31 Ağustos 2010

Zvjezdan "zwetschge" Misimovic.!



Misimovic tanınmayan bir oyuncu değil. Beşiktaş Wolfsburg ya da Türkiye-Bosna maçlarından biliniyor ki en kötü geçen Bayern maçını hemen herkes izlemiştir. Nesli tükenen tipik çok güzel bir on numara. Oyun kurucu. Öldürücü pasları vardır ve geçen sene Mesut ile beraber Bundesliganın en çok gollük pasını veren adam. Şampiyon olduğu sezon ligin asist kralıydı..

Onun top ile yapabildiklerinden çok oyun zekası öyle iyiydi ki amatör takımdan hocası Gerland arkadaşları ona ayak uydurmakta güçlük çekiyor diyerek aradaki farkı ortaya koyuyordu..Özellikle Wolfsburg takımında gösterdiği gelişme tembelliğinden dolayı harcadığı yıllar sonrası Magath otoriştesi ile kendisine gelmesi mi yoksa Grafite ve Dzeko gibi onu anlayacak oyuncular ile buluşması mı net karar verebilmiş değilim. Milli takımda da benzer performansı sergiler iken Dzeko faktörü orada da olduğundan ayrımı göremiyoruz.. Bu gibi oyuncuları yücelten forvet performansıdır. Bugün Nonda o golü atsaydı belki hala Lincoln bu takımda olacaktı gibi.. Mesut, Sırbistan maçında kötü oynamamasına rağmen ismi anılmadı ve fakat aslında iki tane muhteşem pası Podolski atamamıştır. Keza Yaser o golleri atsa yine Lincoln belki.. On numaranın kaderidir forvete bağlı oluşu..

Magath sonrası Grafite'de çok ciddi bir düşüş gözlemlenir iken Dzeko formunu korumaya devam etmiş ve Misimovic ise asist kralı olamasa da başta da bahsettiğimiz gibi geçen senenin en fazla gollük pasını veren iki oyuncudan birisi olmuştur.. Şampiyon olduğu sezon benim içimden geçen soruyu Spox muhabiri sormuştur:

Spox: Veh, sizin başarılı olduğunuz Magath ve Gerland gibi hocalara göre daha yumuşak ve onlar kadar sert değil. Sizin gibilerin arkanızdan biraz itekleyecek bu gibi antrenörlere ihtiyacı yok mudur ?

Misimovic: Bu teknik adamların yönetiminde başarılı olduğum doğrudur ama artık ben ne yapmam gerektiğini bilecek konumdayım. Ben ne istediğimi artık çok iyi biliyorum ve birilerinin teşviğine kesinlikle ihtiyacım yok lakin her teknik adamdan mutlaka bir şeyler öğrenirsiniz..

Transferin zamanlaması oyuncunun gelişimi göz önüne alındığında oldukça güzel. Daha erken yaşta değil tam da bu zaman olmalıydı. Bayern altyapısında oynasa da o dönem tembelliği ve sorumsuzluğu ile bilinirdi daha çok.. O zamanki antrenörü Gerland 80 kilonun altına düşse her şeyi yapabilecek bir oyuncu olarak tanımlardı(1.80 boyunda ve 85 kilo çekiyordu) ve bu açıdan Bochum ve Nürnberg gibi düşmeye oynayan ve hatta Bochum ile ikinci lige düşüp çıkması onun kendisinin de söylediği gibi bugünkü konumuna getiren önemli tecrübeler olmuştur. Sorumluluk almayı ve profesyonel futbol hayatını bana bu takımlar öğretti der ve verdiği demeçlerden de bunu görürüz.. Sadece fiziği ile değil olgunlaşan karakteri ile de çabuk yere düşmeyen bir oyuncudur. Nürnberg ile ligden düşüp ardından Wolfsburg ile de şampiyonluk yaşadıktan sonra insan ister istemez olgunlaşıyor ve eski hocası bugün Hamburg'un başında bulunan Armin Veh bugüne kadar gördüğüm en sağlam karakterli futbolcu Misimovictir diyerek oyuncunun mental yönüne de dikkat çekmiştir.



Neden Klubünden Ayrıldı ?

