12 Ekim 2011

Almanya'nın Futbol Devrimi!



BU yazı 10.10.2011 tarihinde BirGün gazetesinde yayımlanmıştır ve burada biraz daha geliştirilmiş bir şekilde yer bulacaktır.

Türkiye'nin Almanya karşısında aldığı 3-1'lik mağlubiyet sonrası tartışmalar sürüyor. Belki de, günü kurtarmanın değil, geleceği kurtarmanın peşine düşmeliyiz

Bizler romantiğiz, Almanlar realist. Hamit'in Almanya maçı sonrası yaptığı açıklamalara bakarak bunu daha iyi bir şekilde gördük ama ben onların realist bakış açısını hangi noktada bir kriz yönetimi oluşturup futbola yeni açılımlar kazandırmak zorunda kaldığının altını çizerek size anlatayım.

1990'da Dünya Kupası'nı kaldırmış, 92'de final oynamış ve 1996'da da bir önceki turnuvada final oynadığı Avrupa Şampiyonası'nı kazanmış bir ülke 2 yıl sonra oturmuş kara kara düşünüyordu. Neden? 1990 kadrosundan gerekli verimi alıp onları emekliye ayırdıktan sonra yerine koyacağı yeni bir futbol neslinin olmaması onları telaşlandırmaya yetmişti.

Bu dönemde genç yetenek olarak ortaya çıkan Sebastian Deisler'in üzerindeki yük inanılmazdı ve onun farklılığı Almanya'dan futbolun zirvesine doğru yol alabilecek tek yetenek olarak ortalarda gezinmesiydi. Arkasından gelen isim Michael Ballack oldu. Aslında o bir Messi, Gerrard olmamasına rağmen o şekilde manipüle edilerek Almanya kendi halkını tatmin ediyordu bir şekilde.. hülasa yeni çıkan oyuncular başarılı olsa da artık zirve futbolunda ismi anılmıyordu, bir şeyler yapılmalıydı.

Kollar sıvandı, projeler geliştirildi ve o dönem hem dünya hem de Avrupa şampiyonu olmuş, kadrosunun içerisinde beş ayrı kıtadan oyuncu bulunduran Fransa'nın başarısından feyz alıp göçmenlerin de rol alacağı yeni model oyuncuyu oluşturmak üzere harekete geçildi.



NELER YAPILDI?

Almanya, her şeyden önce 2002 ve 2003 yılları içerisinde öz kaynak düzenini baştan aşağı değiştirdi. Önce yeni model oyuncu tanımı yapıldı. Çok yönlü, her iki ayağını da kullanan mevki ayrımı saha içerisinde gözetmeyecek farklı mentaliteye sahip bu yeni oyuncuların yetiştirileceği zirve futbolunun gerektirdiği şekilde eğitim için farklı metotları belirlediler. Eğitim farklılaştırıldı, yenilendi ve özellikle futbolcuların çok yönlülüğünün üzerinde duruldu.

Fedarasyonun Sammer ile geliştirdiği bu projenin farklı eğitimini anlattığı 40 sayfalık bir kitapçık var. Burada yeni model oyuncuların eğitimi üzerinde duruluyor ve detaylar önemli.Herkes bilir ki çok yönlülük geleceğin futbolcusunun en temel kıstası konumunda. Haliyle iki ayağını kullanma olgusunun üzerinde duruluyor, sadece ön ve arka oyuncusu olarak ayrım yapılıyor. Hangi yaş grubunun hangi sistem ve dizilim ile oynayacağından belirli bir döneme kadar yaratıcılığını kaybetmemesi için hangi serbestliklerin tanınacağınıa kadar her şey oldukça açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur. Dolayısla farklı yetenekleri olan göçmenlerin katılımı kadar onlara kendi disiplini içerisinde verdiği şekil de önemlidir.

SONRA...

Ülkenin 366 farklı yerinde kontrol noktası oluşturarak 11 ila 14 yaş arası 14 bin yetenek keşfedilecek şekilde "yetenek taraması" yapıldı. Bu çocuklar hemen hepsi bir Bundesliga takımı çalıştırabilecek teknik direktör lisansına sahip koçlar tarafından belirlenilen hedef doğrultusunda çağa uygun şekilde eğitildi. 2007'de Sammer'in sportif direktör olmasıyla perspektif genişletildi. Kreşe giden çocuğa dahi müdahale ederken 21 yaşına kadar olan süreç ayrıntılarıyla ele alınıldı. Bu verileri aldığım zaman toplam 600 bin insan yetenek taramasından geçirilmiş oluyordu.

PEKİ SONUÇ?

2007 yılında Heiko Herrlich yönetimindeki 17 yaş altı milli takımı, Güney Kore’deki Dünya Kupası'nda üçüncü oldu. 2008 Haziran ayında Hortst Hrubesch yönetimi altındaki 19 yaş altı milli takımı 1992’den bu yana Almanya adına genç milli takımlardaki ilk şampiyonluğu kazandı. Mayıs 2009’da ise Marco Pezzaiuoli yönetimindeki 17 yaş altı milli takımı Hollanda’yı uzatmalarda yenerken takımın yarısı 2002 yılında faaliyete geçen yeni altyapı sistemi tarafından bulunup yetiştirilen oyunculardan oluşuyordu. 2009 yılında Horst Hrubesch yönetimi altındaki 21 yaş altı milli takımı İsveç’te şampiyon oldu. Almanya bu yaş kategorisinde ilk defa kupa kaldırıyordu. Aynı zamanda o yıl içerisinde üç farklı yaş kategorisinde şampiyonluk yaşayan Almanya bir başka ilke daha imza atıyordu ve bu 2009 yazında UEFA tarafından Nyon şehrinde Alman Fedarasyonu, Avrupa'nın en iyi alt yapı organizasyonuna sahip olması nedeniyle Maurice-Burlaz ödülüne layık görülüyordu.

