7 Eylül 2010

Irkçılık.!



Merkez Bankası yönetim kurulu üyesi ve aynı zamanda SPD'den olan Thilo Sarrazin 'Kavgam 2' olarak adlandırılabilecek bir kitap yazdı:

"Almanya kendisini yıkıyor: Ülkemizi nasıl riske atıyoruz'

başlığına sahip bu eserin içeriği ise ırkçı argümanlarla donatılmış ve özellikle Araplar,Türkler hakkında aşağılayıcı ifadeler barındırması bir yana istatistiki verilerle ve çeşitli grafiklerle 'inandırıcılık' dozu serpiştirilmiş. 464 sayfalık eserin içerisinde çok sayıda istatistik veri ve grafik bulunuyor.

Sarrazin'in "Müslümanlar uyum istemiyor ve uyum sağlayacak yetenekleri de yok. Sosyal devletin sırtından geçinmek, bolca suç işlemek ve geri kalmış zeka düzeyleriyle toplumu aptallaştırmaktan başka bir işe yaramıyorlar" şeklinde özetlenebilecek tezleri de aslında yeni değil. Berlin'de Maliye senatörü olduğu dönemde de buna benzer çok fazla açılımı vardı ve aslında bu noktaya gelmesi de üzerine düşünmeden öne sürdüğü aykırı bir fikrin gelen tepkiler sonrası onun kimliği ile özdeşleştirilmesi sonrası bu ırkçı fikirlere bilimsel bir temel hazırlama ihtiyacını duymasıdır.

Özetle net bir ırkçılık kokan tavır ortaya koyuluyor. Toplumun aşağı katmanlarında yer alan Türkiye kökenli ve Arap göçmenlerin zeka düzeyinin düşük olduğunu bilimsel olarak açıklama derdine düşülmüş ve akabinde bu 'gerizekalı' bireylerin tam da bu düşük IQ nedeniyle çalışma yaşamına entegre olamamasından dolayı çocuk sahibi olma ve çocuk sayılarını arttırma eğiliminin güçlü olduğu 'bilimsel' analiz kisvesi altında dile getirilmiş.

..aşağı kesimin has elamanları Türkler,Müslümanlar,Araplar düşük IQları nedeniyle çok fazla çocuk yapar iken misal Alman bir Akademisyen en fazla bir çocuk dünyaya getiriyor ve haliyle aptallık yaygınlaşıyor. Almanya kendi kendisini yıkıyor işin özeti.



Bu görüşleri nedeniyle SPD'den atılması gündemde olan Sarrazin bir parti kursa onu seçer misiniz sorusuna Bild okurlarının verdiği cevap bu şekildedir. Yani yüzde 87'lik kesim 'evet' diyor. Daha geniş bir araştırma sonucu bu ırkçı fikirlere sahip insan parti kursa Almanya içerisinde yüzde 18'lik bir oy alırmış. Kitabın içeriğinden ziyade korkutucu olan daha çok budur.



Ben bu ırkçı saçmalıklara Spiegel'in, FAZ'ın ya da FOCUS gibi saygınlığı olan medya kuruluşlarının göçmenlerin uyum konusunda biraz daha çaba sarfetmesini sağlayacak önemli fikirleri barındıran kitap yakıştırmasına çok şaşırdım ama bu göçmen Türk Sosyolog Necla Kelek'in Sarrazin'e desteğine ise asla.. Kendisinden beklenileni yaptı ve entegrasyon sorununu tek başına göçmenlerin muhafazakar yapısına ve kendisine bağlamanın da ötesine geçip Osmanlı'dan bu yana okutulmayan kızlar ile Bach'ların memleketinde yaşayan insanların genetik kodlamasının farklı olmasının doğal olduğunu belirten saçma salak fikirlerle ortaya çıktı.



SPD ve Merkez Bankası yöneticiliğinden ihracı gündemde iken nazi partileri olan NPD ve Pro Deutschland tarafı da kendisine yöneticilik vaad ediyor. Belki İsrail'den dolayı 'Hitler haklıydı' ya diyen gerzek Müslüman kesim de bir başka teklif ile onu karşılarlar. Yahudileri kestiğiniz için size minettarız diyerek Hitler'e övgü dolu söylemler geliştiren bu kesimin bu 'müslümanlar aptaldır' açılımını' da değerlendirmelerini bekliyoruz.. O 'Hitlerhaklıydı' diyen kesim bugün çıkacak olan bir arbede yakılacak olan milyonlarca müslüman sonrası neler düşünürlerdi ? O zaman mı insanlığa sığınırdınız acaba ? Sizin gibi 'haklıydı Sarrazin' diyebilecek kesim de oldukça fazla zira..

..kitabın yayınlanmasının ertesinde sosyal yardım kuruluşu olan Volkssolidaritaet'in 2010 Sosyal raporuna göre halkın üçte ikisinden fazlası Almanya'da fazla yabancı yaşadığını ve sayılarının azaltılması gerektiğini düşünüyor. Her üç kişiden biri de yabancıların Alman halkının sırtından geçindiğini düşünüyor.



Entegrasyon.!

