8 Kasım 2013

En Efektif Hangisi?


Şampiyonlar Ligi'nde  özellikle Dortmund-Arsenal maçı sonrası "önemli olan kaleyi ne kadar yokladığın değil filelerle kaç kere topu buluşturduğun" mottosu yeniden gündeme geldi.  Bundesligada Bayern Münih muhtemelen efektif olma konusunda sonlarda yer alır. Keza burada da aynı şekilde. Açık ara Bayern Devler Ligi'nde kaleye en fazla şut çeken takım(77)Şöyle bir bakalım..

Juventus-Real Madrid (Tsubasa Versiyonu)

Ben Böyleyim..



İlkokul ikinci sınıfın sonunda yaz tatiline gittiğim Almanya’da aylar sonra gördüğüm ablamın çıkan ufak bir münakaşada “neden geldin ki sen? Git geri geldiğin yere” demesi ağrıma gitmişti yine aynı dönemde babamın

7 Kasım 2013

Uzak Direk Gerçeği


Son günlerde içerisine dalıp dalıp durduğum muhteşem bir site var. http://www.statsbomb.com Orada yapılmış bir analizin çevirisi.  5 büyük ligin 2012/13 sezonununa oynanan maçlarında çekilen yaklaşık 50 000 şutu analiz ediyor.

Çekilen şutların başarı oranı. Öncelikle genel bir analiz.  Ceza sahasından kaleyi bulan şut ve kafa toplarının başarı oranı:


Colin Trainor ceza sahasını kabaca üç bölgeye ayırmış ve buradan çekilen şutları daha da ayrıntılı olarak işlemiş.


Kaleye merkezden çekilen şutlar.. Sağ ve sol kenardan..


En dikkat çekici ayrıntı merkezden kalei ile karşı karşıya kaldığınızda sol üste vurduğunuz zaman başarı şansınız çok fazla. Keza sol alt ile sağ alt arasındaki başarı farkı da bir hayli fazla. Kalecinin sağı daha iyi algısını da bu analiz çökertiyor. Başka açıdan topun biraz dibine inip yerin bir kaç santim yukarısına çıktığında ise bu sefer kalenin sağına vurmanız başarı şansını daha fazla arttırıyor.  Benim buradan anladığım sola vurdun mu ya tam yeren ya da doksana çakacak kadar inceci olacaksın. Değilsen sağa vurmalısın.. 



Sağdan çekilen şutlar:

Sağdan çektiğinizde beklendiği gibi uzak köşeye şutu çekmeniz başarı şansını arttırıyor. Kalecinin üzeri ve solu sıklıkla kontrol altında oluyor. Yine de kalecinin sol üstünde yüzde 48'lik bir başarı yüzdesi var. Kalecinin sağında bu oran yüzde 44

Yüzde 0'lık bir alan dahi var ki orada kaleci duruyor muhtemelen.. Ceza sahasının sağından sol çatala doğru gönderdin mi zaten mesele kaleci kurtarır mı değil daha çok çerçeveyi bulur musun?


Soldan çekilen şutlar:

Ceza sahasının solundan şut çekerseniz bir önceki oranların hemen hemen tersini görüyoruz ama ufak bir farkla. Az önceki tabelada uzak direğe çekilen şutların gol oranı bir hayli yüksekti. Soldan girip kalecinin soluna uzak direğe şutu çektiğiniz vakit gol olma oranı sağa göre daha düşük. Bu da muhtemelen dünya üzerinden sağ ayaklı futbolcunun sol ayaklıya göre daha fazla olmasıyla açıklanır. Ceza sahasına sağdan girip sağ ayağıyla uzak direği görmek mümkün ama tersi zor..

Arka direk gerçeği:

Sağdan veya soldan ceza sahasına girdiğinizde arka direği hedef almak buradan çıkarılacak sonuç. Lakin birinin diğerine göre daha zor olduğunu düşündüm. Colin Trainor'un araştırmasına göre ceza sahasının her bölgesinden arka direği hedef alınan şutların yüzde 68'i kaleyi tutturamamış. Ama ynı şekilde ön direğe çekilen şutların da yüzde 64'ü hedefi bulmamış. Fark benim beklediğimden çok  düşük..


