6 Şubat 2012

Zorunlu Din Dersi!



Radikal yazarı Yıldırım Türker'in bugün "Din dersi meselesi" yazısını okumalısınız.

"Bundan bir buçuk yıl önce nüfus kağıtlarımızdaki din hanesini sildirdik" cümlesiyle başlıyor ve sonunda oğullarının okulunda din dersinden muaf tutulması için yazdığı mektuba aldığu ret cevabından bahsediyor. Okuldan gelen ret cevabının içeriğinde ise din dersinin aynı zamanda ahlak dersi olduğundan bahsedip böyle bir şeyin mümkün olmayacağından bahsedilmiş.

İki ablam da Almanya'da yaşamaya devam ediyor. Büyük Ablam'ın kızı orada ve şimdilik hem Alman hem de Türk vatandaşı. Böyle bir sorunları yine yok zira Almanya'da aileler Din ve Ahlak'tan birisini seçebiliyor. Oğlunuz/Kızınız isterse Religion(din) dersini istemezse de Ethik(Ahlak) dersine giriyor. Bu sadece Hristiyan olmayan kesime değil Almanya'da yaşayan her insana sunulan bir hak. Anayasal hakkı olarak din dersi burada herhangi bir insana zorla gördürülemez. Bunun da zaman zaman tartışması yaşanılmış ve her defasında insanların anayasal hakkı olarak herhangi bir dinin dersini zorla gördürülmesinin imkansızlığına değinilmiş.

Bizim ülkemizde ise ikisi birleştirilmiş bir şekilde sunuluyor ve Din dersine çocuklar "Ahlak içeriği " nedeniyle zorunlu bırakılıyor.Oysa herhangi bir din dersinin içerisinde de o dinin ahlakı da konu edilir iken hepsinden bağımsız Ahlak'ın konu edildiği Etik dersi de mümkün.
Yıldırım Türker benim burada ve ekşi sözlükte sıklıkla sorduğum soruları bu yazısında yeniden sormuş.

"İslam dini genetik olarak mı yayılır? Bu genetik zincirden kopabilmek için kaç halka gerekir?Dini inanışı olmayan kaçıncı kuşak Müslüman yaftasından kurtulabilir? Benim ve çocuğumun Müslüman olduğuna devlet nasıl karar verebilir?"

Bu hak yabancılara sunulur iken Türkiye vatadandaşı olan herhangi bir insana sunulamıyor zira yüzde 99'u müslüman olarak geçiyor. Sadece on milyon barajını aştığını düşündüğüm Aleviler'in böyle bir derse zorunlu tutulmasının anlamsızlığı ortada iken bu zorunluluğun içeriğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Yıldırım Türker, muhtemeldir ki kendi yaşamı içerisinde kendisine ait sorunu olmasa dahi özgürlük anlayışı çerçevesinde başörtü özgürlüğü adına yazılar kaleme almıştır. Aynı şekilde öğrencilik zamanımda da bu baskı tutumuna karşılık destek verip alanlarda yürüdük. Bir de muhafazakar kesimden kendilerinin dışında bir anlayışa özgürlük istediklerini beklemek imkansızı istemek midir?

Genetik bir miras mıdır din? Benden ayrı bir köyde doğmuş olman seni Tanrı katında çok başka bir insan mı yapacaktır? Ne kadar süslersen süsle sonucunda gerçek sadece başka bir coğrafyada doğmuş olmanın ötesine geçmiyor. Anne ve Baba'nın dinini sahiplendiğin için muhteşem bir sevap kazanılacak ve fakat diğeri aynı eylemi gerçekleştirdiğinde onun "Annesi ve Babası" farklı bir inanışa sahip diye farklı mı olacak? Tanrı'nın adalet anlayışı bu olabilir midir?