Her şey aslında mart ayında başladı. Çok net bir şekilde Magath ile çalışmak isterim dedi ve beyanatı Bild'e konu olunca Misimovic'in gitmek istediği söylentileri çıktı. O gün bugündür de Misimovic- Schalke dedikodusu bitmek bilmedi. Taraftarlar onun yer yer mücadelesiz oyunu karşısında tepki gösterdi. 'Zaten gitmek istiyor işte bu yüzden oynamıyor" diye sitem edilse de rakamlar aksini söylüyordu. Ligde 10 gol 15 asist ile oynar iken kupada 2 maç 2 gol 1 asist gibi durum söz konusuydu. Dahası Grafite'nin bariz bir düşüşü söz konusu iken Misimovic için bu geçerli değildi ama gereğinden fazla dürüst olması ve politik cevaplara yeltenmemesinin üzerine Şampiyon olduğu sezona göre başarısız geçen dönemde taraftarlarla araları açıldı. Bu dönemde oynanılan bir maçta kendisine yüklenen taraftardan birine küfür ile karşılık verip orta parmağını da göstermişliği vardır.

Karakter ve gitme kararı vermesine ilişkin bir başka detay istemediği antrenör olduğu vakit milli takımı dahi bırakabilmesidir.

DK eleminasyon karşılaşmalarınin ikinci maçında Portekiz karşısında sakatlığı nedeniyle oynamamış ve Miroslaw Blaszevic ise bunun üzerine aşırı sağçılar tarafından Misimovic'in tehtit edildiğini ve bu yüzden 'bilinçli' olarak sakat geyiğine oynamadığını söyleyerek ortamı germiştir. Misimovic'in kendisine de ilk maçta tamamen kendisini maça vermediğini ve 'satılmış' olduğunu dile getiren teknik adama ise tavır almakta gecikmez. Zwetschge röntgenlerini dahi gazeteye gösterse de bu tartışma bitmemiş ve sonunda hocasın sağlam cephe almıştır. 'O takımın başında olduğu sürece ben milli takımda yokum' dedikten sonra Blaszevic " Misimovic'in kalması benden daha önemlidir' diyerek istifasını basıp Saffet Susic'in göreve gelmesine olanak sağlamıştır..

Seyircilerle Schalke isteği ile başlayan sürtüşme bitmemiş ve gitmek istediğini daha mart ayında Hoeness'e bildirmiş, bonservisinin belirlenmesini istemiştir. Sezon başı 2013'e kadar kontratım var ve bunu dolduracağım der iken yurt dışında misal memleketinizde oynamak ister misiniz sorusuna ise ülkemde değil belki ama kesinlikle evet diyordu. Onun Almanya doğumlu olduğunu hatırlatır ve bir yurt dışı oynama sevdasının bulunduğunun da altını çizelim.

Schalke olmayınca yurt dışı deneyimi olarak Galatasaray ona cazip gelmiştir.



Lincoln-Misimovic Farkı ?

Çok benzer iki oyuncu..Lincoln daha spektakular hareketleri yapar ve fakat Misimovic sahada daha dik durur Lincoln'e göre. Türkiye geçmişini bir kenara bırakırsanız her ikisi de Bundesligada sağlam frikikler çakmıştır ama Misimovic biraz daha iyi frikik atar diyebiliriz ve aynı zamanda daha golcüdür de.. Lincoln daha çalımcıdır ve belki biraz daha efektiftir. Misimovic daha pasçıdır. Lincoln kısa mesafede paslarla halı saha misali topunu oynar iken Misimovic sahayı Lincoln'e göre çok daha geniş açıdan ele alıp kullanır. Pasörlük açısından hem Elano'luk hem de Lincoln'luk yapabilir.

Bugün için bu kıyası çok iyi yapabiliyorum ve kesinlikle Misimovic bu Galatasaray'ın oyuncuları arasında kendisini ezdirmeyecek futbolcudur.. Wolfsburg şampiyonlugu sonrası demeçlerinden dolayı burada ele almıştık bu gelişimini.. Lincoln önemsemez çok şeyi ama Misimovic doğrucu davuttur. Son dönemdeki Misimovic röportajlarını okur iken soruyu soran insanın bu transfer konusunda ilk defa Misimovic'in direkt konuşmak yerine politik cevaplar verdiğinin üzerinde duruyordu.. Lincoln ise çoklukla konuşmayı gereksiz bir eylem olarak görür ki buradaki en büyük hatalarından birisi idi.

