15 Nisan 2010

Kimlik.!



1940 yilinda Isvicre'de oynanilan bir arkadaslik macinda Bayern Münih'li futbolcular devre arasinda tribünde gördükleri su yukarida resmini gördügünüz adama dogru kostular.. Ona bir sey borclu olduklarinin farkinda olan futbolcular hasret giderdiler.. Peki kimdi bu adam ve bugünlerde biraz bu yöne dogru bir kimildama olsa da Bayern'in unutmaya yüz tuttugu bu ismin Bayern Münih tarihindeki önemi nedir ? Biraz geriye, Bayern Münih'in inatla hatirlanmak istenmeyen yillarina geri gitmek gerekir..



Resimdeki insanlar Almanya Bundesliga Sampiyonununu kutluyorlar.. Tarih 12 Haziran 1932. Bayern Münih ilk defa Almanya sampiyonu oluyor.. Bu takimi yoktan yaratmis, 19 yil baskanlik yapmis klup baskani ilk resimde de gördügünüz Yahudi Kurt Landauer'dir. Sampiyon olmus bu takimin hocasi yüzyilin tekinik adami olarak anilan Rinus Michels ile boy ölcüsecek kadar kariyer sahibi olacak olan insan



Frankfurt'u final macinda 2-0 yenip sehre kahraman olarak dönen Yahudi Richard "Little" Dombi'dir. Ben daha cok baskanindan ziyade bu teknik adamin Nazi dönemi yasanmayip da Bayern Münih'in basinda kalsaydi tarihin cok baska sekilde gelisecegini düsünürüm hep..

Bayern Münih Yahudi bir baskanin yönetimi altinda yahudi bir teknik adam ile beraber büyük bir klup olma asamasina gelip 1932 yilinin Haziran ayinda Sampiyon oldular. Landauer'in hedefi ingilteredeki klupler gibi Bayern Münih'i profesyonel bir klup haline getirmek idi. Peki sonra ne oldu ?



1933 Ocak ayi.. Resimdeki insan Bayern Münih Klubü Baskani Landauer'in enistesi.. Bir Avukat ve boynunda "Ben bir yahudiyim, Naziler hakkinda sikayette bulunmayacagim" tabelasi ile gezmek durumunda kaliyor. Naziler iktidari tam anlamiyla ellerine gecirmis durumda.. Cok degil alti ay önce Bayern Münih klubünde öne cikan yahudi teknik adam ve baskan kahraman degil daha cok hedef konumundalar.

Toplamda 32 sampiyonluk kazanacak olan efsane teknik adam Dombi, gelecek olan günleri daha erken kavrayip ülkeyi terkediyor, Landauer ise Nazilerin zoruyla baskanligi birakmak durumunda kaliyor. Zira Almanyada her sey birden bire degisiveriyor..



Artik futbol da yasam da cok baska.. Bu dönemin icerisine iliskin cok fazla detay aslinda yok. Klupler pek cok belgeye sahip olsa da disariya sizdirmiyorlar. Surada burada yokoldu bahanesiyle bu dönemin icerigi bir sekilde gizlenmek isteniyor, herkes utaniyor.. Bayern Münih haric pek coklari bu dönemde cok ciddi bir Hitler degisimi yasadi. Iscilerin yogun oldugu bölge olmasindan dolayi Schalke'ye verilen destek biraz daha fazla.. Sadece Schalke mi? Nürnberg, Dortmund.. pek cogu. Aslinda kluplerin büyük cogunlugu Naziler tarafindan cok kisa sürede ele gecirilir iken yahudi kökenini koruyan ve bu cok da fazla olmayan üyelerini ele vermeyen sadece Bayern Münih kaliyor geride.. O da 1943 yilina kadar..



1938 yilindaki 9-10 Kasim Yahudi Temizligi operasyonunda tutuklanan Bayern Münih baskani Landauer 33 gün kalacagi Dachau Toplama Kampina kapatiliyor. 33 gün sonra Birinci Dünya Savasinda en önde Almanya adina savastigi icin serbest birakilan Landauer bir faytonun icerisinde ülkeyi terkedip Isvicre'ye yerlesiyor.. Basta da belirttigimiz gibi 1940 yilinda Bayern Münih ile Isvicre Milli takimi arasinda Cenevrede oynanilan macin devre arasinda futbolcular kendilerini sampiyon yapan baskanlarini unutmayip tek tek tribüne gidip hasret gideriyorlar..



Hemen diger tarafa gecis yapalim. La Liga'nin ilk Sampiyonu 1932 yilinda Josep Sunyol baskanliginda Barcelona olmustur. Hitler Bayern Münih'i ezmistir ama Franco Barcelona'yi dagitmistir resmen. Iki futboldan nefret eden fasist diktatörün iki büyük takimin önce icini bosaltip sonrasinda da bizzat kendilerini/görüslerini yerlestirme cabasi, futbolu tamamen fasist rejime yönelik kilma eylemleri icerisinde kismen basarili olmustur.

