30 Ekim 2009

Loddar Loddar Loddar.!



Bana sorulan sorulardan birisi muhtesem futbol kariyerine ragmen Loddar'a olan bu nefret nedendir ? Öncelikle benim icin Loddar, ondan nefret edecek kadar ciddiye aldigim bir karakter degildir. Futbolculuk kariyeri muhtesemdir, bugünün Ronaldosu, messisi kivamindaydi zamaninda.. Alman milli takiminin formasini en cok giyen ve paragözlülügü nedeniyle sezon ortasinda birakip gitmese takimi Sampiyonlar Ligi Sampiyonu da olup tüm kupalara ulasmis olacakti. Lakin elindekiler de saygi duyulmasi acisindan yeterlidir.. Alman kaynaklardan hangisine göz atarsaniz atin futbolculuguna sayisiz güzel sifatlarin yerlestirildigi noktada kucuk bir parantez acilip "karakter acisindan sorunludur" gibi bir cümle eklenilir.. Sevmiyorum pek ve basarisizligindan da keyif aliyorum acikcasi.. Acikta kalip acliktan ölmedigi sürece basarisiz olmayi hakeden eylemleri vardir ve onlardan sadece bir kaci sunlardir efendim:



Sene 1984 DFB kupasinda final maci.. Gladbach ile Bayern oynuyor.. Gladbach formasini giyen Loddar abimiz bir kac gün önce Bayern Münih'e gidecegini duyurmus, Gladbach ile son macina cikiyor ve finaldeki rakibi de transfer oldugu Bayern Münih..

Mac 1-1 bitmis ve penaltilara kalmis.. Matthaus abimiz penaltiyi daglara taslara atiyor. Haliyle herkesin kafasinda bir soru isareti olusuyor. Ben macin özetlerini izledim ve diyebilirim ki "bilincli" bir sekilde kacirma ihtimali yüksek bir vurus teknigi sonrasi penalti kacmistir. Resimdeki vurus söz konusudur burada. Ki ben cok canim sikildiginda böyle eski maclari da izlemisimdir, bunun da görüntüleri mevcuttur yutuplarda filan.. Bu gibi detaylari bizler unutmayiz genelde. Laudrup kardeslerden bayernde oynayan kucuk maradona lakapli futbolcu vardi ki ilk gözagrilarimdandir benim.. Chelsea'de iken devre arasi Kopenhag ile anlasiyor.. Kader bu ya Chelsea eslesmede Laudrup'in bir kac hafta sonra formasini giyecegi Kopenhag ile eslesiyor.. Ilk mac berabere ve ikinci mac kopenhag'da idi.. Sonuc ? Eslesmesinin tek golünü Laudrup yeni takimina karsi atiyor ve Kopenahag turnuvadan eleniyordu.. Matthaus, son macinda yeni takimi karsisinda belirleyici olan penaltiyi kacirmis ve Gladbach'i kupadan etmistir..



Allahin kilibigi seni.. Sizin akliniza 150 kez milli formayi giymis olmasi geliyor benim ise bu formayi ilk giydigi dönem anlatilan o müthis geyik.. Asagidaki pasaj tamamen gercektir. Loddar, 1979 yilinda ilk kez 19 yasinda Gladbach da forma giyiyor ve elbette cok güzel bir performans gösteriyor.. Yil sonu Frankfurt'da bir tiyatro eglencesine katilmak icin toplaniyor takim ve o dönemin takim arkadasi Bernhard Dietz anlatiyor devamini..

".. ben takim otobüsüne bindigimde Lothar'i gördüm ve agliyordu.. yanina gittim ve.

-ne oldu genc neden agliyorsun ?

-Herr Derwall bana Avrupa Sampiyonasi icin milli takimin kadrosunda oldugumu söyledi..

-Iyi ya ne var bunda, süper iste.!