Her ikisinin de doğuştan gelen 'öldürücü' pas yeteneği vardır. Sahayı öyle tarıyorlar ve öyle noktaları keşfediyorlar ki topu tam da olması gereken yere gönderdiğine mi bakarsınız yoksa orasını nasıl keşfettiğine mi hep bir ikilem içerisinde övgüleri düzersiniz.. Üçüncü gözü vardır yakıştırması sık sık bu iki oyuncu için de yapılırdı. Bu öğrenilemez, yetenektir.Her ikisine de Magath göz koymuştur.

Lakin ikisi de tembeldir ve ikisi de aslında koşmaktan nefret ederler. Saha içerisinde Misimovic'in koşmamasını zaman zaman Wolfsburg taraftarı da sorun yapmıştır. Dahası bu koşmama eylemi ile isteksiz olma durumu yan yana konulup taraftarlar ile oyuncuların arasının açılması her ikisinde de görülen bir durumdur.Yine onu en iyi tanıyan Gerland şöyle demişti:

'Bu çocuk topla her şeyi yapar ve ben ona saha içerisinde koşmasının dışında her şeyi öğrettim'

Elbette ben tartışmasız bir şekilde Lincoln'u daha çok beğenirim.



Sisteme Uyar mı ?

Hiç kusura bakmayın ama bugün Galatasayın oturmuş bir sistemi olmadığından Keita gibi gelen oyuncunun yetenekleri konusunda takıma yapacağı katkıyı konuşuyoruz. Misimoviç şu takıma her türlü katkıyı sağlar ve dahası gün geçtikçe küfürlerimize yenilerini kazandıran oyunculara da güzellik getirecektir ve hepsi Sabri gibi aslında ne güzel oyuncuymus konumuna gelecektir. Misimovic'in koşmadığı yerde Barış ve onun girmediği ikili mücadelelerde de Cana gibi oyuncular bir adım daha öne çıkacaktır. Cana'nın değerinin anlaşılmasını sağlayacak bir oyuncu aldık. Daimi ve ezeli sorun olan topun önbölgeye taşınması sorunu da Misimovic'e rağmen devam edebilir.

Çok ama çok kabaca 4-3-3'ten Rijkaard hiç vazgeçmiyor lakin orta üçlünün nitelikleri her zaman farklı olmuştur. Üç tane defansif orta sahadan üç tane merkez orta sahasına ve iki defansif bir on numara gibi çok çeşitli oyun yapıları ortaya koyulmuştur. Dolayısla şimdi elimize çok net bir 10 numara oynayan oyuncu geçmiştir. Benim beklentim iki defansif orta sahalı bir 4-3(2-1)-3 dizilimidir. Öndeki üçlüye yakın ve fakat on numara pozisyonuna da uzak olmayan bir dizilim. Bu açıdan yaklaşırsak Elano bu durumda öndeki üçlünün içerisinde olacaktır.Lincoln ile farkını ortaya koyar iken geniş alanı sever diye not düştük. Orta saha ile hücümün arası açılsa dahi etkiliğiğini koruyabilecek niteliktedir.

Elano ile ikisini birden orta üçlünün içerisinde 4-3(1-2)-3 şeklinde bir yapıda oynama ihtimali ise ancak öne koyacağınız kenar adamlarının Kewell-Pino yerine Arda-Serdar olması halinde takım savunmasında sorun teşkil etmeyecek şeklinde mümkün olabilir ki oldukça düşük bir ihtimal olarak görüyorum.

Ezeli ve ebedi sorun olan topun ön bölgeye taşınması konusunda problem onsuz çözülürse öndeki üçlünün Ronaldinho misali kenar adamı olara da iş yapabilir ki sol kenara denk düşer bu durumda. Orada oynayabilir lakin gerek topu taşıma problemi gerekse de o bölgenin hele ki sol tarafın adaylarının çok fazla olması nedeniyle denenmeyeceğini düşünüyorum. Beklentim ve umudum birinci seçenektir.. Zira oyuncu..