Barca'nin baskani 1936 yilinda öldürülmüstür. Bu dönemde Real Madrid'in Francosever olmayan baskani da tutuklanmistir. Lakin 1938 yilinda Barcelona adina ne varsa hepsi bombalanmistir Franco yönetimi tarafindan. Klup binalari, anrenman sahalari ,sosyal tesisleri.. Katalanlar'in dili yasaklanmis, marsi yasaklanmis, katalanliga ait her degeri dikta rejimi tarafindan baski altina alinmistir ve bunun ayrintisi inanin coktur ama bugün benim derdim bu degildir.



Iki fasist liderin "asli" eylemi klubün icerisini bosaltmaktir. Bayern Münih klubünde her kim futbol oynar, o klube üye olur savasin "intihar komandosu" olarak bilinen ön cephesinde yer alir. Bayern Münih üyelerinin cok büyük bir kesimini bu yüzden savasta kaybetmistir. Ispanya'da ölüm listesinde siralama bellidir. 1-Anarsistler.. Solcular.. 2 Barcelona klubüne üye olanlar.. Hitler iceriyi bosaltma eylemini 1943'de tamamlamistir. Tam bu dönemde parti yönetiminden Naziler Bayern Münih klup yönetimine girmesiyle insanlar biraz huzur bulur ama yine de korkarlar.. Baskan Landauer 1947 yilinda Almanya'ya dört kardesini öldüren rejimin gitmesinden sonra geri gelmistir. Tekrardan ugrasir, didinir ve Bayern Münih'e aslinda ücüncü kez baskan olur.. 4 yillik görevinden sonra ikinci kez secilemez ve hatta bir Hentbolcü rakibe secimleri kaybeder. Landauer'in ikinci kez Almanya'ya ayak basisinda ve hatta baskanlik döneminde ilgi cekici ayrinti klubün icerisinde tek bir yahudi üyenin bulunmamasidir.

Barcelona'da ise böyle bir kimligin tamamen yokolmasi durumu hicbir zaman yasanmaz..Franco'nun Madrid deneyimi kismen basari ile sonuclanmistir. Santiego Barnebau, savasta dahi Franco tarafinda yer almis bir Francosever, komunizmin düsmani olarak kendisini tanimlar iken su ünlü vecizesi de unutulmazdir.

"Ben Katalunya'yi seviyorum, katalanlara ragmen.."

Franco eylemleri ile Real Madrid'i kismen istedigi yöne dogru dönüstürebilmis iken Barcelona'yi hicbir sekilde Francoseverlerin cogunlukta oldugu bir klup yapamamistir. 30'larin sonuna dogru kendi tarafindaki insanlari klube üye yapsa da kimlik Barca'da bugüne kadar neyse o olmustur her zaman..



Her ne kadar Dachau'da Landauer güzel bir sekilde "kirmizi-beyaz" güllerle hatirlansa da gercek sudur ki Barcelona'nin aksine Bayern Münih gecmisini unutmus ve unutturmak istemektedir. Klubün internet saydasina girip "Landauer" diye aratirsaniz bulacaginiz sonuc sayisi "O" -sifir" dir. Hoeness,Beckenbauer,Rummennigge diye arattiginiz takdirde ise binleri gecer sonuclar.. Landauer'in 125.yasini gecenlerde Bayern Münih degil Maccabi Münih kutlamistir ve elbette davete katilimi Rummennigge göstermistir ama böyle bir seyi Barcelona'da oldugu gibi Bayern Münih'in organize etmesi gerekmez miydi ? Daha da ilginc olani sudur ki Maccabi Münih yöneticileri eger bu organizasyonu Bayern Münih düzenleseydi muhtemelen taraftarlarinin yarisini kaybedecekti diye beyanat vermesi.. Önemli olan ayrinti budur.!

Soru sudur: Neden Bayern Münih gecmisinde yasanilanlara ragmen bugün bir Yahudi Klubü degildir ? Neden Barcelona, Bayern Münih'e göre cok daha agir yaptirimlara maruz kalmis olsa da kimligini koruyabilmeyi basarmistir.? Neden Schalke, Hitler destegi görmesine ragmen bugün Almanyanin St.Pauli sonrasi en "solcu" klubü olarak gecer ve Dortmund da bunun tam aksi yönüne dogru gider ? Örnekleri ülkeye dogru kaydiralim.



Sinan Engin gibi yöneticilerin oldugu yerde, Yildirim Demirören gibi baskanlarinin yaninda ne kadar kavgali olursa olsunlar sürekli olarak Anadolu takimlarinin karsisinda diger iki büyük takim ile beraber calisip "Ezen" konumunda dahi olsalar Besiktas, neden St.Pauli'li taraftarlarca "kardes klup" ilan edilecek kadar muhalif bir kimlige sahiptir ? Türkiye'de üc büyükler icerisinde kimliginde siyasi bir renk bulunan belki de tek takim Besiktas'tir.

