22 Mart 2010

Syst.!



‎ 2000'li yillarin sonuna dogru, her aksam cevresine konuslandirilmis mumlarin aydinlattigi Ankara'nin ögrenci kokan o güzel Karanfil sokaginda yer alan heykelin hemen cevresinde insanlardan bir daire olusturulurdu. Birbirlerine kollarindan, omuzlarindan kenetlenmis bir sekilde sessizlige sloganlar atilir, daha güzel günler adina eller havaya kalkar, bir kisim insanlarin üzerine cokmüs olan karanligi tehtit edecersine sikilirdi yumruklar yukariya dogru.. O kalabaligin biraz uzagindan mumlarin romantik bir hava kattigi insan yiginina dogru söyle bir göz attiginiz zaman, o cember olusturmus insanlarin arasinda birisi dikkatinizi hemen cekecektir zira hemen herkesin üzerindeki kiyafetlerin birbirlerine müthis uyumlu oldugu, hirkalarin, kot pantolanlarin ya da sallarin revacta oldugu bu homojen yapi icerisinde sadece bir kisi yani ben son derece sik bir takim elbiseyle aralarinda, eylemdeki halay, dügün salonundaki halayla carpisip da birisini yanlislikla iceriye almislar gibi duruyordum.. O gün eyleme gec de olsa sonradan katilan arkadasimin cok daha güzel bir sekilde resmettigi bu kare belki de o dönemin basit bir özetiydi.. Sürekli gezen, tozan cok konuda toplumun, geleneklerin, gecmisin üzerime yükledigi sorumluluklari kabul etmeyen ben sonunda gercekten de farkli bir yola girmistim.Örgütlü bir devrimci, inandigi düsünce ugruna mücadele eden insan ya da bu hayatta gercekten "dogru" diyebildigi eylemi gerceklestirebilmis idealist.. Cok sey olmustum ya da ben öyle düsünüyordum en azindan. Mesele de genelde gercekte ne oldugunuz degil de ne oldugunuzu sanmanizdir.

Insan kaba hatlariyla kendisine sag ya da sol siyaseti dünya görüsü olarak belirleyebilir ve bu dikkatli bir sekilde incelendigi zaman görülecektir ki aynen insanin düsünerek sahip oldugunu sandigi dini inanci gibi daha cok icerisinde bulundugu kosullarin dayatmasinin bir sonucudur. O Karanfil Sokaktaki eylemlilik hali büyük bir kesim tarafindan "terorist" olarak algilanmasina neden olan o son nokta aslinda daha ergen yasimda, cocuk denilecek zamanlarimda bilincime atilan tohumlarin gerekli kosullara sahip oldugunda yesermesiydi sadece.. Benim secimlerim elbette bir seyi belirliyordu lakin önüme koyulan her alandaki secenekleri belirleme gücümüz o gün de bugün de cok fazla olmuyordu.. Yani biz üc tane siktan herhangi birisini isaretlemekte özgürdük ama hangi üc tane sik olacagini kesinlikle belirleyen ben degildim.Yari determinist ya da yari özgür bir yasamin icerikleridir aslinda bu ve cok sey..

Ramazan aylarinda yavas yavas sevmeye baslayabildigim köyden sehre gidislerim farklilasmaya basliyordu. Sokakta hesapsiz kitapsiz yedigim simitlerin insanlarda olusturdugu tepkiselligin icerigini algilamiyorduk belki ama baska bir sey oldugumuzu, baska türlü, diger,onlardan baska, yani o her zaman köftesini afiyetle yedigim amcadan cok baska bir sey oldugumu hissediyor ya da daha dogru bir ifadeyle hissettiriliyordum.. Iste bu "sen de ben de insaniz yahu" isyanlari sonucu yasama dair ilk degeriniz icinde bulundugunuz toplum tarafindan belirlenmeye basliyordu. Bütün insanlar, din, mezhep, dil, irk ayirt etmeksizin esit haklara sahip olmalidir bu sekilde yani okuyarak degil yasarak, teorinin degil pratigin dogurdugu bir sonuctu.