Darwin'in en güçlünün doğal ayıklanmadan galip çıkması şeklinde özetlenebilecek temel kuramının sosyal alana uyarlanmasıyla sosyal darvincilik tekrardan güncel yaşama uyarlanmaya çalışılıyor. Tüm bunlar varolan sınıf farklılıkların yukarıdan inme bir ayrımcılık güden yönetim sonucu oluşturulan koşullardan dolayı değil de insan zekasının farklılıklarına indirgeniyor. Daha da absürdü ise 'bilimsel yaklaşım' olarak zekanın kalıtımsal olarak aileden çocuğa doğru geçtiği belirtiliyor. Daha da anlayacağınız şekilde özetlemek gerekirse doğuda beş ilkokul sınıfına bir öğretmenin aynı anda ders vermesi sonucu çıkan başarıyı o bölgenin koşullarına değil de orada yaşayan Kürt halkına mal edilerek yapılan ırkçılığın bir benzeridir.

Kitabın içerisinde de varolan Pisa testinin orada belirtilmeyen bir sonucu da akademisyen çocuğunun işçi cocuguna göre eğitim görme ve başarılı olma şansının dört kat fazla olmasıdır. Kökenlerinde değişmez biçimde bulunup da nesilden nesile aktarılan Aptallıklarından dolayı değil; belirli koşullara sahip olmasından dolayı sınıf atlama şansı çok fazla değildir. O testin kimi sonuçlarını makalesine ya da kitabına kaynak olarak gösteren, almanların aptallaştığını bu şekilde kanıtlayan Sarrazin ise bilinçli olarak bunu es geçiyor.

Soyuttan somuta geçelim ki anlaşılsın.

Kardeşlerim Ablalarımın yönetimi altında ilkokul beşinci sınıftan Universite eğimi alabilecekleri Gymnasium'a ayrıldılar. Ve fakat birisinin evlenmesi ve diğerinin Univestie eğitimi için Münih'e gitmesi işleri değiştirdi. Almanca dahi bilmeyen insan(annem) çocuğuna nasıl yardımcı olabilir okul konusunda ? Dahası tek başına dil bilmek de yetmiyor.. Neredeyse başladığı yere geri dönme tehlikesi baş gösterince iki erkek kardeşim de Münih'e Ablamın yanına yerleştirildi ve bugün birisi Universiteye kaydını yaptırdı diğeri de sırada.. Akademisyen çocuğun işçi çocuğuna göre eğitim görme şansının çok daha fazla olmasının onlarca nedeninden birisi budur. Birinci jenarasyon kendisi dili konuşamaz ve eğitimi ortada iken çocuklarının çok farklı şekilde olmasının imkanı var mıdır ? Biz aile içerisinde iki erkek kardeşimin genleriyle oynayıp zekasını değiştirmedik; başarılı olmalarını sağlayacak şekilde koşullarını farklı kıldık. Ablamın burada Universite eğitimini almasının temelinde benimle beraber izmirde üç yıl yatılı okuyup buraya gelmesi yatar. Kendisi Almanya'daki ilk yılında bir üst sınıfa atladığı(Gymnasium'a ayrıldı) vakit bunu okuduğu okulda başaran son otuz yıldaki tek yabancı insan idi. Şimdi her beş yabancıdan birisi bu geçişi yapabiliyor.

Ben neden tüm kardeşlerimden bağımsız bir şekilde Türkiye'de kaldım ? Oğlum okusun diyen bir Ailenin evladıyım. Almanyada benim varolan zekamdan bağımsız eğitim konusunda başarılı olamayacağını çok iyi bilen aile daha fazla masrafa girip beni izmir'de özel yatılı okula verdiler. Çok büyük bir hata olsa da temelde o koşulların içerisinde göçmen ailesinin çocuğunun okuyamayacağının farkında olması yatar. Tüm bu göçmen çocuklarının eğitim ve pek çok konuda sorunlu olmasını sahip olduğu olumsuz koşullardan ziyade onların zekasına indirgemek ve ortak koşulların yarattığı istatistikleri bu şekilde yorumlamak ırkçılıktır.

Göçmenlerin suça meyilli olması ya da sosyal devleti istismar eden yapısı değil sadece Sarrazin'in kitabının içeriği.. aynı zamanda bu düşük zekalı insanların fazla çocuk yapması nedeniyle aptallığı yaygılaştırdığının üzerinde duruyor ve "çoğalmaları sosyo ekonomik kalitenin artmasına yol açacak kesimler için" doğum başına 50 bin euro teşvik primi verilmesini istiyor. Bu mantık eşliğinde annemin çocuk doğurması Alman toplumuna zarar ya da aptallığı yaygınlaştırıcı bir eylem oluyor..

Gerçeten öyle mi ki ?



Annem 30 yıldır burada ve fakat Almanca bilmez. Çat pat konuşur ama doktora filan birileriyle gitmek durumundadır. 20 yıldır Almanyada bizimle yaşayan halam aynı şekilde Almanca bilmediği gibi Türkçe okuma yazma da bilmez. Yani müslümanların entegre sorunu vardır tezi bir bakıma haklı mıdır ki ? Ama bir de şuradan bakalım.

