5 Kasım 2013

Sonunda..


Adam bu yılın en çok gol atan oyuncusu ve geçtiğimiz yılın da gol kralı. Üstelik sadece gol atmıyor, pres, baskı v.s. Leverkusen'in başarısında onun payı yadsınamaz ama bir türlü Federasyondan milli takım için davet alamıyor. Yıllardır bekliyor ve fakat Alman federasyonundan beklediği o çağrı bir türlü ona ulaşmıyor. Löw'ün geliştirmek istediği oyun felsefesinde neden olmadığı konusunu bir başka zaman geniş bir şekilde ele alırız.

Sürekli o federasyondan gelecek olan daveti bekledi durdu... Üstelik en son yerine oynayan iki merkez forvet birden sakatlanmasına rağmen Federasyon yine onu çağırmadı.

En son attığı "phantom" gol ile yeniden gündeme geldi. Acaba yaptığı fair play ruhuna aykırı mıydı? 

Efendim Federasyon toplandı ve onu dinlemek için mahkemeye davet etti.

Mahkemenin hakimi Hans E. Lorenz onu şu şekilde selamladı:

"Eh sonunda.. Federasyondan davet aldınız.."

Ne denir ki?

4 Kasım 2013

Fesih Bedelleri


100 milyon Gareth Bale'e verilir mi arkadaş.. Öküzler alırdık biz o paraya.. O açıdan bakınca mesela..

Marco Reus.. 2015 sonrası geçerli olmak üzere sözleşmesinde var olan fesih bedeli: 35 milyon euro! Ocak ayında fırtınalar kopabilir. Arsene Wenger harcayacaksan parayı buraya. En ufak bir pişmanlık olursa gel bana.. 

Reus eğer bu maddeden kendi isteğiyle vazgeçerse yıllık kazancı 4.5 milyon euro'dan 6'ya çıkacak. Elinizi çabuk tutun desem de Reus Dortmund'a çok yakışıyor..

Julian Draxler 2018'e kadar uzattı. Yine de sözleşmesindeki madde gereği 45.5 milyon euro ödeyen Draxler'i alıp götürebilir.  Manchester City vermişti ama Draxler ikna edilememişti. Bakalım gelecek günlerde başka teklifler olacak mı?

En iyisine geliyoruz. Bayer Leverkusen'in bu sene en formda oyuncusu olan Sidney Sam 2.6 milyon euro bonservis bedeli karşılığı bu yaz serbest kalabilirdi. 2015'te bitecek olan kontratı uzatılmazsa Ocak ayınıda bu oyuncuyla sözleşme dahi imzalanabilir. Vereceksen 3-4-5 milyonu böyle oyuncuya vereceksin zira sözleşmesi uzatılırsa 20'nin aşağısında bu oyuncuyu alamazsın. En az 25 milyon euro eder ki ben ikinci ligde Kaiserslautern'de oynadığı vakit altını kalın kalın çizmiştim. Schalke ve Wolfsburg yine bu oyuncuyla ilgilenmişti ama olmamıştı. Hala vakit var..

Alvaro Dominguez 2012 yılında Gladbach'a Atletico'dan 7 milyon euro bonservis bedeli karşılığı transfer edildi Dante'nin yerine. Bugün onu almak isteyen 15 milyon euro bonservis bedelini Gladbach'a ödemek durumunda.

Kaleci mi arıyorsunuz? Hannover'in başarılı eldiveni Ron-Robert Zieler'i sözleşmesindeki fesih bedeli olan 8 milyonu ödeyen alabilir. Yetenekli bir kaleci, bu meblağ da çok değil.

Misal Eskişehir olsam Bursa olsam bu oyuncuya çökerdim. Pirmin Schwegler.. Orta sahada ritmi belirler, yönetmendir, pasördür. Frankfurt'un kalbi.  1987 doğumlu oyuncuyu 2.5 milyon euro veren alır. Schalke ve Wolfsburg yazın bu opsiyonu kullanarak transfer etmek istedi oyuncuyu ama kaptan kulubüne sadık kaldı. Özellikle Schalke'de banko oynardı.. Çok çok iyi bir oyuncu, kalite..