6 Kasım 2013

60 Saniyede 113 yıllık transfer geçmişi


Football Player Transfers in 60 seconds from mac bryla on Vimeo.

Ateş Arsenal'i Çağırıyor


Hemen herkes yine Arsenal kazanır v.s. 

Maç öncesi yazıyorum bak bunu: Handikaplı alır Dortmund.. 

(Rezil de vezir de olsak maç sonrası yine burada buluşalım..  )

P.S: Bir kaç on yıllığına Burkina Faso'ya gittim geleceğim..


Deniz Tarafındaki Kale!




Önce hikayesini anlatayım.

Erdem Aksakal'ı ben çok beğenirim. Sözlükten tanışırız. "rrr" nickini bilmeyen yoktur. Hadi o nicki bilmiyorsanız şu yazısına mutlaka bir yerde denk gelmişsinizdir.  Sadece futbol değil hayata dair muazzam yazılar yazmış adam. Keza terelli temcik.. Karı-Koca bu kadar iyi nasıl yazar yahu diye baya bi sendelemiştim ben. İkizleri bugün ilkokul 2'ye gidiyor oysa ben onların doğumunu ekşi sözlük olay penceresinden öğrendiğimi dün gibi hatırlıyorum.. O dönem sürekli iletişim halindeyik, muazzam keyifli ve daha da önemlisi duyarlı bir insan. Evrensel gazetesinde yazıyor, Hayat TV'de de farklı bir program yapmak için kolları sıvamış iki güzel çocuğu ve çok farklı bir işi olmasına rağmen maddi karşılığı olmayan işler.. Bir dönemin blog yazarlığı gibi aslında..

FutbolBurada projesi önüme geldiğinde ya da mevzu bahis konu yazı olduğunda ilk gittiğim insanlardan birisi o'dur ikincisi İtaatsiz mesela..  Değerli insanlardır. Her zaman yanımda olmuş ve ben de her zaman yanında olurum..

Lakin program saatini maç günü öğrendim. Yarım saati maç ile çakışıyordu.. Belki de ilk defa hayatımda Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi maçının yarım saatini izleyemedim. Neyse ki tekrarları oluyor artık maçların ve çok büyük sorun değil ve fakat yine de..

Oturup konuştuk. Şimdi izledim. iyi mi.. Eh..

Arkadaş önüme mikrofon koyma, dağıldıkça dağılıyorum anasını satayım.. Bazen burada kendimi dinlerken "Ne alaka amk bi sus yaa" diyorum.

St.Pauli'yi öyle anlatmak istemezdim. Efendim taraftarların susarak değil konuşarak, kendisini ortaya koyarak kimliğin oluşmasında çok daha aktif rol alması gerektiğini, her itirazın bir kimlik inşası olduğunu çok daha iyi anlatmak isterdim. Alman futbolunun bugünkü konumu çok net bir sorunlara bulduğu çözümü uygulamaya geçirmesiyle oluştuğunu daha iyi anlatmak isterdim bizim Federasyona örnek olması açısından.. Ama işte elden gelen bu oldu. Yine de çok kötü değil.

12 Eylül 2011 günü geldim Amanya'dan Türkiye'ye. İki gün sonra beni beklenmedik bir şekile TRT Spor "Almanya'dan Futbol" programına yorumcu olarak çıkardı. 3-4 program yorumculuk yaptım. Sonrasında NTV Spor keza aynı şekilde ve sonunda anladım ki; Yorumculuk bana göre değil. Mümkün mertebe kaçmayı düşünüyorum;)

Riera ne yapsın?


Galatasaray dün gruptan çıkmak için oynayacağı final maçında "beraberliği" de almak için sahaya çıktı ve fakat bunu başaramadı. Eğer dün kazansaydı Juventus ile Arena'da oynayacağı maçta beraberlik de sarı kırmızılılara yetecekti. Bunun dışında Kopenhag'ın Juve ve Madrid maçlarından puan alacağını düşünmediğim için üçüncülük şansı açısından tehlike arz eden bir durum olduğunu düşünmüyorum. Lakin İstanbul'daki maça beraberlik avantajıyla çıkmak oldukça da önemliydi, olmadı.

