27 Kasım 2012

Yasmin Levy - Una Noche Mas



Geçenlerde kendini en çaresiz hissettin an diye bir soruyla karşılaştığımda zihnin karanlık bölgelerinde duran bir anı canlanıverdi birden..  Şu yaşamda onca acı-sızı yaşanmasına rağmen “en çaresiz an” dediğinde 20 küsur yıl önceye döndüğüme ben dahi hayret ettim.

İlkokul 5’te bir kız vardı. Çevresinde bütün arkadaşlarım pervane, ben ise sınıfın ineği, yakın arkadaş modunda ama hepsinden beter aşık.  Onlar gibi dalga geçemiyorum,  olabildiğince de hassasım zaten. Gurur desen.. arkadaşım o benim!

Öyle bir ortam ki ihtimal bile veremiyorum.  Başka bir dünyadandı onlar, gündüzlüler..  Bizler yatılıyız ve okulda anlatılan bütün sosyal olaylardan uzak kalmanın getirisi olarak başka görüyoruz kendimizi.

Aşk sürüp gitti böyle. Üstelik nedendir bilmem çevremdeki veletler de bana geliyor, aramızı yapsana filan diyor. Benim için de iyi oluyor, özel konuları konuşmak için bahane kazanmış oluyorum zira nasıl olsa hepsini reddediyor. Her reddediş, beni sevme ihtimaline bir çentik daha atmak olduğu için acaip de keyif alıyorum. Sanki onları reddetmiyor, bana aşkını ilan ediyor..

Seviyor beni ama arkadaş olarak mı yoksa başka türlü mü onu kestiremiyorum bir türlü.  Biz de koyduk tavrımızı, en yakın arkadaşımızsın dedik ki o dönemin çocuk kafasında bu sınırları aşmak çok zor. 

O dönemin de  ineğiyiz. Hele ki matematik söz konusuysa. Sınıfta filan arada bu mesaj gönderiyor, seninle bir şey konuşacağım diye ve ben her seferinde acayip heyecanlanıyorum.  Başka şeyler söylemesini bekliyorum ama geliyor, şu problem nasıl çözülür, bu nasıl yapılır, şunu gösterir misin..

Buna da şükür diyorum. O zil çalasıya kadar olan 4587 saat gibi gelen sürede kurduğum hayaller de güzel..  Her seferinde ama istisnasız her ders arası birileriyle konuşabilir miyiz diye mesaj gönderdiğinde hep aynı şeyleri hayal ediyorum. Ve fakat tek bilinmeyenli denklemleri anlatmakla son buluyordu hikaye, denklem bir türlü çözülmüyordu. Onun X’ini buldukça bizim X’ler çoğalıyordu.

İlkokul bitti, mezun olduk.

Hazırlık vardı o dönemlerde.. Üç ayrı sınıfa düştük, ben a O ise  c sınıfına. Az görüşür olduk..

Teneffüste top oynarken arkadaşı ile yine mesaj yollamış, benimle bir şey konuşacakmış.  Hayal kurmadım, çıktım yukarıya. Elbiseleri astığımız askılıkların orada,sırtını arkaya yaslamış, tek ayağı havada, ayakkabısı duvara basar şeklinde, başı öne eğik, saçlar dökülmüş yüzüne..  Muazzam bir görüntüydü ve yüzüme bakamıyordu.

-Beni çağırmışssın?

Başı önde, ayakkabısına bakar şeklinde konuşmaya başladı..

-Fil pizza’yı biliyor musun? Cumartesi oraya gelir misin diyecektim beraber bir şeyler yeriz..

2.5 yıl beklemişim bu anı. Fil Pizza neresi mnkym? Hadi onu bulduk.. Cepte kuruş yok.. Hadi onu da bulduk diyelim, iki kere üst üste kaçtığım için yurttan atılma tehlikesi var, nasıl çıkarım bir daha? Ki daha önceden bahsettiğim eski Galatasaraylı ama bugün Akhisar Belediyespor’un teknik direktörü olan Hamza Hamzaoğlu’nu yetiştirmiş adam diye bahsettiğim şöför Emin abi aynı zamanda yurdun içerisinde bekçiden beter durumda bir adam..  Kaçma olayının her şeyden önce garantisi yok, gelirim derim yakalanırım kalırım öyle, cep telefonu v.s. de o dönemde yok ki..

-Gelirim..

Dedim.

Cuma günüydü, iki ders vardı günün bitmesine.. Her şeyi enine boyuna düşündüm, yok arkadaş çıkar yol yok.. 

Kendimi en çaresiz hissettiğim zaman dilimi olarak işte bu iki ders saati geldi aklıma.

Yurttan her şeye rağmen kaçsam dahi garantisi yok. Aslında yatılı okuyorum, iznim yok gibi gerçeği kısaca neden özet geçmem gerektiğinin farkındayım ama bizim için bu mümkün değildi. Biz de onlar gibi her hafta geziyormuşuz gibi palavra sıkıyorum insanlara.. Kaçıp kaçıp tek başına gittiğim sinemalara hikaye yazıyorum.. “arkadaşlarla bi eğlendik bi eğlendik…” Ne arkadaşı? Hepsi mahalleden futbol oynadığım insanlar, sinemayı bilmezler dışarı çıkma özgürlükleri olduğu halde.. Kimisi simitçi, kimisi boyacı geride kalanı da yurtta esir hayatı yaşıyor bizim gibi. Varsa yoksa telli sahada futbol, etüt, futbol, etüt..

