27 Mart 2011

Serdar Turgut'un Sansürlenen Yazısı.!



Basılmamış bir kitap ifade edilmemiş bir düşüncedir. Henüz varlığı kesin kes ortaya konulmamış, bir iddia olarak zihinlerimizde varolan örgütün olası destekçisi olarak yayımlanmamış bir kitabın peşinde düşülmesi korkutucudur. Bu iktidarı ellerinde bulunduran ve bir şekilde etkilediği insan yığını nedeniyle bunu kaybetmeyecek oluşunun bilinci ile yapılmış bir gövde gösterisi, meydan okumadır. Yanlış ya da kanun dışı olsa ne olur, ayağınızı denk alın diye haykırmanın bir başka biçimidir.

Bugün Ahmet Şık nezdinde Yıldırım Türker ve Kemal Kerinçsiz gibi birbirlerine zıt düşüncede iki insan sokakta yan yana eylemde bulunuyorsa;Saldırılan kesim bizden gayrı herkestir. Çünkü biz dediği ona bu gücü yeniden verecek ve bunu dışındakilere de merhamet göstermesinin bir önemi yoktur. O gücü kendisinde bulmasının aslı nedeni sahip olduğu kitlesine bugün saldırdığı kesimin ulaşamayacak oluşunun bilincidir. Mesele de bugün tam da budur.! AKP'nin gücü kitlesi ile arasında kurduğu dildir.

Serdar Turgut kankası Ertuğrul Özkök'e rağmen neden Hürriyet'den ayrılmıştır bilir misiniz ? AKP'nin o dönem doğan yayın grubunda onca eleştirilmesine rağmen seçimlerden birinci parti olarak çıkması sonucu yazdığı ve bugün hala geçerliliği olan içerik yüzünden. Bu yazı o dönem sansürlenmiş ve Serdar Turgut da bunun üzerine pılını pırtısını toplayıp Hürriyet'den ayrılmıştır. Bir daha okumak gerekir..

"1990'lı yıllarda türkiye, demokratik süreçler dışında kalan mekanizmalar tarafından yönetilmeye çalışıldı.

bunun sonunun olmayacağı, bir hesaplaşmaya gidileceği, o dönemin hesabının sorulacağı belliydi.

o yıllarda kurulan gizli düzen, azınlığın hızla ve alışılmışın dışındaki yöntemlerle zenginleşmesi amacına yönelikti sadece.

bu gerçekleşirken, adeta intihar edercesine de ezici çoğunluğu fakirleştirmeyi göze aldı hakim sınıflar ve inanılmaz bir budalalıkla bu acımasız egoizmin kendisini vuracağını göremedi.

toplum yaşamındaki bu anormalliğin sürmesi imkansızdı ve kaçınılmaz son beklenildiği gibi hızla geldi...

...yakın geçmişte yaşanan sistem bozulmasının üç ayağı vardı. ekonomi, siyasi ve medya ayaklarıydı bunlar.

ilk iki düzlemde hesaplaşmalar başladı ama medyada kendisiyle ilgili tuhaf bir sessizlik var.

türkiye'de tüm dengelerin alt üst olduğu, toplumsal ve siyasi intiharın yaşandığı, ekonomide azınlığın toplumu sömürmek için örgütlendiği dönemde kendisinin nasıl davranmış olduğunu, nasıl tavırlar aldığını medya sektörü sorgulamak zorunda.

o dönemin o şekilde olabilmesinde bizlerin birinci derecede sorumluluğumuz var, bu sorumluluğumuzla açıkça yüzleşip, gerekli özeleştirileri yapıp, gereken dersleri çıkarmamız gerekiyor.

bunu yapmamakta ısrar ettiğimiz takdirde, siyasi, ekonomik düzeyde başlanan temizlenmenin, restorasyonun sonuçlanabilmesi mümkün değildir.

açıkça söylemek gerekirse, türkiye'nin önünün biraz olsun açılabilmesi medyanın kendiyle hesaplaşıp, geçmiş dönemdeki yanlışlarını açık yürekle önüne döküp, yeni döneme yeni tavırla girip girmeyeceğine çok yakından bağlıdır.

geçmiş 10 yılda gazetecilik en hızlı ve en çok prestij kaybeden meslek dalı oldu...