Bir yere bakmaya gerek yok, Besiktasli on arkadasimdan dokuzu solcu, emekci, muhalif bir karaktere sahip. Bu takim üc büyükler icerisinde en belirgin siyasi kimlige sahiptir. St.Pauliler, her ülkeden kendilerine yakin bir klup oldugunu belirtirken Türkiye dedigimde "Besiktas" diyorlar.. Yöneticileri, baskanlari, Türkiye icerisinde "üc büyük" konumu dahi bir seyi degistirmiyor ki haklilar.. Soruyu bir daha soralim:

..Bayern Münih, Barcelona, Schalke,Dortmund, Lazio, Besiktas.. Yönetimlere, yöneticilere, pahali transferlere, konumlarina aldirmaksizin belirli bir siyasi kimlige sahiptir. Bayern Münih ve Barcelona 30'lu yillarda böyle baski görmesine ragmen, benzer gecmise sahip olmalarina ragmen birisi kimligini korumayi basarir iken digeri belki de zittina bir yönelime sahip olmustur..

Neden ?



Cevabi size aslinda Cristiano Lucarelli söylemisti. Kluplerin kimligi olmaz, taraftarlarin olur.

Bayern Münih sanilanin aksine yahudi kökeni olsa dahi hicbir dönemde yahudi klubü olmamistir. Ne bugün ne de 1930'lu yillarda.. Landauer'in 20 yillik baskanlik döneminde hicbir zaman yahudi üyeler cogunlukta olmamistir. Kurt Landauer'in ikinci dünya savasi sonrasi tekrardan klube baskan oldugu dönemde klubün icerisinde tek bir yahudi üye yoktur ki kendisinin de siyaset ya da yahudi kimligiyle cok bir ilgisi yoktur pek coklarinin aksine..

Beckenbauer ile Bayern Münih kendisine yeni bir kimlik bicer iken Münih sehrinin ve Bayern Münih'in yahudi kenti ve takimi olmamasindan dolayi istediklerini oraya yerlestirdiler.. Münihliler neyse Bayernin kimligi de odur. Kendini begenmis, basarili, muhafazakar bir yapi vesaire.. Gecmiste de durum cok farkli degildi.



O dönemde yahudi klubü olarak anilmasinin nedeni Baskan ve Teknik Adam gibi iki önemli ismin yahudi olmasindan kaynaklidir.. Bu iki insan da yahudilikleri ile klube kimlik bicmek gibi kaygisi olmayan futbolseverlerdi. Sehir yahudi sehri degil, klup aslinda yahudi klubü degil.. Ama yillarca Baskani ve Teknik adami nedeniyle bu sekilde algilanip cesitli yaptirimlara maruz kaldiginiz vakit "yahudi klubü" olarak algilanmaniz da olagandir. Velhasil aslen kimliginizi belirleyen taraftarlarinizdir.


Bir klupten ötesi..

Barcelona ise Katalunya'nin baskentidir. Her zaman ama her zaman katalan takimi olarak bir klüpten ötesi olarak kalmistir ve kalacaktir zira taraftarlari Katalanlar.. Cok degil on yil önce basarili olmasina ragmen Van Gaal'in kovulmasini saglayan onun sekiz yabanci hakkini ayni ülkeden -Hollanda'dan- kullanarak katalan kimligine zarar verecek eylemlerde bulunmasidir. 11 futbolcunun 8'i ayni milletten olursa eger kimlik zarar görür, Barcelona katalanlarin klubüdür ve buna uygun projeler üretilmektedir her seye ragmen..

Yöneticilerin eylemlerinden bagimsiz bir kimligi vardir. 1971 yilinda bugün hala kullanilan Basketbol sahasinin yani "Palau Blaugrana"'nin yapimina destek verdi diye Franco'ya seref madalyasi vermesi de Barcelona'nin Franco karsiti kimligine zeval getirmez. St.Pauli'nin de ayrimciligin her türlüsüne karsi olan kimligine klubün ekonomik cikarlari ve ayakta kalmak icin yapmak zorunda kaldigi eylemler de asla zarar vermeyecegi gibi..

Barcelona diger kluplerden daha zengin, dünyanin en pahali transferlerini yapabildigi icin degil Katalanlarin 1930'lara göre degisen kosullari dolayisinda muhalif kimliginde bir degisim yasanmistir. Dilleri,bayraklari ve hatta isimlerinin yasaklandigi, klup binalarinin,sosyal tesislerinin bombalanip baskanlarinin öldürüldügü dönemi geride birakip neredeyse bir ulus-devlet olacak seviyeye gelmislerdir. Bu konuma gelmelerinde Barceona klubünün muazzam etkisi oldugu kadar "Milliyetcilik" olarak algilanan politikalari da etkili olmustur. Bunu daha baska bir mecrada genis bir sekilde anlatabiliriz belki ama öncelikle kabul edilmesi gereken bir klubün kimligini belirleyen unsur, taraftarlaridir, yöneticileri ya da onlarin eylemleri degil.!

