23 Ekim 2012

Yanlış nerede yapıldı?



Sezon başından bu yana bir ya da iki maç genel görüntü Galatasaray’ın kötü oynadığına işaret ediyordu. Oysa gerek lig gerekse de Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray oldukça kötü sonuçlar alıp hayal kırıklığı yarattı. Ortada bir eylem(transfer) ve bunun sonuçları varsa bu kötü gidişin faturasını çıkarmak farz oldu.  Hemen herkesin dillendirdiği Melo’nun kampa geç katılması v.s. gibi konuları geçerekten başlıyoruz.

1- Forvet seçimi

Eğer ki Şampiyonlar Ligi başarısı isteniyorsa bu noktaya bu ligin golcüsü alınmalıydı.  Braga ve Manchester United maçlarında iyi oyun ve pozisyon üretimi konusunda sıkıntı yaşamamasına rağmen puansız maçı tamamlamasının yegane nedeni ekstra nitelikleri olan Şampiyonlar Ligi golcüsünden yoksun olmasıydı.  Sadece bu karşılaşmalar için konuşursak başka bir sorundan dahi konuşmamalıyız. Transferlerinde ısrarcı olunmayan Klose’nin, Podolski’nin(bu daha önemli) ve hatta Ronaldinho’nun bugünkü performansları yanlışın altını yeterince kalın bir şekilide çiziyor. Bu yanlış Riera transferini, ondan kurtulamama problemini ve onu “bek”olarak düşünüp sol bek transferinin de önüne geçerek bir dizi yanlışı da doğurdu. Demem o ki Terim kendi doğrusunu unuttu Ronaldinho v.s. konularında.. Risk almazsan.. Galatasaray risk almadı. En azından burada..

2-Melo

Bu oyuncunun kampa geç katılması ve hazır olmaması gibi ayrıntılar yeteri kadar dillendirildi. Oysa sakatlanabilir, kart cezası olur.. Yokluğuna bir yedek yetiştirilebilirdi. Ceyhun Gülselam potansiyel oyunculardan sadece bir tanesiydi. Geçen sene üzerinde durulan konu Melo’nun en iyi oyuncu olması değil alternatifi olmayan tek oyuncu olmasıydı. Bu gerçek bu sene de geçerliliğini korumaya devam ediyor ve onun hazır olmadığı maçlarda Galatasaray puan kaybetmeye devam etti. Bu takımın kilit noktasıdır. Bayern Münih’te de böyledir Juventus’da da..  Bayern 40 milyon euro verdi ve yedek bekletiyor zira hem Schweinsteiger’in performansını yükseltiyor hem de olası bir Schweinsteiger sakatlığına hazır tutuluyor.  Ki geçen sene Şampiyonluğu götüren bu mevkide oynayan oyuncunun sakatlığıdır Bayern’de v.s. diye gider.

3- Kadro istikrarsızlığı

Ben bu sezon Galatasaray’ın aynı 11 oyuncuyla üst üste iki maç oynadığına şahit olmadım. Bu özellikle savunma hattında ciddi sorunlara neden olur. Dünyanın en yetenekli iki stoperini yan yana koysanız istenilen performans için sizden beraber oynama süresi isteyeceklerdir. Ujfalusi’nin sakatlığı sonrası Dany, Semih ve Cris üçlüsünden hangi ikisinin oynayacağı maç maç oynatılarak belirlenmesi bugünkü Galatasaray’ın çok fazla gol yemesinin en az Melo performansı kadar etki eden ayrıntısı.