Son olarak yine bir kaleci. Geçtiğimiz hafta sonu Hamburg'dan 3'ü de hatalı olan 3 golü yiyen Freiburg kalecisi Oliver Baumann.. Çok çok iyi bir kalecidir, bakmayın siz o istisnaya. Bu hafta Nürnberg karşısında yine harikalar yarattı. Baumann'ın şu an piyasa değeri 7 milyon euro ve fakat sözleşmesindeki fesih bedeli ise sadece 5.5 milyon euro!

O Zamanlar.. O Arabalar..


Toni Schumacher.. Opel Kadett ile beraber..

Araba çok iyi..


O dönemin en "spor" arabası.. Bugün dahi bu modeli ilgi çekiyor diyebilirim..


Alamancı Hansi..

Arjantinli Mesut



Ronaldo'nun Adanalısı olur da Mesut'un Arjantinlisi olur mu?

Çok çok benzetemedim ben bunu.

Daha çok Enzo Ferrari geyiği güzeldi..


"Empati"



Çok başka bir yazı gereği Seri Katil psikolojileri üzerine çeşitli okumalar yapıyorum. Seri katillerin en önemli özellikleri empati yetisini kaybetmiş olmaları. İşte asla bir seri katil olamayacak insan: Stoke City kalecisi Asmir Begovic.. (Aynı anda iki farklı konu üzerinde çalışınca böyle saçmalıyor insan işte..)

Kaleden kaleye gol atıp tarihe geçiyor. Sadece 5 kalecinin yapabildiğini yapıyor, en hızlı atılmış dördüncü golü başarıyor ama sevinmiyor çünkü tam o anda rakip kalecinin durumunu düşünüyor. "Bu gibi toplarda kaleciler çok kötü gözükür, Boruc için üzüldüm çok.." diyor maç sonrası neden sevinmediğini anlatırken..

Mesela ben final maçlarında penaltı atışları izlemeyi sevmem zira bir kurban alacaktır kendisine. Kim olsa üzülürüm.. Tam o noktada kupayı kaldıranın sevincinden ziyade penaltı kaçıran oyuncunun üzüntüsüne odaklanır, bari yıldız-skorer oyuncu olsun derim..  Performansı ve attığı gollerle çabuk unutturur gibi ilerisini dahi düşünürüm. Sevmem penaltı atışlarını..

Oliver Giroud


Bazen en yakın arkadaşımla dahi maç izlemek istemem, tercih etmiyorum zira klişelerden kurtaramıyor kendisini. Maç içerisindeki oyuncuya dair yorumu sıklıkla maç öncesi hazır oluyor. En son bir ufak münakaşa da Giroud hakkında oldu. Yahu bu adam son dönem Arsenal'in sürekli konuşulan yıldızları olan Mesut ve Ramsey'den daha etkili bir performans çizmiş ve formunun zirvesinde ama bakış açısı fiyasko transfer modunda..

Dedim aga az biraz güncelle klişelerini..

Diyorum ki: Mandzukic ve Giroud çok önemli iki futbolcudur.  Bırak attığı-kaçırdığı golleri, oynadıkları takımı farklı sisteme götürüp alternatifi olmayan futbolculardır.

Arkadaş: Ya bak nasıl kaçırdı.. nasıl..

Siktir git.. Mnkmn gerzeği. 

Maç izlemeye değil dedikoduya gelmiş sanki..

Bizzat mesleği futbol olup da futbolu takip etmeyen ve hatta abartıyorum "sevmeyen" insanlar var. Haber takip ediyor, sürekli futbola dair konuşuyor ama bir futbol maçı izlemiyor adam. izlese de bakarkör, öncesindeki haberleri okuyor sahada ne olursa olsun..