20 yorum:

Temur dedi ki...

Yazı uzadıkça daha da uzasın hiç bitmesin istedim inan ki. Eline sağlık öncelikle.

Sorulacak soruları da verilecek cevapları da yazında dile getirdiğin için sadece bir kaç ekleme yapmak istiyorum. Franco döneminin ilk yılları futbolda Barcelona her ne kadar belli bir seviyenin üzerinde olsa da Athletic Bilbao önderliğindeki Bask futbolu da altın yıllarını geçiriyordu ki verdiğin örneğe paralel şekilde Athletic Bilbao'nun da antrenman tesisleri, kulüp binası hatta taraftar lokalleri bombardımana tutulmuştur.

Keza yine verdiğin örneğe paralel olarak eklemek lazım. Atletico Madrid merkezi yönetime muhalif Bask kökenli öğrenciler tarafından Athletic Bilbao'nun bir şubesi-kolu olarak Madrid'de de spor üzerinden muhalefet yapmak adına kurulur. Lakin taraftar kulübe şeklini verir ve Basklar taradından kurulan Atletico sonradan sağ görüşlü bir İspanyol takımına dönüşür.

Borges dedi ki...

Temur: O kadar cok ayrinti var ki.. Lazio yönetimi Yahudi takimalriyla turnuva düzenliyor, ya da bariscil eylemler icerisinde olabiliyor, bu Lazio'nun kimligini belirlemiyor ki? Taraftarlar istemiyor, iptal ettiriyor ya da engel oluyorlar, kimliklerini koruyorlar bir sekilde.

Barca'da degisen bir kimlik mutlaka ki var, üzerinde durulabilir cunku halki haklari aliyor, zengin bir bölgenin icerisinde ve Franco yönetimi sonrasi verilen özerklik ile baska bir yere gidiyor lakin tüm bunlarin Ibrahimovic transferi ile ilintisi yoktur..

Klup yönetimleri pek tabi ki taraftarlara yönelik eylemler yaparlar, onlari memnun etmek durumundadir ama cok zaman icerisinde yer aldigi bütünün kenidlerine dayattiklarinin ötesine gecemezler. St.Paulililer isterdi ki o elle degistirilen skor tabelasi dursun ama mümkün mü ? Stadin isminin önüne reklam alinmasi bile gündemdeydi, taraftarlar istemiyordu da nereye kadar..

icimde kalan ayrintilar var, Barcelona tarihi üzerinden devame decektir bu konu..

Alp dedi ki...

"bir klubün kimligini belirleyen unsur, taraftarlaridir, yöneticileri ya da onlarin eylemleri degil"

asırlardır, blog kariyerim boyunca da, anlatmaya çalıştığım her şeyin özeti budur. belki senin bu şahane derlemen durumu özetler.

Borges dedi ki...

Alp: Bu kadar basit bir gercek icin bu kadar cümle kurmak zorunda kalmak da aci verici ama Barca-Madrid maci öncesi 7 farkli yerde benzer icerigi bir türlü anlatamadigim icin dert olmustu icime. Artik link verip kurtulmak gerekir diye dusundum..

Alp dedi ki...

@borges

http://stalker-21.blogspot.com/2010/03/bir-bok-bilmiyorsun-bari-haddini-bil.html

bilmez miyim abi. o anlatamamak, daha doğrusu ısrarla anlamak istememeleri öyle yoruyor ki insanı. şu sıra kendime bir daha bu konuda konuşmamak gibi bir söz verdim de, nereye kadar tutabilirim bilmiyorum.

Beercholic dedi ki...

yazı çok güzel ancak ben beşiktaş taraftarı kısmına katılmıyorum kesinlikle..
türkiye'de adana demirspor taraftarı dahil solcudur, emekçidir diyebileceğimiz bir taraftar yok, kimse bana bunun aksini inandıramaz..
bu tip konularda genelleme yapılmasına sıcak bakmıyorum..
tabii ki bir gruba 'solcu' ya da 'işçi' yaftası yapıştırmak için o grubun hepsinin öyle olması gerekmez ama şöyle de bir şey var: sağcı/burjuva/kapitalist beşiktaş/adanademir/vesaire taraftarı yok mudur? azımsanacak seviyede midir?
işte bunu biz bilemeyiz, bunun tespiti de "10 arkadaşımdan 9'u solcu" diye olamaz bana göre..
elinize sağlık..