..Frikikleri ve duran top organizasyonlarına kadar tipik bir on numaradır. Bu görevi sahada alırsa başarıyla gerçekleştirecektir.

Bir denge sağlayıcı unsur olmasını ben umuyorum. Barış'ın Sarp'ın hücüm mu edelim defans mı yapalım ikileminden her ikisini de layıgıyla yapamadığından dolayı takım savunmasında da ciddi sorunların açılmasına neden olduğunu düşünüyorum ve bu açıdan olumlu katkısı da mevcut iken bugüne kadar varolan stoper ikilisinden kaleciye kadar olan sorunların Misimovic ile bir ilintisi yok.. Bunlar çözülmedi ve sahaya tüm bu yukarıda saydıklarıma rağmen koşmayan bir oyuncu daha geldi, unutulmasın.



Sakat filan olmasın abi ?

Daha geçen maçın ikinci yarısı girdi ve dahası buraya gelmeden önce performansı şu şekildedir.

Geçen sezon 34 maçlık lig maratonunun 31'inde forma giymiş ve o sezon Avrupa Kupası, Lig Kupası ve Milli takım ile toplam 49 maça çıkmıştır.

Şampiyon olduğu sene ise 34 maçın 33'ünde forma giymiştir. Her şey dahil toplamda ise bir sezon içerisinde 57 maça çıkmıştır.

Üç yıl öncesi ise 34 maçın 28'inde forma giymiş ve toplamda ise 50 maça çıkmıştır.

Son üç sezonun ortalaması ise 52 maçtır. Eğer buraya gelip bu oyuncu sakatlanır ise gerçekten sorun öyle veya böyle bizdedir arkadaşlar..



Galatasaray takımında başarılı olur mu ?

Bilemem. Eğer mevzu bahis takım Galatasaray ve Bundesliga oyuncusu ilişkisi olursa bana sormayın. Bugüne kadar yaptığım tahminler (Lincoln,Meira) tutmadı. Bilemezsiniz ki ? Karakteri ile takımın lideri olur ya da takımın lideri ile kanka olur ya da bir yönetici gelir dövmeye kalkar.. Biz izleyiciler olarak tüm bunlardan bihaber yorumlar yapıyoruz. Birinci Bundesliga geçmişi olan insanlarla muhabbet eden bir eniştem var ve anlattıkları inanılmaz. Röportajlar acaip keyifli gelir bana ve tüm bunların içerisinde sahaya bakışım da farklılaşıyor. Tek başına takım, taktik ya da disiplin, yetenek v.s belirleyici olmuyor. Barcelona takımında ikidir oyuncular yönetime çıkıp 'biz bu oyuncuyu istemiyoruz' diyorlar.. Bunu yapmayan oyuncular da var ve geldiklerinde orasını ona zindan eden..

Ama bir şeyi biliyorum. Başarı ve form durumu oyuncuya kalkan olur. Kewell o performansı gösterdiği gün o takımın lideri olmuştur. Sahada seyirci bunu üstelik Arda karşısında belirlemiştir. Oynamayan kim olursa olsun şansı yoktur melek kalpli insan olsa dahi.. Bu yüzden ilk maçında yapacakları dahi sonrasını belirleyecektir. Her şey bazen biraz da şans..

Buradaki geçmişi bir şeyi belirlemiyor ? Misimoviç takımını şampiyon yaptı ve ligin önünde iki tane gol krallığında çekişen oyuncunun olduğu yerde MVP olmuştur. Her ikisinden de daha değerliydi takımı adına.. Ama bilinmez. Lincoln altı yıl oynadı ama zirve noktası buraya gelmeden önceki iki sezonudur. Kırmızı kartı şampiyonluğa mal olduğu gibi varlığı da yedincilikten şampiyonlar ligi çeyrek finalidir bir bakıma.. Bunlar maalasef burası için bir kriter oluşturmuyor..