4-Amrabat ya da sol kenar

Podolski “tamam” demişti, kulübümle anlaşırsa Galatasaray’dayım diye beyanatı var. Fatih Terim’in tahtaya kırmızı harflerle yazdığı oyuncudur. Bakın burada birkaç milyon euro fazla veremeyen Galatasaray arkasından kimlere kaç para vermek zorunda kaldı? Riera bonservisi, yıllık maliyeti ve bugüne kadar olan performansı.. Amrabat ve 8 küsur milyon euro… Podolski’yi çıkarın Shaqiri’yi koyun yerine. Pek çok transfer hamlesi doğru olan Terim nedendir bilmem Arda’nın gitmesinden Podolski’lerin, Shaqiri’lerin olmamasına kadar sol kenar konusunda sürekli hata yaptı ya da kader istemedi o boşluğun layığıyla doldurulmasını.. Burak seneye Şampiyonlar Ligi golcüsü olabilir, Amrabat seneye parlayabilir ama siz bu oyuncularla bu sezon ligi yine götürürsünüz lakin Şampiyonlar Ligi’ni zor.. umarım tez zamanda bu lige alışırlar..

5-Engin ya da yaratıcı oyuncu eksikliği

Pek çok insan Engin’in kazanma hırsından, kenar oyuncusu olarak orta sahaya yaptığı katkılardan filan bahsedecek. Oysa dikkatli bir şekilde incelersek bu adam Galatasaray’ın geçen sezon yaratıcı olan “tek” oyuncusuydu.  Ben bu sezon ilk etapta yaratıcı bir orta saha transferi bekledim zira geçen seneden gelen bir sorundu bu. Böyle bir şey olmadığı gibi Engin de ceza alıp kadro dışında kaldı. Yalpalana yalpalana, düşe kalka ilerlediği, fantastik işleri estetikten yoksun bir şekilde yaptığı için doğru bir şekilde değerlendirilemiyor Türk basını tarafından. Diego, Ronaldinho filan almıyorsanız eğer Muslera sonrası Melo ve hemen ardından tahtaya Engin yazılır şu kado içerisinde.

6-Hamit?

Şahsen ben Hamit’den beklediğimi alıyorum. Neyi düşündüysem o gerçekleşti her açıdan. O maç içerisindeki ufak sakatlığı bir maç onu götürür ama ivmesini kırar. Yine çalışır, yine forma girer Hamit.. Yine sakatlanır yine başa döner, yıllardır bu hiç değişmedi ki burada değişsin. Vasatın altına bu kadar düşmezdi, bu biraz sürpriz oldu ama lige alışınca o verilen parayı çıkartır diye umuyorum.

7- Umut

Bence de Umut harika bir transferdir. Özellikle Süper Final maçlarında düşen Elmander’i yedeklemesi bakımından çok çok önemlidir onun varlığı zira Elmander tipi oyuncu Galatasaray’ın artısıdır. Lakin Umut’un sezon başı ekstra performansı Terim’in planlarını da değiştirdi.  Onun yerine oynaması gereken oyuncu onun kadar koşmayacaktı ama Umut’a fark atacak bitirici vuruşçu olmaması bir hatanın birden çok sorunlara neden olmasını sağladı. Normal koşullarda Elmander ya da Umut’un yanına Klosevari son vuruş ustası yerleştirilmeliydi. Bu açıdan bakarsanız eğer Necati’nin dahi gitmesine izin vermek sezon başı Umut performansı ile alakalıdır. Oysa Terim’in kafasında Elmander ya da Umut ile beraber Necati ya da Burak vardı ki üst düzey takımlarda iki forvetli sistemde sağlam dört forvet olur zaten..

..............

Bugünden bunları yazmak kolay. Sezon başı bunları düşünür müydünüz derseniz eğer "golcü" konusu her zaman aklımızı çelmiştir. Burak kötü bir golcü asla değil ama ona uygun bir oyun sistemi Galatasaray'da var mı? Misal Hamit'i daha az beğenirm ben ama Galatasaray'ın oyun sisteminin ona çok uyacağını düşünmüştüm, bugünden daha başarılı olacağını da biliyorum. Lakin Burak'ın verimli olacağı bir oyun felsefesine Galatasaray'ın geçeceğini en azından şimdilik düşünmüyorum.  Podolski ya da sol kenar konusunda her zaman yanlış yapıldığını dile getirdim zaten.. Beklemediğim hata ise Terim'in defans dörtlüsünü geçtim tandemi bu kadar çok fazla değiştireceğini, bu basit gerçeği bu kadar küçümseyeceğini hesap edemedik.. Sakatlıklar kadar belirlenmiş net iki stoperin olmaması da savunmayı çökertti.