Ferhat dedi ki...

Taraftar yapısının bazen kulübün tarihi dinamiklerinden bağımsız olarak kulüp kültürünü belirlediğini anlatması bakımından önemli bir yazı.Almanlar'ın tarihi yok sayıp Yahudi etkisini hiç yaşamamış gibi hayatlarına devam etmesi enteresan.Aynı şekilde Barcelona da taraftarının yapısı nedeniyle tarihi unutmayan koyu bir milliyetçi yapıya sahip.

Ams Barcelona ile ilgili kulüp tarihini fazlaca bilmeyen pek çok insanın, kulübü destekleyen Katalan halkının taraftar kültürü nedeniyle kulüple ilgili yanlış bildiği bazı noktalar var.

Barcelona'yı kuranlar Katalan değiller.İspanyol,İsviçreli ve İngiliz bir grup insan tarafından kurulmuş bir kulüp ama takımı tutanlar sayesinde bu gün neredeyse Katalunya milli takımıymışcasına insanların gözünde kutsallar.Hatta forma önüne sponsor almama geleneği de buradan kaynaklanıyor.Ama dışarıdan kulüp tarihini ve taraftar kültürünü bilmeyenler Barcelona'yı endüstriyel futbola savaş açan radikal ve vakur bir kulüp sanıyor.Aslında Barca taraftarı formayı Katalunyanın milli sembolü gördüğünden sponsora karşı çıkıyor hatta başkan Laporta'nın tüm baskısına rağmen sponsor alamadılar.

Yanlış bilinenler bunlarla da kalmıyor.Bazıları kulübü solcu bile sanıyor.Bu da köküne kadar yanılgı.Barcelona belki de İspanya'nın en kapitalist kulüplerinden.Kulüpde 17 yıl başkanlık yapan Nunez Franco ihalelerinden nemalanan bir adam.

Aslında örnekler çoğaltılabilir.Hatta en yakın örnek Galatasaray'dır.Lise yüzünden kulübü elitist ve sosyete kulübü sanan pek çok insan var.Ama Galatasaray'ı destekleyenler sadece zengin varlıklı ve nüfuslu insanlar değil tam tersine nerdeyse tüm sosyal tabakalardan taraftarı olan bir kulüp.Güneydoğuda en çok taraftarı olan kulüp.

Ama insanlar sürekli kategorize etmek için, yaftalamak için sebep ararlar.Liseye ve ordan çıkan elitleri görüp aristokrat veya sosyete zümrenin takımı olursunuz.Kulübün kurulduğu okul Fransızca okuttuğu için Fransız takımı olursunuz.Daha pekçok örnek var bununla ilgili.

Yani kısaca Borges'in de anlatmaya çalıştığı gibi kişilerden veya tarihten ziyade taraftarın yapısı kulübün kimliğidir ama kişiler ve tarihi olaylar da taraftarı bir ölçüde etkiler.Ama son söz taraftarın.Barcelona'ya gönül verenler milliyetçi Katalanlar kulübü İsviçreliler kurdu diye takımı desteklemekten vazgeçmediğine göre son söz herzaman taraftarındır deyip iyice gereksiz yere uzatmadan kaçıyım ben.

Slum dedi ki...

evvela yazı oldukça güzel olmuş. ellerine sağlık.

olayın türkiye'de neden bu seviyelere gelemediği üzerine de bir şeyler demek gerek gibi.

mevcut adana demirspor'un başkanı yanılmıyorsam mhp'li lakin demiryolu takımının (bkz:işçi takımı) taraftarı yönetimden oldukça farklı olduğundan kelli livorno ile maçı da yaptılar. hatta bazı seyircilere her şeyi bilen devlet dava bile açtı. takımın yönü belli yani.

peki bu ülkenin bir başka büyük gerçeği olan "kürtler" neden bir türlü kendi takımlarını oluşturamıyorlar?

önce peşin bir şey diyeyim. bugün kürt kimliğini yadsımayan, onu katalan takımı gibi benimseyen bir takım bu ülkede olursa. barcelona'dan st.pauli'ye methiyler dizen bir çok blog okurundan blog yazarına bu işin nasıl okunacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

tanıl bora'nın da bir çok kez söylediği gibi diyarbakırspor'un real sociedad modeline yakın bir sistem belirlemesi aslında çok da zor değil diyecem ama inanın ki oldukça zor. bugün takımın başında olacak olan kişiyi ne taraftar, ne takımın "gerçek" delegeleri belirliyor. hatta takımda sadece 1 (yazı ile bir) tane diyarbakırlı futbolcu var. bu kentin potansiyelinden ziyade politik bir seçim olarak önümüzdedir. yönetim diyordum. yönetimi seçen delegelerin önemli bir bölümü ohal zamanında devlet tarafından (asker ve polis olmak üzere) üye yapıldı. içlerinde diyarbakır'a gönül veren kimse yok desem yalan olmaz.