Ama şunu ekleyelim: Lincoln'dan farkı karakteri oldukça serttir. Brezilyalı değil Bosnalıdır ve sanırım bizim yerlilerle iyi bir ilişki içerisinde olacaktır. Arda da kötü kaka çocuk değildir ve yeri geldiğinde bir başkasının varlığını çekilmez kılan egosu aynı zamanda da onun bugün burada varolma sebebidir. Lider karakterli Türk oyuncularının belki de en önemli sorunu uluslararası kariyere turnuvalara katılamayıp Avrupa kupalarında başarı sağlayamadığımızdan dolayı sahip olmadıkları zaman onlardan yeterli saygıyı görmemelidir. Bunun gibi ufak bir tehlike olsa da ben uyum konusunda kültürel yakınlıktan dolayı sorun olmayacağını düşünüyorum..

28 yorum:

manu dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş derse gitmeden okuyodum şimdi daha iyiyim: )

FAHReyis dedi ki...

enfes bir yazı olmuş yine

bir polinomun göz yaşları dedi ki...

"Elbette ben tartışmasız bir şekilde Lincoln'u daha çok beğenirim."

yazının 2. kısmında dikkatimi çeken bölüm bu oldu. kıyaslamalarda iki oyuncu birbirine bariz üstünlük kuramazken, bu düşünceyi merak ettim doğrusu.

sahinkurt dedi ki...

Transfer ilk gündeme geldiğinden beri,borges bi analiz yapsa da,nasıl bir oyuncu geliyor anlasak diye bekliyordum.Adam gece geldi,sabah blogu açtım ve muhteşem analiz karşımda.ellerinize sağlık...

leon dedi ki...

Borges, her Bosnalı Boşnak değildir, Misimovic Bosnalı Sırplardan Boşnaklık ile bir alakası yok...

ksenophanes dedi ki...

Bundesliga'dan yetişmiş bir oyuncu hakkında yorumlarına güvenebilecek nadir insanlardan biri olan borges'in yorumlarına sonuna kadar inanırım. Şimdi nasıl bir oyuncuyu transfer ettiğimizi çok daha iyi anlıyorum. Eline, yüreğine sağlık ali sami yen den baya uzakta oturmama karşın böyle bir oyuncuyu izlemek için formamı giyer ertesi gün iş güç olmasına rağmen stadyumun yolunu tutarım

Spooky dedi ki...

Türk oyuncuların en önemli sorunu dil ve "uluslararası" olamama sorunu.. Skibbe'nin dediği gibi. Yabancılara bakışları da önemli. Galatasaray'ın sahibi olarak görüyorlar kendilerini. Esas olay bu bence.

Yazı için de teşekkürler çok iyi olmuş.

Anıl dedi ki...

Türkiye'de kurulan barajların topa vurulana kadar 2 metre öteye çıktığını hesaba katarsak Misimoviç'in de frikikten gol atma şansı yok.

hücum futbol dedi ki...

geçen yıllardaki gibi öndeki süper 3'lğ veya 4'lüleri taşıyacak ve topu o bölgeye hızla aktaracak bir adam alınmadığı sürece bu adamlar yarım klaıyor bence.
annan, emana veya türevi bir oyuncu ile olay netleşebilir. zira ayhan, sarp veya barış'ın bırak üçünü birinin bile ilk 11 içinde yer alması takımın ayarını bozmaya yeter de artar bile.
şu aşamada Rijkaard'ın anlaması gereken bu takım için en uygun sistemin 4-2-3-2 veya 4-2-1-3 olduğudur.
sanırım insuanın gelişi ile birlikte ortaya hakan balta'nın geçişi kolaylaştı. ama tabi bu hakan balta değil!!!

pasla ve topu dan dur vurmadan ve kaybetmeden çıkma adına olumlu birşey. servet, sabri, barış, mustafa sarp, ayhan 5'lisinden ne kadar adam eksiltirsek başarımız o oranda artacaktır.

eğer yönetim bir de ota saha alırsa iş rijkaard'a kalıyor. inadı bırakıp pragmatikl davranmalı.

kaleci konusunda inatla ufuk diyorum. çünkü başka türlü kaleci olunmuyor. yine bir yabancı veya yeni bir kaleci için harcanacak bir sezonun ardından istikrar adına kaybediliş bir yıl olacak. ufuğun potansiyeli var; aykut tamamen unutulup ısrarla ufuğa şans verilmeli. eğer o da bu güveni alırsa ve mental olarak artık kendini verirse kişisel kabiliyetlerinin büyük bir kaleci olamasına imkan tanıyacağını düşünüyorum.

valdez, casillas, volkan, rüştü vs.. bu adamların tamamı böyle kaleci oldu.

bence ideal dizliş de şu şekilde olmalı;

ufuk-insua-hakan-neill-sabri-cana-arda-misimoviç-elano-baros-?