Galatasaray şüphesiz ki yara aldı ama ölümcül değil.. Lakin eskisi kadar hata yapabilme lüksüne sahip de değil. ve bu baskı hem Terim'e hem de oyunculara iyi gelecektir, diğer türlüsüne biz alışamadık..

14 yorum:

joeyknish dedi ki...

Bence fazla söze gerek yok...

Stoperleri çıkardığımız zaman, Riera-Selçuk-Melo-Eboue dörtlüsünün hiç birinin ilk hamlesinin olmaması belki Spor Toto Süper Liginde sizi zirveye taşır; ama Şampiyonlar Ligi temposunda her zaman bir adım geride bırakır.. O bir adım da sizi bir puanda bırakır.. Braga maçının yenilen ilk golündeki sahne hala aklımda... Orta sahanın ilerisinde topu kaptıran Selçuk; rakip oyuncu, sol bek kademesinden topu ağlara yollarken, gol vuruşu esnasında rakibe hamle yapmaya çalışan oyuncuyken, Riera onun üç dört adım gerisinde ceza alanına yeni girmekteydi..

Velhasılı kelam.. Selçuk-Melo göbeği CL için lükstür..Bu iki adam oynayacaksa ya arkalarını toplayacak, pis işleri yapacak bir sabit ön stoper elzemdir ya da biz hala şanssız yenen gollerden bahsetmeye devam edeceğizdir..

Borges dedi ki...

Joeyknish: İhtimaller çoğaltıllabilir. Selçuk'tan ziyade Melo'yu geriye kitleyecek olan kenarda bir onnumaravari yaratıcı oyuncunun varlığıdır. Bu olmadığı vakit merkez hücuma katkı yapmak adına savunmayı zayıflatıyor. Oysa hem Melo'nun en iyi yaptığı işlerden birisi olan terse uzun top çıkarmak hem de savunma merkezini güvende tutmak bu durumda mümkünken ileride topu tutacak bir hücum gücüyle ancak bu mümkün.

Ayrıntılarda doğru yere parmak basıyorsunuz ama ben toplamda "uyumsuzluk" olduğunu da söyleyebilirim asıl sorun olarak..

joeyknish dedi ki...

Melo, Fiorentina'da Prandelli 4-1-4-1'inin sabit ön liberosuyken gösterdiği üstün performansla Juventus'a transfer olmuştu..Juventus'ta Del Neri 4-4-2'sinin orta göbek ikilisinden biriyken ''Yılın Bidonu'' yani en kötü transferi seçilmişti..

En son 4-4-2 göbeği oynadığı dönem, Dunga'nın Brezilya'nın başında olduğu 2010 DK' sıydı.. Orada bir maçta yüksek tempoya ayak uyduramayıp daha ilk yarıda yaptığı dört beş kartlık faulden sonra sarı kartla cezalandırılmış, Dunga ikinci sarıyı görmesin diye devrede kendisini çıkartmıştı.. Ertesi maç yine savunma temposunda zorlanmış, Dunga kendisini çıkaramadan ilk yarıda direkt kırmızı kart görüp takımı eksik bırakmıştı..

