11 Mayıs 2012

Derbi öncesi..



Futbolu severim. Sanırım senin algıladığın ve başka şekilde tanımlaştırdığın şeyden başka bir şeyi seviyorum ben..

Cumartesi muazzam bir karşılaşma var. Galatasaray, ezeli rakibi ile tam anlamıyla bir şampiyonlıuk maçına çıkacak. Fenerbahçe kendi sahasında oynamanın sevincini yaşarken Galatasaray da beraberliğin dahi yeteceğinin farkında. Neredeyse her şey bir denge üzerinde ve bana göre dünyanın en güzel anlarını kapsayacak bir doksan dakika. Daha da önemlisi o karşılaşma henüz başlamamış iken bugünlerde böyle bir maçın varlığının bilincinde o güne doğru uzanmak.

Bir futbolsever için aslında her şey bundan ibaret olması gerekiyor. Zirve noktası budur ve burası giderse futbolun da keyfi gider.

Bir şike operasyonu gerçekleştirildi ve sonucunda kimisi seviniyor, kimi üzülüyor. Oysa bu yapılması gereken bir eylem olsa dahi sonucundan dolayı hep beraber üzülmemiz gerekmez mi? Bak şu yukarıda pek çoğunuzun ortak olduğu o muazzam anlar kayboluyor. X kulüp değil futboldan aldığımız keyif gidiyor.

Son dönemde ortaya çıkan kesime dikkat edin. Futbol konuşmayı sevmeyen ama futbolun bir şekilde içerisinde olan insanlar. Lube Ayar, Mehmet Baransu bunlardan sadece bazıları. Misal Baransu'nun eylemlerinin hangi amaca hizmet ettiği, düşünceleri ve fikirleri ile kimin çıkarına ortak olduğu beni gram ilgilendirmiyor. "Dinimize hakaret ediyorlar" diye ekşi sözlüğü kapattıracağına inanan, aklı ve fikri bu kadar olan insanın ne yazdığı da beni ilgilendirmiyor. Meselesi Futbol değil. Telegol'ün önemi ülke içerisinde komedi programından "ciddi, izlenesi ve takip edilesi" bir futbol programına doğru kaydı. Tuhaf ve yeni insanlar türedi. Pek çoğunun meselesi yine söylüyorum "futbol" değil, saha içi hiç değil.

Koyacağız diyelim, koyduk mu demek için bekleşelim, Selçuk İnan'a güvenelim, Alex'e ya da Terim olmadı Kocaman. Da bunların dışında alınacak bir "galibiyetin" çok da önemi yok benim için. Keyif almıyorum her şeyden öte. En büyük keyif Kadıköy'de Fenerbahçe'yi evire çevire yenmektir, daha ötesi yok. Bu şike operasyonunda diğer Galatasaray'lıların sevincine ortak olamıyorum. Ezeli rakibi çöküş yaşıyor ama bu Galatasaray fırtına gibi esip kupaları topladığı için değil daha çok düne kadar takibi yapılmadığından dolayı olağanlaştırılmış ve geçiştirilmiş konuların birden üzerine gidilmesi sonucu açığa çıktığı için. Ki tapelerden de anlıyorsunuz Fenerbahçe rakibinden de teşvik ve şike konusunda korkuyor, bu da onları yanlışa sürüklüyor. Bu Trabzonspor'dan değil ülkenin ortalamasından kaynaklanıyor, işler bugüne kadar bu şekilde gitmiş. Tüm bunların gelecekte en azından ekmek yer, su içer gibi olmayacağını bilmek güzel ama bedeli ağır, sevinemiyorum bu futbol ortamının baltalanmasına. Hali hazırda olağan futbol ortamının içerisinde varolan Hakem tartışmalarından tutun da x yöneticisi şurada şeref tribününde şunu yağto geyiğine kadar futbolun dışında kalan konuların ana tema yapılması yeterince can sıkıcıydı.. Üzerine bir de bu..

Kaçabiliyor muyuz? Hayır. İşte ben de raporu okuyorum, gülsem mi ağlasam mı diye bakıp buraya post atıyorum. Silmek istedim, bu ve benzeri tartışmanın içerisinde olmayayım dedim ama onu bile başka başka yerlere çekip mail bombardımanına tuttunuz.