Macar köyüyle aramizda bugün baraj olup artik okyanusa dönüsmüs olsa da o dönem kucuk bir dere vardi sadece ve fakat benim köyümün sehre uzanan yollari toz topraktan gecilmez iken onlar asfalt ile cok önceleri tanismisti. Balikesir'in merkezinden baslayip Cagis'tan Pasaköy'e derken bir kac km ötemizdeki Cerkez köyüne kadar olan yollar ile sadece bizim kullanacagimiz yollarin farkliligindan tutun da her alanda ve her yerde yapilan ayrimciligi bugün anliyorum ama o gün anlamiyorduk hicbir sekilde. ..bir dere yahu derdim, iki adimda bitirdigim, icinde yüzdügüm basit bir dere vardi aramizda.. Nedir bu farklilik ? Bugün dahi 2010 yilinda baraj nedeniyle yirmi yil önce tasinmis yeni köyümün okulu yoktur. Belki yeterli insan sayisina ulasilamadigi icin böyle bir masraftan kacinilmis olabilir ve fakat o yeterli insan sayisi nedendir bilinmez Alevi oldugu bilinen bir köye Camii yapimi konusunda devreye girmedi. Köylülerin temelini tuvalet olarak kullanma girisimlerinden sonra askiya alinan Camii'nin yapimi ile yapilamayan okullardan, gidilemeyen yollara ve üzerimize cevrilen bakislarin icerisindeki nefrete kadar anladik ki baskaydik.. Baskalastirildik ve haliyle gitmek zorunda oldugumuz düsünsel yolumuzun kaba insaatini biz degil de "devlet baba" ya da onu olusturan sizler belirlediniz.. Gerci yaratiminda bizzat payiniz oldugu bu cocugu sonralardan tanimayip "terorist" olarak da damgalayacaksiniz ama ayibiniz o kadar cok ki buraya sira gelmez.

Sen derenin öbür tarafinda dogdun diye ananin karnindayken sahip oldugun farkli bir mezhepten, dinden,irktan dolayi benden daha farkli olmamalisin. Burada da inandigin Tanri'nin adalet terazinde de bu gercek degismeyecektir cigliklarini attigimda o zaman kimse duymazdi beni. Dolayisla cocuk akliyla isyan ederken herhangi bir dine inanmanin digerlerine inanmamis olunmasindan dolayi yukarida bir yerde size avantaj saglamayacagini düsünürdüm ve hatta isi biraz daha ileriye götürüp o yaslarda dahi dünyaya gönderilmis herhangi bir kitabin, dinin olamayacagina inanirdim. Cok zeki, cok aptal oldugumdan dolayi degil diger tarafta bulundugumdan dolayi böyledir bu. Kim bilir, cogunlugun icerisinde digerlerinden ayricalikli bir sekilde dogup yasasaydim belki o zaman da kendisine asik her insan gibi ayricalikligin bir lütuf olduguna ve bunun devamini saglamak adina söyle diyecektim :

"Ne kadar sansliyim.. Dünyadaki o kadar dinin, mezhebin arasinda ben tam da dogru dinin, dogru inanisin kabul gördügü bir toplumun icerisinde dogmusum.. Allah'im sana sükürler digerlerine de gecmis olsun.!"