Melo şu anda alemin en kral sabit önliberolarından biri, o kuşkusuz..Juventus'un kendisini kadroda tutmaması, bence bir takım mühendisliği hamlesi olarak ''İki koç başı aynı kazanda kaynamaz'' düşüncesi ile Pirlo'nun yedeği olarak fazla güçlü bir karakterde olması.. Aynı sıkıntı şu an Galatasaray'da da yaşanmakta.. Selçuk-Melo ikilisi 4-4-2 göbeği için fazla ofansif; ancak 4-5-1 dizilişi için yanlarında box-to-box bir oyuncu ile biçilmiş bir kaftan.. O göbeğe Gattuso-Nocerino- -Marchisio-Vidal-Khedira- tarzı bir oyuncu elzem gibi gözüküyor.. Galatasaray'da bu tip bir oyuncunun olmaması ise takım mühendisliği açısından en büyük handikap kanımca..

joeyknish dedi ki...

Melo'nun 2010 DK ile ilgili bahsettiğim maçlardan ilki Portekiz'le oynadıkları grup maçı...43'te sarı kart görüp 44'te yani daha ilk yarı bitmeden Dunga kendisini oyundan almıştı..

İkinci maç da elendikleri Hollanda çeyrek final karşılasması bu arada.. 68'de 2-1 geri düştükten 5 dakika sonra direkt kırmızı kartlık müdahele sonucu takımı 10 kişi bırakmıştı...

Borges dedi ki...

Melo'nun Juve'deki bidon muhabbeti Melo kadar Juve'nin o günkü koşullarıyla da ilintili. Diego gitti, o gitti bu gitti ve o dönem her oyuncuyu harcayacak sorunlu bir dönemiydi. Bugün misal Diego gitsin kesinlikle verimli olur v.s. gibi..

4-4-2.. dört merkez orta sahayla da oynanır, baklava 4-4-2 de mümkün(bir kesici bir on numara) ya da sıklıkla kullanıldığı gibi iki defansif orta sahalı 4-4-2 de mümkün. Sorun burada daha çok(bence) iki defansif orta saha kullanan 4-4-2'lerin ikinci forveti on numara pozisyonuna yakın oynaması.(bahsettiğin gibi 4-5-1'e dönüş) ya da kenarları daha üretken olup hücumun merkezi olabilcek kalibrede oyunculardan kurulu..

Selçuk Melo ikilisiyle nasıl bir oyun planı olduğu önemli.

Bana göre sorun nedir dersen ön alanadaki yaratıcılık eksikliği Selçuğu gereğinden fazla öne "on numara pozisyonuna" dönüştürüyor ki kesinlikle bir on numara değildir Selçuk. Benzer şekilde Melo da öne doğru itelendiğinde savunma sıkıntı yaşıyor. Oysa Top kenarlara ulaştığında ikinci forvet konumundaki on numaravari oyuncu ya da kenar oyuncusu hücumun merkezi olabilse, savunma sorunu olmayacak şekilde Melo ve Selçuk orta sahayı idare edebilir.

İçeride belirtilen yaratıı oyuncu eksikliği ve hücumun kalitesi Selçuk-Melo'suz işyapamaz durumda olduğu için "ofansif olmaya zorunlu" kılınıyor bu ikili.

Şuna da katılırım: Ronaldinho ya da Diego'vari bir oyuncuyla bu iki oyuncu tek forvetli sistemde çok daha başarılı olur...

Celal Abbas dedi ki...

Galatasaray geçen yılda sezona böyle başlamıştı. Tek farkı böyle basit goller yemiyordu. Geçen yıl 433 mü 4141 mi diye başladı terim sonrasında 442 ye döndü. Başarıda sonrasında geldi. eldeki oyunculardan iyi bir verim alınmıştı. Bu yıl galatasarayda takım kimyasında da sanki bir problem var. Sonradan eklenen parçalar Amrabat Hamit Burak Umut (Yüksek formuyla çıtayı yükseğe koydu şimdide bu beklentinin altında baskıya girdi gibi. son sakatlığı ve dinlenememesinide es geçmemek lazım ) Buna Melonunda uzun tatilinide eklersek takımda kimyayı bozdu. terim takımlarının alameti fariksı olan şeyleri bu sene göremiyoruz. Ameabata 8 Milyon euro ödedin yüksek beklenti oluşturdun ve emre çolağı Aydını 2.plana ittin. Keza Hamiti aldın Emre Çolağı Engini Aydını 2.plana ittin. Enginin süper kupa maçındaki kontrolsuz hırsını içindeki canavarın uyanışını bu kimyaya bağlıyorum. Kendini arka plana atıldığını bilinç altında hissedince Zincirlenmiş canavar bir anda ortaya çıkmaya başladı. Melonun sırf biraz daha tatil yapmak için uzlaşmaz tavrı takımda sanki meloya bir cephe var gibi. Açıkça söylenmiyorsada bir haksızlık olduğu Bilinçaltında vardır.