yani bu noktadan bakınca diyarbakır'ın haksız kazandığı puanlardan (ne yazık ki var) mutlu olan kısım yine o delegelerdir. takımı devlet farklı bir yapıya dönüştürmeye çalışırken diyarbakır taraftarının tutumu ile bambaşka bir yöne evrilmekte.

peki real sociedad gibi sadece yabancı oyuncu (türk kökenli yok yan) oynatacak olan bir diyarbakırspor'u bu ülke hazmedebilir mi?

baykal, erdoğan, başbuğ, bahçeli hepsi bu takım ligde kalsın diyor. peki diyarbakırlı olan kim hak etmeden bu takım ligde kalsın diyor? cevabı boş kümedir. o kadar boş ki kapkara.

bugün türkiye'de bu yazıda örnek verilen takımlar gibi çok fazla örnek yok ise bu yine politik alana işaret eder. meydanı taraftardan temizleyerek sadece kendilerinin izin verdiği "sözde" anarşist gruplara izin veren türkiye futbolu daha doğrusu egemen sistemi yerel özelliklerinden güç alan bir kent takımının yükselmesine razı gelmemekte.

bu hususta futbol severlerin tutumu aslında daha da önemlidir.

Borges dedi ki...

Slum: Aslinda bu yazi daha da uzun idi. Livorno, klasik bir marksist parti ise St.Pauli, bir dönemin anasizm soslu "ÖDP" si konumundadir oldukca "Kabaca" bir genelleme sonrasi. Barcelona ya da Katalanlar ise "kürtler" ve onun ne kadar sorunlu olsa da takimi "Diyarbakirspor".

Devlete yönelik elestirilere katilsam da yine de Kürtlerin kendi aralarinda kendi oyuncularindan kurulu bir takim cikaramayisinin temelinde bölge halkinin futbola ciddi anlamda zaman ayiramayacak ölcüde mesgul edilmis olmasidir belki. Yani saglikli bir ortama sahip degiller ve ayni zamanda futbolun önemini bence yeterince iyi kavrayamamislardir. Gercekten bunun önemini anlasalar ya da futbolcu o kadar sevselerdi mutlaka her türlü engele ragmen gercek anlamda Kürtlerin olusturdugu ve sahiplendigi takimi olurdu..

Ne yazik ki Katalunya bölgesi ne kadar Ispanyanin en nadide parcasi ise Türkiye'nin dogusu da batisina oranla o denli.. Bu aralarindaki en büyük fark olmakla beraber zaman icerisinde katalanlarin aldigi yol ile geldigi noktanin bir baska acilimi..

Katalanlar artik muhalefet edecegi bir cogunluk olmayacak ölcüde sosyal haklara ve maddi refaha ulasmis durumdalar.. Oysa Kürtler..

KANDIRALI dedi ki...

hocam eline sağlık. şu blogu takip etmeyipte napaydım dedirten bi post. temur'un dediği gibi uzadıkça daha çok okuyasım geldi.

Çikozi dedi ki...

Gecen Lüblanli ama Almanya´da dodup büyümüs bir arkadastan Bayern ilimli ama Schalke fasist bir takimdir diye bir sey duymustum.Bayern-Schalke maci vardi sanirim o maci tartisiyorduk.Iki kulubün suanki konumlarina bakinca bana cok mantiksiz gelmisti bu iddia.Ama simdi senin yazini okuyunca bu ünvanlarin gecmislerinden geldigini daha iyi anliyorum.

Barca örnegi sanirim cok uc bir nokta.Barca suan maduriyetini büyük bir avantaja cevirmis durumda.Yani her türlü milliyetcilige karsi olup Katalan Milliyetciligine hayran olan bir sürü insan var cevremde!

Bir de yazidaki Carsi pankarti hangi macta acilmisti?? Bayagi düsündüm bulamadim cünkü Besiktas Bayern ile de Schalke ile de oynadi gecmiste.Gerci alakasiz bir macta da tepki olsun diye acilmis ololabilir bu pankart bilemiyorum.

nurhan dedi ki...

geçen Hürriyet'in yaptırdığı bir araştırmanın sonuçlarına göre en fazla taraftarı ve fakiri olan takım galatasaray.

fakirlik bir kimlik değil elbette.
gidin bakın avrupa yakasındaki yoksul mahallelere, özellikle kürtlerin yoğun olduğu yerlere çoğu galatasaraylıdır.

beşiktaş taraftarının solculuğu taşradaki taraftarının solculuğundan gelmez elbette. önemli olan kulübün bulunduğu şehirdeki taraftar grubunnu rengidir. rengi onlar belirler.
(bu çarşı solculuğu fena halde tartışılır o ayrı tabi...)

galatasaray özelinde farklı bir kulüp yapısı var sanki.

yani taraftarın belirleyemediği bir şeyler...

belki de yoktur?..

delgado dedi ki...

acaba takımların on yıllar boyunca başarısızlıklarla çalkalanması, o takımların "kimliğini" bulmasına mı yol açar?

dchetin dedi ki...