Belki büyük sehirlerde digerlerinden ayri etkilesimsiz kucuk yasamlar bir bakima mümkün iken kapali topluluklarda, delilerin dahi ihtiyac haline gelip toplumun önemli bir parcasi haline gelecek kadar kucuk olan sehirlerde, yurtlarda, lise siniflarinda yani zorunlu carpismanin kacinilmaz olarak yasanmasi gereken her yerde ben digerleri tarafindan bicimlendiriliyordum pek cok insan gibi.. Cok kucuk yasta köyümden yurtlara dogru bambaska bir ortamin icerisine dogru gittigimde, bugün bilincli bir sekilde düsünerek sahip oldugumu sandigim fikirler, düsünceler, siyaset, din ya da dinsizlik gibi konular hakkinda hicbir sey bilmiyordum. Yanimda tasidigim köylü kimligi, Alevi Kültürün icerisinde yetismis oldugumdan dolayi kimi aliskanliklarim ve haliyle bazi cok önemli bilmemezliklerim disinda pek cok filozofun teorisinde oldugu gibi ici bos bir levhaydik. icerisine her sey yerlestirilebilirdi. Misal bir kac yil icerisinde görülen din derslerinin de etkisiyle her aksam yatmadan dua okuyan cocuk, minik bir ekmek parcasinin üzerine basana cok büyük bir günaha isledi diye kötü kötü bakan cocuk ya da uyurken iki elini bacaklarinin arasina koydugu zaman fakir olacagina inanan cocuk gibi cesitli sekiller zamaninda verilmistir.. Daha neler neler koyulmadi ki o ici bos levhaya ? Onca yil okudugum Özel Kollejlerin Atatürk'ü insandan cikarip Tanri'ya dönüstüren egitim sisteminin icerisinde yetistirildikten sonra gittikleri dershanenin verdigi Atatürk takvimlerini yirttigi icin yurttaki kürtlerle kavga eden liseli kemalist.. Ama dedik ya, birbirleriyle etkilesimin zorunlu oldugu hallerde hem bir carpisma ve ayni zamanda beraber yasamin dogurdugu zorunluluktan dogan bir anlama cabasi giriyordu isin icerisine..

Lise yillarinda okudugum özel okullarin kendilerine ait özel yatakhanelerinden cikip da okuldan bagimsiz özel bir yurtta yasamaya basladigimda kimi olaylardan uzak durmasi icin Agri'dan buraya gönderilen üc kürt insan hayatimda önemli bir yere sahiptir. Bugün bile hayran kaldigim misafirperverliklerinden kaynakli yakinlasma asamasinda Ulusoy dershanelerinin verdigi Atatürk takvimlerini gözümün önünde yirttiklari zaman kiyameti kopardim yurdun icerisinde.. Nasil olurdu bu ? Tüm yurdu sallayan o büyük kavganin ardindan tas catlasa elli kisi olabilen bu yeni yurt ortami icerisinde birbirimize sürekli degiyorduk yeniden ve aslinda kavga bu gibi ortamlarin icerisinde digerlerine göre daha da yakinlastiran unsurdu. Kafasina sandalye gecirdigim cocukla ayni eve ciktim mesela.. Bir gün oturup dinledim onlari.. Atatürk'e olan nefretlerini anlamaya calistim zira temelde iyi niyetini algilayabildiginiz bir insana bir süre sonra yaklasiminiz degisiyor. Bu yazinin olmasini istedigim ana temasi da kim neyi düsünürse düsünsün elestirmeksizin onu anlama istegiyle masaya oturdugunuzda, suclayici bakislarla vardiginiz sonuctan cok daha saglikli veriler elde edilebilir gercegidir.