Bunlardan ziyade Benim üzerinde durduğum en önemli konu Terim takımlarında Çok mücadele tempo var ama takım taktiğinden takım aklından çok bireysel performansa bireysel taktik daha bir önplanda. Nasıl diyeyim takım tempo yaparken atak yaparken mesela bir acelecilik var. Keşke hücüm yaparken galatasaraylı futbolcular birkaç milisaniye fazla düşünsede ataklar acelecilikten biraz daha bilince kaysa. Bununda nedenini yine ben takım taktiğine bağlıyorum.

Mesela benim Cluj maçı için aldığım bazı notlar.
-rakip 10 kişi kalmış Zemin rezalet hala yerden kısapas oynuyoruz. Ortasahalaşıyoruz. ortasaha kalabalığı yapıyoruz. cluj 10 kişi kalmış.
o zeminde Cluj kontra yapabilirmi yapamaz. Öyleyse 1 kişi fazlasın. yapacağın basit. rakibi hapsedip yüksek topla kalabalık yap.
-terimin EURO 2008 de isviçre maçında gene böyle bir yağmurlu saha deneyimi var.Bu deneyimden yeterli dersler çıkarılmamış gibi.
-şu an şu zemin tam bir satranç tahtası gibi. rakip kontra yapma şansı yok. yapacağınız tek şey satranç oynar gibi taktik geliştirmek.
-danyy bu zeminde kaleciye geri pas yaptı Allahım ya.
-forvetler defansla kucak kucağa oynuyor. Allah için bir taneside kendini markajsız bıraksın.
-hep gs nin topları zemine takılıyor.
-böyle zemindeki maç basket maçlarındaki koçların taktik tahtası gibi taktik çizilecek bir maç. Çünkü rakibin bu zeminde kontra şansı nerdeyse sıfır hatta imkansız gibi. birşekilde gidip yetişirsiniz. rakibi hapsetme boğma şansınız çok çok yüksek ihtimal. Öyleyse yapılan ortalara Akıl eklemek gerekiyor. bir takım planı olmalı.
-dakka 87 olmuş gole ihtiyaç var. Burak faul yapıyor ne gerek var.
-yapılan ortalarda bir Koolektif ortak takım aklı yok.

Son birşeyde defans anlayışına Defans sadece Danny X oyuncuyu Semih Y oyuncuyu Melo Z oyuncuyu ,Eboue XX oyuncuyu Riera YY oyuncuyu tutardan ibaret değildir. Defans Aynı zamanda en az bu 5 oyuncunun VOLTRAN ı oluşturduğu birlikte hareket etmesi gereken bir organizmadır. Defan dediğimiz organizma duruma göre ortak akılla hareket etmelidir. Baş bir tarafa kollar bir tarafa Ayaklar bir tarafa birbirinden bağımsız hareket etmemeli atlayıp zoplamamalı. Atakda aynı şekilde. Semih ve Danny hızlarına ve gençliklerine çok güvenip çok atlayıp zıplıyorlar mesela. Defans organizasyonunda yine çok bireysellik ön planda. olmalı ama duruma görede bu 5 kişi yada kontrada az adamla yakalandığında yakalanan defans oyuncuları birleşip Voltranı Oluştrmalılar. Bazı durumlarda Voltranı oluşturmakta zorluk çekiyoruz. Bu hem defans organizasyonu için hemde Ofansif organzasyon için geçerli.

joeyknish dedi ki...

