir sınıf, bir toplum oluşturuluyor ve bu oluşturulan toplum düşman ilan edilip, hiçbir şekilde farklılıkları kabul görmüyor. İşin asıl önemli ve üzücü tarafı ise bunun devlet daha doğru bir tabir ile hükumetler (1923 ten sonraki tüm hükumetler) tarafından bilinçli bir politikayla yapılagelmiş olması. İşin politik tarafını bir kenara koyup toplumsal açıdan bakmaya çalışınca da çok farklı birşey çıkmıyor aslında. Neden kendimizin kötü olmadığını insanlara sürekli ispat emeye çalıştığımızı anlmak zor geliyor. Neden ilk ciddi ilişkimde kız arkadaşımın "seni daha yakından tanımak istiyorum" cümlesine verdiğim ilk cevap; Ben Kürt ve aleviyim demek oluyor. İşte bu "Neden"leri toplum kabul ettiğinde bizim için, ülke için herşey çok daha güzel olacak.
Selamlar

varol döken dedi ki...

ancak şimdi okuyabildim, 1 Mayıs'ta Kreuzberg de olmak isterdim, katılmak için değil, izlemek için... hiçbir şeye katılamaz insan çünkü ancak içinde olabilir ya da izleyici olabilir...

okula ilk girdiğimde yanıma yanaşanları izledim ben de... neye inandıklarından çok ne kadar inandıklarını görmek için... sonra gittim ışık evlerini inceledim, ödp yi biraz hatta seçim sandığında görevlisi olarak mhp'yi... bir alman kızla çıkıp almanları inceledim ve kuzenlerimle daha çok vakit geçirip gurbetçileri... beşiktaş tribününe gidip o çok ünlü taraftar grubunu izledim ve yönetici tribününe bir şekilde girip fenerbahçeli yöneticileri... kadir gecesinde camileri ve imamlarını izledim çokça ve hırka-ı şerif te ağlayan amcalarla teyzeleri... annemin cenazesinde elini ezbere şekilde göğsüne kaldıran insanları izledim ve mezarı içeri indirirken kürek sırası bekleyen gözleri... annemin gidişine verdiği tepkiyi anlamak için de kombine alıp hiç sevmediğim tribünlerden çok sevdiğim fenerbahçe yi izledim... hepsini izledim, hiçbirinde oynamadım...

insanın bir şeye sürekli takılı kalması, bu inanç olsun bir eş olsun veya bir takım, ona inandığından değil aklının ama daha çok cesaretinin ötesine yetmemesindedir... bütün barış çağrıları savaştır aslında ve bütün dualar lanettir... naçiz bedenlerin gerçek karşılığı o bedeni asla istediği gibi yönlendirememiş olmaktır...

kimse başkasını sevdiği için değil, kendisini bulamadığı için arar, bulamayan da hayatına bir sürü bahaneler arar...

borges, cevapları biliyorsun ama cinayetten de korkuyorsun bu belli oluyor, ortada bir cinayet varsa inan bana ölmesi gereken kişi ölmüş...

bu hayatta her zaman zeka ve yazı zülfikardan keskindir!

piski dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Borges dedi ki...

Varolan Döken:
"kimse başkasını sevdiği için değil, kendisini bulamadığı için arar, bulamayan da hayatına bir sürü bahaneler arar..."

Ben yerinde olsam cok fazla keskin yargilarla bezemezdim nasihatvari yazilarimi. Misal benim kendimi bulmak gibi bir derdim yok, cunku arayip da bulabilecegim tek bir noktadan olusmus bir kendim,ben, gercek gibi sahip oldugunuz kosullara bagli degiskenleri sabitleme fikrinden uzun zaman önce vazgecmisimdir. Dolayisla bu kendini arayislar bana acaip tuhaf gelmistir. ben su saniyede su yorumlardan aldigim kucuk bir bilgi kirintisi ile mikro ölcekte olsa dahi degisiyorum ve sürekli farklilasiyorum sadece yazida degisimin her daim iyiye dogru olmayacaginin üzerinden gectim daha cok.. Her sey olmasi gerekiyordu ki oldu kaderciligine de girmiyorum ama bilincli bir secim yaptigimin da üzerinden geciyorum daha cok... Bunun disinda baska acidan olmasi gereken adalet, evrensel kabul görebilecek gercegin minumum sarti nedir gibi cok baska konular islenmistir.. Öyle ya, herkesin bulundugu toplumda varolan dogrulari kabul ettigi bir yerde hangisi tanri katinda nasil dogru olabilir ?