Mr.Y dedi ki...

Ellerine saglik, muthis bir analiz :)

illimitatovaggio dedi ki...

" Lincoln'dan farkı karakteri oldukça serttir. "


olay bitmiştir. yeteneği bilinen bir adam ancak üstüne bu özelliği de varsa burada kalıcı ve yeterli olabilme potansiyeline sahiptir. burada derken faşizan galatasaray yeniçeri bozmalarının orayı diyorum.

Zanshin dedi ki...

Misimovic hakkındaki neredeyse tüm detayları içeren bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Keşke basında da bu tür tarafsız, önyargısız ve bilgilendirme amaçlı yazılar görebilsek.

unknown dedi ki...

herşeyiyle olmuş bir yazı, eline sağlık.. ibretlik bir paylaşım :)

Borges dedi ki...

Leon: Haklısın. Siyasi politik çekişme de buradan ileri gelir.

berserk dedi ki...

dediğin gibi sert karakteri varsa bu gerçekten iyi. lincoln gibi duygusal; sinen, çöken hemen balataları gevşeten biri değil demektir bu.

maçta kasti tekme atan yalçın ayhan'lara, takım içinde pasif agresif tutum gösterenlere sinmeyip karşılık verirse olur inşallah.

yerli statüsünde oynayabilir mi acaba?

tari dedi ki...

hilbert analizini okuyunca hilbert'i dünyanın en iyi kanat oyuncusu sanmıştım. sonra gördüm ki bizim ekrem dağ'dan pek bir farkı yokmuş.

bu yazıdan da dünyanın en 10 numarasınin lincoln, ikincisinin misimovic olduğunu çıkardım.

hayatta başarılar diliyorum.

Borges dedi ki...

Tari:

http://devrimderki.blogspot.com/2010/08/hilbert-uzerine-2.html

Ama doğrusun valla. 'Maşallah dediğim bundesliga futbolcusu iki gün yaşıyor:)

AD dedi ki...

Çok güzel yazmışsın, eline koluna sağlık..

Yunus dedi ki...

abi ne kadar lider karekterli olsada bu yerli oyuncular adamı sindirir.. her gittigi takımda takımın lideri olan sunderland de 2 haftada kaptanlığa yükselen canayı takımda ipleyen adam yok.. 10 numaraya ezelden karşı olan biri olarak cok doğru bir transfer olduğunu düşünmüyorum.. rijkaard'a acıyorum 2 senedir merkeze bir oyuncu almadı yönetim kendi keyfine transfer yapıyor.. misimovic rijkaard'a ve oynatmak istedigi sisteme zıt bir oyuncu umarım misimovic 11 e girebilir..

illimitatovaggio dedi ki...

@tari;

nerenle okudun yazıyı doğru söyle ?

Borges dedi ki...

Yunus: Doğrudur. Kesinlikle iki yönlü oyuncu değildir aksine koşmaz filan.

Ama ben bugün sanılanın aksine sistemin oturmadığını ve Misimoviç'in yeteneklerinin orta sahada bulunmaması nedeniyle takıma 'katkı' sağlayacağını düşünüyorum.

Arkadan top taşınsa Barça'nın Ronaldinho'su gibi savunmadan kısmen muaf tutulmuş şekilde oynasa olurdu ama şu yapıda sorun olacaktır.

Bence takım diziliş olarak sahaya 4-3-3 çıkacaktır ama oyun felsefesini Misimovic belirleyecektir..

Bushwacker dedi ki...

teşekkürler bu güzel yazı için.

algon dedi ki...

Yazı çok güzel. Teşekkürler. Yalnız bir sorum olacak:

Bir Beşiktaşlı ve Mustafa Denizli'nin -ne yazık ki başarılı- çapa taktiğine alışmış biri olarak; Misimovic 10 numara oynatıldığında ligimizin çapalarına karşı performansının ciddi anlamda düşeceğini düşünmüyor musun? Lincoln ve Elano'daki düşüşün de sebebi -diğer sebeplerle birlikte tabii- bu değil miydi?