Gece gece fazla zamanını almak istemiyorum; (ayrıca yarın sabah dükkan açacağımdan erken yatmak zorundayım.)ama temel düşünce farkımızı Diego üzerinden açıklayayım.

Del Neri Juventus'u Diego forvet arkalı 4-4-1-1 oynuyordu ve önde Diego arkada Marchisio-Melo'lu orta göbek işlememişti..Tüm savunma yükü tek oyuncuya, Marcihisio'ya kalıyordu.

Prandelli'nin 4-1-4-1 Fiorentina'sı Melo'yu sabit önlibero oynatıp önüne iki box-to box- mücadeleci orta saha koyup Melo'yu kral yapmıştı.. (Pirlo-Gattuso-Seedorf Milan'ı ve şu an Pirlo-Marchisio-Vidal Juventus'u gibi)

Bence huzur 4-4-1-1'de değil Melo'nun geriye sabit önliberoya çekilip orta göbekte Selçuk'un yanına bir mücadeleci orta saha konulması suretiyle 4-1-4-1'de (mevcut şartlar dahilinde Abdurrahman Çelebi olarak Sabri bu role en uygun oyuncu olarak gözüküyor)4-1-4-1..

Selçuk ve Melo yaratıcı oyuncu açığını kapatabilecek düzeyde oyuncular.. Ha 4'lü ortasahayı baklava şeklinde dizme opsiyonunu düşünürsek, o zaman bu, Amrabat-Hamit transferlerini kulübeye oturtmak yani çöpe atmak manasına gelir ki bu da sezon başında takımın 4-4-2 dizilişine göre kurulduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda Fatih Terim'in alabileceği bir risk olarak pek mümkün gözükmüyor..


CaRtMaNtR dedi ki...

şu an için kısa vadede çözüm aynı önbiri farklı bir formasyonda oynatmak olabilir belki.

4-4-2 yerine hamit ortayı üçleyecek, burak trabzondaki ilk senesi gibi sağ açık gibi görünüp bol bol forvete kayaroğlu olacak, umut veya elmander takımın en ucunda olmasına rağmen esas olarak skorerden ziyade arkasındakilere pozisyon hazırlayacak daha kanat orjinli amrabat sol tarafta olacak.

özetle 4-3-3 şu anki kadro yapısı ile denenebilecek bir sistem. melo önlerinde selçuk hamit şeklinde oluşan ortasaha yeterli boyutta durduruculuk ve oyun kuruculuk yapabilecektir. tabi bunları kağıt üstünde yazması kolay ama sezon içinde böyle radikal sayılabilecek bir dizilim değişimi takımı ne kadar etkiler bunuda düşünmek lazım.

Baris dedi ki...

Herkesin ortak fikri sunlari isaret ediyor:
1- Necatinin 10 numara gibi oynayışını arıyoruz.
2- Engin'in dinamizmini ve enerjisi ile orta ikiliyi 3leyen oyununu arıyoruz. Kagit uzerinde ikiliydi ama Engin, Emre, Necati katkısı ile fiilen 3lu hatta 5li gibi oynuyordu. O yuzden her rakibi orta sahada ezmisti.
3- Esas sorun bence o kadar onde oynayıp golu atamamak. Rakiplerin size 2-3 kontra yapmasi normal karsilanabilir. Olay o kadar bastirip bunu skora cevirememek. Iyi oynanan 20 dakikalarin sonunda gol yenip geriye dusulunce takimin siniri zipliyor. Dikkat edin her mac senaryo bu. Ilk 20 dk icinde one gecilse belki hicbiri olmayacak. 2-1, 3-1 kazanılsa konu olmaz.
4- Duran toptan gol sayısı cok azaldi. Buyuk takim kornerle mac alir. O kadar. "Kotu oynadi ama kazanmayi bildi" denir.
5- Ben haftalardir diyorum, dun Terim de dedi: biraz da futbol şansı olacak. Biri rovesata yapar tam koseye gider, biri gelisine vurur tam koseye gider, carpar girer, 3 kisi arasindan gecer kaleciden doner adamin onune gider vs vs; biz vuruyoruz 3 kez direk oluyor, adama carpip cikiyor. Kacan penalti ve Eskisehir macinda yenen gol gibi salakliklari demiyorum ama dun Man U'da Evansin attigi gol gibi futbol sansi ile hic atamiyoruz 7 mactir. Biri de carpip girsin...