Laporta'nın Katalunya Başbakanlığı'na hazırlandığı bir dönemde oldukça değerli bir yazı olmuş. Taraftarlar ve klubü yönetenlerin siyasi ve iktisadi görüşlerinin kesişmesi/benzeşmesi için öncelikle klubün üye ve delege yapısını ve bu yapıya olan geçişleri incelemek gereklidir. Türkiye'de Çarşı'nın solculuğu ve aktivistliği tartışılamazken, yönetici kademesine baktığımızda siyasi anlamda en etkin bireylerin GS'den çıktığı ve son dönemlerde verilebilecek Adnan Polat ve Sarıgül örnekleri ile sol yelpazede yer alan bireylerin GS ile gerçekten güçlü bağları olduğu görülebilir. Ancak öte yandan buna Cem Uzan'ı da katarsak, işin içinden çıkılmaz bir yapı karşımıza çıkabilir. Yine aynı şekilde Göztepe Taraftarı'nın İskender Tuğsuz hakkında yaşadığı ikilem de bu ikibaşlı ve genelde karmaşık ilişkiye örnektir. (http://bianet.org/bianet/spor/30987-basbakan-ismail-akpye-karsi) Verdiğim bağlantıda İzmir'de muhafazakar partilerin sporu ve klupleri siyasi amaçlarına uygun olarak nasıl kullanmaya çalıştıklarını ve daha çok şehrin beşeri yapısı ile şekillenen taraftar gruplarının bu ataklar karşısındaki davranışlarını inceleyebilirsiniz. Ben artık çok yazmıyorum ancak böyle güzel ve temeli sağlam yazılar olunca yazdığım yorumlar bile bir yazı karakterine bürünebiliyor. Saygılar dilerim!

Borges dedi ki...

Kutay: Yorumunu yanlislikla reddettim. Sunu demisti sevgili Kutay.

"beercholic'in yazdığına katılıyorum..
beşiktaş'ın, beşıktas tribünün 80lerde solcuların uğrak mekanı olduğu söylenir ama 90ların başıyla tribün yapısı değişince bu özelliğinin kalmadıgını düşünüyorum. bu da 20 seneye yakın bir süre demektir.

besıktas tribünün sosyal olaylarda daha aktif oldugu daha duyarlı oldugunu kabul etmek gerekir. ama bunu da ben siyasi görüş olarak değil, istanbulda sadece bjk tribününe özgü olan "özgür ortam"a bağlıyorum.

barcelona ve ispanya hakkında fazla bilgim olmadığı için çok ukalaca konusmak istemem ama barcelonanın kendisine uygulanan politikayı iyi kullandıgını düşünüyorum.

saygılar... "

Ferhat dedi ki...

Önceki yorumu Barcelona tarihini bildiğimi iddia etmek için yazmadım.Barcelona'nın dışarıdan bakıldığında genelde sanıldığı gibi olmadığını söylerken maksadım ahkam kesmek veya ukalalık etmek değildi.Ben bir kulübün yöneticilerinin veya kulüp politikasının hatta kulüp geçmişinin taraftar yapısından bağımsız olabileceğini örneklemek istedim.

Aslında Barcelona üzerinden gitmemin amacı; tüm olayı rakip takımı bir yolla karalamak veya bir kulp bulup onunla koca camiayı yaftalamak olan bazı insanların "Galatasaray aristokrat takımıdır." veya "Galatasaray Fransız takımıdır." safsatasının daha demin bahsettiğim taraftar kimliğinin kulübe bağlı yönetici ,kulübün tarihi ve kulübün politikasından bağımsız gelişebileceği örneğini Barcelona üzerinden vermekti.

Ukalalık olarak görüldüyse özür dilerim.Bloglarda yorum yapmanın en kötü yönü bu.Yani bazen bir şey söylemek istiyorsunuz ama yazıya dökerken işin ucu kaçıyor ve söylemek istediğinizi farkında olmadan çok başka şekilde söyleyebiliyorsunuz.Neyse daha önce de başıma geldi.Galiba bu blog takibi olayını fazla yüzüme gözüme bulaştırmadan bırakmalıyım.

Saygılar...

Borges dedi ki...

Ferhat: Bir önceki yorum, Kutay'a ait. Ben onu yorumunu yanlislikla reddettim, aynisini kendim girdim. Lakin kimse sana "Ukalalik" ediyorsun demiyor, gayet akli basinda yorumlar yaziyorsun, niye alinganlik yapiyorsun ki ?