Borges dedi ki...

algon:Uzun sürecte daha cok Querasma ve benzerlerinin bu sorunu yasayacagına ınanıyorum. Misimovic yasar mı ? bilemiyorum ama mantıklı bir yaklaşım. Görmek gerekir.. Mücadelesi yoktur ama çabuk yere yıkılmaz..

Bahtkazansın dedi ki...

Pozisyonlar ve stratejiler üzerinde antrenör olmaksızın karara varmak, baskı olmaksızın antrenman yapmak, diğer oyuncuların ekonomik anlamda aldığı ücretleri sebeb göstererek takımdan dışlamak ve bunu yaparken de her beceri düzeyinden oyuncu kullanmak; Takım içindeki anarşistlerden başka kim bunların üstesinden gelebilir? Hiç kimse..
Galatasaray takımın da
gayrimeşru çalışmalar(Sevilmeyen oyuncunun maç esnasında dışlanması)maç içinde kendini her zaman göstermiştir.Bir Lincoln vardı Sami Yen de Volkan Demirel'le didiştiği maçta daha doğrusu saha için de Volkan'ın onu kovalaması esnasında hiç bir takım arkadaşı onu savunmamıştı.Son zamanlarda Keita vardı diğer oyunculardan efektif açıdan parlak misali olduğu için takım içinde sevilmemesinin nedeniydi.
Galatasaray'ın son dönemlerdeki 10 numara ve efektif anlamda on plana çıkan oyuncuların başarısızlıklarının temeli,
Takım içindeki"ağabey" liderliğinde ki Stratejik örgütlenmeyle ilgili sorundur.Daha önce Hakan-Okan-Emre sonradan aralarına yapılanmanın sert mizahlı kanat görevini üstlenen Hasan'ın katılmasıyla başlayan gruplaşma hareketi, Nasıl ki takım içinde İsteriz bu oyuncu istemeyiz su oyuncuyu planlarını getiren grup vardıysa .(O zamanlar para soz konusydu biz daha çok koşuyoruz antreman yapıyoruz o bizden neden daha az antreman yapar salonda çalısır daha cok para kazanır hesabıyla yapılan planlar vardı.)Şu an da Arda saltanatının önderliğindeki eylemlerin nedeni ise bambaşka senin yıldızın mı benim yıldızım mı parlak ? olaylarıdır.
Misimovic'in başarısı doğrucu davut olması da(Rigobert Song' da doğrucu davutluğa soyunup kendini takımın liderliği yapmasındaki davutluğu tutmamıştı) onu kurtarmaya yetmez yetenekli olması da başarılı olmasının temeli ve vazgecilmezi insani sadakatin yada nankörlüğünün spor takımı açısından takımı babasının takımıymış gibi sahiplenen beyinlerin "büyük açık hava krallığından" kendini korumasına bağlıdır Comandante Hagi gibi.

Yazı enfes olmuş.Orda takımın bir parçası olmamanıza(Galatasaray için)rağmen takım içindeki oyuncuların beyinlerindeki düşünme derecesine (Arda için) Adnan Sezginden daha çok inen analizleriniz harika.Elinize sağlık..

Schumy dedi ki...

Adamın Schalke'ye gitmeyeceği belliydi ya. Çok rahattım bu transferde, bizimkiler bir beceriksizlik yapmadığı sürece gerçekleşecekti bana göre.

Hayırlı olsun :)

http://taccizgisi.blogspot.com/2010/08/son-duzluge-girilirken.html

Umut Budak dedi ki...

Mükemmel ötesi bir yazı olmuş ben de blogumda bişeyler karaladım ama usta işi bu işte helal olsun Orhan hocam....Bravo

extensor dedi ki...

Lincoln ise çoklukla konuşmayı gereksiz bir eylem olarak görür ki buradaki en büyük hatalarından birisi idi.

:) Yazıyı yayınladığında okumuştum ama şu laf aklıma geldikçe gülüyorum yahu.
Tek cümle ile Lincoln anlatımı