Çok zorda kalmıyorsam hafta sonu evime misafir dahi almam.. 

Sonuç: Oliver Giroud bu sezon harika oynuyor ve Arsenal'in çıkışındaki en önemli figür. Üstelik o takımda Mesut dahil herkesin bir yedeği var, Giroud'nun yok.. O derece önemli.

Pavese


"Başkalarıyla, -hatta karşına çıkan tek insanla- sanki her şey 
o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın."

-Cesare PAVESE / Yaşama Uğraşı-

"Çok Aşık "



"Evvel zaman icinde kalbur saman icinde kahramanımız bir gün çok sevdiği, uğruna öldüğü sevdiği kıza evlenme teklifi etmiş.

Kız "hayır" demiş.

Ve adam ömrünün sonuna kadar mutlu mesut yaşamış.."

Klopp: Ben Heavy Metal'i Tercih Ediyorum


J.Klopp: 

"Arsene Wenger'i seviyorum.  O benim için bir Sir.  O futbol oynamak için topa sahip olmayı seviyor. Pas pas pas.. Tam bir orkestra gibi.  Ama bu biraz sessiz bir şarkı. Ben daha çok Heavy Metal'i tercih ediyorum! "

Oyun stili hakkında:

"Ben savaş futbolunu seviyorum. Biz buna Almanya'da "İngiliz futbolu" diyoruz. Yağmur, çamur, her topa müdahale ve önümüzdeki dört hafta futbol oynamayacak şekilde oynayıp eve gitmek..."

İbrahimovic hakkında:

"Bugünkü yaptıklarıyla Dünyanın En İyi Futbolcusu olabilir. Şu an yaptıkları bana göre inanılmaz.    Onunla ben sorunsuz çalışırdım. İsterse benim antrenman sahasındaki park yerimi alabilir, hiç sorun değil benim için"

Son cümle İbra'nın PSG'li meslektaşına söylediği şu sözlere göndermedir

 "Eğer ben soyunma odasına park etmek istersem oraya gider park ederim!"

İbra ile sorun yaşamaz mısınız sorusuna istinaden..

"Yaşamayız. Neden bilmiyorum ama çılgın futbolcular beni seviyor çok..

Guardian'daki röportajı içerisinde Manchester City ve Chelsea'nin sezon başı önce ona gittiklerini söylüyor ama Klopp sadece bu sezon antrenör değiştirmiş bir kaç Premier Lig takımının kendisine geldiğini söylüyor. 2018'e kadar sözleşmesini uzatan Klopp artık 4-5 sene kendisine bir teklif gelmeyeceğini dile getirdi.

Daha fazla kazanabilirdi yaklaşımına istinaden...

"Önemli olan yeni fikirler, daha fazla para değil".  "Önemli olan bir sonraki aşamaya geçebilmek. Ve insan her zaman maddi imkanı daha güçlü takımı yenebilecek bir takımda olmak ister"

3 Kasım 2013

Sıla Şahin


Sıla Şahin.. İlkay'ın yavuklusu. 

İbra & Djokovic




ayağıyla tenis oynar, sıralamada ilk 100'e girer.. İbra bu, yapamayacağı bir şey yok. Burada Djokovic ile ufak bir gösteri maçı yapmış.


David Ferrer'i Paris'te finalde yendikten sonra raketini İbra'nın oğluna hediye etmiş.



bir Mesut Özil yazısı..


Son dönemde hayranlıkla izlediğim iki önemli yetenek: Marco Reus ve Mesut Özil. Bu ikisinden birisinin maçı varsa ben ekranın başına geçerim.. Farklı bir keyif alıyorum bu sıradışı iki yeteneğin saha içerisinde yaptıklarından.. Geçenlerde Mesut en iyi anlaştığı oyuncunun Alman milli takımında oynayan Marco Reus olduğunu dile getirdi. Zeka seviyesi üst düzey olan iki oyuncunun anlaşması sanırım çok kimseyi şaşırtmıyor.