Oturdum anlamak icin ve dinledim hepsini.. Onlar benim gibi kitaplardaki bilgilerle degil dedelerinin anilariyla böyle bir sonuca gelmisler. Sonuc itibari ile dersim katliami ne kadar gercektir, ne kadar acidir bilinmez ama bu kosullarda bu hikayeler icerisinde yetisen insanlarin bu tepkisi de onüc yil boyunca Mustafa Kemal Atatürk merkezli bir egitim sisteminden gecmis benim tepkim kadar olagandi. Misal benim o güzel dedemi öldürmüs olarak belledigim insan degil Atatürk, dünyayi yedi kere kurtarmis insan olsa ona olan bakisim kürtlerin Atatürk'e olan bakisindan cok farkli olmazdi hatta daha siddetli bir tepki de verebilirdim. Burada tarihsel kisiliklerin en azindan bu noktada Dersim Katliaminin ya da Atatürk'ün bu ülkeye kattigi zenginliklerin, devrimlerin bir elestirisi ya da övgüsü konu edilmiyor, daha cok insanlarin yetistirildigi kosullar icerisinde verdigi tepkilerin aslinda ne kadar olagan oldugu gercegidir. Cogunlukla bir dini inanca sahip olmanin o dini dogru, mantikli bulunarak inanilmasindan ziyade kosullarin dayatmasi oldugunu söyler iken bizim tarafta da durum cok farkli degil. Hangi kosullar icerisinde ve hangi hikayeler ile büyütüldügünüz meselesidir cok sey.. Ben Igdir'dan Izmir'e gelmis olsaydim, onlar benim gibi Atatürk merkezli egitim sisteminin icerisinde yillarini gecirseydi degisen cok bir sey olmayacakti, ayni tepkileri baska insanlar verecekti. Ve simdi dönüp kendinize bir bakin.. Yasadiginiz topluma, ailenizin görüslerine, arkadaslariniza ve bunlar ile düsündüklerinizin ortaklasaligina.. Siz tüm bunlarin icerisinde ne kadar "normal" bir cocuksaniz onlar da yani kürtler tüm o alisilmadik düsünceler icerisinde kendi toplumunun icerlerinde o kadar "normal" cocuklardi. Beni digerlerinden ayiran derenin dogurduklariyla doguyu batidan ayiran ayrimciligin ciktilarinin insanlari daha farkli bir yola sürüklemesinin normalligini algilayabilmeniz icin empati yapmaniz yetmez, teori kurtarmaz, öteki olmak, digeri olarak yasam sürmek gerekir cokca zaman..

Izmiri gezdiriyordum bu üc yeni arkadasima.. Kordonda geminin icerisinde raki-balik yaptigimizda ik defa gördükleri denize olan bakislarini anlatabilecek kadar edebi yetenegim olsun isterdim. Böyle bir saskinlik, onlara gösterdigim bu güzelligi sanki ben yaratmicasina tuhaf bir sekilde bana bakmalari, ayni yasta olmamiza ragmen ismimin sonuna bir abi eklemeleri bir yana tüm bu dogal güzellikler onlari büyüledigi gibi ayni sekilde gücsüz de kilmisti. Denizden ve Izmir'den öyle etkilenmislerdi ki o güne kadar böyle güzelliklerin disinda bir yasam sürmüs olmalari kendilerini gücsüz hissetmelerini sagliyordu, pek cok güzelligin disinda bir yasam sürdüklerinin bilincinde hem büyüleniyor ve ayni zamanda da bitkin düsüyorlardi.

Hemen asagisinda hayvani bir dönerin oldugu Konak Sinemasi 1995 yilindaki dogum günümden üc gün sonra gittigimiz ikinci mekandi. Kemeraltinda bomba ihbari yapilmis ve sinema cikisi hepimiz polisler tarafindan arandiktan sonra ancak yurda dogru gidebilecektik. Ne var ki Almanya dogumlu ben polislerle üc saniye muhabbet ettikten sonra yoluma koyulurken onlar yüzlerinin renginden ve dogduklari sehrin olaganüstülügünden dolayi Alsancak Karakoluna dogru yönlendirildiler.. Cok degil bir kac saat sonra aksam yemeginde ayni masada bulustugumuzda nedense ben acaip utaniyordum.. O utanc öyle bir sey ki ögrencilik yillarimda Türk arkadas kadar Kürtlerin de arkadasim olmasini saglayacakti zira gecmisten gelen bu farkli bakis acisi digerlerinin aksine benim gönlümde onlara pozitif ayrimciligi saglamisti. Hepsi böyle olmasa da ben o dönemlerde yapilan hatayi bu sekilde ancak kapatabiliyordum ya da gercek önemli degil, ben öyle kapandigini hissediyordum..

Derenin öbür tarafinda dünyaya gelivermistik, baska da bir sucumuz yoktu aslen.. O sekilde durdum öyle Izmir'in göbeginde ve insanlar gelip carptilar, icerisinde yasadigim toplum bir heykeltras titizliginde bana en güzel seklini verdi vermesine lakin ayni zamanda kendi yarattigini tanimaktan uzak durunca yabancilasmanin belki de en garip tarafina tekabül ediyorduk.. Birbirimizi yadsir, anlasamaz ve dislar olmustuk artik.. Madem öyle o zaman her alanda bir savas da kacinilmaz oluyordu bu durumda..