Ben ise bu teze göre düşük İQ'lu insanların oğlu olarak 2004'de buraya geldim ve bir yıl sonra burada Üniversite eğitimi görecek seviyede Almanca öğrendim. 6 yıldır buradayım ve bazen Almanların bile gramer hatasını düzeltebilecek kadar dili doğru bir şekilde kullanacak seviyedeyiz. Benim dışımda Türkiye'den Üniversite eğitimi için buraya gelen Türk, Arap ya da Müslüman aynı süreç içerisinde( 1 yıl) aynı şekilde Almanca öğrenebilmiştir.

Fark nedir peki ?

Benim ile Annem ya da Halam arasında en ufak bir ırksal farklılık yoktur ama uyum konusunda her üçümüz de farklı tepkiler veriyoruz. Neden ? Türklerin anneleri uyum sorunu çekiyor oğulları sorun mu yaşıyor ? Sarrazin gibi istatistik ile bu saçmalığı size bilimsel tez gibi sunabilirim..

Farklı olan ırktan ziyade koşullar olabilir mi ? Daha da önemlisi Annem ile aynı koşullara sahip olsa da misal Amcamın eşi anneme göre daha iyi Almanca bilir. Tüm bunların bu şekilde olmasını belirleyen göçmenlerden ya da onların etnik kimliğinden ziyade Alman devletinin entegrasyon politikasıdır. Bugün her şey farklı olsa ve kitabın içerisinde olduğu gibi bu konu adına milyar eurolar akıtılsa da zamanında her şey biraz daha başkaydı.. Nasıldı ?

Anlatayım ben size.

Annanem,Dedem, Annem,Babam, Dayılarım ve hatta köyden tanıdık iki aile daha 30 yıl önce bir dairenin içerisine hapsedilmiş. Evin her odasında karı-koca'lı bir Aile vardı. O dairenin karsısında da aynı şekilde üç tane aile bir odanın içerisine tıkılmış. Porselen fabrikasının yanındaki bir caddenin içerisinde yalniz başına dikilmiş iki apartmanın her dairesine en az üç aile sığacak şekilde göçmenler (Türk, Müslüman) yerleştirilmiş.. Bugün annem ya da onun annesi ile amcamın eşi arasındaki fark aynı köyden gelip farklı bir ırksal durumdan ziyade sahip olduğu ya da Almanların onlara sunduğu koşulların farklılığından doğar. Birileri gettolaştırılmış iken diğeri farklı şekilde..

Çalışması için ülkesine buyur ettiği, davetiye gönderdiği insanları gettolaştırıp birbirlerine muhtaç şeklinde yaşatmayı kimler belirlemiş ise entegrasyon konusunda sorunlu olan birinci jenerasyonu onlar yaratmıştır. Bugün her gelene zorunlu olarak verilen Almanca kursları o gün olsaydı entegre süreci bu kadar uzun sürmezdi ? Dilsiz bir şekilde yaşam sürenlerin derdine devlet o gün ortak olsaydı onun doğurduğu kötü sonuçlara da bugün katlanmak durumunda kalmazdı.. Buradaki sorunun temeli hiçbir zaman köyünden göçen insanın ırkı ya da dini, ahlakı değildir.

Okuma-yazma dahi bilmeyen bir Almanı müslüman bir devlete gönderirseniz herhangi bir Iraklıdan daha fazla entegrasyon sorunu yaşayacaktır ve birileri de 'Almanlar entegrasyon konusunda sorunlu' çıkarımı yaparsa bu doğru olmayacaktır.

Necla Kelek, insanların varolan ahlakına ya da muhafazakar yapısının entegrasyonu zorlu kıldığını dile getirir iken bunları da gündeme getirse olmaz mıydı ? Onun entegrasyon dediği Almanlaştırılmaktır. Kürtlerin de Türkçe konuşup Türk gibi hareket ettiği sürece Başbakan dahi olabilmesine izin verildiği gibi burada da istenilen budur. Bir milletin hoşgörüsü Alman gibi giyinen, konuşan insandan ziyade başörtülü olan ve kendi dilini konuşan insana duyduğu saygıda kendisini ortaya çıkarır.. Benzerliğe değil farklılığa olan yaklaşımı 'hoşgörü' konusunda temel alınmalıdır.

Almanya kendisine zamanında bankada çalışacak işçi arasaydı ve eğitimli olan Türklerden binlercesini ülkesine buyur etseydi bugün burada varolan 'Türk' tanımı çok farklı olacaktı muhtemelen.. Ama onlar vasıfsız, bant başında durup bekleyecek ve haliyle eğitimsiz köy kültürüne sahip insanları buraya çağırdı.Onların işgücünden faydalanır iken ülkesindeki şehir yaşamına dahi uyum göstermekte zorlanan köylü kesimin farklı bir dile, dine ve kültüre sahip Almanyada yaşam ve 'entegrasyon' konusunda sorunsuz olmalarını bekledi.. Bunun için çaba sarfetmeden olumlu sonuçlar bekledi.. Bunları birbirlerine muhtaç ve dışarıda yaşayamaz halde bıraktı. Alaman Türklerinin birinci jenerasyonun erkekleri ilkokul mezunu iken kadınlarının yüzde sekseni okuma-yazma dahi bilmiyordu. Bu insanların zeka durumu ne olursa olsun çocuklarının da belirli bir seviyeye gelmesi çok da ihtimal dahilinde değildir ve tüm buların belirleyicisi ırkın doğuştan sahip olduğu zekası ve sahip olduğu dinin getirileri değildir.