Piski:

Bu yazi, basligi dahil cok da planlanmis bir yazi degildir. Gördügüm kadariyla dogru bir algisi da henüz yapilabilmis degil ve belki de yoktur zaten.. Karalamalarin güzelligi bu aslinda.

Kucuk bir hayat hikayesi icerisinde barindiriyor. Mesele Alevilik degil, mesele ayrimcilik degil, mesele solculuk ya da cok baska bir sey degil. Illa da bir dogru istiyorsaniz bugün anlayamadiginiz insanlarin geldigi noktaya nasil geldigini görebilmeniz icin samimi bir kisa özgecmistir. 6 aylik iken geldim köyümden 5,5 yasimda da ayrildim , akabinde yilda iki kez ziyaret edebildigim yerin adi oldu.. ve fakat bir balikesirli insan varsa biraz yasini basini almis, o da beni dogrulayacaktir ki Cepni ile küfür benim biraz olsun yobazligi icerisinde barindiran memleketimde yillar yili ayni anlama gelmistir.

Baska acidan ben Cepniyim. Samanist bir türk boyudur aslinda ve Samandir özü. Alevilik ise bir süre sonra Osmanli baskisi karsisinda zorunluluktan dolayi kabul edilebilecek en yakin mezhep oldugundan dolayi kabul edilmistir. Bir kisim Cepni de karadeniz bölgesinde yasar, sunnidir. Haci Bektasi'nin müridligi ile ilerlemistir, ilk müridleriyiz ki toplamda samaniz desek daha dogru olur. Bu inanin saatlerce sürebilecek bir tartismanin icerigidir. Bu dünyaya nasil atilmis olup hangi kosullarda dogdugum somut gercegin ciktisi acisindan önemli iken yukaridan "insan" olarak baktiginiz vakit cok sey de önemsizlesiyor toplamda ve ben bu acidan bakmisimdir her daim.

Isin bir baska önemli noktasi sudur: Bir gercek var tartismasiz bir sekilde kabul edilmesi gerekiyor. Peki, kabul edeyim diyorum ama o gercek bu dünyadaki her insana esit mesafe olmasi gerekir ki tek bir gercek olarak kalsin. Yalniz bu dünyadaki hicbir iki insan esit kosullara sahip degildir. Haliyle herkesin kendi kosullarinda ancak ulasabilecegi dogrular vardir. Durum böyle oldugu vakit insanliga sunulmus evrensel tek bir dogrunun olabiliritesinin manasizligini da düsünmüs ve yaziya gecirmisimdir. Bir akil verilmis veya bir akla sahibim bunu kullanmaktan da sonuna kadar kacinmiyorum. bunun buldugu sonuclara inanmak da bu akli verenin veyahut bu akla sahip olan benim sonuna kadar hakkimdir. Neden böyle olmadi iste bu yüzden dedigim zaman bana hesap sorabilecek tek bir merci yoktur.. Bu rahatligimi da öne sürmek istemisimdir..


Toplamda yazi bir dogruyu anlatmiyor ya da bir mesaji da vermiyor ya da dogrulardan ve mesajlardan olusuyor.. Basit bir insanin yasamina bakarak insanlar bir ihtimal ötekiyi anlama konusunda biraz olsun baska bakar, farkli sekilde düsünür.. Hayat yolunda ne kadar yürüdügümüz ne kadar cok savruldugumuzun/sürüklendigimizin bir ciktisidir.

Borges dedi ki...