*Iki bölümdür, en gec iki gün icerisinde diger bölümü de gelecektir

18 yorum:

facet dedi ki...

Lisedeyken elinde "kavgam" kitabiyla; "dunyalari ben yarattim" havasiyla gezinen ben, universitein ilk yilinda zorunluluktan psikoloji dersi almak zorunda kalmistim. Amerikadaki siyahlarin IQ testlerinde beyazlara gore daha dusuk skorlar aldigini bilen ve bunun Kurtler icinde gecerli oldugunu savunan ben, aslinda bu dezavantajin dil kaynakli oldugunu ve bu dezavantajin olmadigi testlerde boyle bir durumun soz konusunu olmadigini ogrendim. Ustune bir de bahsettigin Tabula Rasa'yi ogrenince inandigim degerlerin yavas yavas sarsildigini hissettim. Yine ayni zamanlarda aldigim Turkce dersi gerektirmese hayatta okumayacagim Latife Tekin'in "Sevgili Arsiz Olum" kitabi bu degerleri tamamen yikti. O kitapta insanlarin kendilerine disardan bakabilme yeteneginden bahseder, Latife Tekin. Ben de "bu ne ola ki acaba" diye gezinirken, cok yakin bir arkadasimin, bir baska arkadasim sayesinde Kurt oldugunu ogrendim ve miraca yukseldim. Ordan soyle bir kendime baktim ve ne gordum biliyor musun? Senin bahsettigin dereden baska bir sey degil. Benimle o Kurt arkadas arasinda, benimle Somali'de acliktan olen cocuklar arasinda, benimle Nazi Almanyasindaki SS askeri arasinda, o dereden baska hicbir sey yok. Bunu gormek dunya gorusumu tamamiyla degistirdi, ama bunu baskalarina gostermeye calismadim, cekindim. Burda bunu basarmaya calistigin icin tebrik ederim. Devamini sabirsizlikla bekliyorum.

Borges dedi ki...

facet: Aldigim en ilgi cekici yorumlardan birisi oldugunun altini cizmeliyim sanirim. Sadece su yorum icin bile "iyi ki yazmisim bunu ben" diyebiliyorum, cok cok tskler.. Yazinin o koca cümlelerinin bana aslinda cok daha kisa yoldan anlatilecegini de göstermis oldunuz istemeden..

Aksine; ben sizi bu güzel anlatiminizdan dolayi tebrik etmek isterim.

aksilaz dedi ki...

Yazdıkların gerçek bir tokat Borges. Bir tokatta bana geldi açıkcası. İyide oldu hani. Geçmişte yaptığım yanlışı tekrar hatırladım.

Borges dedi ki...

aksilaz: Biz o yanlislari ve daha da önemlisi oraya gelisin yolunu da senden okumak isteriz sahsen.. Bir gün yazarsan eger..

aksilaz dedi ki...

Yazını okurken bir kaç anı belirdi zihnimde Borges. Kürt kökenli vatandaşlarımıza ilk, orta ve lise çağlarında ön yargılı baktım hep. Tabi bunda çok çok sevdiğim bir abimin şehit düşmesi ve bir başkasınında bacagının kopmuş olmasının payıda büyük. O zamanlar olaya bu kadar yüksekten bakamıyordum. Çocukluk ve birde yaşanan acıların etkisi ile kabul edememe durumu olduğu anlar vardı.

Gerek üniversite ve özellikle askerlik döneminde dinleme fırsatı buldum. Belki aynı olaylar benim başıma gelse onlardan daha çok tepki veririm diye düşündüm. Sırf Tuncelili diye üstü aranan arkadaşlarım oldu.