İnsanin ne olduğunu belirleyen sahip olduğu toplumsal koşullarıdır. Bu koşullar ancak sınıfları yaratır; insanların ırkı değil. Koşulların yaratıcıları kendilerini tüm bu olumsuzlukların oluşmasında oynadığı rolden sıyırarak zekaya, ırka yani sosyal darvinciliğe oynuyor.

Bu arada bir Türk Dünyaya bedel ya da Kürtler çok kaka-kötü gibi ırkçı beyanatlar veren her insani Sarrazin'in kitabının içerisinde yer alan bu "Türk" istatistiklerle sabah akşam dövmek gerek.. Belki o zaman büyük şehirlerde yaşayan pek çok kürdün kendisinden daha medeni, daha akıllı olmasını ve doğuda yaşam sürenlerin sahip olduğu koşullardan dolayı çok daha hırpalanmış olması gibi durumları ırka bağlamaz.. Belki buradaki yurdundan göçen Türklerin çaresizlik içerisinde suça bulaştıran koşullarını da istanbula evsiz-barksiz bir şekilde göç ettirilenler ile kıyas yapabilir.. Belki ileri gidip Siyahilerden yola çıkıp tüm yurdundna göçüp gidenlerin ortak sonuçlar doğurdugunu ve hepsinin eğitim durumu, çaresizlik ve başka şanslarının olmaması gibi muhteşem açılımlar yaparlar ' Bu Kürt, Bu Türk, Bu siyahlar' demek yerine..

Nihayetinde 'bilinç' köyden göçüp giden cahil halk yerine devletin içerisinde aranmalıdır. Ve dahası bu olumsuz koşulların istatistiklerini ırka bağlamak da bunlardan dolayı öyle veya böyle zarar görenlerin duygularıyla oynamak gibi ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurduğunu almandan daha iyi bilemeyiz ya..

16 yorum:

berserk dedi ki...

iki defa savaş çıkarıp ikisini de kaybettiler, berlin'e girildi bayrak dikildi resmen ama hala nato mermer nato kafa.
ilginçler gerçekten. hala alman ile türk, arap arasında zeka farkı olduğunu düşünen zihinler bu devirde...

milli takımda oynayan oyuncular sami khedira ve mesut mesela.
biz türküz, arabız beğenmiyorsanız kendiniz oynayın der umarım.

mute dedi ki...

borges, guzel bir yazi olmus. Genel olarak katiliyorum. Berserk'in dikkat cektigi nokta da ilginc ve dogru. Bu tip girisimlere ilk once Almanya'da yasayan ve "entegre" olmus gocmenler cevap vermeli.

Birkac sorum var:

"Bir yıl sonra burada Üniversite eğitimi görecek seviyede Almanca öğrendim" demissin. Gitmeden onceki Almanca seviyen neydi? Ben bir senedir Norvec'te yasiyorum ve sifirdan bir dil ogrenmenin zorluklarini iyi biliyorum. Kendi deneyimim bir dili, belirli kosullar altinda, sil bastan bir senede "universite egitimi duzeyinde" ogrenmenin mumkun olmadigi yonunda. Belirli kosullardan kastim, oturup calisacak, pratik yapacak zamanin farkli sorumluluklar (is, aile vs.) ile dolmasi.

Sorumlulugu tamamiyla karsi tarafa yikmak ve "gocmenler entegre olamadilarsa bunun sorumlusu onlari gettolastiranlardir" demek sence de onlarin istedigi sey degil mi? Sorunu uzlasi cercevesinden cikarip, bir saldiri-savunma konumuna getirerek gocmenleri surekli savunma veya suclama halinde izole etmek.

Yazinin sonunu Turk-Kurt sorununa getirmen biraz zorlama olmus (evet, ben bir Turk'um; hayir, bu bir refleksif tepki degil). Turkiye'deki sorunun boyutlari, aktorleri, tarihi cok baska gercekten. Oradaki sorun sadece dil veya kultur sorunu olsaydi, Turk hukumetlerinin zorlama politikalariyla simdiye kadar coktan "cozulmustu". Turkiye'deki sorunun bir hakkaniyet sorunu (cekismesi) oldugunu dusunuyorum. Almanya ile kiyaslamak yanlis olur.

Son olarak, biri cikip (ben degil, farazi konusuyorum) soyle derse, cevabin ne olur, merak ediyorum: "Eve ekmek goturmek zorunda olanlar (erkekler), bu zorunlulukta olmayanlara gore (kadinlar) daha fazla "entegre" olmuslardir."

mute dedi ki...