Neden?

Otomatizasyon burada devreye girmeliydi. Gözükapalı paslar, çizgiye inen bekler, açık oyuncuları ve bunlar zorlu savunmayı aşacak pozisyonlar üretmenize yardımcı olurdu. Baskı vardı. Topu sürekli yeniden kazanıp pozisyon üretme şansı vardı. Merkezden her türlü varyasyon sonuna kadar zorlandı. Kenar ortaları keza aynı şekilde.. Lakin kiliti içeriye vereceğiniz adam eksilten tek pas çözebilirdi. O yoktu işte.. Daha çok sorun takımın hücum esnasında birbirleri ile olan uyumu  eksikti. O uyum öyle bir şey ki golü yedirmez, 4 yerine 27 hücum etmenize de olanak verir.

Ezbere, gözü kapalı pasları ya da kısaca otomatizasyonu  sıkıntılıydı. Kadro istikrarının doğurduğu en büyük güç.

Bu konuda Mancini'yi suçlamak yersiz, nasıl olabilirdi ki?

Bruma bir var iki yok. Riera lig maçlarında kesinlikle yok, Şampiyonlar Ligi maçlarında oynayabiliyor. Sakatlıklar devreye girdi. Muslera, Sneijder.. Cezalılar oldu. Selçuk, Melo.. As 11'e baktığınızda Mancini'nin bu kısa süreli GS kariyerinin her maçında oynattığı oyuncuyu bulmak çok zor.

Bu sezon Türkiye'den takımlar Avrupa'da rakiplerine karşı çok daha az oyuncuyla rekabet içerisinde giriyor. 10 oyuncusunun en az 4'ü lig maçlarında yeter seviyede pratik geliştirme şansına sahip değil.  Federasyonun aldığı kararı artık tartışmak yersiz ve fakat bu geçiş süresi içerisinde bir bedel ödettiği kesin. Bugün Bruma lig maçlarında oynayıp tecrübe kazanmış olsaydı bu maçı aldıracak performansı sergileyemez miydi? Riera keza daha iyi oynamaz mıydı? Eboue'de istikrarın getirdiği artılar olmaz mıydı?

Net bir şekilde yabancı kuralının "geçiş aşaması" içerisinde ödenen bedellerden birisidir. GS-FB-BJK gibi kulüplerin 10 yabancısı içerisinde işe yaramaz olup da kenarda süs diye bekleteceğiniz en fazla bir oyuncusu olur. O oyuncular dahi "yer" kaplıyor 24 kişilik kadro içerisinde yüzde 16'lık kesimden yüzde yüz performans almanız mümkün değil. Engellenmiş durumda.  Aslında zorunlu yedek kaleciden oynatmasanız da almak zorunda kaldığınız genç oyuncuları da çıkardığınıza lig maçlarında oynamayacak olan 4 oyuncunun oranı çok daha fazla yer tutar.

Misal lig maçlarında oyanatamadığınız oyuncular Şampiyonlar Ligi maçlarının banko oyuncularıysa eğer siz aslında rakibin 11 oyuncusuna göre neredeyse takımınızın yarısına yakın bir kısmını maç pratiğinden yoksun bırakıyorsunuz. (11'in 4'ü yeter seviyede performans vermesi imkansız)  Çünkü bu kural yerlilere kıyak geçiyor, zorla kendisinden daha iyi olan yabancının elinden oynama şansını alıyor.

Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde son 8 takımı yakından inceleyip ortak paydalarını araştırdığıma ortaya çıkan sonuç şuydu: Kadro istikrarı..  Ne Bayern ne Dortmund ne Real ne de Malaga yaz transfer döneminde kadrosuna devasa değişimler yapacak transferler yapmamıştı.  Katıldığım programlarda önüne ne zaman mikrofon konulsa Avrupa başarısı için "kadro istikrarının" en önemli koşul olduğunu dile getirdim. Galatasaray'ın bu sezon böyle bir lüksü yok. Rotasyon zorunlu bir tercih olmuş durumda. Bir de buna Mancini'nin takımı tanıma aşamasında sürekli fikir değiştirmek zorunda kaldığını eklerseniz bu sonuç kaçıınılmaz.

İlk devrenin sonuna yaklaşıyoruz. Rakibin her oyuncusu en az 10 lig maçı oynamış ve Şampiyonlar Ligi maçlarında da forma giymiş.  Peki ilk devrenın yarısının geçildiği şu noktada sadece 3 Şampiyonlar Ligi maçı oynamış Riera ne yapabilir? Son 3 lig maçında da forma giyememiş yeni transfer Bruma nasıl otomatizasyonu sağlayabilir? Bruma-Riera-Eboue gibi lig maçlarında oynatamadığınız oyuncularla Şampiyonlar Ligi'nde destan nasıl yazılır.. 1 değil 2 değil 3 değil.. 24 değil bunlar 11 kişilik as kadronun 4 önemli oyuncusu.  Takımın yaklaşık yüzde 40'ı!

Tüm suçu federasyona atmak yersiz. Onlar hata yapmış olsalar dahi bir hedef uğruna "tutarlı" bir tutum takındılar. 1 yıl önce kararı açıklayıp devamında bunu uygulamaya koyuldular. Bu kararın geçiş aşamasında dahi futbol kulüplerinin Avrupa Arenası'nda vereceği zararı düşünecebilecek incelikten yoksun insanlar olması başkadır, bu karara göre kadro planlaması konusunda sorunlu hamle yapılması çok başka bir tartışma konusu.

Riera satılamadı, zorunluluktan elde kaldı belki ama satılsaydı sanki 11'ini de lig maçlarında oynatma hakkı varmışçasına yeni yabancı arayışları da yoldaydı. TFF'nin GS'dan bağımsız ülkenin Avrupa'da temsili konusunda "geçiş aşamasında" dahi olsa vereceği zararları öngörmeden uzak tutumunu eleştirelim ama bu önündeki kurala göre hareket edemeyenleri de asıl hedef yapmalı ki sportif direktör gibi kavramların gerçekte ne kadar önem teşkil ettiğini kavrayalım zira Mancini ne yapsın şu durumda? Riera nasıl oynasın? Eboue nasıl form tutsun, Amrabat bir sonraki maçta olup olmayacağını neye bakarak hesap etsin..  Oynamayacaksa nasıl hazır olsun..

5 Kasım 2013

Kloppo du Pop Star!

Selçuk İnan


Şöyle bir soru sormak istiyorum:

Selçuk’u “büyük futbolcu” yapan en önemli meziyeti nedir?

Benim vereceğim cevap futbol zekâsı olurdu muhtemelen. Sahanın içerisinde olması gereken yerde oluyor, sıklıkla en doğru seçeneği işaretliyor.  Mücadele gücü ve sahada basmadık yer bırakmaması. Üstelik neyi nerede nasıl yaparsa yapsın her eylemin içerisinde ortalama üzeri aklı sokması,  çalım atmasından pas vermesine kadar hiçbir şeyi “kötü” yapmayacak derecede bir futbol yeteneğine sahip olmasıyla birleşince ortaya nefis bir “güven” duygusu doğuruyor.  Lakin hiçbir ayrıntıda üst düzey değil.  Schweinsteiger için de aynı şeyi söyleyebilirim.  Benzer iki oyuncu olduklarını da..

Neden Selçuk “bugünkü sistem” içerisinde ön oyuncusu olamaz..?

Tek bir cevabı var: Gol sayısı yetersiz.  Mesut Özil penceresinden bakalım: Asist sayısı da yetersiz.  Selçuk aslında forvetleri gole itebiliyor ve fakat bunu kısa mesafede derinlemesine ara pasıyla değil geriden uzun paslarla beceriyor.