-Ama ben kiz arkadasima onunla beraber yazin tatil yapacagima söz vermistim.. ühühüü



Bir gün muhtesem bir fikir ile uyanir Loddar abimiz.. Günlüklerini yayimlamak.. 96-97 arasi 18 aylik zaman diliminden olusuyor bu saheser.. Paulo Coelho'nun bir kitabiydi yanilmiyorsam.. isigin el savascisinin bilmem nesi. Kitabin icerigi bir yana mesaj verme kaygisi güdülerek olusturdugu uslup cok kötüydü ve ben oradan etkilendigini düsünüyorum.. ".. bir loddar asla sunu yapmaz" gibi yaklasimlari vardi ki isin edebi yönü en son ele alinacak konudur zaten. Klinsmann icin günlüklerinde " O bir korkak, egoist ve yalanci" gibi abuk subuk sacmaliklar yazlmis ki okumanizi tavsiye ederim.. Hagi NTV'ye programa geldigi vakit kimi sorulari cevaplamadi zira bazi sirlar iceride kalmalidir diyordu. Loddar daha bu günlükler yayimlanmadan takim ici ne oluyorsa Bild'e sizdiriyordu.. Günlüklerinde de bunu muhtesem bir sekilde acikliga kavusturuyordu:

".. benim icin takim ici sirlari disariya veriyor diyorlar ama bilmiyorlar ki bir loddar asla ve asla böyle bir seyi yapmaz" gibi sacma sapan geyikler..

Bild cok sever Loddar'i.. O kagit parcasindan olusan almanyada en cok satan ama sayginligi en az olan magazin eki icerigindeki gazetenin bir numarali malzemecisi konumundaydi.. Sever Loddari cünkü takim icinde ne oluyorsa bire bir anlatiyordu zamaninda. Günlükleri daha basima girmeden Bild'de yayimlaniyordu.. Haliyle karsiligini aliyor. Bugün bundesliga takimi diye deliriyor ve kimse ona is vermiyor, benim arkadasim yok diyor ama en yakin arkadasi bild her gün onu bir klube gönderiyor.. Lakin ne Berlin ne bochum ne de baska bir takim loddari düsünmüyor gercekte.. Favre yerine gelecekti, Bochumaa gelecekti filan ama kaldi yine.. Tüm yaz bild'de gecirdi ömrünü.. Saglam bir arkadasliktir.. Bild-Loddar iliskisinin benzerleri ülkemizde de vardir ve onlara da gelecegiz süphesiz..


99 Trajedisini islemistik ve burada da belirtmistik.. Son dakikada final kaybedildikten sonra hatalar üzerinde cok fazla duruldu ve olur olmadik her ihtimalden bahsedildi.. En önemli ayrinti da Hitzfeld'in Loddar'i degistirme hamlesiydi.. Bakin Hitzfeld baba adamdir gerekirse hatalarini da söylemekten cekinmez.. Deisler konusunda misal onun cöküsünü biz farkedemedik ve her daim icimde bir yerde bu geckalmisliktan dolayi Deisler sizlayacaktir benim diyebilmistir ki loddarindan lahmina kadar hic kimse Deisler konusunda kendisini suclamaz.. Hitzfeld diyor ki Loddar bana tükendigini ve oyundan onu almami söyledi. Bunun üzerine ben de üstelik bes dakika daha oyunda tutup öyle cikardim ve yasi da 39 idi.. Loddar sonra ne diyor basina ? Beni neden cikardi hoca anlamadim.. Sonra Hitzfeld ile biraraya geldiginde Hitzfeld'in söylediklerini kabul ediyor filan.. yaramaz bir adamdir bu loddar..



Nerede Loddar abimiz ? Mahkemede hakkini ariyor.. Kimi mahkemeye vermis ? Gecenlerde beni neden teknik adam olarak ise almiyor diye isyan ettigi eski klubu Bayern Munih'i.. Bayern Münih gibi bir klup onun jubilesinden gelen parayi dogru bir sekilde kendisine vermemis.. 4 milyon kusur mark almis ama daha varmis alacagi.. hesap kitap ettiginde yaklasik 5oo bin mark eksik diye burada. Her seyden öte bu klüp Bayern.. Oyuncusuna inanilmaz sahip cikar, kendisine bagli ve yararli futbolcusuna yer yer sakatliklara yani oynamayacagini bile bile sözlesme imzalatmistir.. Mattheaus'un jubilesinden para kaciracak klup degildir. Üstelik Loddar'a her daim yardimci olmuslardir.. kritik bir dönemde Amerikadan gelen cazip teklif karsisinda sorun cikarmadan yol vermislerdir para kazansin diye.. Uli Hoeness yavas yavas yumusasa da o dönem bu klubun yesil cimlerinde onu hicbir zaman göremeyeceksiniz diyerek saglam bir tavir koymustur.. O degil de aslen Stuttgartli olup kariyerinin buyuk bir kismini da yurt disinda gecirmis ezeli düsmani klinsmann'i getirmislerdir Bayernin basina.. Bir bayern mi ? Alman klupler onu bilir ve inatla uzak dururlar muhtesem bir kariyeri olup dünya capinda futbolcu olarak ismi olmasina ragmen.. Isminin gectigi her ama her yerde mutlaka yanina "karakter sorunu vardir" dipnotu düsülür..