Sunu da eklemeden gecemeyecegim:

Dunyada gocmenlere karsi en hosgorulu sayilabilecek ve irkcilik gecmisi, birikimi olmayan ulkelerden birinde "yalnizca" bir senedir yasiyorum. Bu durum, benim gocmenlerle ilgili sorunlara senden daha farkli bakmama ve daha az defansif reaksiyon gostermeme yol aciyor olabilir. Sonucta, surada basit anlamda sosyoloji yapiyorsak eger, bunu kendi bilgi ve deneyimlerimiz ozelinde yapiyoruz, degil mi?

Borges dedi ki...

mute: Öncelikle Türk-Kürt olayı zorlama değildir ve daha güzel uyan bir başka konu olamaz. Çünkü ben Almanların Türkleri istatistiki verilerle suçladığı gibi Türklerin de Kürtleri aynı şekilde suçladığını ve bunun tartısşmasını cok fazla yaptığımı biliyorum. Sözlükte zamanında çok daha fazlası yapılmıştur ve hep ben bu örneği verdim.

3 Ben her katmanı işin içerisine kattım. Misal 3.Jenerasyonun Almanca bilmeme gibi bir sorunu var mı ? Ya da buraya Üniversite eğitimi için gelen Türklerin, Müslümanların bahsedildiği gibi bir entegrasyon sorunu ? Yine yok. O zaman neden bir kesimin koşullarında değil de ırkında dininde sorun aranılır ?

Hepsi budur..

2.Dil konusu ise.. Maksimum 18 ay yetecektir. Benim dışımda benim arkadaşlarım da sıfırdan başladılar ve 15 ayda Universitede eğitim görecek seviyeye geldiler. Dil kursu zaten biz de altı aşamadan oluşuyor ve her iki ayda bir aşama yukarı çıkıp sonucunda sınavlara giriyorsun.. burada bu. fazla değil 12 ile 18 ay arasıdır ama haftada 20 saat dil kursu ile..

3. Ben 1.Jenerasyonu suçlayamam. Köyünden göçüp gelen insanın biliçlendirmek dahi onun ekmeğinden kendisine çıkar sağlayanların görevidir ve dahası belirleyici olan onlardır. Bugün yapılan pek çok güzel uygulama o döenmde yoktu. Şimdi annem bu yaşında kursa gitti, zamanında peki ?

3- Elbette. Babam serbest meslek.. Dışarıda iş hayatı olduğu için ve elbette bir süre sonra anneme göre çok daha iyi ama ne kadar iyi yine tartışılır..

aliço dedi ki...

böyle komik adamlar her vakit çıkar, ben bişey sorucam,
sarrazin soyadı sarazenlerden falan mı geliyo acaba bu kitipyoz herifin kendisi ortadoğu kökenli olmasın, bu konuda bilgin var mı?

Borges dedi ki...

aliço: Gera doğumlu(thurringen tarafı) ve Fransız protestanlarından.. Doktor aile ve kalvinist. Cenevre üzerinden dortmund tarafına göç ediyorlar filan..

Komik adam değil aslında. Dahası kitabın kendisi ya da içeriği değil toplumda gördüğü karşılığıdır dikkate aldıran..

BoZ dedi ki...

türklere yapmadıklarını bırakmayan almanyanın reklamını yapıyoruz. onların milli takımında oynuyor,onlar adına yarışıyoruz. yazık türklere. şurada da yazdığıma bir göz atarsanız : http://10dadevre20debiter.blogspot.com/2010/09/futbolda-milliyet.html


ayrıca bir konu daha belirteyim. bundan 30-40 yıl önce almanyaya göç etmiş ülkemiz insanlarının çocukları torunları bugün türkçe konuşamaz duruma gelmişler.türkiyeye tatile geldiklerinde bile türk olmalarına rağmen almanca konuşuyorlar. ben bir baba olsam ve oğlum kendi ülkesinde kendi dilini konuşmasa utanırım.
bizler de göçmeniz , balkanlardan geldik.kaç yüzyıldır da balkanlarda yaşadık ama gidin bir bakın bi tane türkçe bilmeyen türk var mı. ya da evinde bulgarca konuşan türk var mı ? bizi de zamanında asimile etmeye çalıştılar ama olmadı,yapamadılar.almanyadakiler ise çoktan kimliklerini unutmaya başlamışlar...Naim Süleymanoğlu'nun yedi ceddi bulgaristanda yaşamış olmasına rağmen kendisi Türkiyeye kaçmıştır,bulunduğu yere 30 yıl önce yerleşen Mesut ise almanyayı seçmiştir. işte aradaki fark budur !

bahtiyar dedi ki...

ırkçılık bilimle eleledir diye boşuna denmemiş. işin içine biraz da istatistiki veri katmış galiba bu arkadaş. neyse her toplumda bu tarz adamlar vardır, bütün sorunu azınlıkların aptal ve tembelliği üstüne yıkmaya çalışan, devletin azınlıklara yaklaşımı ve onların yaşadığı süreci irdelemeyen.

konuyla tam da alakalı olmasa da kendisine south park'tan seslenelim.
they took our jobs.

Ferhat dedi ki...