Dolayısıyla onun gerçek mevkisinin tanımı merkez orta saha.  8 numaradır. 6’yı da layığıyla becerebilir ve fakat 10 için yeterli değil. Olması da gerekmiyor çünkü modern futbolda takımın en kilit mevkisi zaten onun bölgesidir.

10 numara oynayan her iki maçtan birisine asist ya da skorerliğiyle katkıda bulunması gerekir koşu mesafesi, ikili mücadele kazanma oranıyla değil.  Juventus’ta  Arturo Vidal’in çift haneli sayılara ulaşacak gol ya da asist becerisi dahi onu ofansif on numara yapmaya yetmez.  Oscar bir maçta atmıyorsa ikinci maçta atar. Schürrle üst üste iki maçta gole etki etmezse yerini Hazard’a bırakır. Draxler’in, Di Maria’nın kriteri asist ya da goldür..Thomas Müller’in ismi sıklıkla tabelada gözükür. Hangi takıma giderseniz gidin ön üçlüye geçildiği andan itibaren takımlar gol ya da asist bekler.. Oysa Selçuk bir pasör,dağıtıcıdır, takımın aklıdır, diğerlerinin kusurlarını sessizce kapatan Galatasaray’ın gerçek saha içi lideridir.
Sneijder’in gelişi onu bozdu da şuydu da buydu da.. Saçmalamayalım. Goller de atar asistler de verir ve fakat on numara oyuncusu olacak istikrara ve sayılara sahip olacak şekilde değil.  Aynı zamanda mevkisinin bu memlekette en iyisi olması neden size yetmiyor? O’nun önünde her zaman bir Sneijdervari  oyuncu olacak ama mesele şu ki bugün Sneijer olmadığı  vakit hüzünlenirken Selçuk olmadığında “korkuyorsunuz”.


Galatasaray’ın kaptanı ve sahanın içerisinde varlığı Muslera’dan bile daha önemli olan tek oyuncu. Melo ile ikisi u takımın kalbidir. 

Eray İşcan


Galatasaray'da kaleci ben kendimi bildim bileli hep yabancı oldu. Yerli olduğu vakit daimi olarak sorunluydu. Hayrettin'den Volkan'lara kadar.. Simovic'le başlayan gelenek Taffarel, Mondragon diye devam etti. Muslera bayrağı devraldı. Tüm bu süreçlerde hiçbir zaman bu büyük kalecilerin arkasında bekleyen yedek kaleci formayı alamadı. Ne zaman ki as kaleci gitti yeni bir kaleci transferine kadar hep sorun yaşadı. Bugün Muslera var..  Eray'ın Uruguaylı kaleciyi kesmesi çok zor.

Öncelikle bugüne kadar olan kısımda Eray'ın dikkat çekici bir performansını ben görmedim. Yani şunu diyemiyorum: Galatasaray'ın alttan gelen çok büyük bir kalecisi var! Öyle bir şey şimdilik yok ve fakat yanılabiliriz. Çünkü sadece kalecilik değil savunmada oynayan futbolcularda yetenekten ziyade mental yeterlilik çok daha önemli. Bu yüzden Beşiktaş kalesinde Cenk değil Tolga Zengin var. Muslera'yı muhteşem kurtarışlar yapsa dahi bir süre daha geçmesi yine bu yüzden çok mümkün değil. İşte yine bu yüzden "üst düzey yeteneğe sahip değil" dediğim Eray beni  hem bugün hem de ilerleyen zamanda yanıltabilir..

Bugün onu milyonlarca Galatasaraylı izleyecek. Burada ışık vermesi geleceği adına çok çok önemli. Eğer biraz olsun güven verirse Muslera'nın satılması durumunda yabancı kuralını da düşünerek Eray'ı as kaleci olarak düşünmeye hazır bekleyen bir yönetim aklı olacaktır. Muslera'nın belki burada yapacağı kurtarışlarla ilerleyen zamanda satışına onay verdirecek..

Şansa da ihtiyacı olacak ve şans yanında olsun..

Dortmund Analizi