Bir de sürekli sikayet ediyor neden beni Bundesliga klupleri istemiyor diye.. ilk Rapid Wien'e gitti ve o takimin tarihinin en aci yenilgisini tattirdi. 6-1 yenildi Austria Salzburg'a.. Yedi yil icerisinde bes farkli ülkede alti takim calistirdi.. Brezilya'ya gitti bir ay sonra tatile gidiyorum diye klubun binasindan cikip bir daha ugramadi.. Bugünlerdeki Arjantin meselesi de ortadadir. Onun istedigi Alman milli takimi ve alman bundesliga takimlaridir.. Ne ilginctir ki hicbir takim bu adama is vermiyor, insanlar da yavas yavas alaya almaya basladilar bu issizligini..

Ömrü billah takim bulamiya, bulsan da o takimla beraber diplerde gezinesin loddarim benim..

29 Ekim 2009

Maik Franz & Timoschuk.!



Maik Franz'i baslarda sevmezdim ben.. Saha ici cok yanlis olmaz sanirim tam bir pisliktir. Gomez gibi genelde sorunsuz karakteri ile bilinen adami dahi delirtmis küfrettirmistir kendisine.. O olaylarin yasandigi gün DSF kanalina canli yayina cikti ve benim hakkindaki tüm düsüncelerim degisti birden. Franz yaptiginin ne oldugunun farkinda. Agresif yapisinin bu gibi sorunlara yol actigini kabul eder iken ayni zamanda sunu ekliyordu: bu özelligimi kaybedersem ben bu klasmanda top oynayamam.. Bunlari yapmayabilirim ama o zaman dördüncü ligde top oynamam gerekiyor benim diye savunuyordu kendisini.. Sizi bilmem ama ekranda yaptiklarini gördükce sinirlendigim adam canli yayinda son derece sakin ve güzel cevaplar verdi.. beni ikna etti.

Bir röportajinda annesinin ögretmen oldugunu ve misal Gomez ve benzeri olaylari sonrasi pek cok kisinin ona "oglunuza daha iyi egitim vermeliydiniz/vermelisiniz" yaklasimlarinin kendisini cok üzdügünü ve biraz da degisecegini söylemisti.. Su yukaridaki dünkü "cok kötü oynadigi" mactan kalma resim ve ayni zamanda ne kadar degisebilecegini cok iyi bir sekilde anlatiyor.. Isin ilginc tarafi tüm bunlarin üzerine Karlsruhe takiminda Eggiman'in gidisi sonrasi kaptanligina getirildi.. Bu bana göre cok dogru bir karardir. Türkiyede ise kaptanlik olgusu son derece yanlis algilaniyor.. "Örnek insan" ile karistiriliyor..

Takim kaptanin en önemli özelligi diger takim arkadaslari üzerindeki "olumlu" etkisidir. Etki eden insanin sessiz sakin bir kimligi ya da agresif yapida kazanma hirsi fazla olan bir karakteri olabilir. Önemli olan takimin hedefe ulasmasinda arti bir katki saglamasidir dünyaya örnek futbolcu profilini göstermesi ya da klubün imajini dogrultmasi degil. Van Bommel, Effenberg, Kahn ve Franz gibi disiplin sorunu yasayan pek cok insan takim kaptani olmuslardir hep.. Fenerbahce Emre konusunda cok dogru bir karar vermistir ikinci kaptanliga getirerek.. Gönül ister elbet bu futbolcularin cok daha farkli sekilde takima etki etmesini ama durum buysa yapilacak bir sey yok.. Dogru hamle "bana göre" budur.