Birkaç gün önce tipsiz Merkel karısı da aynı lafları gevelemişti.Onlara kalsa bizim genlerimizde saldırganlık var.Tabi biz evrimi geriden takip ediyoruz ya, orangutanın bir üst basamağı olan koyu tenli bizlerden beyaz Alaman Hans'lar doğal olarak(!) tiksiniyor, kendilerini kalkındırmak adına biz orangutanları zamanında kullandılar şimdi de bir köşeye atıverelim, gözümüze görünmesinler diyolar.Sanki zamanında doktor bilim adamı filan istediler de biz inadına düşük seviyede eğitimli köylüleri,işçileri filan seçerek gönderdik gibi birde tepeden kuş bakışı "bunlar hep böyle salak" diyolar.Tevekkeli yahudi fırınlamak kesmemiş bunları.

Mesut ikinci sınıf muamele gören kendisi gibi olan göçmen çocuklarını umursamıyorsa, sığıntılığı kendine yedirebiliyorsa bir şey diyemem sonuçta bu tercihi ile Real Madrid'de oynuyor şimdi.Nuri Şahin gibi milli takımın 18'ine bile girememek gibi bir sıkıntısı yok.Ama evleri kundaklayıp çocukları yakarak öldüren dazlakların olduğu yerde ben Mesut'un yerinde olsam Alman bayraklı formayı giymezdim.

Bu sadece Almanya'nın sorunu değil.Her yerde bu kafadan adamlar var.Avusturya'da Heider (neyse ki cehennmin dibinde artık), Hollanda'da Wilders, Fransa'da Sarkozy'nin yabancılara bakışı aynı.İngiltere'de terör saldırılarından sonra metroda,hava alanında her gördükleri sakallıları küçük düşürmek için bit pire kontrolü yapan klasik beya adamlar işte.Hepsi aynı bokun soyu bir yerde.İtilip kakılmak izole yaşamak afrika kökenlilerle orta doğuluların ortak kaderi.

Şahsen sinirlerim bozuluyor Mesut'u,Khedira'yı,Boateng'i Alman formasıyla görmek.Hayır hem bu çocukları dünya kamuoyuna gösterip Almanya'nın ırkçı imajının üstünü örtüyorlar hem de bunların yüzüne karşı bir kaç istatistikle sizler geri kalmış saldırgan aptallarsınız diyorlar.

İki yüzlü beyazlar...

outlaw dedi ki...

almanya'da yaşayınca bu konu hakkında yazmamak zor, gerçi yazmak da zor ya...

http://gueneslipazartesiler.blogspot.com/2010/09/almanya-merkez-bankas-yonetim-kurulu-ve.html

Nei dedi ki...

o istatistikler her 10 almandan 8'inin de latent(gizli) anti-semitist ve yabanci düsmani oldugunu da söylüyor...

Sarazin de turnusol tadinda bi kitap yazip, Almanlarin gizli fikirlerini, duygularini su yüzüne cikarmis, kendisine tesekkür etmek lazim aslinda...

Ferhat dedi ki...

Şimdi dikkat ettim de demeçlerinde kullandığı aşşağılayıcı sözleri ile V for Vendetta filmindeki İngiltere'yi yöneten Sutler isimli (bizdeki Kenan Evren Paşa gibi biri) diktatörün propaganda şefi Prothero'yu andırıyor.Bu herifin lafları bana bir yerden tanıdık geliyor diyordum demek ki filmdenmiş.

winters dedi ki...

Ben insan seviyesine indrigemekten yana değilim suçu, ama kültürümüz kapalı. Kültürümüzün çekirdeği de din. Bu kadar uzun bir yazıda bunu biraz daha incelemek gerekebilirdi belki diye düşünüyorum.

Polonyalılar, Ruslar da azımsanacak sayıda değiller mesela Almanya'da, ama onlar bu kadar sert bir duvara çarpmıyorlar. Hatta çoğu Alman sandığın (ki işçi sınıfından bahsediyorum ) insanın annesi, dedesi Polonyalı ya da Rus çıkar. Bunun üstüne kafa yorulmalıdır.

En basit... dini inanca bağlı domuz ürünü tüketmeme; yemek yedikleri restoranı, gittikleri marketi ayırıverir. Otomatik olarak kendi pazarını doğurur.

Alkol tüketim kültürü, içkiye bakış açısı keza, eğlence şeklini doğrudan etkiler. Ben Olimiyat Stadında Kahn'lı, Ballack'lı, Lucio'lu, Pizzaro'lu Bayern Münich'i izlerken bira tüketebilme şansına eriştim mesela :) bir yandan da Sami Yen'de bira satışı olsa n'olurdu diye düşündüm durdum. Hiç düşündük mü 60000 kişi o kadar bira tükettikten sonra nasıl oluyor da olay çıkmıyor? Fark nedir?

Bekaret tabusu, giyim kültürü yabancıyla evlenmeyi zorlaştırır. Kendi çevrene, yani kültürüne çatışır, yorulursun böyle bir yolda.

Sadece din de değil. Borges için asansörde, parkta karşılaştığı ve hiç tanımadığı Alman bir bayana gülümseyip selam vermek çok doğaldır. Aynı şekilde de karşılık görür. Peki, Türkiye'de apartmanınızda, parkta bunu yapın bakalım nasıl bir gerginlik olacak. Altında nasıl bir anlam aranacak.