 Reus "komple" bir futbolcu ve sanılanın aksine Zidane'a en çok benzeyen Mesut değil yine Reus'tur. Lakin Mesut da sadece çok iyi bir pasör de değil.Üstelik sürekli gelişen yapısını da düşündükçe Schaaf ve Mourinho sonrası Wenger ile nasıl bir yol alacağını da beklemeliyiz..Bugün Mesut'a merceği yakınlaştırıyoruz ve önümüzdeki günlere de Marco Reus'a..


Mesut Özil

Bu blogu şöyle biraz geriye doğru okumaya başlarsanız eğer Mesut’un Schalke günlerinden bu yana attığı her adımın burada yorumlandığını görürsünüz. En sevdiğim “gurbetçi” futbolcuydu. Ne'ydi onu bu kadar önemli kılan? Karakteri mi? Buradan başlamak gerekir..

(Hadi Mesut'u buldun, Neuer'i de bul!)

Bizler az da olsa entelektüel derinliği olan nevi şahsına münhasır olan futbolcuları severiz ama Mesut bunun yanından bile geçmiyordu. Tipik bir gurbetçi futbolcu tiplemesine neredeyse eksiksiz uyan bir karakter yapısı vardı. Nuri ya da diğerleri için aynı şeyi söyleyemem  ama Mesut tam da bu tanımın karikatüre edilmişine dahi bire bir uyuyordu. Yalnız öte yandan kibirden uzak, ötekinin ne yaptığıyla en ufak bir ilişkisi olmayan çok başka bir kimliği var sempati duymanızı sağlayıp onu özel kılan. Arda'lardan, İbra'lardan Hamit'lerden Ronaldo’lardan çok farklı bir tipoloji.



Klişe demeçleri olur zira içeride bir yerde hissediyorsunuz ki ilgilenmiyor diğerlerinin ne yaptığıyla. Aslında nefretin en kalın hali onda var. Gerçekte ötekiler konusu olmadığından dolayı basının tatmin olacağı ölçekte cümle kurup klişelerle buraları kotararak yaşamına bakıyor. Klişe demeçleri hep bu yüzden. Üstelik en çok baskıyı da bu anlarda yaşıyor ve bu yüzden "Aslında ben sahaya çıkınca özgür oluyorum ve asla baskıyı hissetmiyorum" diyor. Mesut’un kendisini en iyi ve tam anlamıyla özgür hissettiği yer sadece futbol sahası. Çünkü orada duraklamaz, şaşırmaz ve ne yapacağını sahanın dışına göre çok daha iyi biliyordur. Gerçekte bir Sergen Yalçın "ilgisizliğine" sahiptir. Sadece o'nun kadar dışa kendisini görünür kılmak istemiyor, olağan kabul edilecek söylemlerle geçiştiriyor her şeyi. Her türlü basın toplantısı, demeç vs zor geliyor bu yüzden, sıkıntı çekiyor, istemiyor.


Yaşamındaki ağır kararları de sıklıkla babası verdiği için görünürde tepkisel seçimleri olmuştur ama onu görünce anlıyorsunuz ki futbol oynamanın dışında başka bir şeyle ilgilenmiyor. Tepki verecek kadar yaşamında konu bile etmiyor çok şeyi. Eğer ona ben bir lakap takacak olsaydım kesinlikle bu "Aziz" olurdu, öyle ermiş bir insan aslında. Burada kıyasıya eleştirdiğimiz ve benim ailemin pek çok üyesinin de içerisinde olduğu tipik alamancı gurbetçi kimliğine sahip olmasına rağmen onu özel kılan işte bu detaylardır bana göre. Son dönemde yeşertilen garip rekabetlerin dışındadır, anti-kahraman’dır. Bu açıdan Sergen Yalçın’a sadece oyun zekâsının eriştiği noktayla değil karakter olarak da farklı açıdan bakarak benzetebiliriz.