Kaptan isler kötü gittiginde sazi eline alandir, kötü gitmesine "engel" olandir. Arkadaslarini harekete gecirmeli, o etkiye sahip olmalidir. Owen Hargreaves, Ballack ile Effenberg kiyasi yapmisti hatirlarsaniz.. Orada Ballack'in Effe kadar iyi bir lider olamadigini özellikle büyük maclarda futbol olarak effe kadar etkili olmadiginin altini ciziyordu. Kucuk maclarda "hadi aslanlarim, yikalim gecelim" demesinin kolay oldugunu ama sahada islerin farkli oldugundan dem vuruyordu.. Effe ise Madrid, Man U gibi maclarda futboluyla direniyor ve diretiyordu.. Keza takimin sakaci cocugu Elber maglubiyet anlarda tüm takimin Effenberg'e baktigini ve onda inanci görünce herkesin ayaga kalkabildiginden bahsediyordu.. Simdi Effenberg dedikleri adam Maik Franz gibi disarida inanilmaz sorunlu ve imaj acisindan her bakimdan kötü örnek olandir.. Benim dahi antipatimi almistir ki kadin dövmeler, polislerle sorun yasayip mahkemeye cikmalar, yakin arkadasinin hatunuyla evlenmeler, issizler hakkindaki söylemlerine kadar her seyi sorunluydu lakin cok iyi bir saha ici lideriydi.. Kahn gibi.. Örnek olmasi acisindan söylüyorum takimima en son kaptan yapacagim insan inanilmaz efendi Ergün Penbe'dir.. Hagi bu lider karakterli kaptan tipolojisine bire bir örnektir. Kimileri öyledir ki tecrübesi, efendiligi ya da sessiz karakteriyle takim üzerinde inanilmaz etkilidir. Tek bir cesit karakterden bahsetmiyoruz lakin ortak noktasi digerleri üzerinde etkisi olan, herkesin düstügü yerde ayakta kalabilecek kadar güclü olmasidir.. Maik Franz TV'lerde dirsekleri, gizli gizli vurmalar, tükürmeler, hakem bakmadiginda tuttugu adami ittirmelerinin görüntüleri döndügü esnada takim kaptani olmustur.. Van Bommel gibi liderlik vasfi nedeniyle, efendi oldugu icin degil...


Timoschuk'un transferine özellikle dikkat kesilmistik zamaninda.. Saktar'dan da biliriz ve Zenit ile oynadigi oyunu da begenirdim ben.. Efendim o dönemlerde Hoeness cildiriyordu, anlasamiyordu bir türlü.. adamin sözlesmesi öyle ekstralarla doluydu ki Bayern gibi gerekirse on-yirmi milyon euro'yu futbolcunun cebine atmis klup basedemiyordu.. Ascisini getiriyor, taylanli masajcisini efendim neler neler.. Zenit'in ikna edebildigini Bayern edemiyordu ki inanilacak gibi degildi.. Bu nasil olurdu yahu diyordum ben..

Gecenlerde bir haber okudum ve her sey aydinliga kavustu. O da sudur ki bu yaninda gördügünüz hatunu ayni zamanda Hoeness ile pazarlik eden menajeriymis.. Bir kadinin eline bu sekilde düserseniz Bayern olsa öyle kolay olmaz o isler.. Sabirli adammis Hoeness.. Thomas Haessler ya da Schuster'in hatunlari da ayni zamanda menajeriydiler lakin dediklerine göre almanya böylesini görmemis mis..

28 Ekim 2009

Tombi ve Futbol Topu.!

video

$imdi köy baskaydi.. degi$ik.. kendi icerisinde apayri bir dünyaydi aslinda. Yemekleri baska, dili ba$ka, insanlara yaklasimi, iletisimi, kurallari her seyi.. Gözümü alamanyanin Weiden sehrinde acmisim ama kendimi köyde bildim ilk.. biliyin mi geliyin mi diye diye cocukluga adimimizi atar iken on kilometre uzagimdaki bugün biraz daha büyük köy olarak adlandirdigim balikesir sehir merkezi bile korkuturdu beni.. Sabahin köründe gidilen o binalar yiginindan aksami bulmadan geri dönerdik ki bu bile cok fazlaydi bana.. Oldugum yerden disari cikmak istemezdim zira o yerde mutluydum da cok.. ilkokula baslayinca bes sinifa bir ogretmenin ayni anda hocalik etmesine güvenememis olacaklar ki aldilar götürdüler o korktugum sehrin de sehrine; izmire.. Gidilen yerin Izmir oldugu yetmezmis gibi bir de özel okul ve onun yatilisi.. Ben sehirdeki bizden cok da farkli olmayan insanlarla dahi anlasamaz iken izmir gibi bir sehrin bir miktar parasi olangillerinin arasina düstüm ki yasam gercekten üstelik birden zorlasiverdi bizim icin..