Bir ek olarak cinayet aciklamasi:

Ben, bir baskasi icin mücadele verilebilecegine inandigim günlerde varolan kendime hayran bir adamimdir. Bugün söyle bir gecmise baktigimda insani degerler ve etik acidan daha iyi bir borges olmadigimi cok iyi biliyorum. baska acidan bunun böyle olacaginin farkinda olarak secimim gerceklestirdim. "TAmam gidiyorum buradan" dedigim anda insanin kisiligi olusturan etmenlerin toplumsal kosullari oldugunun coktan farkindaydim. neydim ne oldum hikayesini ben bilerek yarattim. Acik acik öldürdüm o güne kadar her santimetrekaresini büyük bir özenle olusturdugum kendimi.. Simdi öyle degilim, bunu anlamaniz cok zor ama benim kendi üzerimde yanilma payim da takdir edersiniz ki cok da fazla degil. Cok sükür ki ne oldugumun farkindayim. Her eylemimin altinda yatan niyeti en cok ben bilirim, ve diyorum ki güzel adam gitti.. Kime göre ? Simdiki bana,borges'e göre..

Bir bütünün icerisinde yer alan farkli kisiliklerin yokolmasi, farklilasmasi degil daha cok bütünün bütünüyle ortadan kalkmasi ya da büyük cogunlugunun diyelim.. Önemli kisimlerinin diyelim.. insani olarak taraflarinin diyelim.. pusu kurdum diyeyim, güzel bir sekilde ortadan kaldirdim gibi..

varol döken dedi ki...

@borges
yazının sonunu fazla keskin oldu ama tutamadım kendimi diye bitirecektim... yazdıklarım yazdıklarına karşılık değil yukardaki yorumlardan birine karşılıktı... ben senin neden bahsettiğini de, seni neden okuduğumu da iyi biliyorum ama evet sanırım senden çok daha keskin köşelere sahibim, ki bu da toplum veya aile özelimde olabilir... insan sahip olduğu özelliklerle övünemez ancak bilebilir onları...

kendini aramanın her ölçekte karşılığı senin söylediğin benim ise keskinleştirdiğim şey aslında... bütün bu değişimin içindeyken nasihatverenlereydi sözüm, nasihat ihalesi bana kaldı:)

iyi ya da kötünün sınırını, tanrılar katı değil, toplum dinamikleri ve zaman çiziyor, burada hemfikiriz sanırım... bazen insan özgürlükten bahsederken diğer özgürlükleri unutabiliyor, benim hatam bu olabilir... fakat ben bunu söylediğim anda üstünde düşünmeye başlıyorum, tıpkı yemek yiyorum dediğin an o anı -di li geçmiş zamana gönderdiğin gibi... bunu yapmayanlar, bile bile yapmayanlar ya da yapamayıp buna kılıf arayanlaraydı sözüm... yoksa senin hikayenin özelindeki şeylerin içini doldurmaya çalışmadım...

etkenler ve edilgenler değişiyor temelde, burada kürt ve alevi, orada katalan ve bask, bir diğerinde irlandalı, siyah ve beyaz, fark etmiyor... birini diğerinin yerine koysanız da fark etmez çünkü, ilk hangisi bunun üstünden nemalanmaya, bunun daha çok güç ve para getirdiğini/getireceğini anlamışsa orada başlıyor hikaye...

benim yazdıklarım bu yalan hikayeye karşıydı...

piski dedi ki...

Futbolla ilgili bir baska blogdan tesadufen buraya geldim, ilk defa turkce tanimadigim bir blog'a yorum yaziyorum...Galiba "Fotograflar yeterince anlatmiyor mu cinayetimi?" sorusunun cazibesine kapildim.

Amacim burda size hesap sormak neden boyle dusunuyorsunuz, merci olmak degil. Boyle anladiysaniz ozur dilerim. Ek olarak eklediginiz cinayet aciklamasi son iki satir haric ana yazidan daha aciklayici olmus. Bana gore ;)

Borges dedi ki...

Herkesi yanlis anliyorum ya da herkese yanlis bir seyler anlattigimi dusunuyorum :)

Temelde yaklasim pek cok güzellikleri, dogrulari olsa da Sol,Alevi veya benzer ayirt edici kimliklerin degerinden ziyade bu kimliklere sahip olusun öyküsüdür. her insan türk olmaktan, vatansever ya da dindar bir insan olmaktan dolayi cok fazla güzellikler kesfeder vesaire. Ama benim derdim sanirim bu degildi ve bu yuzden felsefi düzlemde alevi olmayi önemseyen birisi olmama ragmen yine de "söyle iyi, böyle hosgörülü" demedim.. Sanirim sizin istediginiz cevap buydu..