Onu överken sıklıkla yine bu blogda "baskı karşısındaki dik duruşunu" konu ettim. Bakın Arda Turan'ın duygusallığı en azından bugüne kadar olan kısımda onu hemen hemen bütün kırılma ve duygusal yoğunluğu yüksek maçlarda etkilediği için performans göstermesinin önüne geçmiştir. Ne bir Fenerbahçe maçında oynayabilmiş ne de milli takımın kilit maçlarında öne çıkmıştır maçı çok fazla içeride yaşadığı için. Bu yüzden belki de Avrupa ona çok daha iyi geliyor. Mesut'un stadın yarısı tarafından hain olarak tezahüratlar eşliğinde damgalandığı maçı ben Berlin'de yerinde izledim, gram etkilenmeyip Türkiye'ye karşı gol dahi attı. O baskıyı soyunma odasına inen Merkel ya da bir diğerinin karşısında yaşıyor ama asla ve asla saha içerisinde değil. Lakin asıl etkileyici yönü karakteri değildi futbol oynama biçimi şüphesiz.

Sadeliğin Asaleti

Basit oynuyor. Oyun zekâsı inanılmaz. Sadeliği ve skorer oyun tarzı onu her zaman spotların altına itiyor. O'nu sahada topla çok az buluşuyor olarak görmeniz nihayetinde sizin takımınızın o olduğu için kazanıyor olduğunuz gerçeğini değiştirmiyor. Gole en yakın isimdir sahada. Pasları, ortaları, duran top organizasyonları ve daha da önemlisi saha içi dolaşımının epey bir miktar zeka barındırıp mükemmele yakın olması. Kafayla attığı golü hatırlarsanız eğer o koşusu muazzamdı ama burada bahsedilen daha çok doksan dakika içerisinde sahada nerede olması gerektiğinin farkında olarak gezinmesi.

Modern futbolda pozisyon bağımlılığı günden güne azalıp "oluşan koşula göre kendini konumlandırma" belki de en önemli mental özellik olarak gözüküyor. Artık bek çıktığında açık oyuncusunun bek pozisyonuna geçmesinden çok daha karışık ve komplike çözümler üretmesi gerekiyor oyuncuların. Mesut Özil doğası gereği sahanın içerisinde en iyi pozisyonu içgüdüsüyle alan, en az pasları kadar estetik bir dolaşım zihniyetine sahip.



Kafes Futbolu’nun Mesut’a Etkisi

Kendisinden bir iki değil dört beş yaş büyüklerle beraber maçlar yapardı çocukluğunda Mesut. Orada önemli olan maçı kazanmaktır zira kaybederse eğer ağır hesaplar gündeme geliyordu. Belki bir kasa içecek belki de akşam oturulacak yerde ödenecek hesap..  O kadar önemliydi ki bir golü yanlışlıkla çalım atarak heba etmeniz o akşama olmayan paranızla ödemek zorunda kalacağınız yemekleri ödetmek zorunda kalabiliyordu. Oynadığı abileri için basit bir meblağ olan o kaybedişler Mesut için hayat memat meselesiydi bir pazar ekine verdiği röportajın içerisinde belirttiği gibi. Geçmişten kalan oynadığı takımın kazanmasına etki etme gücü onu bugün bireysellikten uzak kollektif futbola doğru yetiştirdi. Kendisinden yaşça büyüklerle olan futbol geçmişi geçiş evrelerinde onun sarsılmamasını da sağladı.  Hasıl olan takımın kazanmasıydı zira hesap büyüktü 10 yaşını yeni yeni devirmiş Ergen Mesut için. Başta da söylediğimiz gibi başkasının ne yaptığıyla ilgilenmeyen, kibirden nasibini almamış karakter parçasını da düşündüğünüzde bugünkü Mesut’un saha içi karakterini görebilirsiniz.

Bir başka etkisi de saha içerisine oldu.