Borges dedi ki...

hepsi doğru ama son maddeye katılmıyorum.

GS sürekli ilk golü yiyor, bunun şansla ilgisi yok. O çarpıp giren gol, gollük bir ortaydı. onu geç ondan önce aynı yerden yine gollük bir orta çıkarıldı. rakipler öne geeçince GS baaskılı oynuyormuş gibi gözüküyor ama unutulan şu ki rakipler hep ama hep öne geçiyor. Manchester da Braga da Cluj da öne geçti. Gençlerbirliği golü atasıya kadar GS'dan iyi oynadı mesela..

savunma problemi var ve olmaması mümkün mü? sürekli değişen savunma dörtlüsü haliyle golleri getirir.

Borges dedi ki...

hepsi doğru ama son maddeye katılmıyorum.

GS sürekli ilk golü yiyor, bunun şansla ilgisi yok. O çarpıp giren gol, gollük bir ortaydı. onu geç ondan önce aynı yerden yine gollük bir orta çıkarıldı. rakipler öne geeçince GS baaskılı oynuyormuş gibi gözüküyor ama unutulan şu ki rakipler hep ama hep öne geçiyor. Manchester da Braga da Cluj da öne geçti. Gençlerbirliği golü atasıya kadar GS'dan iyi oynadı mesela..

savunma problemi var ve olmaması mümkün mü? sürekli değişen savunma dörtlüsü haliyle golleri getirir.

Baris dedi ki...

Kesin doğru, defansta kusur var. Benim demek istedigim ofans da kusurlu olunca mac gidiyor. Takimin genel zihniyeti önde basmak madem, yani geride durmaya, defansa önem vermeye bir yatkınlık yok, o zaman defanstaki kusurun telafisi (ya da örtüsü) atılacak goller olmalı.
Ben o rakip öne gecmeleri de bir miktar (hepsini değil tabi) atılamayan gollere bağlıyorum. Hep amaç o golu erkenden atmak oluyor ve ilk 20 dakikada gelsin isteniyor sanki. Muthis efor sarfediliyor (her zaman cok pozisyon falan olmuyor ama) cok buyuk gayretle saldiriliyor. Tam nefeslenme aninda rakip gelip gol atiyor. Belki hoca biraz sakin olmalarini aşılamalı. 15'te atılmasın 35'te atılsın.
Bir de senin dediğin de şansa işaaret etmiyor mu? O ortalar tamam gollük (Eboue sağolsun) ama GS de bu maclarda kac tane golluk orta yaptı, hangisi kendi kalesine gol oldu?

Henke dedi ki...

4-1-4-1 vs denmişken, ben de bir fikir atayım. Daha önce extensor'un da bu tarz bir görüşü vardı sanırım. Dany önliberoda mücadeleci müthiş top çalan çevik, aralara girebilecek, bir savunma oyuncusuna göre iyi tekniği olan biri olarak nası olur acaba...

Celal Abbas dedi ki...

