3 Temmuz 2015

Andreas Beck!




Andreas Beck bir bakıma Almanların “altın jenerasyon” olarak adledilen bir grubun üyesiydi. Futbol yaşantısının belki de tek ve en zor döneminin Stuttgart zamanı olduğunun altını çizer. Beraber yola çıktığı arkadaşları Serdar Taşçı ve Sami Khedira forma giymeye başlasa da Beck tribün, yedek kulübesi ve ilk 11’de çıkmak arası gidip gelirken yeteneğinden de şüphe etmeye başlar.  Tam bu  esnada kapısında belirip onu 2008 yılında ikna ederek Hoffenheim’a transfer eden Ralf Rangnick aynı şekilde bu kez Atınç’ın Leipzig’de oynaması için İstanbul’a kadar geldi. Yaklaşık 8 yıl önce kaderini değiştirip Alman milli takımına kadar yolunu çizdiği Beck’i Beşiktaş’a getirirken sanki bu iyiliğinin kefaretini ödetircesine Beşiktaş’tan da yetiştirmek üzere yeni bir genç yetenek aldı. Tüm bu eylemlerin başrolünde olan Rangnick ve Beşiktaş ikilisinin birlikteliği ise  İbrahim Altınsay’ın bana anlattığı kadarıyla nikah masasından dönmüş. Nerden baksan birbirlerine dolanan, herkesin diğerine değdiği bir hikayeler cümbüşünün ortasındayız. Nihayetinde Rangnick uzun süre eğitime tabi tuttuğu oyuncusunu verip yetiştirmek üzere bir oyuncu alırken Leipzig’in dillere destan maddi gücünden de Beşiktaş’a ufak bir kıyak geçmeyi de ihmal etmedi. Hikayenin birinci bölümü Türkiye’ye gelen üzerine olsun.

Şu girizgahdan sonra Geleneksel Beşiktaş’a gelen Alman oyuncuyu analiz etme haftasına hoş geldiniz der açılışı Andreas Beck ile yaparım.

Bu blogun satırlarında Stuttgart’dan Hoffenheim’a geçerken 7yıl önce konu edilmişti Andreas Beck. Büyük beklentiler eşliğinde Hoffenheim’a transfer oldu ve özellikle ilk yılında müthiş bir performans ortaya koydu. Alman genç milli takımıyla 2009’da bugünkü Dünyta Kupası’nı kaldıran kadronun temeli olan yapının içerisinde yer almış ve Mesut’larla, Neuer’lerle, Khedira’larla, Hummels’lerle, Boateng’lerle Schmelzer’lerle, Gonzalo Castrolarla beraber finalde İngilizlere 4 atıp U21 ile Avrupa Şampiyonu olmuştu. Final kadrosunun ilk onbir oyuncusunun bir iki oyuncusu hariç hemen hepsi milli takıma taşınırken Beck ne yukarı çıkabildi ne de aşağıda silinmiş Wagner’lara benzedi; arada bir yerde kaldı. Nihayetinde buradan çıkarılacak olan ders çocuğun kumaşı iyi, eğitimi güzel ve çıkışı şaşalı olduğudur.

2010 yılında Dünya Kupası’na gidecek olan aday kadroya da dahil edildi. 3 ismin üzeri çizilecekti ve normal koşullarda bu isimler arasında “Beck”yoktu ve fakat Traesch, Ballack  gibidefansif orta sahalar patır patır arka arkasına sakatlanınca(Turnuvaya yetişsede Schweinsteiger de keza)  Beck kadrodan çıkarılmak zorunda bırakıldı ve o kadronun üzeri çizilmesi beklenen beşinci seçenek Khedira da turnuvanın yıldızlarından birisi olarak Real Madrid’in yolunu tuttu. Zamansız sakatlık çok şeyi değiştirdi Almanya’da. Mesela bir numara olarak belirlenen Rene Adler sakatlanınca 2 numarada olan Neuer kaleye geçip yıldız oldu ve her şey tersine döndü. Beck’in milli takım kariyeri biraz da bu şekilde güme gitti. Velhasıl parladı, yükseldi ve nihayetinde bir noktadan sonra daha ileriye geçiş yapamadı. O geldiği nokta milli takıma dahil edilsin mi edilmesin tartışmasını doğuruyor ve elde ettiği tecrübe ile sahip olduğu istikrar ise Beşiktaş’a fazlasıyla yetecektir. Üstelik buna bir de “Senol Güneş artısı” eklediğinizde taraftarları tatmin eden bir bekiniz olduğunu söyleyebilirim.