Kimse kimseden hesap sormuyor, böyle bir iliski oldugunu da düsünmedim hic..

Varol Döken ise kendisini yeterince iyi anlatmis, üzerine ne denilebilir ki ?

piski dedi ki...

Ben sizden Aleviligi yucelten bir cevap beklemiyordum. Aleviligin "bana" kattigi bazi seyler oldugunu yazdim, ve boyle olmak icin elbette Alevi olmaya gerek olmadigini da ekledim. Neden boyle bir cevap aradigimi dusunudugunuzu dogrusu anliyamadim.. Aleviligin sunniligin karsitiymis ondan daha ustun bir seymis, misal daha hosgorulu gibi sunulmasina da karsi olmusumdur. Benim kisesel tecrubem sizinkinden biraz farkli oldugu icin birkac cumle paylasmak istedim.. Ilk yazinizi okurken aslinda sormak istedigim soru suydu: yasadiklariniza neden intihar degil de cinayet diyorsunuz?

Borges dedi ki...

Piski: Huh.. Güzel bir soru.

Neden intihar degil belki de en önemli noktasi budur sanirim.

Intihar, bir vazgecistir, sonrasi yoktur intihar eden ile beraber yasam sona ermistir. Oysa burada birinin digerini öldürmesi söz konusu. Birinin digerine tercih edilmesinden dolayi digerinin hayatina son verilmesidir. Bir cikar da var isin icerisinde.. Intihar, bir hayal kirikliginin ya da sadece bir seyden vazgecisin ama asla bir digerine dogru yol almayisin hikayesidir, Cinayet, birisini yok edip onun ölümünden cikar saglamak ve daha baska bir yasami sürmenin kanli yoludur. Ayni zamanda cinayetin icerisinde "suc" olgusu vardir.. Bu yüzden.. Tamamen bilincli bir saldiri ve kanli bir zafer.!

piski dedi ki...

Peki, son bir soru daha..

Bu yazinin 1 Mayis'da yazilma sebebi katilin hissettigi sucluluk duygusu mu?

Borges dedi ki...

piski: Bir mayisa katilamadigim icin sucluluk duygusu ? Yok kesinlikle böyle bir sey. Ülke4de her yil bir mayisa katilmis, bunun disinda pek cok eylemde bulunmus bir insan olarak oraya giden insanin hikayesini islemek belki de.. Oradaki insanlarin ortalamasini konu etmek.. Ülke disindayim, eyleme katilip katilmamanin da ölümcül bir anlami oldugunu dusunmedim hic.

Ayrildiginiz ama cok sevdiginiz sevgilinizin dogum gününde ona daha baska bir özlem duymak gibi bir sey bu.. Issiz Adam'i seyrettigim zaman Ülkedeki günler an ve an gözümün önünden gecti, orada da benzer bir özlem olusmustu mesela.. 1 Mayis da da keza.. Simdi eskiden ben bu zamanlarda.. diye cümle kurmaya baslatmasi acisindan itekledi diyelim.

dchetin dedi ki...

Bu yazıyı yoğunluktan dolayı ancak okuyabildim. Geçtiğimiz aylarda bir Binnaz Toprak'ın yaptığı bir araştırma üzerine kişisel tarihim ile ilgili birşeyler karalamıştım. Özünde diyeceğim şudur, biz değişsek, eksilsek, vazgeçsek ya da yenilensek de karşımıza çıkan insanların aynı katılıkta olma ihtimali daimi olarak mevcuttur. Aslında yaptığımız da, bir nevi eski dağınıklığı yeni araçlarla düzenlemektir. O yazıdan bir parça alıntılarsam,