Ben Karadenizliyim ve Lazım. Bizle Temel ve saat 12 gibi espiriler olur. Çoğuda espiri tadındadır bunların. Ancak Kürt kökenli iseniz o kadar anlayışsız ve ön yargılı kişi vardırki ne yapsanız fikirler değişmez. Terörist damgasını yersin zihinlerde.

Şuan en yakın dostum Bitlisli. Köyüne kadar gittim, misafirperverliklerine ve neler yaşadıklarına şahit oldum. Özellikle sordugum sorular oldu ve bu sorulara cevap verirken dahi korktuklarını gördüm gözlerinde. Kendi ülkesinde ikinci sınıf insan muamelesi görmek ne kadar acı.

Kısacası Borges devletin zamanında yap(a)madığını başkaları gelip sinsice yapınca bu sonuçlar çıkıyor ortaya. Zaman geçtikçe herkes birbirini anlayacak ve geçmişini yargılayacak.

Borges dedi ki...

Aksilaz: Burada ben Kürt, Türk,Kemalist, Dinci ayrimi yapmakisizin herkesin oldugu seyin gecmisine göre gecerli bir nedeni olmasi gerektigi üzeirnde duruyorum. BIrilerinin nefretinin ardinda yatan nedir onunla ilgili olmazsaniz degisim ya da dönüsüm cok da mümkün degildir..

Sen, nefretini acikladiginda "fasik" diye tanimlamada bulunup gecilirse, digerine "terörist" diyerek bakilip uzaklasilirsa degisen hicbir sey olmaz. Senin de, onun da, benim de olusan nefretlerin hazirlayicisi kosullari vardir ve mesele de insanlarin nefretinden ziyade onlari doguran kosullarin incelenmesidir.

Yazidaki özneyi cikar dinci yap, fasist yap, gomunist yap, degisen bir sey olmaz. Bir siyasi görüse güzellemeden ziyade onun olusumudur ve bunun insan senin gibi ne kadar farkinda oldugu gercegidir..

Falagar dedi ki...

Yaklaşık 2 ay önce yanılmıyorsam Salingen'in ölüm gününe ithafen yazılmış postun altına yazdığım ancak geri döü alamadığıma binaen tekrar yazıyorum tabii özel olmazsa;

İzmir Çamlaraltı Koleji'nde okudun mu?Özelden mail atmama rağmen yorumumu görmemiştin.

Borges dedi ki...

Falagar: Ben sizden veya baskasindan bu konuyla ilgili bir mail almadim onu belirteyim her seyden önce. Sonra evet okullardan birisi Izmir Özel Camlaralti Kollejidir;)

shelbyl dedi ki...

Hosgeldin Borges, ben 2 hafta daha olmazsin diye dusunuyordum, guzel bir surpriz oldu.

Kemalist bir ailede yetismeye bilincaltimin verdigi tepki olarak dine baglanmis, sonra gencligin verdigi isyanla sol ideolojiye donmus; universite caginda baska bir yerde yasamanin sonucu olarak cevreme ulkemin resmi tarihinin ordugu duvarlari gorup, ona tepki olarak da "libos" olmus birisi olarak o derenin icinden cok gectim ben. Ve insanlarin bugunlerde "derenin bir tarafina ait olma zorunlulugu"nu hissetmeleri bu yuzden bana cok batiyor iste.

Dereden baska bir dunya mevcut, ama onu gormek bazen cok zaman aliyor..

murat dedi ki...

Eline sağlık...
Galataaray okumaya geldim ama bu yazı daha çok ilgimi çekti.

İnsanların tercihleriyle ilgili kısma katılıyorum. Ancak es kaza "faşist" olsam da zaman içinde dönüşürdüm diye düşünüyorum.

Benim için belirleyici liseyi ailemden uzakta okumak. ama yatılı olarak değil. bu önemli bir ayrım. bunun neticesinde, belki de babamla olan ilişkimden kaynaklı (babamın yaptıklarımı beğenmemesi, sürekli yermesi vs) kendine güvensizlikten yabancı bir şehirde içime kapanıp kitap okumaya verdim kendimi. Elime ne geçerse okudum.