Son olarak, söz meclisten dışarı: Almanca öğrenip, Almanya'da Almanlar'la yüksek eğitim almak entegrasyon demek mi?

Ben işçi sınıfı yerine kalifiye insanlar dahi göç etmiş olsaydı, entegre olamazlardı inancında olanlardanım.

Tek fark şu olurdu. Kalifiye sınıf seçme şansına sahip olduğu için geri dönerdi.

3 yıl Köln'de bir inşaat firmasinda müdür olarak çalışan Alman Lisesi mezunu bir arkadaşımın dönmeden önceki son sözünü çok tutarım bu konuda:

"Burada azınlık olacağıma, Türkiye'de azınlık olurum."

azınlık kelimelerinin altındaki konsepte bağlı anlam oyunun gerektirdiği zekaya duyduğum saygı eşliğinde; iq'yu genle, ırkla açıklamaya çalışmak da mastürbasyondur. Bırakınız yapsınlar, bırakınız yazsınlar.

Borges dedi ki...

Winters:

"Son olarak, söz meclisten dışarı: Almanca öğrenip, Almanya'da Almanlar'la yüksek eğitim almak entegrasyon demek mi? "

Değil elbette ama bu yazı kitabın içeriğinden ve onun kendi içerisindeki 'başarı' tanımından üretilmiştir.

En çok eleştiri dili öğrenmiyorlar, öğrenemiyorlar ve entegre olamıyorlar üzerinedir.

Kabul etmelisin ki dil öğrenme entegrasyonun yarısıdır. Diğer türlü ilişki başlamaz ki olan da buydu..Zeka ya da entegrasyon konusunda sorun yaşatan bu ayrımın temelinde yatan ise kültürel farklılıktan ziyade eğitimsiz kesimin burada yaşamasıdır daha çok.. Kendi dilini kullanamayan insandan, şehirde yabancılık çeken kesimden burada 'uyum' beklenmesi tuhaf ve olmadığı zaman da bunu ırkla, dinle birleştirmesi de çok doğru değil.

Hristiyan ya da Müslüman kültür. Ben birisine 'iyi' diyemiyorum daha çok diğerinin eğitim seviyesi çok daha yüksek.. ortalaması çok iyi. Daha çok artıları olduğu kadar eksileri olduğunu düşünüyorum ki bu uzun konu.

Polonyalı,Rus.. Aynı şekilde Türkçe öğrenmiş ıraklıyı, kürdü iranlıyı arabı da ben Türk sanıyordum.. Buradaki Türk-Alman benzemezliğin negatif bir olgu olduğunu düşünmüyorum ve fakat diğer hristiyan toplulukların birbirleri ile kaynaşması çok daha kolay..

Bira ise Bundesliga maçlarında içilir ama Premiere lig'de de yasaktır. Holiganizm her yerde vardır lakin İçki'nin ve bekaret'in tabu olması sonucu çok şey farklılaşıyor kesinlikle katılıyorum. Bunlar önemlli çıktılardır.. Hele ki benim,senin için..

Kalifiye sınıf geldiği vakit bugün o kitabın içerisinde varolan eleştirilerin ve istatistiklerin yüzde doksanı çöpe giderdi. En azından 'aptal' bunlardan ziyade belki de doğru yere temas edilir iki kültür arası uçurumdan bahsedilirdi.

frodo555 dedi ki...

Bence Almanlar (ve siz orada yaşayanlar) bunu ön planda tartışmak için biraz geç kaldılar...

30 yıl önce gelenler dediğin, yani 1. jenerasyon buradan gidenler dediklerinin çoğu gideli +40 yıl oluyor.

Bu şu demek, eğer entegrasyon dille birebir ilişkili bir kavramsa ve dili halletmek demek, entegrasyon dersinden 4,5 tan 5 almaksa, zaten en fazla 5-10 yıl içinde problemin "dil" boyutu kendiliğinden çözülecektir... İlk gidenler "0" yaşında gitmediklerine göre, insan ömrü problemi kendiliğinden minimize edecektir.

Ondan sonra asıl meselenin entegre olmamakta direnenler mi, dil mi gen mi ney? olduğu su yüzüne çıkacak... Ben açıkçası iyimser değilim bu konuda... Gettolaşma -asıl sorumlusu kim olursa olsun- talep edilenin gerçekleşmesinin önünde en büyük engel bence...

Sizden istenen şeyi kavramlaştırmayı istesek, herhalde asıl konsept:

1- "kendisini oralı hisseden"
2- "bireyler" olmaktır.

Dinini ve milliyetini, kısacası farklılığını muhatabının suratına çarpmak; benim o bölge insanında gördüğüm en belirleyici özellik... Bu (mesela arabanın arka camına yapıştırılmış devasa bayraklar) sağ şeritteki 65 yaşındaki alman teyzenin dikkatini çektiği zaman, "çok fazla yabancı yaşadığı" fikrine kapılabiliyor işte... 1. kuralı ihlal etmiş oluyorsun...

