3 Ocak 2010

Löw ve Dedikodular..!



Löw karizmadir.. O gömlegi pantolonun icerisine koyabilecek durumda olan insanoglu cok azdir bu dünyada.. Cok iyi giyinir, cok sevilir ve en karizma futbol adamlarinin basinda gelir fakat hakkinda yillardir hep escinsel oldugu geyigi de yazilir, cizilir. Büyük ablam misal cok begenir Löw'ü.. Cok sik adam der.. Cok güzel giyinir filan lakin bir gün karisini gördügü vakit söyle dedi: Borgescigim bu evlilik kandirmaca.. Böyle bir adam böyle bir hatunla mümkün degil beraber olamaz der..
Bu tespiti beni biraz sinirlendirmistir aslinda. Ki benim ablam yargilamak icin degil sadece durum belirtisi olarak bunu ifade etmistir ama yine de dokunmustur bana.. Simdi bu escinsel geyiklerine haliyle ifrit oluyorum. Guardiola da ayni geyigin icerisine sakiz edilmistir. Senin kiz arkadasin varsa onun da arkadasi erkek, bu kadar basit bir ayrintidir lakin toplum bazinda ve özellikle futbol söz konusu oldugunda bu konu cok baska sekilde ele aliniyor. Pek cok futbolcunun tercihi baskadir ama bunu aciklayamaz.. Baska spor dallarinda bu cok kolay bir sekilde dile getirilebilir iken mevzubahis konu futbol oldugunda disa vurulmasi imkansiz bir olaydir.. Olay yaratir ve o insanin yasamini zorlastirir. Yok Türkiye ya da bir baska ülkede degil her yerde bu böyledir.. Löw ile olan dedikodular ayni zamanda Klinsmann'a da sicramistir. Bu iki güzel futbol adaminin sevgili oldugu dedikodulari uzun süre gündemi mesgul etmis zira bir gazete aralarinda olan konusmayi yayimlamis ve bu da farkli sekilde yorumlanmistir. Karisi Daniela Löw'ün her daim oyuncu grubunun hatunlarindan ayri yerde konumlandirilisi ve medyadan gizlenmesi de isin üzerine tuz biber ekmistir..



1986'dan bu yana evli ve cocugu yok Löw'ün. Kendisi gibi mütevazi bir sehir olan Freiburg'da yasiyorlar.. Daniela Löw "Wetten dass" gibi istisnalari saymazsak "bayan Löw" olarak ortalikta gözükmüyor pek.. Sessiz ve sakin bir yasam icin cabaliyor her ikisi de. Ablama katilmiyorum zira Löw gibi bir adamin belki cok baska degerleri vardir bu hayatta.. Beni biraz da sinirlendiren bu insanlarin dogal secimlerini toplumun geneline ters düsmesi nedeniyle saklamak zorunda kalma ihtimalleridir aslinda.. Ahlak-Etik deger adina yapilan bu ahlaksizliklarin ortaya serilmesi biraz icimi burkuyor..

Nedir Ahlaklilik ? Nedir ben size söyleyeyim. Siz ne düsünürseniz düsünün, nasil olursaniz olun, sizden önce yasamis olan bir grup insanin ortalama davranis bicimini öyle hissetmeseniz ve öyle olmasaniz dahi insanlara o sekilde gösterme zorunlulugudur.. Samimiyetsizligin belki de en büyük tetikleyicisidir Ahlaklilik.. Zira hasil olan sizin özde ne dusundugunuz degil topluma kendinizi nasil gösterdiginiz ve ortalamaya kendinizi ne kadar uydurdugunuzdur.

7 yorum:

extensor dedi ki...

Evet, ben de hep öyle hiseetmişimdir.
Geçen Bülent ağabey Twitter da şöyle yazdı.

"Türkiye samimiyetsizlikler Cumhuriyetidir"

Hakikatten öyle. Çünkü Türkiye'de ahlak baskısı, mahalle baskısı haddinden fazla. O yüzden yalan da, samimiyetsizlikte fazla.

guner dedi ki...

Abi hoşgeldin diyelim, son paragraf harika. Bi ara Camus yazmıştın diye hatırlıyorum, böyleleri de sıklaştırsan aslında, misal friedrich albert lange üzerine dinlemek isterim seni.

extensor üstad, olayı Türkiye'ye özelleştirmeye katılmıyorum, Türkiye'de böyle, şöyle diye başlayan argümanların büyük kısmına katılmıyorum aslında, ama genelleme yapmamak gerek. Haddinden fazla olduğu, bu bi yana insan yapımızın da yine o derece, nasıl denir, sıradanlaştığı, bayağılaştığı doğru, çok doğru ama her yerde böyle bu, özel olarak bizim ülkede olduğunu düşünmüyorum.

Şu ahlak konusuyla alakalı, nereden geldiği belli olmayan, tamamen alışkanlık ve sosyal olarak normal hissetme ihtiyacı olan ahlak kurallarının değişmesi, hani denir ya geleneklerin kaybedilmesi falan çok önemli değil. Bu toplumun bilincinin dışında oluyorsa, kimlik kaybı anlamına gelir, kötüdür, yoksa değil. Bir önceki dediğimle çelişmemek adına bunu da belirtmek gerek. Zira ahlak ahlak diye diye pek çok saçma gelenek de sürdürülüyor biliyoruz.

saygılar.