Bu gibi saiklerle de her boka şüpheyle yaklaştım ve nihayetinde memleket topraklarının en tehlikeli düşüncesiyle buluştum.

üniversitede örgütlendim. 95 - 99 arasını sempatizan ve örgütlü olarak geçirdim... hayatımın iftihar ettiğim tek dönemidir.
yıpratıcı oldu, yıprandım, küçük burjuva / orta sınıf ailenin verdiği rahatlıkla geri adım attım. keşke o geri adımı atacak yer olmasaydı.

şimdi...
devrimci dönemden teorik olarak daha sofistike düşünüyorum ama ahlaken hala "o" fikre bağlıyım...

Bu arada. Balıkesir Gönenliyim :)
Bir süpriz daha. 32 yaşımda öğrendim, anne tarafım dersim alevisiymiş. sürgünle gelmişler balıkesir'e vaktinde...

hayat tuhaf, şaşırtıcı ve geçici...

Borges dedi ki...

Hosbuldum Shelbyl. Aslinda bu dönemi sadece okumaya ayirmak istemistim ama Proust okdugun zaman göreceksin ki inanilmaz bir yazma aski doguruyor insanda. Bu yüzden dayanamadim yavas yavas yazmaya basladim ve buraya da sicradik bir süre sonra.

Elbette imamin ateist oglu gibi ters tepkiler, iletisimden kaynakli farkli yöne dogru acilimlar da mümkün lakin toplamda genel kaideyi bozmuyor bunlar.

Marx, maddi kosullarin belirleyiciliginin üzerinde dururdu oysa bugünün Türkiyesinde isce kesiminin, maddi kosullara sahip olanlarin hangi yöne dogru gittiginin bilincinde belirleyici ögelerin bunlarin disinda da olabilecegini belirtmek istemistim biraz da..

Derenin ne tarafinda olursa olsun insanlar, birilerinin bir düsünceye sahip olmasinin biraz da dereden dolayi kacinilmaz bir son gibi algilanmasi, iletisimi, anlasilmayi ve insanligi yukari dogru tirmandiracaktir herkesin kari yakadakini düsman belledigi bugünlerde..

Murat: Dönüsebilirdin ya da dönüsemeyebilirdin. Bence dönüsümün yolu da durdugunun noktanin seni dönüstürecek toplum tarafindan algilanmasi gerekiyor. Önce anlasildigini hissetmeli, yasami bir etki-tepki boyutunda degil düsünerek ilerlenilen bir yol üzerine kurmali insanlar. Sürekli düsman bellenildigin bir yerde dönüsüm cok zor, o nefret ayakta tutuyor insanin bütün kötülüklerini..

Hemsehriyz, sevindim cok.. Gönen tarafi merkeze uzaktir ama Erdek cocuklugumun tatil günlerinin yeridir.

Ve yasam icerisinde insan tesadüflerle de bazen adimini atar ileriye dogru..

murat dedi ki...

almanya'da nasıl işler dönüşme, anlama, anlaşılma işleri?

Borges dedi ki...

murat: Bu basli basina bir baska yazinin konusu. ki yakinda böyle bir icerik gelir zira her gün icrisinde olunan bir sorunun bir gün disari akitilacagi ihtimal dahilindedir sevgili Murat..

enver dedi ki...

yazının başındaki videoda şarkıyı söyleyenin ve şarkının ismini verebilirmisin?

Borges dedi ki...

Minoo Javan - Hey Yar

lowrider dedi ki...

Hersey bir yana senle karsilikli oturup konusmak isterdim. Her gün karanfil sokagindan gecerken belki de "konusmayi" ne kadar ozledigimi senin bu yazinla daha iyi anliyorum.

lowrider dedi ki...

Bir de, yazinin devami nedere yahu. Aylar sonra beni bile yazmaya zorlayan bu yazinin devami gelmeli...

Borges dedi ki...

Sevgili Lowrider, Yazinin devami Pazardan önce -belki bu gece- burada olacaktir.

saygilar..