2 Kasım 2011

Benim ve Beckham'ın Hikayesi!



Babam Ted, yerel Orman ve Bölge Ligi'nde yer alan Kingfischer takımında oynardı. Biz de annem Sandra, ablam Lynne ve o zamanlar daha bebek olan kardeşim Joanne'le birlikte onu seyretmeye giderdik. Babam, Mark Hughes gibi oynayan ama ondan daha sert bir santrafordu. Leyton Orient takımının seçmelerine katılmış ve bir kaç yıl da Finchley Wingate takımında yarı profesyonel olarak oynamıştı. Sürekli ofsayta düşse de iyi bir oyuncuydu. (Ofsayt kuralını öğrenmem bir hayli zamanımı almıştı; Babamınsa bu kuralı öğrendiğini hiç sanmıyorum) onu izlemekten büyük zevk alırdım.Oyundaki her şeyden zevk alırdım ve futbol oynamanın onun için çok şey ifade ettiğini bilirdim.Bana koçluk yapmaya vakit ayırmak için düzenli olarak futbol oynamayı bıraktığını söylediği zaman sekiz ya da dokuz yaşındaydım ama daha sonra bu konuda hiç konuşmadıysa da bu fedakarlığın onun için ne anlama geldiğini çok iyi anlamıştım("benim hikayem", David Beckham, Sayfa 17,)



Babamı futbol oynarken hiç görmedim çünkü o Almanya'da ben Türkiye'de yaşıyordum. Anlatırlardı onun nasıl adam geçtiğini.. Misal beş tane adamı geçip yerinden bir santim dahi kıpırmadığından sık sık bahsedilirdi. Yusuf Şimşek misali yürürken değil dururken adam geçen, yetenekli ama takıma faydası çok da fazla olmayan futbolcu olarak tarif edilirdi. Almanya'da da oturduğu kasabanın futbol takımına girmiş ama ben onu yeşil çimlerin üzerinde bir kez olsun göremedim. Takımla çekilmiş fotolarını gördüm albümlerde sadece..Açıkça söylemek gerekirse çocukluğumda en çok merak ettiğim konuların başında bu geliyordu. Bazen garajdan arabasını almaya doğru giderken bizim topumuz önüne düşerdi ve ayak içi bir plase atardı, o bilmezdi ama ben o topun tekrar onun önüne düşmesi için neler neler vermezdim ?



Yedi yaşımdan beri babam beni evimizin yakınında bulunan North Circular Road'un oradaki Wadham Lodge adlı yerde Kingfisher takımının hafta içi akşamları yapılan antrenmanlarına götürürdü.. ..dahası serbest vuruşları burada öğrendim ben.Herkes işini bitirip sosyal kulube gittikten sonra, yalnız başıma ceza alanın hemen dışında durup kaleye şut çekerdim.Top kale direklerine her isabet ettirişimde babamdan 50 peni fazla harçlık alırdım.Bir de babam sırtımı sıvazlardı ki bu en az harçlık kadar önemliydi.



Erbendorf beş bin kişilik bir köy. Türklerin kaldığı birbirlerine yapışık fabrikanın tam karşısında annemim ve o zamanlar babamın da çalıştığı fabrikaya ait apartmanlar vardı. Önünden geçen yolun biraz ilerisinin sağında kasabanın maç yaptığı fileleri olan kaleleri çok büyük bir çim saha vardı. İki kale direği arası biz çift kale maç yapardık, o derece büyük gelirdi. Kasabanın takımı orada antrenman yapardı. Yazları geldiğimde lisansım olmamasına rağmen onlarla beraber idman yapmama izin vermişlerdi, hafta içi iki gün. Bunun için yaşıyordum ben tüm haftayı lakin yalnız başıma. Babam futbol oynamamdan nefret ederdi. Dokuz aydır beni görmemesinin verdiği yabancılıkla ilk başlarda yasaklayamadı ama sonrasında terlememi bahane ederek her şeyim olan antrenmanlara gitmem yasaklanmıştı. Ben her şeye rağmen gizli gizli gider ve eve gelmeden elinde havlularıyla ablalar beni beklerdi zira ne yaparsam yapayım terlemekten kurtulamıyor ve her seferinde yakayı ele veriyorduk..