O arka camda dev Türk bayraklı arabaların içerisinde bulunan arkadaşlar sürekli 7-8 araba halinde alemlere akıp, her kavgaya, her kulübe, her bara 30 kişi gidince ve farklılıklarını ordu şeklinde gösterince korkutucu da olabiliyor; üstelik bunun süreklilik kazanması birey olma çabasını (varsa) baltalıyor ve 2. kuralı da yere gömüyor... Toplumsal yaşamın insanların bireyler olarak hareket etmeleri üzerine kurgulandığı bir memlekette bu "sürü" halindeki ve farklı bayrak taşıyan güruh (onların bakış açısıyla) sistemleri için, olduğundan daha tehlikeliymiş izlenimi veriyor... Milliyetçilik ve ırkçılık gibi kavramlar varolmak için hep bir karşıtlığa ihtiyaç duyar ve kusura bakmazsanız Türkler (veya Kürtler) tam da bu rolü; hem de muhteşem oynuyorlar...

jackietreehorn dedi ki...

@mute
haftada 20 saatlik ders ile hollandacayi 4 ayda ogrendim ve universiteye basladim. ilk sene zordu ama ikinci seneden itibaren problem yoktu. ingilizce (veya baska bir dil) konusmayi kesinlikte reddedersen, sadece dil kursu ile mesgul olursan 1-1.5 sene icinde akici hale gelir bence bir dil (dil konusunda anormal yeteneksiz olmadigini varsayiyorum).


@frodo555
"kendisini orali hisseden ve "bireyler" uzerine bir yorumum olacak. liseyi amerika'da, universiteyi hollanda'da okudum, bu iki ulkede yabanci olarak yasamis birisi olarak sunlari soyleyebilirim: amerika'da arabanin arkasinda turk/italyan/yunan bayragi olmasina kimse ses etmez ve kendi kimliginin disa vurumunu "bu adam yasadigi ulkenin kulturunu kabul etmiyor, kendini buraya ait hissetmiyor" diye yorumlamaz (belki mississippi gibi bayraginda confederacy bayragi bulunan eyaletler farklidir, ben daha az tutucu insanlarin yasadigi eyaletleri kastediyorum). bu aralar kuran yakan asiri uc goruste insanlar bulunsa da, amerika genel olarak farkli kulturlere aciktir, bu farkli kulturun kendi kulturunden daha asagi oldugunu iddia etmez, bu kulturun mevcut sisteme entegre olmasina engel oldugunu da iddia etmez.bir insan kendisini "Turkish American", "Italian American" olarak tanitabilir, normaldir. farkli kulturler bir arada yasayabilir. kendini bir kulture ait hissetmek normaldir, insanin birey olmasini da engellemez (kendi kulturunun digerlerinden daha ustun oldugunu iddia etmedigin surece).

hollanda gibi gocmenlere cok alisik olmayan bir ulkede ise durum farklidir. hollandali ulkeye gelen yeni kulture adapte olmaz, hollanda kulturu daha ustun olan kulturdur, buraya gelen asimile olmak zorundadir. problem turklere/faslilara ozgu de degildir, ornegin buraya egitim amaci ile gelen yabanci ogrenciler (italyan, portekiz, vs.) kendi aralarinda takilir, hollandali ogrencilerin cogu kendi aralarinda takilir.

" ...her bara 30 kişi gidince ve farklılıklarını ordu şeklinde gösterince korkutucu da olabiliyor" demissin. Oncelikle bu tur davranislar sadece yabancilara ozgu degil, egitimsiz alt sinif hollandalilar da boyle. bu da durumun irk, genden ote sinif problemi oldugunu ortaya koyuyor. ikincisi, boyle bir problem var ama bunun icin yabancilari suclamak 1960'lardan beri uygulanan yanlis entegrasyon politikalarini da gormezden gelmek olur. bu adamlar bir anda boyle ortaya cikmadilar. borges'in yazdigi gibi bu insanlar zamaninda ucuza calissinlar diye getirildiler, bir araya tikildilar. "bunlara olan ihtiyac bitsin gondeririz, dil ogretmeye topluma entegre etmeye gerek yok, nasil olsa gidecekler" denildi. e simdi yillardir kendi mahallesinde sadece turklerle yasamis, egitim gormemis adamin yetistirdigi cocugun hollandalinin cocugu ile ayni imkanlara sahip olmasini mi bekliyorsun? ilkokula basladiginda dil bilmiyor olacak bu cocuk buyuk ihtimalle, 1-0 yenik basliyor egitim hayatina. gittigi okulun cogunlugu kendisi gibi yabanci/egitimsiz ailenin cocugu olacak. ogretmenin tutumu/ bu okula gelen ogretmenin kalitesi farkli olacak. anne baba veli toplantisina gelmeyecek, gelse de dil problemi yuzunden bir ise yaramayacak. yani demek istedigim problemin sosyoekonomik, politik nedenleri var, oyle "uyum saglasaniza layn, orda dogmus buyumussun" demekle olacak isler degil. bu din, kultur problemi de degil, buranin en egitimsiz 100bin hollandalisini alip amerika'ya koyarsak ayni problemler yasanir.