Niye bunu yazıyorum biliyor musunuz? Önümüzde böylesine muazzam bir derbi var ve ben onun heyecanını eskisi gibi hissedemiyorum. Daha iyi olamaz, daha güzeli de.. Benim için futbolun zirvesi, en üst noktası ama.. Elbette şimdiden dakikaları sayıyoruz ve fakat bu çok daha başka olmalıydı..

ŞİKECİ X KULÜP

Şikeci x kulüp derseniz bu haksızlıktır. Benim için doğru değil bu tanımlama. Bu ülkede üç kardeşten birisi Galatasaray'lı birisi Fenerbahçe'li diğeri de Beşiktaş'lıdır. Kendimden biliyorum bunu. Üç piskopat varsa birisi Galatasaray'lı diğeri Fenerbahçe'li öbürü de Beşiktaş'lıdır. Üç tane şikeci varsa açık ve net: Birisi Galatasaray'lı diğeri Fenerbahçe'li öbürü de Beşiktaş'lıdır. Beş tane varsa Trabzonspor ya da Bursaspor'u da ekleyebilirisiniz.

Eski Samsunspor başkanı İsmail Uyanık doğru düzgün çalışmak isteyen bir adamdı belki ama o konumda bulunan insanlar bir şekilde ortamın olağanlaştırıp kendi içerisinde yasallaştırdığı illegaliteye bulaşmak zorundadır diye demeç vermek zorunda kaldı. Bu ülkede kulüp başkanları hakemleri ve elbette fedarasyonu kendi lehine etkileyemediği için "görevini iyi yapamıyor" eleştirisi ile makamından dahi ediliyor. Daha düne kadar bir "insan" olan futbolcuları kaçırarak transfer yapıyorduk.. O günlerde teknik takip yapılsaydı nelerin açığa çıkacağını düşünebiliyor musunuz? "benim takımım kesinlikle temiz kalırdı" diyebiliyor musunuz? İşin arka yüzünü bilmeden hepimiz taraftarlık adına bir şeyleri savunuyoruz ama gerçeği akşam yastığa başımızı koyduğumuzda hepimiz biliyoruz. Şehir derbisi üç büyükler içerisinde yok ve bundan dolayı belirli koşulların ortaklaştırdığı bir kimlik yok üzerimizde. taraftar olarak güvenebileceğin tek insan Fatih Terim'dir Aykut Kocaman'dır efendim Selçuk İnan ya da Alex'tir. Daha ne? Angut yönetici her kulubün içerisinde vardır. Sen, ben , o engelleyemiyoruz ya da etki edemiyoruz ki oraya girip çıkana?

Beşiktaş'lılar Sinan Engin'i engelleyebildiler mi? Galatasaray'lılar Mehmet Ağar'ı? Neler döndüğünü ne kadar biliyoruz? Kime nasıl güvenebiliriz ki? örnek vereyim.
Ünal Aysal Galatasaray Başkanı'dır. 10 yıl öncesi Fatih Altay'lı daha çok maddi durumunun düzgün olmasından dolayı Galatasaray'a onun beyanatına göre zorlayarak üye yaptı. Takdir eder, saygı da duyarım ama her konuştuğunda benden daha az Galatasaray'lıdır hissi uyandırıyor.

Fenerbahçe illegal işlere karışmıştır. Buna inanıyorum okuduğum tapeler sonrası. Madem ki bir soruşturma açılıp bu açık edildi, cezasını da çekmesi gerekir diye de üzerine basa basa söylüyorum. Lakin Fenerbahçe efendim x takımdan daha kirli midir dersen "hayır" derim. Şampiyonluk yarışı esnasında Galatasaray ile Beşiktaş çekişseydi belki her şey çok başka olurdu.
Çelişki şudur; Taraftarlar kulubün yönetimine giremiyor. Bu ülkede zenginler kendi işlerini nasıl hallediyorsa kulübü de o şekilde yönetiyor. Ayrım burada takımların taraftarları üzerinden yapılmaz. Sen beni kardeşimden ayırabilir misin yahu? Fanatik Beşiktaş'lıdır kendisi. Bana iyi ona kötü ya da tersi mümkün müdür? Ben ve kardeşim bir yana parası olduğu için tamamen rastlantısal bir şekilde taraftarı olduğu kulübe yönetici olmuşlar diğer yana. Bu zengingillerin iyisi var, kötüsü var, beceriklisi var futboldan anlamayanı var şikecisi var olmayanı da var. Budur benim yaptığım ayrım.