Baslarda varolan temel ihtiyaclarimizi dahi karsilayamiyorduk. Konusamiyoruz, konussak anlasilamiyoruz, verilen üc ögün yemegin ikisini yiyemiyoruz filan.. Köy nasil dogdugum yerden cok farkliysa burasi da köyden.. Degisim postunda da durmustuk üzerinde.. ordan oraya. Kötü olan su ki yemek problemi ciddi bir sorun haline geliyordu.. Harclik veriliyordu bize lakin aileniz size hangi parayi yatirirsa yatirsin onlar üc ögün yemegi de yediginizi hesap ederek size kendilerinin belirledigi bir miktar para veriyordu ki bir cay bir de biskuviye ancak yetiyordu..

Lahana,pirasa,bamya,maydonuzlubi$ey, iskembe corbasi (sabahlari verilirdi) karnibahar ve daha sayamayacagim haslanmis baligin da oldugu tonla yemek cikinca biz o gün ac kaliyorduk.. Su kesin ki ilkokul birden orta sona kadar olan döneme damgasini vuran hissiyat nedir derseniz aclik derim.Yaz ve onbes gün tatillerinde gidilen köyün dönüs asamasinda konu komsu akraba dedeniz filan para verirdi ki bir aylik harcliginizin toplamindan fazlaydi lakin ona dahi okul yönetimi el koyardi ve hadi yine cay-biskuvi ikilisi derdi bize.. O kantinde biskuvi haric her seye öyle bir hayranlikla/aclikla bakardik ki onlari elde etmek icin cesitli yollar kesfetmek zorunda kaldim.. Bakardik diyorum zira tek basima degilim, ablam, bu cumartesi dügününe gidecegim emmoglu filan da var.. bir iki yil sonra onlarin hepsi gitti biz bir iki matematik sorusunu digerlerinden erken cözdük diye kaldik. Büyük gelecegim varmis benim, büyük adam olacakmisim filan.. ben size söyleyeyim o büyük gelecegi: 30 yasina ramak kaldi ve ben hala ögrenciyim.. 25 yildir okuyorum/yerimde sayiyorum..

Bir gün duyduk ki Tombi futbol topu veriyormus, her yerde dönen geyik buydu. Nedir bu futbol topu ? Yurda geldik bir insanoglunu futbol oynarken görmedim, köyde de görmedim.. Ya$ alti. Ama tombi cok baska, bir kac kez aldik ettik.. Yatili olmanin sizi farkli kilmasinin dogal sonucu olarak sinifa liderlik edip herkesi futbol topuna daha dogrusu tombi almaya yönlendirdim.. Her öglen elbette benim icerisinde bulunmadigim buyuk bir cogunluk tombi almaya, futbol topunu kazanmaya sartlanmisti.. inanilmazdi.. Bol bol tombi yedim o dönem.. Ister pirasa ciksin isterse de gördügümde midemi kaldiran kafasi yerinde haslanmis balik.. mis gibi tombileri götürüyorduk taa ki ugursuzun birisi "futbol topu ciktiiiiiiiiii" diye bagirinciya kadar.. Büyük asklar kavgayla baslarmis, saglam bir küfürü bastim icimden o kazanilan futbol topuna.. O ne ? Herkes bana kosuyor, futbol topu kazandiniz ibareli karti elime tutusturup muzaffer komutan edasinda yerlerine oturdular.. Kendisine verilen görevi basariyla yerine getirmis devlet memuru gibi cekildiler köselerine.. Kalakaldik tombinin futbol topu hediyesi ve acligimizla basbasa..

Aksam kantine inip kantinci amcadan hayatimin ilk hediyesini aldim. Bir futbol topu.. Yemek sonrasi verilen bir ara vardir bizde.. Yazin aydinliktir bu ara kisin karanlik.. Isiklar acikti o dönem yeni yeni kararmaya baslamis havada ve ben diktim topu yukariya.. tüm yatili kosturduk pesinden.. Bu ne bir macti ne de kendi icerisinde bir oyun. $ölen.. Cokca kez topu karsima alip iska vuruslarla senlendirdim bu futbolla tanisma animi ve i$te her sey böyle basladi..

