25 Şubat 2009

Bu Basari Kimin ?.!



Almanya yari finale ulasirken insanlar mutlu oldu. Öyle ki yari final gibi bir basari Almanya icin hele ki kendi evinde oynadigi dünya kupasinda cok da önemli bir hedef degildi ulasilmis olan. Ve fakat insanlar sevindi zira beklentinin ötesinde iyi futbol vardi ortada. Kimse beklemedi böyle bir futbolu, böyle mücadeleyi.. Yine de baska sorular da vardi insanlarin aklinda. Bu basari kimin ? Öncesinde herhangi bir deneyimi olmayan Klinsmann'in mi Löw'ün mü? Löw'ün taktisyenligi zorunlu olarak ikinci adamliktan birinci adamliga gecis yapip teknik direktör arama esnasinda hic yenilmeden yola devam ettigi icin takimda kalip UEFA kupasi finaline kadar takimi götürmesinin disinda kurdugu, hicbir takim tarafindan durdurulamayan Seytan Ücgeni (Balakov-Bobic-Elber) ile coktan tescil edilmisti.. Dolayisla taktisyen kismi Löw'e yazildi, Motivatorlugu, mücadele gücünün üst seviyede olmasi her iki bakimdan da Klinsmann'a.. Klinsmann yeni bir model getiriyordu, oyunculariyla misal Amerikada olmasina ragmen internetten bire bir görüsüyordu, degisik fizik kondisyon teknikleri ve cok sey.. Bir Basari var ama bu kimin, kacta kaci kime ait ?



Klinsmann Bayern'e geldi.. Baslangici cok kötü oldu. Hitzfeld'in taktigine döndügü andan itibaren seri galibiyetlere basladi.. Hitzfeld dedi ki "O benim taktigime döndügü andan itibaren basariyi yakaladi. Benim taktigim ile henüz benim antrenman ettirip disipline soktugum oyuncularla oynuyor.."

Dogruydu bu bir bakima.. Gecen sezonun basarisi kime ait ? Aslinda her sey bir önceki sezon ile ayniydi.. Arkadaki ikili belli, iki tane defansif teknik orta saha, kenarlarda Ribery - Schweinsteiger ve forvette de Toni-Klose.. Beklerde de Lahm-Oddo. Degisiklik cok az.. Oddo geldi Sagnol yerine, Hamit yoktu Schweinsteiger vardi ki gecen sezon da keza ayni sekildeydi her sey.. Bu basari klinsmann'in midir Hitzfeld'in midir ?



Daum, bir daha altini kalin kalin cizelim cok cok iyi bir teknik direktördür. Takimin basina geldigi andan itibaren gecmisi ile sonrasi arasinda cok ciddi farklar yaratir ve bunu görebilirsiniz.. Misal o Leverkusen'in basina 1996 yilinda gectiginda takim tabelada 16.siradaydi ve tarihinde hic sampiyonluk bulunmayan Leverkusen Daum bir yil sonra 1997 senesinde ikinci olmayi basardi, fark ortadadir.. Stuttgart ile anlastigi zaman 1990 yilinda takim 15.siradaydi ve sadece iki yil sonra Bundesliga sampiyonu oluyordu Daum ile Stuttgart.. Keza o dönem alt siralarda yer alan Köln'ü bir sene ücüncü, diger sene o muhtesem final maci sonrasi ikinci yaparak asil cikisini da sagliyordu. Simdi, Daum sonrasi Leverkusen'in basina gecen Topmöller, yaristigi tüm kulvarlarda final oynuyordu.. Sampiyon dahi olabilirdi son üc macta bir galibiyet alsaydi.. Kirsten sakatlanmasaydi, Berbatov biraz dah az genc olsaydi filan.. Sampiyonlar Ligi Sampiyonu, Bundesliga ikincisi, DFB Kupasi finali.. Bu basarilar Topmöller'in midir Daum'un mudur ? Topmöller'in Leverkusen sonrasi bir basarisi yok ama Daum ne yapiyor görüyoruz..



Kimileri Galatasarayin basarisini tesadüf olarak yorumlar iken gözden kacirdiklari cok önemli bir nokta var. Galatasaray bir daha UEFA kupasini alamazdi zira Sampiyonlar Liginde oynadi sonraki senelerde.. Ve bu Sampiyonlar Ligi servüveninde üstelik iki gruplu Sampiyonlar Liginde üst tura, ceyrek finale cikiyordu ve iki kez gruplardan cikiyor, birinde de ceyrek final.. bunu basariyordu UEFA kupasinin ardindan.. Bugünkü UEFA kupasini degerinin düsündügünüzde basari olarak arkasi da gelmistir aslinda Lucescu'nun sacma salak görevine son verildigi döneme kadar olan sürecte.. Bir basari sürekli kilinmistir.. Ama yine soruyoruz gelir gelmez Real Madrid'i Süper Kupada yenen Lucescu, biraz da Terim'in takimi ile mi oynamistir ?

Buna benim cevabim söyledir: Super Kupa Terimin, gerisi Terimin de icine dahil oldugu Galatasaray tarihinin..