Maymun kafeslerinde taç atışı olmaz zira sahanın tamamı oyunun içerisinde dahildir. Topun sekmesini, kenarlara çarptıktan sonra şiddetinin ne ölçüde artacağını ve izleyeceği yolu da hesap etmek zorunda kalması oyun zekasını da geliştirdiğiniz söylemeliyiz. Aşağıdaki analizde Mesut ileriye doğru hamle yaparken topun Klose'den gelmesini bekliyor ama kafeste de sıklıkla kenarlardan çarpıp sekmesini hesap edip hamle yapardı gibi. Kahn çok daha iyi analiz etmişti.


Oyun Zekası

Almanya formasıyla oynadığı 3. Milli maç sonrası Almanların efsane kalecisi Mesut'u analiz etmişti. Oliver Kahn’ın maçın hemen sonrasında yaptığı bu muazzam analizi görünce “ha dedim, yorumcu budur yorum da budur”.

Oliver Kahn “ Futbol yeteneğinin ve tekniğinin dışında Mesut'un oyun zekası inanılmaz. 2-0 öncesi bu pozisyonda görebilirsiniz. Boş alana yaptığı koşu ve bu pozisyon. Schweinsteiger burada Klose’ye veriyor ama istese Mesut da bu pası alabilirdi ama o bilerek topu Klose’ye bırakıyor ve onun bir sonraki hamlesi için ileriye koşuyu gerçekleştiriyor. Top Klose’ye gelince o da Mesut’u görüyor. Buradaki Mesut’un oyun görüşü harika..

Burada olduğu gibi maç içerisinde pek çok kez onun saha içi muazzam dolaşımı ve içgüdüsel gezintileri en önemli meziyetleri arasında yer alır ve fakat asistleri kadar çok konuşulmaz. Doğru noktaya sadece topu değil kendisini de hareketlendiriyor. Muhtemelen bunu ona sorsanız çok içerikli cevaplar dahi alamazsınız zira içgüdüsel bir artısı. Ona serbestlik verdiğiniz ölçüde Mesut takımın eksik bölgesinin her daim tamamlayıcısı olur.


Kusurları..

Savunmasının yetersizliğini skorer olduğu ölçüde sorun olmasa dahi "kusur" olarak ilk sıraya yazılması gerekir. Benzerleri (Reus, Götze, Draxler) bu konuda çok fazla mesafe kat etti. Sağ ayağı çok zayıf. Bu onu öyle kötü etkiliyor ki alan ve zamanın oyununda çok önemli etkisi olduğunu düşünürseniz topu bazen soluyla almak zorunda kalması kaç tane asistini çöpe atıyor görebilirsiniz. Bazen önündeki oyuncuyu sağ kenarda olabildiğince güzel bir şekilde geçtiğinde sağ ayağıyla o final pasını atmak zorunda kalması sıklıkla yine daha başarılı olmasının önüne geçmiştir. Son dönemde gol sayısında bir artış olsa da gole olan tutkusunun azlığı -Misal bu Burak Yılmaz'da oyununa zarar verici düzeydedir- pek çok pozisyona hazırlıksız yakalanmasına neden oluyor ve haliyle basit bir vuruşla atacağı golleri de kaçırıyor. Nihayetinde "daha az skorer" olmasına sebebiyet veriyor. Savunması ile beraber golcülüğünün yeterli seviyede olmaması en önemli kusurları.

Terim'in Sneijder ve Kaka tercihinde de belirtmiştik. Sneijder'da da var olan-Misal Kaka'da olmayan- önündeki adamı geçme konusunda meziyet eksikliği "kusur" olarak da gözükebilir. Mesut ayağındaki topu koruma saklama konusunda son derece iyi olduğu için bu eksikliği oyun içerisinde ona daha fazla sorun yaşatmasının önüne geçiyor zira Mesut ve Sneijder topu kendilerinde tutup atağı öldürseler de rakibe topu vermedikleri için çok büyük sorun olmuyor. Misal Reus ve Götze için bu gibi ayrıntılar söz konusu olduğunda çok daha iyi olduklarının altını çizelim.