Gerçek nedir, Tanrı var mıdır yoksa Müslümanlık ya da herhangi bir din en doğrusu mudur gibi konular aslında burada konu edilmiyor. Doğduğu günden bu yana yetiştiriliş tarzı nedeniyle farklı bir şekilde eğitime uğrayan insanın masa üzerinde zorla namaz kıldırılması dinen bir zorlama değil midir? Ailesi ateist olup da çocuğunu belirli bir yaşa kadar herhangi bir dinin eğitiminden geçirmek istemeyen ebeveynlerin böyle bir şansı yok mudur bu ülkede?

Yıldırım Türker, oğlunun ileride müslüman dahi olabileceği ayrıntısına eğilerek herhangi bir dinden soğumaması adına mücadele verdiğinin de altını çiziyor ki bu önemlidir. Ben de benzer şekilde düşünüyorum ve doğmamış bir çocuğa ailenin kendi dinini biçmesinin hem burada hem de Tanrı katında "doğruluğu" ve "geçerliliği" bir yana çocuğun o daha olgunlaşmamış ergen bile olmayan aklına tecavüz olduğunu düşünürüm.

Geçilmesi gereken iki aşama var. Ama bugün ama yarın bu uygulanacaktır umudu taşıyorum.Öncelikle bir çocuğun herhangi bir din dersi eğitimi alıp almama özgürlüğüdür. Bu başlı başına anayasal hakkı olarak kişiye sunulması gerekir. Sonrasında ise seçilen din dersinin Sunni ve Alevi eğitimi olarak ayrılması. Yine Almanya'da Katolik ve Evangelist eğitim gibi ayrıma sokulduğu gibi burada da bu gerçekleştirilmelidir. Bugün için Aleviler dini eğitim hakkının devlet tarafından verilmesinin dışında Sunni-Müslümanlık dersine girmeme peşindedir.

Mezhep ayrılığı bize özgü bir durum değildir keza aynı şekilde Din eğitimi. Diğer ülkelerde olan bu özgürlük insan haklarının temelini oluşturur iken benim ülkem bunda neden diretir? Bu bizzat inancınızla çelişmiyor mudur? Birazcıcık insaf birazcıcık insanlık yetecektir bugünkü durumun kimileri için tecavüzden farksız olduğunu anlayabilmeniz için..

17 yorum:

caveksk dedi ki...

10 numara yazı olmuş

alper dedi ki...

Anne ve Baba'nın dinini sahiplendiğin için muhteşem bir sevap kazanılacak ve fakat diğeri aynı eylemi gerçekleştirdiğinde onun "Annesi ve Babası" farklı bir inanışa sahip diye farklı mı olacak? Tanrı'nın adalet anlayışı bu olabilir midir?
---------------------------------
Tanrının adalet anlayışı bu değildir amma herkese de bir akıl,fikir verilmiş ve herkesin okuması içinde bir sürü peygamber vasıtasıyla kitaplar indirilmiştir.Doğruluğunu,gerçekliğini,inanıp inanmamayı olası cezaları ve mükafatlarıda bildirerek kararı insanların cüzi iradesine bırakmıştır.

alper dedi ki...

Ve 10 milyonu aşkın alevi nüfüs???Bunların 5 milyonu seçme ve seçilme hakkına sahip olsa?? O zaman chp iktidardan inmezdi..:)) Yoksa züğürt ağa filminde ki gibi benim oyum nerde yav..:))

Borges dedi ki...

alper:

"Tanrının adalet anlayışı bu değildir amma herkese de bir akıl,fikir verilmiş"

vermiş. İşte aklı işletiyorsun ve diyorsun ki anan baban belirli bir dine inandığı için onu takip etmen, aynı şekilde bir hristiyanın anasını babasını takip edip hristiyan olmaktan farksız.

Bak dedin akıl vermiş diye işte bu yüzden her şey.

O hristiyan toplumunda doğduğu için sen Müslüman toplumda doğduğun için "sevap" kazanmıyorsun. Farklı olup başka da olmuyorsun. Diğerinin anasının babasının olduğu yerde "cami" olmadığu için sıranın üzerinde namaz kıldırması o verilen akıl ve fikre göre "zalimce".