"... Hatırlarım, Sivas olayları üzerine, Gazi olayları yaşanınca, ilkokul 2. sınıfta yanıma gelen ailecek tanıştığımız bir Alevi kızının, "Siz de Aleviymişsiniz" cümlesine karşılık veremeden uzaklaşmıştım. En kötüsü de budur aslında, bunu öğrendim ben: Baskı altındayken kaçmak. Kızcağızın elbet bir baskısı yoktu üzerimde ama o günlerde yükselen Alevi-Bektaşi olarak birleşme baskısı belki de o kıza kendisine sınıfta bir müttefik aramaya itmişti. O zamanlarda başlayan Sosyal Bilgiler dersinde öğrendiğim Osmanlı tarihi karşısında ise ne yapacağımı devamlı şaşırıyordum. Bir yanda Osmanlı'nın kuruluşundaki Türkçe isimlerin tanıdık geldiği 8 yaşlarında bir Tahtacı, bir yanda ise padişah adlarının ailem içinde yarattığı öfke halini gören 8 yaşlarında bir sosyal bilimci... O günlerde pek moda olan 3 çocuk olursa bunlara padişah adı verme olayı, ekranlarda bir sürü Sultan isimli kızın görünmesine yol açıyordu. "3 çocuğum var ve de adları Fatih, Sultan, Mehmet; Yavuz, Sultan, Selim; Kanuni, Sultan, Süleyman o halde tam bir Türk vatandaşıyım" düşüncesi belediye yardımlarıyla destekleniyordu. O günlerde patlayan Güner Ümit olayı beni kendime getirdi. Neydi bu, insanların kafasındaki düşünceler nereden kaynaklanıyordu? Bir gece yarısı Star TV korkuluklarında gördüğüm insanlar, fakir görünümlüydü, kızgındılar. Ardından Refah Partisi birinci parti olarak çıkıyordu sandıktan. Gariptir sabahına aile kadınları bir kahvaltıda toplanmışlardı, tomar tomar gazete okundu o sabah. Ülkenin içinde bocalayan insanlardık. Bu sabah kahvaltısından sonra büyüklerin konuşmalarını dinlemeye başladım. Annemin imam-hatip'te görevli olmasının getirdiği sıkıntıları tiye almasını duydum, yıllar sonra 20 yıllık biyoloji öğretmeni önce fen bilgisi öğretmeni olarak ilköğretim okuluna atanacak, bizler İzmir'e geldiğimizde ise tayin edilmeyip emekliliğe zorlanacaktı.

Akşam yemeklerimize denk gelen haber bültenlerinde sakallı ve cüppelilerin Cuma namazları çıkışlarındaki gösterilerine hareket çeken bir babam vardı. Bu konuda tutarlıydı en azından. Okulda ise, imam-hatip mevzusu kendimi tanımlama noktam olmuştu çünkü o imam-hatip lisesinin gerici müdürünün oğlu ile aynı sınıftaydım. Oyunumuz şuydu, ben ülkenin ilerici başbakanı, o ise gerici kesim oluyordu, arkadaşlarım da benim korumalarım. Zaman geçti, oyun ciddileştiğinde, o çocuk üzerime cidden saldırdığında tek başıma kaldığımı hissettim. Yılların birikimi ile en sert tokadımı patlattım suratına. Oyunlarımız gerçekten güncel haberlerden etkileniyordu bizim. Bir vakit de Deli Dana oyunu oynardık, ebeleme sobeleme niyetine...

Ortaokula başladığımda, baskılar değişik bir hal almaya başladı. Öğrendiğim kendimi tanımlama biçimi yetersiz gelmeye başladı. ..."

Yazının tamam hali burada (http://durmuscetinakman.blogspot.com/2008/12/basklar.html)

Aslında Borges gibi daha çok düşünen ve daha çok okunan bir yazarın yazısının üstüne çok da değişik motifler eklemek zor. Yine de yaşanan kişisel kavgaların cereyan ettiği başka başka bünyeler de olduğu bilinsin.

BB+ dedi ki...

Sincan hala aynı Sincan. Zamanında siz ne yaşadıysanız biz de şuan onları yaşıyoruz :) Saygılar.

e. dedi ki...

cok cok etkilendim gercekten...
degisimi ne kadar samimi sade ve etkileyici bir sekilde yazmissiniz.

baska birsey yazmak istemedim.