Almanya yeni bir teknik direktör alarak değil farklı bir teknik direktörün başarılı olabilceği koşulları yaratarak devrimi gerçekleştirdi. Yeni nesil gaz ile değil taktik tahtası, video analizleri, hülasa bilimsel metotlar ile çalışan farklı dili olan oyuncu grubuydu. Klinsmann ile başlayan sürecin içerisinde Löw sadece onun seçtiği herhangi bir yardımcıydı ama bu koşullar motivatör Klinsmann'ı dıştalayıp analizci ve taktisyen Löw'ü baş tacı yaptı.

İşte bu yeni oyuncular düne kadar başarılı olamayan, futbolculuk başarısından ziyade antrenörlük mesleğinin bilimsel kısmıyla daha çok ilgilenerek varolmuş Löw'ü, Rangnick'i, Slomka'yı,Tuchel'i, Klopp'u, Robin Duttu'u ortaya çıkarttı. Onları artık anlayabilen bir nesil vardı.

Kısaca alt yapıyı değiştirip onun üst yapıyı belirlemesini sağladı. Peki biz ne yapıyoruz?

En tepeye tek "bir" adam koyarak her şeyi değiştirmesini bekliyoruz. Sadece bir adama çok fazla para vererek her şeyi değiştirebileceğimizi düşünüp, hem o adama hem de kendimize haksızlık yaparak kolaya kaçıyoruz.

Özet: Hiddink'i getirmek değil onun ve diğerlerinin de başarılı olabileceği yeni nesli oluşturmaktır tüm mesele. Bu teknik direktörün değil fedarasyonun görevidir!

6 yorum:

M.Cagdas dedi ki...

"Bu çocuklar hemen hepsi bir Bundesliga takımı çalıştırabilecek teknik direktör lisansına sahip koçlar tarafından belirlenilen hedef doğrultusunda çağa uygun şekilde eğitildi."

Ozellikle bu cumle dikkatimi cekti. Goruyorum ki bizde altyapi antrenoru diye henuz 3-4 sene once futbolu birakmis adamlara gorev veriliyor. Bu adamlarin bu is icin yeterliligi nereden gelir? Cocuklara futbolu ogretebilmek icin yeterli tecrubeleri var midir? Bir isi cok iyi yapabiliyor olabilirsiniz, ama o isi bir baskasina ogretebilmek tamamem farklidir, ogretme, egitme yetenegi gerektirir. Hele ki cocuklari, gencleri egitmek daha hassastir, psikolojilerinden anlamaniz lazim, sizi rol model olarak alirlar. Isin sadece teknigini bilmeniz yetmez.

ibrahim dedi ki...

10 maçı da kazanıp rekor kırmışsın, son iki maçta euro 2012yi çoktan garantilemiş olmana rağmen disiplinden taviz vermeyip iki maçı da 3-1 almışsın, maç sonrası ZDF spikerinin kaleci Neuer'e sorduğu soru:

"neden gol yiyoruz?"

eh be arkadaşım, ne diyim ki ben size lan...

Övünç dedi ki...

abi biz altyapılarda başarısız olduğumuza inanmıyoruz ki.şaka gibi bir olgu oluşmuş :" türkler altyapılarda çok iyi a seviyesine gelince bozuluyor.".

uefa european under-21 football championship'den örnek vereceğim sadece .

1992 yılından bu yana , bu turnuva 10 defa düzenlenmiş.öncesi de var tabi ama o kadar uğraşmak istemedim.bu 10 turnuvadan kaçına türkiye katılabilmiş diye sorsam cevapları duyar gibiyim : "6-7".hayır efem türkiye sadece 1 turnuvada finallere gidebilmiş oda 2000 yılında slovakya'da gerçekleşen turnuva.yine bir can alıcı soru : " türkiye finallerdeki grubunda kaçıncı olmuştur ?".evet ilk sorudaki yanılgının ardından cevabınız bu sefer doğru.türkiye, italya, slovakya ve ingiltere'nin ardından "0" puan ile 4. olmuştur.

kendimizi kandırmayalım , a takım seviyesinde daha başarılıyız resmen .

gerçi alttan gelen oyuncuların yetersizliği ile bu durum tartışılır hale geldi ama almanya gibi bir disipline kavuşabilmemizi hayal olarak görüyorum ben.

ugur dedi ki...

Abi öncelikle eline sağlık.
Biz öyle gelenekçi bir milletiz ki, başımıza gelen iyi bir şeyi sürekli onu elde ettiğimiz yöntemlerle elde edebileceğimize, başka yeni bir yöntemle bunun mümkün olamayacağına körü körüne inanıyoruz. Bu yüzden ki Galatasaray Uefa kupasını aldıktan sonra benzer bir başarının farklı tarz bir teknik adamla alınabileceğine hiç inanamadık. Bu yüzden ağzında "uzun vade, devrim" gibi sözler olan, duygulardan ve gazdan ziyade mantık ve felsefeyle top oynamak, oynatmak isteyen Rijkaard, Hiddink gibi adamlar "ruhsuz" damgasıyla gönderiliyor ya da kendilerine tahammül edilemiyor. O kadar bağnazız ki bu konuda, bahsettiğin tarz devrim(ler)in bizde hiç olamayacağını düşünüp üzülüyorum.

minberamiri dedi ki...

devrim burada değil bir alttaki stanislawski postunda gizli :)

alperensaylar dedi ki...

@ibrahim

sanırım bir benzeri de löw'e 6-2 lik avusturya maçından sonra sorulmuş. "niye 2 gol yedik bu akşam?" :D