Sen bunu kabul edersen alevilerin nüfusunu sayarız sonra seninle beraber.

alper dedi ki...

ABD’de sadece Hristiyan demokrat Cumhuriyetçi Parti değil “liberal” Demokratik Parti Kongre üyeleri de başlangıç noktaları ve belirleyici temel ahlaki refransları olarak “our Judeo-Christian ethics” (bizim Yahudi-Hıristiyan ahlakımız” dan bahsdeder. Avrupa’da daha sekülerdir referanslar lakin ne Hristiyanlığa ne Yahudiliğe referans “laiklik” üzerinden eleştirilir (İslami tehlike ayrı kategoridir- sizinki gibi) İnsanların “evet ben dinsizlikten yanayım” diyecek kadar gelişmiş ahlaki olurgaları olduğu farz edilir.

Nihai tahlilde, demokraside farklı dinler, inanışlar arası barışı sağlamak aracıdır laiklik; devlete gelenlerin inanışlarını evde bırakmaları değil. Farklı fikirler, inanışlar felsefelerin efkarı umumi önünde yarışmasınbdan çıkacaktır nasıl nesiller yetişeceği. Seçimlerde olduğu gibi.

Önce bir detoksifikasyondan geçmeniz(miz) lazım. Eski alışkanlıklardan sirayet eden kelimeleri zamanın siyasi doğrusu sandığınız(mız) lisana tercüme etmekle olmuyor bazı şeyler.

Saygılar...

Borges dedi ki...

"Farklı fikirler, inanışlar felsefelerin efkarı umumi önünde yarışmasınbdan çıkacaktır nasıl nesiller yetişeceği" ???

sizin burada tartışmak istediğiniz konu nedir?

Avrupa-Amerika arası fark bir yana dursun basit bir şekilde insanların çocuklarına önce herhangi bir din dersinin verilip verilmemesi konusunda bir seçeneğe sahip olmasından bahsediyoruz.

İkincisi..

Bizzat benim gibi köyünde cami olmadan yetişen alevi neslin sıranın üzerine çıkıp bir anda namaz kılmak durumunda kalması gibi "ruhani tecavüzlerin" gerçekleşmemesi adına fikir belirtiyoruz.

İki basit ve bir o kadar da hassas ve önemli bir "insanlık" hakkının verilip verilmemesi üzerinedir tartışma.

"Nihai tahlilde, demokraside farklı dinler, inanışlar arası barışı sağlamak aracıdır laiklik; devlete gelenlerin inanışlarını evde bırakmaları değil"

Burada böyle bir eleştiri mi var? Yönetim içerisinde bulunanların inancı üzerinden şekillenen bir tartışma değil ki.. Bence yazıyı bir daha okuyun.

alper dedi ki...

Son yorumum yazınızla direk alakalı olmayabilir amma dindar nesiller yetiştirmek istiyoruz lafının üzerine gelen bu posta ama az ama çok uygun düşeceğini düşündüğüm için yazdım.Derdim sidik yarıştırmak değil yazınıza şerh düşmekti.Burasını okuyacaklar içinde bir münazara ortamı oluşturduysam ne mutlu bana.:)

Yazılarınızı genelde okuyan biri olarak çabuk sinirlenen bir yapıda olduğunuzu düşünüyorum ben gibi.:) O yazdıklarımı birde bu açıklamam ışığında okursanız daha sakin kalıp belki niyetimi anlayabilirsiniz.