Lucescu, kendi karakterini ya da Terim'den futbol farkini öyle iyi ortaya koymustur ki basarilarina ragmen Terimin o sevilen motivasyona bagli hucum futbolu görüntüsünü taraftarlar hep özlemis ve bir bakima da Teknik adamin muazzam sportif basarisina ragmen klupten kovulmasini saglamistir. Muazzam sportif basarisinin icerisinde oyuncularin kendilerine güvenmesi, avrupa devleri karsisinda saskinlik yasamamasi Terim ve Milli takim ile öncesinde saglamistir, burada dahi bir bütünlük söz konusu.. Ama her seye ragmen bir Hitzfeld-Klinsmann benzerligi ortaya cikmiyor.. Bambaska iki fubtol mantigi ic ice.. Transferler, oyuncu dizilimi dahi yeterince "farkliydi" birbirlerinden.. Lucescu kendi taktisyen teknik adam karakteri ile sonuc alip görüntü olarak türk halkina "tuhaf" gelmistir.. Terimden farkini her bakimdan ortaya koymustur ama onun oynattigi hucum futbolunun gölgesi onu her daim takip etmistir.. Ben bu basarilara ragmen Terimin takimini aramisimdir, itiraf etmek gerekirse dört yillik bir aliskanligin sonrasinda dogurdugu bir memnuniyetsizlik hali dahi vardi o dönemde..




1990/91 yilinda düsme potasindan aldigi Kaiserslautern ile Feldkamp, asistani Hollmann ile Sampiyonlugu kutluyordu.. Kuntz,Labbadia, bugün Leverkusenli sol bek Kadlec'in babasi, Hotic filan kadrodaydi.. Kariyeri öyle iyiydi ki sok haber seklinde tatilde oldugum bir dönem Almanyada video text'den okumustum Feldkamp'in Galatasaray ile anlastigini.. Dayimgiller filan inanmamisti "Hadi len" demislerdi.. Cok buyuk haberdi, bugün bile hatirlarim..


Ama konumuz 1992 sonrasi.. Feldkamp Galatasaray ile alinabilecek bütün kupalari aliyor, UEFA'da da Roma maclari süphesiz ki unutulmazlar arasinda yer aliyordu elenmesine ragmen.. Hakan Sükür'ün Avrupa Macerasi bende bu sekilde baslar, deplasmanda attigi gol ve nedense aldair ismi hala hafizadir, o bücür Hassler'in frikigi olmasa belki Roma'yi da eleyebilirdik ama Roma eslesmesi öncesi tarihte ilk defa Feldkamp ile Galatasaray ya da bir türk klubu bir alman klubunu yani Frankfurtu eliyordu ikinci turda.. Arkasindan Hollmann'i birakiyordu Feldkamp.. Bir seyler degisiyordu, sonu UEFA kupasina, birakin alman klubunu ispanyol, dünya devini yenmeye kadar gidiyordu, cok kisi anlamasa da bu cok uzun bir sürecti, tesadüf ise asla..

Hollmann bugün kimse adini sanini bilmez ama Galatasarayi Sampiyon yapmis teknik adamlar listesindedir. Baska acidan sadece avrupanin en iyi 8 takiminin katildigi Sampiyonlar Ligine sokmasi bile onu özel kilabilir aslinda. Man U zaferi bugün bile unutulmaz, yine de soruyoruz bu basari kime ait ? Galatasaray yönetimi de bu muazzam basariyi Hollmann'a ait görmemis olacak ki tüm bu Sampiyonlar Ligine ilk defa katilim,Manchester United'i eleyis ve Türkiye Ligi Sampiyonluguna ragmen bir hocayi kovuyordu.. Örneklerini de islemistik aslinda, Hollmann da eksik kalmis.

Liste uzatilabilir yine de benim sorum sudur: Takimin basina getirdiginiz bir teknik adamin özelliklerini takima yansitmasi icin gereken kosullar/süre nedir ? Ardilindan ayrilip kendisini göstermesi gereken zaman dilimi ya da kistasi nedir ?

Hiddink, Güney Koreyi 16 ay boyunca her gün calistirarak o futbolu oynatabilmis. Rusya ile Avrupa Sampiyonasina Hirvatistan'in hic de geregi yok iken ingiltereyi yenmesi sonucu gidebilmis ama o süreye kadar Rusya takimi ile cok fazla hasir nesir olamamistir.. akabinde son dönemde elde ettigi zaman ile cikisa gecmis, sansin yardimi ile girdigi Avrupa Sampiyonasinda kendine has oyun karakterini rusyaya, Koreye,Hollandaya oldugu gibi oynatabilmistir. Oysa buyuk paralar verilip umutlarin baglandigi Hiddink, olasi bir Hirvatistanin ingiltere maglubiyetinde Avrupa Sampiyonasini evinde seyretmis olacak, "basarisiz" olarak addedilecekti Rusya adina.. Oysa üstelik cok güzel bir futbolla Avrupa Sampiyonu Yari finali oynamistir Rusya takimi yillar yillar yilllar sonra.. Her sey en az Barosun penaltisi kadar sansa da bagliydi..

