9 Ocak 2009

Futbol Blog Sona Erdi.!



Aceto Balsamico'nun postundan sona erdigini ögrendik.. nedenlerini bilmiyoruz ama yüksek ihtimal Okay Karacan'in görevden ayrilmasi ile ilintilidir..

Ne desem bilmiyorum, üzüldüm cok.. iki basamakli sayida program yapildi sonucta, bir acidan bir baslangic oldu devaminin bir gün nerde olur bilmiyorum ama gelmesini diliyorum sadece.

Mutlaka ki reyting sorunu da yasanmistir fakat program gün gectikce cok iyiye dogru yol aliyordu. Bloglarla ilgili bölümün disinda ilk programda eksik ne varsa giderilmisti en azindan bana göre..

Ben cok fazla türk kanallarini ve icerisinde barindirdiklari spor programlarini maalesef izleyemiyorum sadece aile ziyaretlerinde imkanim oluyor yine de izlediklerimi baz aldigim vakit Bülent Timurlenk'in bu avrupa liglerine olan ilgisi/bilgisi ve ayni zamanda türkiye süper ligine olan hakimiyetinin herhangi bir kanal tarafindan su ortam icerisinde degerlendirilememesi oldukca garip gelir..

Bir kisim spor yazari gibi bir kisim televizyon yorumculari özellikle sacmalayip abuk subuk benzetmeler, küfürler ve hakaretvari tanimlarda bulunarak popüler olup basimiza musallat olmus durumda. Kim Ahmet Cakari futbol konusunda yorum yapmasi icin inatla ariyor.. Istediginiz nedir sorun kendinize.. Erman Toroglundan, Ahmet Cakar'dan derin analizler mi saklabanliklar mi ? Kim neden yorumcu oluyor, bunu hic anlamadim.

Iki küfür edersiniz, sacmalarsiniz, bir sekilde soytariliklarla gündem yaratip popüler oldugunuz vakit birakin sürekli kanallar tarafindan transfer edilmeyi, is bulmayi ayni zamanda ortak oldugunuz saklabanliklar kadar ücret alirsiniz.. Biz uzun zamandir buna alistirildik. Icerigi futbol olan program denildigi vakit mahallenin kabadayisi seklinde futbolculara, hakemlere, yöneticilere racon kesen adamlarin cirit atttigi programlar aklimiza geliyor..

Aksi oldugu vakit sonuc da aslinda cok sasirtici olmuyor..

Cok düzgün bir programdi, yasama sansi aslinda cok yoktu ama bize yasattiklari da unutulmazdir, tekrardan tesekkürler Ali Okanci Bülent Timurlenk ikilisine..

4 yorum:

tesla dedi ki...

bahsettiğiniz tombul insan ve bayan bağış erten ve banu yelkovan ise biraz haksızlık ettiğinizi düşünüyorum. ikisi birlikte fourfourtwo türkiye gibi türkiye'de az rastlanacak kalitede bir dergiye imza attılar vakti zamanında. tüm ekip dağıldı gitti ama her ikisi de hala futbolun özellikle sosyolojik yönünde iyi gözlemleri olan kişilerdir.

bir de bülent timurlenk gibi avrupa futbolunda sınırsız bilgi sahibi birinin tek tek blog sitelerini tanıtmaktansa çıkıp ahmet çakar'la korakor tartışıp onu (bilgisiyle, birikimiyle) ezmesini yeğlerim. blog tanıtımı işini yaptırmak en başında bülent timurlenk'e yapılmış bir haksızlıktı bence. onun işi futbol internet dünyası değil ki...

Borges dedi ki...

tesla: O degil de baska acidan haklisiniz ben o bölümü cikariyorum.. cunku cok fazla izlemeden cok genel bir tanim oluyor..

hebenneka dedi ki...

En tehlikelisi, "futbol" dendiğinde aklına ilk olarak "hakem" gelen bir kitlenin yaratılmış olması. Futbolcuyu, teknik kadroyu, tekniği, taktiği, ezcümle futbola dair ne varsa hepsini ıskalayıp doğrudan hakeme odaklanan bir kitle var. Iskaladıkları şeyler yüzünden hep aynı yerde sayacak, hep aynı şeye takılacak, hep aynı şeyi konuşacaklar. Futbol konuşmak gitgide imkansız hale gelmeye başladı. Yahu bir maçta rastgele üç oyuncu seç, attığı hatalı pasların yüzdesine bak, sonra da hakemin verdiği hatalı kararların yüzdesine bak, ilkinin yarısı bile değildir. Ama varsa yoksa hakem... "İleri al", "geri sar", "bir daha oynat" lardan oluşuyor bize futbol programı diye sundukları şeyler.

Maç yayını da bu eksene oturmuş durumda. Öyle bir alışmışız ki; şampiyonlar ligi seyrederken "pozisyon tekrarı" bekler halde yakalıyordum kendimi bazen. Türkiye ligi maçı olsa 3-4 kere değişik açılardan verilmesini beklediğin pozisyonu cart diye geçiveriyordu reji. Salak gibi bekliyordum tekrarını, jeton sonradan düşüyordu.

Yorumcuların bilgi düzeyi apayrı bir facia, oraya hiç girmeyeyim. Olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum Türkiye Ligi'nden ve yorumcularından kendimi desem yeterli olur sanki.

Bir de iddaa ile türeyen, yüz küsür yıllık tarihleri "kuponumu yatıran takım"a indirgeyen bir güruh var son dönemde ki o da apayrı bir dert.

Borges dedi ki...

habenneka: Sorun da o zaten.. Normlarimiz anormallige oturtulmus durumda futbol konusunda.. Mehmet Demirkol da bununla ilgili iyi bir yazi yazdi gecenlerde.. Ama iste buna alet olmayan program yok gibi.. Genis bir zaman diliminde gercekten futbolun konusuldugu bir futbol programi yok gibi.. Burada pazar sabahlari "doppel-pass" var muhtesem mesela..

Futbol programlari ve canli yayin, televizyonda futbola dair ne varsa her seyi yönlendiren reyting.. Bilincli bir adim atilmiyor oysa türkiye futbolunun gelisiminde de cok önemli rol oynuyorlar.. Gerek reytingi yok diye diger maclarin canli verilmemesi, diger takimlar üzerinde durulmamasi ve her sey.. Ben iki ülke arasindaki en buyuk farki televizyon yayinlari olarak görüyorum.. Bu kendiliginden degismez, birbirlerini itekler ve reytingi olan sacmalar sacmaladigi sürece reytingler artar.. Ancak devlet eliyle ve zoruyla bazi degisimler ve akabinde gelisim olabilir diye düsünüyorum..