Borges dedi ki...

alper: Ülkedeki gündemi çok yakından takip ettiğimi söyleyemem. Sabah gazeteleri aldımi çayımı içiyorum ve Yıldırım Türker'in yazısı oldukça ilginç geldi. Ki yazının içerisindeki linki tıklarsanız öncesinde benzer konuları defalarca burada işlediğimi de görebilirsiniz. sadece o yazıdan yine aynı konuyu farklı bir biçimde sunmamdan başka bir şey değil ama şimdi haberlerde Başbakan'ın dindar'ın zıttına koyduğu anlamları gördükçe tuhaflaşıyorum ve ona dair bir yazı yazsam sanırım çok başka bir içeriği olurdu. ahlak'ın temelinde "din" ya da "korku" mu yatar ya da Ateistler tinerciler midir ya da dinci tinerci yok mudur'a kadar gider filan..

Çabuk bir sinirlenen yapım olduğu doğrudur ama burada henüz sinirlenmedim aslında. Tarz ve uslup önemlidir ve şimdilik sinirlendirecek bir tuhaflık yok, tartışmak da güzeldir:)

Adam dedi ki...

İnançlı bir Müslüman olarak belirtmek isterim ki, çocuklarımızın okullardaki yalancıktan din derslerine ihtiyaçları yoktur. Seçmeli olması değil, tamamen kaldırılması isabet olur. Ayrıca nüfus cüzdanında mensub olduğu dinin yazması kadar da aptalca bişey olamaz.

Lakin kendi çocuğuma istediğim dini eğitimi verebilme hakkım ve imkanım da olmalıdır. Çünkü islam inanışı bunu gerektirir.

Biz müslümanlar doğan her bebeğin masum ve islam karakterinde olduğunu kabul ederiz, ta ki kendi seçimlerini yapmaya başlayıncaya kadar. Anasının babasının ne olduğunun önemi yoktur.

deniz dedi ki...

Gerçekten Aleviliğin devlet tarafından okullarda öğretilmesinden yana mısınız? Olası saptırmaları, hatta apaçık yalanları şöyle bir tahayyül ediyorum da, ben çocuğumun o dersi almasını da istemezdim.

barış dedi ki...

yazinin vurguladigi noktayla ilgili degil de bi yan konuya deginmek isterim(alperin ilk yorumuyla da ilintili):

benim inanan insanlara dinin cografyaya bagimliligini sordugumda aldigim cevap allahin insanlara akil verdigi, kitap gonderdigi ve bi sekilde dunyanin baska bi kosesindeki insanin arayip dogruyu bulmasi gerektigi. oyle degilse aklini kullanamiyor oluyormus bu insan.

akliselim konusan insanlarin buna inandigini gorunce soka giriyorum dogrusu.

Borges dedi ki...

Barış: Öyle olsa dahi..

Neden sen oturduğun yerde "doğruya" kavuşuyorsun da diğeri içerisinde bulunduğu topluma ters gidip farklı bir doğruyu keşfetmiş oluyor? Sen ki kendi bağlıu bulunduğun toplumun sana dayattığının gram ötesine geçememiş iken bunu bir başklasından neden istiyorsun? Neden doğru sana bu kadar yakınken diğerine bu kadar uzak ve aynı sınavdan geçtiğine inanıyorsun sonuçta?

2* aklın yolundan ilerlemek doğruysa bugün benim tüm edinimlerim aklımın, mantığımın bulduğudur. Bunu sonuna kadar götürmeli miyim? Sonucunda aklın yolu buysa? Bir Tanrı, benim aklıma göre A'yı müslüman bir toplumun içerisinde doğurup "aferin" diyecek diğerine neden diyebilir mi? Mümkün değil. Bırakın ülkeler arası değişikliği.. İmam'ın sorunsuz ailesinin efendi oğlu ile sokaklarda büyüyen selpakçı'nın o "tek doğru" ya yakınlığı aynı mıdır?

İşte bu yüzden Akıl der ki tüm insanları kapsayan bir doğru yoktur, her insanın kendi koşulları içerisinde yaptığı iyi ve kötü seçimler vardır bence sonucunu bu dünyada gördüğü. Herkes kendi koşulları içerisinde "en doğru" suna ulaşabilir ancak.. Bazen doğru "yalan söylemek" tir bazen doğru "birisine zarar vermektir" daha büyük zararların önlenmesi adına. İşte bu yüzden Kant tüm dinleri yadsıyarak "içeriği belirlenmiş, aklı dışarıda bırakan her türlü ahlak yasası geçersizdir" demiştir zira diğeri aklı gferçekten dışarıda bırakıyor..