“Nietzsche ve Dostoyevski”

Oynadığı dönemde internet sayfasını da bizzat kendisi özenle güncellemeye gayret ederdi. O sayfada–bugün yok öyle bir sayfası-  okurlarına kitaplar tavsiye eder, Nietzsche gibi düşünürlerden de alıntılar yapardı. Bu da Alman medyasının ilgisini fazlasıyla çekti. Başta Zeit olmak üzere futbolcularla “futbol dışı” röportaj yapan yerde söylemlerine yakından göz attığımda klasiklerin yanı sıra özellikle teknoloji alanında ilgi çekici kitapları yakından tavsiye ettiğini gözlemledim. Felsefe, Nietzsche ve Dostoyevski üzerine ise hızlı okumaların mümkün olmadığını  ve zaman istediğini söylüyor. Futbol hayatında yer kaplamaya başladıkça daha kolay tüketilebilir olan eserlere yoğunlaşmış. Nihayetinde ayda iki-üç kitap okuyan, felsefeden ekonomiye kadar geniş ilgi alanına sahip bir okur var karşımızda. Röportaj esnasında sürekli kitap tavsiye etmesi, google’a karşı tavır alması, Apple’ın içeriğine dair enteresan bilgilere sahip olmasının yanı sıra biyografilere de merak saldığını görüyoruz. Playstation’a karşı değil ama  boş zamanını sadece futbola dair bir başka ayrıntı ile geçirme fikrine sıcak bakmıyor. Kendisi de kitap okuyacak konsantreye sahip olmadığında ps başına geçtiğini de söylüyor.

"Oyuncu özellikleri"

Stuttgart ile birinci Bundesliga’da geçirilen bir yılın ardından Hoffenheim’a geldi. 7 yıl boyunca her sezon oynadı.  Akılda kalan özelliklerine şöyle bir göz atalım:

1-     Teknik kapasitesi ortalamanın üzerinde.
2-     İleriye bindirmeleri ve ofansif oyunda bir seçenek olması önemli özelliklerinin başında geliyor. Tempolu.
3-     Zayıf fiziki görüntüsüne rağmen agresif bir savunma içerisinde olur.
4-     2014 Şubatında takımda ismi tartışmalar başladığı dönemde sol beke geçerek harika performanslar sergileyip takımın yeniden yıldızı oldu.  
5-     Özellikle bu sezon Hoffenheim’ın oyun felsefesi gereği uzun toplar söz konusuydu. Diyagonal dahil olmak üzere Beck’in uzun metrajlı pasları dikkat çekti.
6-     Zamansız bindirmeleri arkaya adam kaçırması da onun özelliğidir. En sık görülen durumlardan birisi rakip oyuncuya yetişmek üzere arkasından çekip sarı kart görmesidir.

7-     İki ayağını da temiz kullanır. İki kanatta da oynayabildiği gibi iki ayağıyla da iyi orta açar.
8-     Hiçbir zaman kadronun dışında düşünülmedi. Bundesliga’da 243 maça çıkıp(237’si Hoffenheim forması ile)  4 gol attı 23 asist yaptı.  Son 7 yılda 30 LİG maçının altına sadece 2008/09 sezonunda düştü orada da 25 maç oynadı. O sezon “lif yırtılması” nedenilyle geçen 8 yılın ilk ve tek büyük sakatlığını yaşadı.Aynı şekilde gördüğü tek kırmızı kart da bu dönemde gerçekleşti. İstikrar abidesi ve vazgeçilmez bir oyuncu oldu Bundesliga’da.

9-      23 yaşında Hoffenheim’ın kaptanı oldu.  Örnek bir profesyonel yaşantısı mevcut. Niçe, Dostoyevski gibi klasikleri ve felsefecşleri artık yeterli vakti bulamadığı ve tüketmesi zor olduğu için okumuyor belki ama İnternet’in dünya ekonomisindeki hiyerarşiyi nasıl değiştirdiğini terminoloji kullanarak anlatacak bilgi birikime sahip, Ribery ile olan düellosuna Niçe'yi katacak keyfe de sahip iyi bir okur olmakla beraber çevresinde sürekli olumlu tepkiler alan güzel bir karakteri olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neden gidiyor/geliyor?

Öncelikle “gönderildi” kısmı çok doğru değil zira Beck daha geçen sezon sözleşmesini 2017 yılına kadar uzatmıştı. İsterse kalırdı ama sözlemesinde 2 milyona yakın bir rakam verilirse giderim maddesi onu Beşiktaş’a getirdi. Öte yandan gitmek istemesinin bir nedeni de muhtemelen yeni transfer Kaderabek oldu.  Çek oyuncunun dışında bugün Hoffenheim’da Jin-Su Kim , Jeremy Toljan  ve Tobias Strobl sağ bek için alternatif isimler. Sol bekte de kendisinin oynamaya çok hevesli olmadığını söylemişti röportajlarında.