Oynanilan topun icerigini algilayamiyorduk henüz ama maclari da seyretmeye basladim o dönem.. Bir Galatasaray macinda Simovic'e tav olduk.. Futbol oynamadigimizdan dolayi kalede durani daha iyi kavrayabiliyorduk. Futbol böyle bir sey, alti yasindaki veletin dahi hakkinda yorum yapabilecegi bir oyun. Güzel kaleci bak diye takildim pesine Zoran Simovic ve haliyle Galatasarayimin.. Öyle ki baska bir okulun baska bir yurdunda az cok izleyebildigimiz programlar arasinda olan Haftasonu programinin cigdem soyadiniunuttumsimdi nin sundugu 900 saniyelik kismina konuk olacagini ögrendigimde zaman gecmedi benim icin.. Psikopata baglamisim artik.. En basitinden bir Ankaragücü macinda penalti oldu.. Sortuyla kalede Simovic'in , topa oldukca kötü vurus yapan oyuncunun penaltisini kurtardigi andaki sevincimin degeri Galatasaray'in UEFA kupasini almasina esdegerdir.. öyleydi dönem itibari ile..

Monaco macini ben radyodan dinledim.. Basimizda belletmen adi altinda bugün bulsam tekme tokat girecegim veletlerden birisi maci dinliyordu. Iki parca esyayi dahi koyamayacaginiz düzenekte yapilmis o bilindik demir dolaplardan kendisine oda yapilmis ve o dolaplarin üzerinde radyo..Biz de yataktan yataga gecip dibine yerlesmisiz radyonun.. Can kulagiyla maci dinliyoruz.. Prekazi o golü attiginda öyle bir bagirdim ki tüm yurt ayaklandi. Akabinde elbette elimizi düz tutup parmak uclarimizi birlestirerek karsiladigimiz belletmenin cetvel darbeleri ile senlendirdik monaco zaferini.. Vurdukca gülümsüyordum ki hayatimin en uzun yurt dayagini yedim o gece ama yüzümde gülümseme hicbir sekilde sonlandirilamadi.. Bugün en anlamli Galatasaray zaferi sonrasi gelen dandik bir haber beni futboldan koparip rahatlikla cok baska dünyanin icerisine cekebiliyor iken o günlerde böyle bir $ey mümkün degildi.. Futbol her seydi..

Neden ?

Cünkü baska bir seyimiz yoktu.. Cok genis alana futbolu yerlestirmistik. Yasamin pek cok bölgesinde konunun disinda kaliyorduk. Gelecegin tikileri arasinda pek cok konuda izole bir yasam sürüyorduk. varimiz yogumuz etüt-futbol-etüt-futbol-okul.. Sadece uzun onbes gün tatillerinde memlekete giderdik de orasi da köy.. Anlatacak cok fazla bir seyimiz yoktu disarisina dair. Ekinin nasil bicildigiyle ya da massey traktörleri ile pek kimse ilgilenmezdi.. Insanlar evlerine gidiyor, misafirleri geliyor, atari oynuyorlar ya da disarida bir sürü aktiviteye istirak ediyorlardi. Öyle ki bir süre sonra yurttan kacmalar basladiginda sürekli sinemaya gittim. Sinemanin pek cok güzelligi olsa da sürekli duydugumuz ve hic gidemedigimiz bir "aktivite" olmasi da önemlidir bu secimde.. Normallestiriyorduk kendimizi.. Öyle bir dislanmislik hissiyati vardi ki her sinema biraz daha siradan bir insana dogru götürüyordu sanki.. Onlar o dönem yasadiklarini anlatiyordu bize hava atiyor gibi geliyordu. Sinemaya gitmenin haya atilmak olarak algilandigi bir cocukluktur iste yurt hayati..