Celal Abbas dedi ki...

Avrupalılar kilise ile yaşadıkları sorunları görmüşler ve çözüm olarak laikliği ,insan haklarını ön planda tutmuşlardır kendi halkları için. Avrupa ne yapmış. Bakmış şu şu sorunlar var. Bu sorunlarını çözmüş. sorunlar çıktıkça çözümler üretmeye çalışmış. Hıristiyanlarca üretilen bir terim olan laiklik haliyle islami otoritelerce rededilmektedir.

Dinimizde yaşadığı sorunları çözebilmek için kendi içinde bir çözüm üretmeli. ama bu bence mümkün olmayacaktır. En son din ve en mükemmel din iddiası olan islamiyeti hükmeden saltanat sahipleri işlerine gelen en uygun yoruma sahip çıkacak diğerlerini Aforoz edeceklerdir.

Tüm İnsanlığın temel değerleri olan Ahlak ,Adalet ,dürüstlük ,hırsızlık ,zalimlik gibi konularda tüm islam mezheplerinde hatta tüm dinlerde bir ayrılık varmı? hayır bunlarda tüm islam mezheplerinde ve nerdeyse tüm dinlerde hep iyi olan doğru olan hep övülmektedir.

Öyleyse sorun nerde. Dürüst karakterli insan ister Alevi olsun ister Sünni ister yahudi yada hıristiyan yada Budist ne olursa olsun gerçek erdemlere sahip olmayacakmıdır. Öyleyse problem dürüst karakterli insanın özelliklerinin belirlenmesinde sorun yaşanmamaktadır. Şekilsel ,başka detaylarda ayrılıklar tüm kavgalar çıkmaktadır.

İşte bu şekilsel ayrılıklar ve kavgaları her zaman siyasi iktidarlar ,saltanat sahipleri yada dini hükmedicileri belli bir kaygılar güderek diğerlerine dayatmaktadırlar ve dayatacaklardır. Bazen bu kaygı dinin yozlaşmasını önlemek içindir bazen çıkarına öyle geldiği içindir bazende kötü niyetlidir ,bazende saltanatının devamı için böyle gerekmektedir. yada doğrunun öyle olduğunu düşünmektedir.

tüm bu tartışmalara bu şekilde bakıldığında eğer insana değer veriyorsanız tüm insanlara ayrı ayrı ihtimam gösteririsiniz. yada bazı kaygılarınızın ışığında bazı şeyleri dikte edip onları bazı haklardan mahrum bırakırısnız. eğer insanlara bir hak verilmiyorsa orada bir kaygı yada dikte etme ,bildiğini okuma vardır. Helede hakim otoriter güçseniz istediğinizi yaparsınız. Bu ülkede irtica hortlar diye Başörtüsüne yasak getirilmedimi. Kaygı ne irticanın hortlaması. çözüm ne başörtüsü yasağı. zamanında başörtüsüyle haksızlığa uğrayanlar şimdide aynı haksızlığı Alevilere yada diğer dinden insanlara bazı şeyleri direterek dayatarak yapmıyorlarmı.

eskiden insanlar cahilmiş. adaletsizlikler hurafeler ,haksızlıklar dizboyu imiş. Dinler vasıtasıyla insnalar adım adım insan haklarına kavuşmuşlar. son din islam olduğuna göre demekki insan hakları için insanlara öğretilecek tüm insan hakları yada düşünme sistematiği insanlara bildirilimiş durumda. Öyleyse artık günmüz insanı aklıyla Temel insan haklarını biliyor farkında. Artık dinimizinde ,siyasi iktidarlarında günümüzde insanlara temel insan haklarını sağlamaları gerekmektedir.