Herkes her konuda fikrini söyleyebilmeli ve fikir üzerinden karsiliklar dogsa da temelde hakaret olmadigi sürece her sey gelip gecici, keyif üzerine kurulu.


BArca kullaniyor mu bir eyleri söz konusu var ?

Söyle bir bakin diger takimlarin gecmisine. Hemen hepsi gercekligi belli olmayan olaylari kitaplastiriyorlar, üzerine binbir türlü rivayet ekleniyor, cok degil yahu 1975 de öldü Franco. Cruyff geldiginde "ben Franco'nun takiminda oynamam" diyeli kac yil oluyor ?

Daha dün kölelik tartismasinda Ferguson lafi cakmadi mi ? Her sey ortada. Ispanya ic savasi, 40 yil süren bir Franco yönetimi v.s...

Simdi bunun neyini kullanacaksin ki ?

Su var. Franco'nun ölümünden hemen sonra haklarin alinmasi, buna paralel ekonomik gelisim -zira zengin bir bölge- Katalanalrin tarih icerisindeki konumunu degistirdi. Franco yok, dikta rejimi yok, BArca dünyanin en iyilerinden.. Ezilme kavrami da yok, tarih oldu..

Bir klupten fazlasi oldugu muhakkak. bir halki temsil ediyor. Hepsi de bu.

Ferhat dedi ki...

@Borges

Evet, sanırım dediğin gibi alınganlık etmişim.Bu yorum okuma-yazma işi eş zamanlı bir karşılıklı konuşma şeklinde olmayınca bazen yazdığının bazen de okuduğunun noktası virgülü birbirine karışıyor.Cümlelerde okuduğundan başka anlamlar çıkarıyosun veya yazarken farkında olmadan sözcüklere başka anlamlar yüklüyosun.Eksik okuyorsun eksik yazıyorsun.Hani sağır duymaz uydururmuş olayı.

Ama bu bende garip bir paranoyaya da döndü.Durduk yerde alınır oldum.Daha önce hatırlamak dahi istediğim benzer bir yanlış anlaşılma yüzünden farkında olmadan sapla samanı karıştırmıştım.Herhalde onun etkisi.

Böyle de durduk yere yaşlanmadan bir alınganlık huyu türedi bende.:)Neyse olayı üşenmeden bu alıngan ihtiyara izah ettiğin için teşekkürler Borges.:)

zarkufil dedi ki...

Yazi cok güzel, elione saglik.
Ya dyanamadim bu arada. Arkadaslik maci seklinde kullanilmiyor Türkce'de. Dostluk veya hazirlik maci diyebilirsin duruma göre. Kusura bakma ukalalik yapmak istemiyorum. Yazinin en basinda kullanmissin.

Taci YALÇIN dedi ki...

Enfes bir yazı olmuş. Hakkaten bitmesin istedim ben de. Bilmediğimiz ne çok şey var. Ben aslında futbolun bu yönünü daha çok seviyorum. Yani "kimlik" yönünü. Kulüplerin kimlikleri, tarihleri, yaşanılanlar, yaftalar, yapılanlar vs. Barcelona'ya yapılanları biliyorduk az çok, ama Bayern Munih'in bu yönünü hiç bilmiyordum. Barcelona'nın takdiri hakettiği kadar, Bayern Munih aşağılanmayı hakediyor bence. İçinde bulundukları koşulları vs. bilmeden bunu söylüyorum. Memleket takımı olmasından dolayı naçizane Adana Demir Spor hakkında görüşlerimi de açıklayayım. Adana Demir Spor kuruluşu itibariyle bildiğiniz gibi bu kimliğe sahip bir takımdı. Ama yıllar sonra ne taraftarlarında böyle bir kimlik, ne yapılan etkinliklerinde, ne yönetiminde vs. hiçbir şekilde "biz işçi sınıfının takımıyız" vari bir hava olmamıştır. Bir tek geçenlerde bildiğiniz gibi Livorno ile bir hazırlık maçı yapıldı o kadar. Onun da sizin gözünüzde ne kadar önemi vardır bilemem ama, benim gözümde çok fazla bir değeri yok kulüp kimliği adına. Sen yönetimini, kulüp felsefeni, planlarını projelerini uzun yıllardır "işçi sınıfının takımıyız" konsepti altında yaparsan eğer, Livorno maçının bir anlamı olur o zaman. Ama bu şekilde olmuyor, olmaz. Adana'da yolda gördüğünüz futboldan anlama potansiyeli olan 10 kişiye Adana Demir Spor'u sorun, bir tanesi bile size Demir yolu işçilerinden, solculuktan vs. bahsetmez. Çünkü bilmezler. Tek akıllarına gelen birkaç unutulmaz maç ve pek tabii ki Fatih Terim'dir. Madem kriter 10 kişiye sormak, buyrun gelin sorun derim ben :) Tekrar eline sağlık abi, yazı hakikaten enfesti.