5 yorum:

aksilaz dedi ki...

Skibbe için herşey taktiğe bağlıydı.kendi felsefesini yine kendi inkar etti ve bu sonu hazırladı.

memok aka münzevi dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş. tebrik ederim. farklı zamanlarda denk geldiğimiz durumları tespit edip güzel özetlemişsiniz. yine tarihten bu şekilde örneklerle desteklenmiş "bu başarısızlık kimin" konseptinde bir devam yazısı da gelse hiç fena olmaz.

Karamurat dedi ki...

Ben de inanilmaz bir memnuniyatsizlik vardi Lucescu doneminde. GRuplari asiyorduk ama cogumaci 1-0 kazaniyorduk Sami Yen'de.

Bugun pisman olsak da mutlu degildik yeterince o gunlerde.

karakalem dedi ki...

Tespitler ziyadesiyle doyurucu. Gelen gideni aratır deyişi futboldada çok defa vücud bulmuştur. Peki G.Saray'ın geçen sezon ki şampiyonluğu ve F.Bahçe'nin 100 yıldaki şampiyonluğunu kime bağlamak gerekecek?.. Daum'un farkı mı, Zico'nun samimiyeti mi zira Zico T.Adam değil diyerek sepetlendi. Peki Şimdi Bülent Korkmaz, G.Saray'ı en az şampiyonlar ligine soksa,Skibbe'nin adı dahi anılmayacak. Bir sonra gelen bir öncekinin her daim iyi yönlerini kullanmaya biliyor, ve daha zoru ülkemizde kadro istikrarı T.Direktör değişikliğinde aynı düzeyde kalmıyor.. Skibbe bir yapı oluşturmaya başlamıştı ve en kötü seneye G.Saray çok daha iyi futbol oynayacaktı. Şimdi Bülent devam ederse kadro büyük ihtimalle değişime uğrayacak hoop sil baştan.. Aragones bence suçu en az olan kişi F.Bahçe'de, Zico'nun zarifliği başkanın sertliğini dahi perdeleyebilirken şimdi iki sert kaya var suyun başınd, Futbolcular ne yana dönse yıldırım çakıyor.. F.Bahçe şimdi Skibbe ile anlaşsa takım daha bir farklılaşır, neden bunlar düşünülmez, hem ülkeyi tanıdı hem takımları hemde kendisini biraz daha ispatlama ihtiyacı ile daha hırslanır.. Ama olmaz G.Sray'ın kovduğu adam olur mu canım.. Bu memeleket her şeyi ile menbaa, plan, program hep klasör şisirmeye yarıyor.. Nasıl olmasın Partiler bile bir şarkının peşinde koşuyorlar çılgın gibi.. "Fark var" adlı rap şarkısı guya onlarıda anlatıyor.. Traji komik, futbolumuzdada fark yok, bakışımızdada.. neyse daha fazla uzatmadan kolaylıklar dileyeyim...

karakalem dedi ki...

Tespitler ziyadesiyle doyurucu. Gelen gideni aratır deyişi futboldada çok defa vücud bulmuştur. Peki G.Saray'ın geçen sezon ki şampiyonluğu ve F.Bahçe'nin 100 yıldaki şampiyonluğunu kime bağlamak gerekecek?.. Daum'un farkı mı, Zico'nun samimiyeti mi zira Zico T.Adam değil diyerek sepetlendi. Peki Şimdi Bülent Korkmaz, G.Saray'ı en az şampiyonlar ligine soksa,Skibbe'nin adı dahi anılmayacak. Bir sonra gelen bir öncekinin her daim iyi yönlerini kullanmaya biliyor, ve daha zoru ülkemizde kadro istikrarı T.Direktör değişikliğinde aynı düzeyde kalmıyor.. Skibbe bir yapı oluşturmaya başlamıştı ve en kötü seneye G.Saray çok daha iyi futbol oynayacaktı. Şimdi Bülent devam ederse kadro büyük ihtimalle değişime uğrayacak hoop sil baştan.. Aragones bence suçu en az olan kişi F.Bahçe'de, Zico'nun zarifliği başkanın sertliğini dahi perdeleyebilirken şimdi iki sert kaya var suyun başınd, Futbolcular ne yana dönse yıldırım çakıyor.. F.Bahçe şimdi Skibbe ile anlaşsa takım daha bir farklılaşır, neden bunlar düşünülmez, hem ülkeyi tanıdı hem takımları hemde kendisini biraz daha ispatlama ihtiyacı ile daha hırslanır.. Ama olmaz G.Sray'ın kovduğu adam olur mu canım.. Bu memeleket her şeyi ile menbaa, plan, program hep klasör şisirmeye yarıyor.. Nasıl olmasın Partiler bile bir şarkının peşinde koşuyorlar çılgın gibi.. "Fark var" adlı rap şarkısı guya onlarıda anlatıyor.. Traji komik, futbolumuzdada fark yok, bakışımızdada.. neyse daha fazla uzatmadan kolaylıklar dileyeyim...