Mevzu nedir? Kardeşimle oturup çatır çatır futbol üzerinden kapışmak, tartışmak, kızıştırmak ortamı ve o doksan dakikayı iple çekmek.. Yenersek kaçaçak delik aratmak, yenilirsek çocukluğumda olduğu gibi pazartesileri gazete almayıp okula gitmemek..

Futbol nedir size söyleyeyim. İlkokul yurdundan ilk defa İzmir'de Galatasaray'ın Avrupa Zaferi sonrası sabahın körüne plan kurup "yeni asır" gazetesi almak için dışarı kaçmaktır.(çok zordu bunu başarmak) Maçın sonucunu öğrenmek için okulun merdivenlerini teker teker aşağıya inerken ellerini yukarıya kaldırıp üç kulhuvallah bir fatiha okuyarak o sonuca doğru yaklaşmaktır. Kaybedilen derbi sonrası hastayım diyerek pazartesi okula gitmemektir. Yaşamı boyunca dincilerden, yobazlardan çekmiş bir kültürün içerisinde yetişmiş bir insanın nikah şahidi Fetullah Gülen olan Hakan Şükür'ü sevmesi değil tapmasıdır. Bir Ankaragücü maçında penaltıya bakamadığı için arkamı döndüğümde penaltının kurtarılması(Simoviç kurtarmıştı) sonucu totem yapıp doksan dakikayı arkası dönük bir şekilde dinleyerek izlemektir.

Şike operasyonuydu, Erman'dı Baransu'ydu, X'di.. Beni ne sevindirir ne de üzer. Ben Selçuk İnan'la üzmek istiyorum karşı tarafı. Selçuk İnan'ın keyfini bile çıkartamıyoruz. Üzülüyorum ve Avrupa Şampiyona'sını " daha iyi futbol" olduğu için değil tüm bunların orada olmadığı için sevinçle, keyifle bekliyorum.

12 yorum:

Bugra Sisman dedi ki...

Keşke bu düşünceyi daha fazla kişide içinde barındırabilse. Bayıldım yazıya.

extensor dedi ki...

çok güzel yazmışsın abi, eline sağlık. Aslında oyuncağımızı elimizden alıyorlar yaptıkları bu

t2 dedi ki...

biz biz futbol ailesiyiz, hisliyiz, hassasız ve sen de bizim tercümanımızsın...

Furkan dedi ki...

ağlattın abi :(

erhan dedi ki...

fanatik sayılabilecek derecede fenerliyim. ama bu yazıyı şu final öncesi okudum ya artık macı daha rahat izleyebileceğim. zaten taraftar olarak bir senedir bunun mücadelesini veriyoruz. biz takımımızı seviyoruz ama onların sahadaki mücadelesini seviyoruz.onlar sahada savaşsın yensin yenilsin. ama müacadele saha dışında çıkınca olaylar kontrolden çıkıyor. umarım en kısa zamanda yine saha içine konsantre olmaya başlarız.GS'nin 34 haftadaki başarısını tebrik ederim. eğer yarın kazanırsanız şimdiden helal olsun diyorum. ben takımımın bu şartlarda mücadeleyi buraya getirmesinden dolayı zaten gurur duyuyorum. bir de üstüne şampiyon olursa kendilerini tarihe yazarlar.
yazı için teşekkür ederim.bu tarz yaklaşımlara gerçekten ihtiyacımız var.
kalemine sağlık.

ilker demirel dedi ki...

Sike olaylari dondugu zaman, Express dergisinde Yücel Göktürk "Metin Kurt Yalnizligi" diye bir yazi yazmisti.

Okumak isterseniz:

http://t.co/FZ7s3neL

a dedi ki...