Borges dedi ki...

Extensor'un samimiyetsizliginin kaynagi olarak ahlaklilik olgusunu öne sürmesi aslinda dogrudur bir bakima.. Ama dediginiz gibi özel olarak bir ülkeye ait degil genel bir etik kavrami vardir sorunlu olan. Evrensel insani durumlarin kurallastirilmasindan ziyade toplumsal kurallardan, kabuledilislerin ortalatmasindan daha cok..

Sevgili Güner, "nereden geldiği belli olmayan," derken aslinda belirgin bir sey var. Sizden gelmiyor. Bir baskasindan ve bir baska zamandan size ulasilip dayatiliyor.. "Böyle olmali". Olmasa dahi öyle oldurulmali.. Önemli olan kismi da nerden geldigi degil sizden gelmedigidir.. kki bence bu yeterlidir anlamsizligi acisindan.

Ahlakli olma cabasi en büyük ahlaksizliktir samimiyet temelinde.

guner dedi ki...

Statü sevdası ya da başka deyişle kendine güvensizlik/kendinin farkında olmama insanın fenalıklarındandır diyelim o halde. Nihayetinde çevresinde gelişenleri ve kendini idrak edebilen insan, toplumda ahlak kökenli statü düşkünlğüne, kendini bilmezliğe/kişiliksizliğe kapılmayacak, yaptıklarının doğru veya yanlışlığından çok daha emin olacaktır. Dolayısıyla ahlağı tınlamayıp ahlaka uygun davranmamayı gerçekleştirmemekten bahsedilebilir. Bi dönem olaylara dışarıdan bakabilmek çok önemli, asosyal olmak da denebilir buna. bana gurur/onur pek anlamsız gelir mesela, veya giyim-kuşam konusunu ele alırsak güzel giyinme diye bir şey yoktur, bunu bilirsin, giydiğinde güzel giyinmişsin denilecek giysiler vardır, her çağda farklıdır bu, sen de haklı ve doğru olarak birtakım dinamikleri kabul eder, bilmem kaç yıl önce peruk takar, şimdi kot giyersin. Konuyla alakası oldu mu bilmiyorum, ama durum budur.

Borges dedi ki...

Guner: Bir bakima alakasi vardir Moda olgusunun da. Herhangi bir seyi "güzel" bulmana ragmen bunu dile getirememek, eyleme dökememek de bahsedilen özgüven eksikligi, statüko meraki ve gelisememis kisilik özelliklerinin bir göstergesidir. Insanoglu kendi güzeline sahip cikamadigi ölcüde kendisini bulamaz ya da ortaya koyamaz toplum nezdinde.. Bu da aslinda cok ciddi bir sorunun basit anlatimidir. Ahlaklilik da Tutarlilik gibi insanin kendisini iceriyae sokan disariya baska türlü koyveren "erdem" adi altinda piyasaya sürülmüs absürdlüklerden bir tanesidir derim..

kutay dedi ki...

bence ahlaklılık dürüstlükle eşdeğerdir. tabi bence..

ama senin dediğin "topluma kendini uydurma zorunluluğu" çokça var. bunu becerbilen "efendi" oluyor bence "ahlaklı" değil.

-bu çocuk cok efendi çocuk.
-niye
-içkisi sigarası yok, buyuklerine saygılı, sesi çıkmaz, işten eve gider..

toplum kabul etmiş, ses çıkarmaz, olay çıkarmaz, ortama uymuş ve efendi sıfatını almış.

bılmıyorum belki de benim istediğim boyle olması, böyle anılması..

ahlak iyi birşey çünkü, onu topluma ve onun değerlerine mal etmemek lazım..)

Borges dedi ki...

"bence ahlaklılık dürüstlükle eşdeğerdir. tabi bence"

Sence öyledir ama bence degildir. Dürüst olan insanin özünde toplumunla uyusmayan, topluma ters gelen pek cok ayrinti vardir. Ahlaklilik bu ayrintilarin saklanilmasi, samimiyetsizlik temelinde algiladigi toplumun ortalamasina kendisini uydurmasidir. Sizden önce yasamis, sizinle aslen bir bagi olmayan insan grubunun düsüncelerinin esareti altinda olunmasidir. Bu acidan dürüstlük degil yalan daha cok onun ihtiyaci olan kavramdir. Zira su devirde inanirim ki kimse kimseyle benzesmez.

Icki sigara degil mevzu zira efendilik de degil. En basitinden bugünün ahlaksizligi yarinin ahlakliginin temelini olusturur. Birileri "devrim" yapar düsüncesinde ve yillar sonra ortalamayi belirler, yani ahlaki.

Sen ve Toplum uyusmadiginiz ölcüde beraber yasamin kacinilmazligi icerisinde "yalan" zorunluluktur baska türlü gecim yoktur ama bunun iyi bir seymis gibi sunulmasi benim canimi cikar, faydasindan, etinden butunden ziyade..