Futbola yeteneklisin derlerdi özellikle almanyada lisansiz bir sekilde köy takiminin antrenmanlarinda/maclarinda cosar iken.. Bunun yetenek ile ilgisi filan en azindan sanildigi kadar yok. Basketbol örnegi belki cok seyi daha iyi anlatir. Babam binlerce kilometre öteden futbola olan tutkuma karsi öyle bir savas acmisti ki basit bir sinif maci icin yetmis iki insani ayri ayri yere konuslandirip hocalardan kacarak ancak oynayabiliyordum. Zorunluluktan/caresizlikten basketbola yöneldik ortaokul yillarinda.. Siniftakiler havali turnikeler, üclükler atar iken biz en basindan basladik i$e.. Lakin iste mesele budur; sen saat üc olduguna servisine binip evine gidersin ben o potalarla basbasa kalirim.. Kucuk teneffüslerde futbol sahasinda beden dersi ya da cok baska bir aktivite yapildigi vakit biz basketbol oynardik yapacak baska bir sey olmadigindan.. O durumda takim kurulma asamasinda esantiyon niyetine herhangi bir takima itiliverirdik.. basketbola zorunlu yönelimden sonra isler biraz degisti. Sen elli kere o potaya atis yapiyorsun ben bes bin kere.. Cok kisa bir süre sonra takim kuran pozisyona gectik zira insanlar beni paslayamiyordu.. Öyle oldu ki lakabimiz "ezberci" oldu ve ortaokul takimina secildim sirtimda 7 numarali naumoski formasiyla.. Takim yari finale kadar yükselip arda vekiloglunun da oynadigi karsiyaka lisesine elendi lakin bendeniz tüm bu maclarin toplaminda sadece "2" sayi atabildim zira potalar degismisti.. Baska acidan alti aylik bir basketbol gecmisiyle futbolda hicbir zaman yapamadigimi basardim aslinda.. Lisans.. Demek istedigim sudur ki bizim baska sansimiz yoktu. Iki saha vardi ya ona ya buna gidecektik.. En az tercih ettigimizde dahi basarisiz olma ihtimali cok azdi.. O dönem kitap okumaya baslasaydim bugün nobeli kazanmistim bu yasimda, gitar calmaya o dönem baslayabilseydim bugün paco de lucia ile saniyede kac nota basiyor konusunda yarisiyor olurduk.. Ne kitap ne müzik ne de baska bir sey.. Biz okula gittik, futbol oynadik, ders calistik, futbol maci seyrettik.. Ha bunlarin disinda bir de yine basimizda duran zibidilerden dolayi Perihan Abla'yi seyrettik.. William Tell vardi fileli saha gibi cok az yüzünü görürdük.. koca koca yillarin özeti iste budur..


Icerisinde "aclik" gibi hissiyatlarin da betimlendigi bu dönemler toplamda "kötü" degildi. Bir denge her daim vardi süphesiz.. Delicesine asik oldugum kiz "fil pizza ya gelsene" dedigi zaman ne dedigini dahi anlamaktan aciz, sosyallesme özürlü cocuktuk orta1 yasimizda.. Ve fakat sahaya ciktigimizda o dengeyi oturtuyorduk iste.. Yillar yili heveslendigin basketbol lisansini senin yerine biz aldik.. Artik bu kac sinema eder onu bilmiyoruz elbette.. Nerden baktiginiza göre her sey degisebilir. Ben sevdigim bir eylemi hafta sonu günde yedi-sekiz kez yapabiliyordum.. anlatsam algilamakta dahi güclük cekeceginiz son derece carpik yetistirilis biciminin yasattigi deneyimlerin yaninda bir o kadar da keyifli, mutlu bir yasamdi aslinda.. Köy gibi.. Buradan baktiginizda inanamiyorsunuz o kosullarda yasam sürdügünüze lakin oradayken de dünyanin en güzel adamiydik aslinda.. bugün x arabam degil de 40 tane süper lüks y arabam olsa da biliyoruz ki yasamin sirri o nesnelerden ziyade sizin onlarla kurdugunuz iliskide saklidir.. Biz de futbol topu ve futbolla kacamayacagimiz yasami kendi icerisinde oldukca renkli kildik. Bir futbol topu ve mümkünse filesi olan iki kaleden olusmus saha bugün milyon euroya alacagimiz nesnenin yerini tutabiliyordu. Hatta fazlasini..


diye gider yazi daha. Mactir sudur derken ancak vakit bulup acilis yazisi yerine bunu yazdik ki yazi derdimi de anlatsin. Bu yaziyi baska yere yazamam. . bütünlügü yoktur, hatalari coktur belki anlami da yoktur.. Lakin burasinin kural koyucusu da krali da benim.. Hosgeldik..