...çürümenin yaşandığı dönemde medya kime destek verdiyse, kimin arkasında durduysa onlar son seçimde tasfiye oldular...

adeta türkiye'de insanlar basın ne derse aksini yaptılar.

türkiye'deki seçim sonuçları, medyanın kamuoyunu etkileme gücünün neredeyse sıfır olduğunu ortaya koymuştur.

bu büyük bir prestij kaybıdır, son derece vahim bir gelişmedir.

vahimdir, çünkü medya demokraside olması gereken kontrol görevini yapamayacak hale gelmiştir...

bir dönem boyunca bu gerçeği görmemekte ısrar ettik ama artık o dönem kapandı, şimdi bizim kendi içimizde bazı şeyleri artık geçmişe gömmemize geldi sıra."

....

Yüzde elli ve onun medyadaki temsilinin asıl büyük sorunu geride kalan diğer yarısına bakışıdır. Onları aşağılayarak, küçümseyerek kendilerinden uzaklaştırıp tek bir kutup haline getiren tavırlarıdır. Onların dillerinden bugün halkı bilinçlendirme görevini üstlenen aydınların anlamıyor olmasıdır AKP'yi en az iki seçim daha iktidar yapacak olan.. Değil basılmamış kitap, doğmamış çocuğa kelepçe taksalar ellerinde tuttukları çoğunluğun gücü onlara yeter de artar..

3 yorum:

Karamurat dedi ki...

Yüzde on barajı çok kötü bir şey. Şimdi AKP'yi nasıl cezalandıracağız alternatiflerin aşırı millyetçi MHP ve statükocu CHP olduğu ortamda?? Kaos olmadığı müddetçe yeni partilerin gelişiminin önü tıkalı maalesef.

Celal Abbas dedi ki...

Bence Bu Süreçlerde Hep Aynı Kişiler Kazanıyor ve Koskoca 70 Milyon Kaybediyor. Toplum bu tarz süreçlerle kontrol altında tutulup zihinler meşgul ediliyor. 70 80 arası herkes oyunun bir parçası bir tarafıydı şimdiki bilgimizle ogünlere baktığımızda artık anlayabiliyoruz nasıl bir oyunun içinde olduğumuzu.

Gene Bir Aksiyon filmi sahnede başka bir konu ve oyuncularla. BuTarz bir sürü aksiyon filmi çekildi değişik konu ve oyuncularla. Bugünü yorumlayabilmek için sanıırm 30 40 yıl geçmesi gerekecek.

son Sözümde şu olsun. Bizler hep şu hatayı yapıyoruz. Dedektifliğe soyunuyoruz. Olayın Faillerini Nedenlerini araştırıyoruz. Zihinlerimiz böyle çalışıyor. Kendimizi role kaptırıyoruz. Nasıl rolümü daha iyi oynarım diye. oysa senaristin ne yapmaya çalıştığını bi anlayabilsek. Belki iyi bir film çıkacak yada berbat bir film. ama biz filmin iyiliği ve kötlüğü ile değil rolümüzle ilgileniyoruz.

HİÇ NEREYE GİTTİĞİMİZİ GÖREMİYORUZ. YADA Bİ YERE GİTTİĞİMİZİ SANIYORUZ OYSA DİREKSİYONDA SEN OLMADIĞIN SÜRECE ŞOFÖR NEREYE GİDERSE SENDE ORAYA GİDERSİN.

Bunun nedenide Kulüp Takımlarımızdaki sorunun aynısı olmasın. uzun vadeli planlamalar yapamadığımız anlık yaşadığımız anlık refleksler verdiğimiz bizim yaşayış biçimimiz. Anlık Refleksler bişi olunca sen Tepki verirsin. Oysa olay olmuş ve bitmiştir sen tedbir alan konumundasındır. Süreç seni yönlendirmektedir.

Süreçlerin bizi yönetmediği bizim süreçleri yöneteceğimiz günlerin gelmesi umuduyla( Azınlığın değil toplumun çoğunluğunun dahil olmasıyla).

Ku.Ba dedi ki...

Kemal Kerinçsiz ne alaka, anlamadim?