1 Eylül 2010

Löw: Kaptan Ballack.!



Löw az önce sonunda açıkladı. Alman Milli Takımının kaptanı Ballack'tır.

Aslında olağan bir sonuç zira Ballack'ın kaptanlığı yetersiz olduğu için değil sakat olup takımdan ayrı kalmak zorunda kalışının ardından alındı ve geri dönme ihtimalinin olduğu yerde devam edeceğini açıkladı.

Tartışmanın bu konuma gelmesinde Lahm'ın kendi isteğiyle bu görevi bırakmayacağını açıklaması yatar. Bu aynı zamanda Ballack'ın kaptanlığına karşı bir oyuncu grubunun varlığına işaret eder. Öncesinde de Bierhoff aracılığıyla kendisini ifade eden bu grubun Ballack tarzı saha içerisinde azarlanmayı kaldıramadığını ve liderliğin çok başka şekilde olması gerektiği de dile getirilmişti. Bierhoff "bazı" oyuncuların çocuk gibi azarlanamayacağının üzerinde durur iken belirli bir eğitimi almış futbolculara bu şekilde davranılmamalıdır derken Lahm da bu grubun içerisinde bulunuyordu.

Velhasıl bugün verilen bu karar Almanya Milli Takımının saha içerisinde nasıl yönetileceğinin bir seçimidir daha çok..

Löw ilerisi Lahm olsa da bugün Ballack dedi.

33 yaşında Milli takım ömrü oldukça kısa olup bugün dahi bitebilir durumda olan Ballack'ın yeniden kaptanlığa seçilmesi iki futbolcudan birisinden yana seçim yapmaktan öte bu gibi futbolcuların üstlendiği liderlik biçimine bugün dahi ihtiyac duyulacağını gösteriyor.

Olmasını istediğim değil olan durumu özetlemek gerekirse eğer;

Özellikle Dünya Kupasındaki İspanya ve Gana maçı incelenmelidir. Gana maçının sonucundan korkarsın (İlk defa DK gruplarından çıkamama) ya da İspanyanın futbolundan. Birisi kazanılmış olsa dahi varolan kötü performansların nedeni mental eksikliktir. Oynamadan kaybetmek ya da sahada ne yapacağını bilemeyen oyuncuların grubunun varlığını mercek altına almaktır. Bu maçların içerisine ben Şampiyonlar Ligi final maçını da eklerim. Özellikle İspanya ve İnter maçları sonrası hem teknik adamların ve aynı zamanda oyuncuların 'Gereğinden fazla korktuk' açıklamaları sanırım durumu anlatır. İşin Türkçesi saha içi ve dışında maçın kazanılacağına ilişkin inanç taşıyan ve onu diğerlerine aktaran tek bir insanın dahi olmamasıdır.

2008 Almanyası bugünkü gibi güçlü değildi ve buna rağmen o dönemin Avrupa Şampiyonu olmuş İspanyası 2010 Dünya Kupasını kaldırmış olanından daha formda bir takımdı.

2008 Finali ve 2010 DK yarı finali maçları ortadadır. Daha güçlü bir rakibe karşı potansiyelinin üzerine çıkarılmış Almanya'nın oynadığı ile daha güçsüz bir İspanya karşısında İspanya'nın dahi korkabildiği bir yerde potansiyelinin aşağısına çekilmiş Almanya. Aradaki farklardan birisi de burada Ballack'tır. İki maçın da içerisinde olan Schweinsteiger de Bayern'den arkadaşı Lahm'a rağmen bunu dile getirmekten çekinmiyor.

Oyuncuların röportajları bunları çok iyi dile getirir. Nasıl inanç getirdiklerine ve nereye bakıp öylesine değil de o topu alacağım diye mücadeleye giriştiklerine.. Üç yılda iki Şampiyonlar Ligi finali oynamış oyuncunun Effenberg tanımı bunu anlatır. Galatasaray'ın UEFA kupası kadrosu da kendilerinin yönetim anlaşmazlıklarının hesaplarını kesmediği tek bir gün olursa size Terim ve Hagi'nin bu zaferlerdeki etkisinin ne olduklarını anlatabilirler.

Toplamda potansiyelini kimi korkulardan ve mental eksikliklerden dolayı ortaya koyamamış bir Almanya'nın bu korkuları ve sorumluluğu bazen tek başına üzerine alacak bir lidere bugün dahi ihtiyac duyuyor. Ballack bugün var yarın yok ama ileride son yüzyıldır olduğu gibi her zaman mental açıdan güçlü bir lidere ihtiyaç vardır. Bunun tarzı eskiden olduğu gibi 'aşağılayıcı' olmak durumunda değil ama Şampiyonlar Ligi finalinden sonra 'Biraz fazla korktuk' diyen Lahm gibi kendisini dahi inanmakta zorluk çeker iken sahadaki diğer oyuncuyu etkilemekten aciz de olmamalıdır. Yeni dönem ise bu ikisinin karışımı olmalıdır.

Liderler 'yetersiz' olduğu vakit uzun süreçte sorunlar çıkar. Yeterliliği hem saha içi performansı hem de karakter açıdan ele alınır. Saha içerisinde müthiş işker çıkartan Loddar Almanya' ya döndüğünde benzer sorunları yaşadı. Loddar-Klinsmann ya da Loddar-Helmer. Loddar'ın karşısındaki insan genelde aklı başında olurdu ama olmaması mümkün müdür ki ? Ballack için de aynı şeyler söz konusu. Podolski, Lahm v.s.. Yeterli değil.

Ama bugün daha iyisi yok ve Almanya'nın kendi içerisinden daha çok Lahm kadar Ballack çıkarması için bir bakıma birbirlerine kırdırıyorlar zira ikisinin karışımı gerek.. Birisine tamamen 'evet' diyemiyorlar..

2 yorum:

Veli dedi ki...

Ballack iki defa şampiyonlar finali kaybetmedi mi? Ya da leverkusen Ballack varken son haftalarda şampiyonluktan olmadı mı? O zaman ki Ballack değişti mi?

baris_gerceker dedi ki...

Sanırım kastedilen saha içinde karizmatik bir kaptanın varlığıyla maç kazanmak değil doğrudan. Sadece bu role soyunmuş birinin varlığı en azından saha içindeki duruşları bile değiştirebilir.

Bazı oyuncular adını koyamadıkları bir kompleksle bunun etkisinde kalırlar, ters etkilenirler, küserler. Bu "azarlanamaz" oyuncular bu gruptan olsalar gerektir. Ama o olan biten azarlama değildir aslında.

Karizma diyebilirsiniz, aura diyebilirsiniz, tarifi zor, neredeyse metafizik bir olgu bu. Ama sahada gerçekten inanan ve bunu etrafına yayabilen birisi varsa bu bir avantajdır.

Bir güç yüzüğü değildir, veya talisman, size "mutlaka" maç kazandırmaz ama varlığı da güç verir, o kesin.