Bir başka teori aslında Beck’in gitmesi ile Atınç’ın transfer edilmesinin ortak paydasıdır. Almanlar “Umschaltspiel” oynarlar. Geçiş futbolu. Kısaca rakip hücumunu kestiğin noktada hızlı hücum etmektir. (Abdullah Avcı’nın büyük aşkı)  Atınç’ın –maçları izleyenler hatırlayacaktır- atağı keser kesmez sağ ve sol kenarlara attığı isabetli uzun toplar bu oyuna yardım eder.  Markus Gisdol bu geçişi hızlandırmak istiyor ve bu açıdan Beck’in yetersiz olduğu konuşulan konular arasında. (Bana pek gerçekçi gelmiyor)

Üçüncü teori de Stuttgartlı yöneticilerin açıklamalarından geldi. Beck transferi söz konusu olduğunda alternatif arasında yer alan oyuncu için “Markus Gisdol ile problemi olan” diye tarif edildi. Arkası önü nedir, bilinmiyor ama Alman kulüpleri Beck’in gideceğinin farkındaydı kısaca.  

Gerçekçi olan dördüncü ve bilindik teori ise para. Almanya’da 2 milyon euro kazansa da yarısını vergiye veren Beck’in Türkiye’de “net” kazancını Almanya’da alması mümkün değil. 28 yaşın önemli olan ayrıntısı bir futbolcunun en çok kazanacağı sözleşmeyi yapacağı zaman dilimidir. Bonservisler olmaz fazla ve oyuncu maaşı yüksek olur. Başta Juventus ve Napoli olmak üzere özellikle geçen sene çıkan dedikoduları göz önünde bulundurursak İtalya yerine Türkiye tercihini para ile açıklamak mümkün.

Özet:

Zaman zaman gol yedirecek, hücumda her zaman olduğu gibi etkili olamayacak ama Beşiktaş hangi seviyeye çıkacak olursa olsun Beck olduğu sürece sağ bek hatta sol bek, sakatlık, kırmızı kart, şımarık futbolcu, absürd eylemler v.s. problemi olmayacak. Transfer bu değilse nedir? Tebrikler Beşiktaş.. 

5 yorum:

yildirim dedi ki...

Bende kendi çapımda iyi bir Bundesliga izleyicisi olarak Beşiktaş'a temposu, istikrarı ve iki kanatta oynayabilme avantajı ile çok faydalı olacağını düşünüyorum..

Özgür Okan dedi ki...

Borges hangi takımlısın bilmem, kime hizmet ediyorsun onu da bilmem ancak bir gerçek var adamı resmen itin götüne sokup çıkartmışsın! Hücumda etkili değil, defansif yönden sürekli adam kaçırıyor eee ? Ne yani BJK bu adamı sadece kart görmesin, absürd eylemler yapmasın, şımarıklık yapmasın diye mi aldı? Bende sağlam bir bundesliga takipçisiyim Hoffenheim ve Beck' in en az 10 maçını canlı izledim ve senin bu adamı benden az izlediğin ve ya yorumlama kapasitenin benden aşşağıda olduğu çok belli.. Bir 3. alternatif ki bu bana çok daha mantıklı geliyor BJK' yi yıpratma adına kendi aklınca yaptığın bir algı manüplasyonu! Bu işlere girme bence, lig başlasın ne kadar saçma sapan bir analiz yaptığın ortaya çıkacaktır. Adam Philip Lahm'ın yedeği sen kalkmışsın ; "ofans yapamaz defans yapamaz, sadece kart görmez" diyorsun... Adama haaa siktir ordan derler kardeşşş. Şimdi siktir git kumda oyna, çakal!

Borges dedi ki...

Özgür özkab: https://twitter.com/tribundergi/status/615873346383691776

admin dedi ki...

borges'i yedirmeyiz.. bu üslup nedir, blogları telegol'e mi çevirmeye çalışıyorsun özgür.

Mehmet Reşit dedi ki...

Bu blogu kaç senedir takip ederim, şu yukarıdaki yorum kadar saçma bir yorum daha görmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Yazarın evvelce nasıl futbolcu analizi yaptığından bihaber, hatta hangi takımla gönül bağı olduğunu bile bilmeyen; yani bu blogda yayınlanmış 3 tane yazı okumamış adam, gelmiş konuşuyor.

"Beck'in en az 10 tane maçını canlı izlemiş" bir de... Mukayese kriterine bak.

Çık dolaş birader biraz. Mevsim yaz, hava sıcak... Alışveriş merkezine falan git.