Şans kelimesini sevmiyorum. Eskiler açıklayamadıkları olaya Magic Sihir demişler. Şimdi ise Psikolojisini açıklayamadığımız yada alınan sonuçta hangi parametrelerin etkili olduğunu algılayamadığımızda yada çok fazla açıklama yapmadan bir kılıf uydurmak istediğimizde ŞANS deyip geçiyoruz. Tavla için çok kullanıırm eğer Tavlada arada yenip arada yeniliyorsan şanssız olabilirsin ama Tavlada hep yeniliyorsan Tavlayı bilmiyorsun yada rakibin zar tutuyor demektir. Mesela geçen yıl eski Atletico Madridli simaonun geçen yıl Beşiktaşın Atletico MAdridle oynadığı maçtaki füzesi Şans değildi. Simaonun Öyle bir gol atma şansını yükselten o maça özgü bir psikolojik beyinsel hazırlıgğı vardı. Keza hasan Kabzenin eski takımı Galatasaraya attığı o Jeneriklik golde yine Hasan Kabzenin formu ve Şans Faktörünü Hasan Kabze lehine yükselten bir psikolojik beyinsel iyi hazırlanışı vardı. Orhan Güllenin altyapısında yetiştiği Beşiktaşa bu sezon Antep maçında attığı golü yine böyle bir psikolojik hazırlıkla açıklayabiliriz. Maç sonunda Samet aybabanın dediği Orhan o golü hayatında atamaz lafı başka maçlar için geçerli olabilir ama Beşiktaş maçları için geçerli olmaz. orada başka bir beyinsel aktiviteden bahsediyoruz. Beynin o maça özgü çok iyi kararlar almasını Beyin vucut koordinasyonun çok iyi olması Şans diye adlandırdığımız işte şans faktörünü etkilemekte. Galatasarayın bu yıl yediği golleri defans organizasyonun eksikliği ile ,Oyuncuların bireysel hataları ile ,oyuncuların tedirginlikleri ile ,rakiplerin galatasaraydan artık korkmamaları ile ,rakiplerin galatasarayı iyi analiz etmeleri ile açıklayabilirsiniz. Enson bunu şans ile açıklarsınız. Galatasarayın ilk gol yeme sorununu Defansif organizasyondaki sorunlar ,bireysel sorunlar ,Oyunculardaki tedirginlikler ve güven kaybı dolayısıyla ilk golü bulmada gsnin zorlanması ,rakiplerinde artık galatasarayın zaaflarının farkına varıp üstüne cesaretle gelmeleri gibi birçok parametre ile açıklayabilirsiniz.

geçen sezon Galatasaray yine böyle bir süreçten geçerken Gençlerbirliği deplasmanına gitmişti.Gsnin o maçtan puan kaybı beklenirken kazasız atlatılmış sonrasında ise yükselişe geçilmişdi. Geçen sezonki psikolojik faktörler ve fikstür GS lehine iken ,bu sezonda yine geçen sezonki gibi tıpatıp benzer bir süreçten geçilmesine rağmen fikstür ,başarı beklenti baskısı ve psikolojik faktörler GS nin aleyhine işlemekte. Yoğun fikstür ,sakatlıklar ve psikolojik faktörler şimdilik GS yi bir süre daha tedirgin edecek. Düşüşün bir süre daha sürmesi muhtemel.

Teknik ekibin geçen maçlara bakıp yapılabilen ve yapılamayanlara bakıp sorunlara gerçekçi bakıp hayaldeki futbol bir süreliğine rafa kaldırılarak ( şimdilik hayal olan yüksek beklentili hayali Amarabat hamit Burak performansları beklemek yerine) kriz tedbirleri almakta fayda var. Bunu geçen sezon yine gençlerbirliği maçı ile yapmıştı GS. Bu sezonda benzer haftada yine aynı sorunla karşıkarşıya. geçen yılki dokunuşun bir benzeri gerekiyor.

Bu arada geçen yıl sabrinin ortasaha oynadığı 4141 sistemi geçen sezon başında denenmiş ve kısır bir takım ortaya çıkmıştı. içinde bulunulan Krizi atlatmak için çözüm olabilir belki ama büyük beklentili başarılar için bu sistem yetersiz kalmıştı geçen yıl ve 442 ye dönülmüştü.