kendini en doğruyu bildiğini sanarak yada işine öyle geldiği için bazı şeyleri insanlara empoze etmek her zaman hükmedenlerin tarzları olmuştur. Hükmedenler çoğu zaman adaleti değil işine geleni gözetirler. yada bir kaygısı vardır.

birileri birşeyleri dile gitiryorsa orada bir problem var demektir. Doğru işlemeyen yada o insana rahatsızlık veren bir durum var demektir. Din derslerinin Alevi çocuklar için ne kadar zor olduğunu zor geçtiğini ne zorluklarla karşılaşıldığını ,nelere maruz kaldıklarını bazen nasıl haksızlıklara uğradıklarını onlardan daha iyi bilemesler. Hakim güç göremez bu sorunları. başına gelmediği içinde bilemez. Başına gelmişsede unuttuğu için umrunda olmaz. o probleme kulak vermek gerekiyor. illa azınlıkları anlayabilmek için azınlık olmak gerekmemeli.

Del Piero dedi ki...

Öncelikle devletin her şeyimize karar vermesine, her şeyin kendi güdümüne almasına karşıyım. Bu yüzden din dersinin resmi eğitimde olmasına karşıyım. Ha isteyen aleviliği öğrenir isteyen krem peynire tapmayı öğrenir bunu özelinde yapar. Yoksa bana alevilik saçma gelir, ona da benim inanışım. Bu dayatmanın getirdiği rahatsızlıktan ötürü insanların kendi doğru yolunu bulması da önyargılardan dolayı zor olur.
Bunun yerine Ahlak dersinin olması yeterlidir bence. Tabi insanların inanışlarını rahatça yaşayabileceği ortamları hazırlamak da devletin görevi, namaz kılan sırasında kılmak zorunda bırakılmamalı.

Üçüncü husus Allah insana akıl vermiş. Bununla tüm varlıklar içerisinde efendi hükmüne getirilmiş insanoğlu. Elbette coğrafya önemli ama uzayda galaksilerde keşfe çıkan insanın aklını ve iradesini de küçük görmemek gerekir. Allah insana kendisini anlayacağı aklı vermiş, vermemiş olana da hesap sormayacağını da açıkça belirtmiş. Şu da var Allah herkese hayatı boyunca kendisini tanıma fırsatını verir ama farkında olursunuz ama olmazsınız. Ayrıca herkesin hesabı da kendisine verilen fırsatlar babında olacaktır.

aksilaz dedi ki...

Bu dersin tamamen kaldırılması isabet olacaktır. Alevilik, Sünnilik, Şafilik vs bölümlere ayrıldıkça yozlaşacak ve daha küçücük olan çocuklarımız orada bölünecekler.


Çocuklarımıza yeterince ahlaklı olmayı öğretebilirsek ne mutlu bize. Din konusu her insan için bambaşka manada olabilir.

selaminko dedi ki...

İsteyen istediği dine mensup olur. Din Kültürü ve Ahlak bilgisi diye bir dersin olması bence başlı başına bir saçmalık. Arkadaş Ahlakı sadece bir derste öğretmeye çalışmak saçma değil mi sizce ya da dini? Ahlak okulda değil toplumun her noktasında öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken olgudur. Din ise anne babalar tarafından çocuklarına öğretilmesi gereken bir olgudur. Ha o çocuk büyüdüğünde yani ergenliğe ulaştığında zaten anne babasının dini ne olursa olsun kendi kararını kendi veriyor.

raul #7 dedi ki...

ben din dersinin ülkemizde "yalancıktan" işlendiğine inanmıyorum. samimi şekilde söylüyorum ki,dinime ait çoğu duayı ilköğretimde öğrendim. şu anda öğrenemdiğim/zorluk çektiğim duaların daha zorunu o derslerde öğrendim.ben bu derslerin faydasını gördüğüme inanıyorum lakin din dersinin zorunlu olması fikrine de karşıyım.