Yıl/yıllar boyunca takımın verdiği emek, puan durumunda belli bir sıralama kapmak için. Sen de elinden geldiğince, ya da istediğin şekilde takımına destek veriyorsun. Haftada en az 2 saat çalıyorsun takımına. Bazısı deplasmana dahi gidiyor sevdası uğruna. Kimisi abartıyor hayatını adıyor gönül verdiği renklere.

Sonra bir gün kalkıyor bakıyor ki verdiği emekler, çocuğundan karısından çaldığı saatler birer hiç. Birisi çalmış bunları. Ya başarısıyla sevindiği takım aslında hak etmeden kazanmış ya da başarısızlığa üzüldüğü takımın hakkı çalınmış.

Ve bu emek hırsızlarına gereken ceza verilmemiş, olası hırsızlıklara yol açmış. Bu taraftar yarın oynanacak her hangi bir maçı hakkıyla kazanacağına/kaybedeceğine nasıl inanabilir? Kendinin salak yerine konduğunu hissetmez.

Ben yarınki derbiye nasıl hazırlanayım nasıl sevineyim şimdi?

Hasan Doğan dedi ki...

Futbol takımın yenildğinde, herkesin çıkmasını bekleyip oturduğun koltukta saatlerce ağlamaktır...

mute dedi ki...

Hasan Dogan, bu tip tanimlamalardan kacinabilsek belki daha huzurlu olacagiz. Cunku sizin yaptiginiz bu tanim, iyi ve hos olana isaret ederken, ayni genelleyici mantikla baska birisi baska bir tanim yapiyor, onlarca, belki binlerce kisi de onun arkasindan gidiyor.

Ornegin, sizin taniminiza gore benim yasadigim ulkede futbol oynanmiyor. Cunku kimse takimi yenildiginde oturup 20 dakika boyunca aglamiyor, belki cok cok cok onemli bir macta olur bunlar ama o maclar da zaten bir insan omrunde 3-5 kez oluyor.

Orhan Bey, yazinizi zevkle okudum. Elinize saglik. Yalniz bir husus var, kendinizi Unal Aysal'dan "daha" Galatasarayli hissetmeniz... Unal Bey bildigim kadariyla liselidir. Lisenin icini ve oradaki ortami da kardesim vasitasiyla yakindan tanidigim icin, kendisi iyi bir Galatasaraylidir. Sadece soruyorum: Cok parasi var diye mi sizden daha az Galatasarayli oluyor? Burayi biraz acabilirseniz sevinirim.

Borges dedi ki...

Mute: Şüphe yok ki iyi bir Galatasaray'lı. Muhtemelen siz de iyi bir Galatasaray'lısınız ben de diğerleri de. Bu bir şeyi değiştirmiyor. Siz başkan olabilir misiniz? Hayır. Ben ? hayır.

belirli konumda olan insanlar bu koltuğa uygun değil midir? O konumun insanları bir gruptur. Bizler bir başka grup. Bu ayrım önemlidir. Liseli olup olmamasını dünya çapında taraftarı olan bir kulubün taraftarlığının kriteri olmasını ben "komik" buluyorum.

Ne yani Adana'da, Nürnberg'de, İzmir'de yaşayan insanın Galatasaraylılığı o liseye gitmeyince eksik mi oluyor? Bitti geçti, GS'ın adı bunları çoktan aştı ya da aşmış olması gerekiyor. Ki aşılmadığı ayrı bir gerçek zira "o dönem Liseli zengin" bulunduğuna sevinilmişti, kriter de buydu v.s.

xray dedi ki...

Orhan abi yine samimi duygularını ifade ettiğin güzel bir yazıydı.Ama içinde bir yer var ki son durumun özetidir.
"Üç tane şikeci varsa açık ve net: Birisi Galatasaray'lı diğeri Fenerbahçe'li öbürü de Beşiktaş'lıdır. Beş tane varsa Trabzonspor ya da Bursaspor'u da ekleyebilirisiniz."

Ve tam da üstüne geldi G.saray'ın ,şikecilerin maddesi diye istemediği 105.maddeden Fatih Terim'in yararlanması...

Hasan Doğan dedi ki...

Mute: Hassasiyetinizi anlıyorum.Benimdde yorumlarıma biraz daha dikkat etmem gerekli olduğunu hatırlattığınız içinde teşekkür ediyorum.