Son ders zili çaldığında ona doğru gittim ve dedim ki; Aslı ben gelemem zira çok daha önemli bir işim var.

Ne işi amk..

11 yorum:

Semih dedi ki...

Devamı yok mu?...

Julien Sorel. dedi ki...

Uzaktan uzaga sohbet (senin için sohbetten ziyade monolog oluyor tabi bu durum) ediyoruz sanki seninle. Hatta sen durup durup olmadık anlarda olmadık seyler yazıyorsun. Şaka gibi.

Seyit dedi ki...

peki ya sonrasI gelecekmi hikayenin..? heyecanlandIm simdi sanki film izliyorumushum gibi oldum.. elinize saglIk...!!!

Borges dedi ki...

Semih, Seyit: Var da ben o çaresizlik anı olarak iki ders saatini anlatmak istemiştim.

Julien Sorel: öyle biraz. Fazla vakit yok, plan program hiç yok. Böyle olduğu vakit ancak yazılabiliyor, eskisi gibi vaktim yok. Ki burayı bilenler, kuantumdan sarah brandner'a geçiş olabileceğinin farkındadır. Görüntü kirliliği oluyordur mutlaka ama diğer türlü hiçbir şey yazılmaz bu da beniö hoşuma gitmez pek. Ne olursa.. önemi yok, paylaşmaya değer ne bulursam burada;)

Nihat ONUR dedi ki...

Hocam kusura bakma da sen sevmemişsin,hallüsünasyon görmüşsün !!

Borges dedi ki...

Sevdiğimi söylemedim daha doğrusu 10 yaşındaki veledin sevgisi zaten bu olur, başka olmaz. Ki yalan-doğru önemsiz, ben o şekilde hissettikten sonra gerçeğin önemi var mı ki?;)

Mesele de çok başka aslında. Belki mesele yok;)

alihoca dedi ki...

Elimizden tutacak yol gösterecek, arkadaşlığın dahası dostluğun anlamını değerini, yolunu yöntemini, yüceliğini öğretecek birileri yanıbaşında olamayınca..

Böyle karanlıklar içinde el yordamı ile ilerlerken, pıtıraklar dikenler, düşmeler kalkmalar derken kırıp döküyoruz güzelim yürekleri..

En yalın, en saf haliyle dolu dolu yaşayacağımız, yaşayacağımız içinde bizi zenginleştirecek bir sevgiyi kazanacakken kaybediveriyoruz.

Beteri ise o an kimbilir hangi cesaretle o teklifi yapabilmiş bir güzelim yüreği o finalle baş başa bırakmanın verdiği hasarı bir düşününce dellenmemek mümkün değil yani o günkü büyüğümüz geçinenlere...

Kimi zaman bir futbol analizinden daha değerli olabilen halisünasyon(!) görmeye deva etmeni diliyorum.

Saygılarımla



ipanec dedi ki...

borges harika bir blogun var emegine yüregine saglık. hocam peki ilerleyen zamanlarda kızı arayıp bulmak aklına gelmedi mi? bir de bu fil pizza izmirde seviç pastanesinin karşısındaki fil pizza mı ?

varol döken dedi ki...

sonunu amk. diye bağlamandan bile belli ne kadar çaresiz hissettiğin:)

çocukken yine bir nebze kolay da bu türden bir çaresizliği 30'lu yaşlarda yaşamak fena:)

Borges dedi ki...

ipanec: Evet orası. Kıbrıs şehitlerdeki. Sence ben bir daha o yeri bilmemezlik yapar mıyım?;) Kaç kere gittim ketçapla parça pizza yedim bilmiyorum;)

Sonrası sınıflarla beraber ayrılan yaşamlar ve farklılaşan.. Bu zaten ilkokulun orta okula belki de son yansımasıydı. Değiştik, başkalaştık ama o günlerden sonra başka bir şey gelmedi. O yaklaşmadı ben de utancımdan gidemedim ve farklı insanlar doğdu zaten gönüllerimizde.. Orta 3'e gelmeden o ayrıldı sanırım okuldan..

Mesele burada aşk değil de o çaresizlik hissi. Unutmuştum ben bu zamanları, o soruyla dank diye aklıma geldi yazdım ilginç olduğunu düşündüğüm için. yani bana öyle geldi;)

Borges dedi ki...

Varol Döken: İlk geldiğimde görmüştüm seni öyle. Hatta gelmeden, yazınki buluşmada.. Kötüydün, bir şey söylemiyordun ama her halinden belli oluyordu. Anlamıştım da seni.

Ama beni otuzlu yaşlarda.. zor.. o yaşlarda güvenirdik insanlara, inanan inana düşler kurardık. Şimdi ise insanlar kötü değil sadece gerçeğin farkındayız. Shakespeare'in dediği gibi beğendiğimiz bedenlere istediğimiz ruhları yerleştirip aşk demiyoruz. Bugün böyle sadece diyoruz.. bugün böyle.. İnsan özünde çok iyi değildir, duygular da gelir,gider,gelir, gider.. Ama tercih şansım olsa yine bugünlerdeki gibi üzülmeyi ve sevinmeyi isterdim sanırım..