"Bir keresinde , topu benden almak için birisi ayaklarıma dalmıştı ve babam da bundan hiç hoşlanmamıştı ama her zaman olduğu gibi ikili mücadelelerde yere düştüğümde ayağa kalkıp oyuna devam etmemi söylemişti. Ara sıra böyle sertliklere maruz kalabileceğimi hatırlatarak beni uyarmayı da ihmal etmemişti.Eğer bütün akşam ortada dolanıp gördüğü bütün oyunculara bana sert girmemelerini söylerse orada bulunmamın hiçbir anlamı kalmazdı.."(syf 18)

"..formalarımzı yıkayan, bizi arabalarla oradan oraya götüren,bizimle birlikte seyahatlere çıkan ya da para toplayan ailelerimiz de bu işin içerisindeydi.Takım altı yıl boyunca birlikteydi ki bu ailelerimizin de o kadar zaman birlikte olması anlamına geliyordu.. ..takıma para toplamak için aileler akşam yemekleri ve cuma dansları organize ederlerdi.Antrenmanlara beni babam götürdüğü halde, kuaför olan annem de bana ve futboluma en az babam kadar zaman ayırmıştır.Araba kullanabilen tek anne oydu ve eğer bir yere minübüsle gidilecekse araba kullanma işi hep ona kalırdı.Babam işte olduğu zamanlar olmam gereken zamanda ve doğru çantanın içindeki doğru eşyalarla birlikte yanımda annem olurdu " (syf 24)





Yurtta vakit çoktu ben buna bağlıyorum. Sadece sıradan birgünün içerisinde dört-beş maç olurdu en az.. Babamdan gelen yetenek de söz konusu, mümkün. Lakin oynadığım "D gençler" de açık ara en iyisiydim. Öyle ki o topsuz antrenman sonrası yapılan çift kale maçında karşı takımın tamamını geçip minyatür kalelere golleri atıyordum ve beni bir kez olsun babam izlemedi. Diğerlerinin babalarından da yanlışlıkla birisi diğerini geçtiğinden ya da çocuğun ayağına top oturduğunda çıkan bravo sesleri hocanın düdüğünü dahi bastırıyordu. Nedendir bilmem futbolu çok seven babamın bir kez olsun beni izlemesini o kadar istiyordum ki iki bilemedin üç antrenmanı feda ederdim bunun için ama mümkün değildi. Sadece bir kez geldi o da antrenman bitişine denk geldi. Antrenörle konuşup beni bir daha almamasını söylemiş, eve geldiğinde bana bunu söyledi ve umarsızca antrenörün "oğlunuz çok yetenekli, yapmayın ne olur " diye söylediğini de ekliyordu. Bağırdım.. Öyle bir bağırdım ki benim hatırladığım ilk ve son tokatı yemem dahi beni durdurmadı. Garip gelecek ama böyle kızdığım zaman gözüm kararıyor ve tüm korkularım gidiyor birden, çocuk yaşımda üzerine gidiyordum babamın ve bağıra bağıra şunu söylüyordum " Gideceğim oraya ve sen karışamazsın!!!" Artık ağlamanın da verdiği güçle onu deyim yerdeyse korkutmuştum, şaşırıyordu sanırım bu gibi durumlara ama o hali hazırda o dönemlerde bir oğlan çocuğu babalığına da pek alışkın değildi. İki ablam ve anneme pek benzemediğim kesindi..



" oynumdaki bütün güçlü yönler babamın bana 20 yıl önce parkta öğrettikleridir"



"..futbola olan bütün yeteneğim ve ilgim babamın kafasında ben doğmadan önce kendi yaşayamadıklarından oluşan oğul profilinin gerçekleşmesi adına beni altı yaşında gönderdiği yatılı okulun içerisinde allahın her günü futbol oynamak zorunda kalmamın sonucu oluşmuştur"



Annem ve babam futbolu ne kadar sevdiğimi biliyorlardı. Eğer bir şekilde maç yapma fırsatı çıkarsa benim oynayabilmem için ellerinden geleni yapıyorlardı.Maç da olsa koçun gözetiminde bir çalışma da olsa elime geçen fırsatı kullanıyordum.Bütün özel futbol okullarına gidiyordum.



Futbolu ne kadar sevdiğimi o günün sonunda yaşanılan tartışma sonucunda iyice öğrenmişlerdi. Sabah gidip akşam gelen insanların beni kurallarına boyun eğdirme şansı çok fazla yoktu. Sadece yapabildiği tek şey gücü olduğu halde bana forma,krampon gibi şeyleri almamakla sınırlı kalıyordu.Maçlarda oynamadığım için forma sorun değildi de kramponsuz tek insan olarak yine de antrenmanlara gidiyordum ama lisansım olmadığı için hafta sonu yapılan maçlardan uzak duruyordum. Öyle acı veriyordu ki asla ve asla onları izlemezdim. Bir Cumartesi günü babamın konuştuğu teknik direktörümüz evimize geldi. İki yaş büyük kategori olan "C Gençler" için yapılacak maça eksik oyuncu nedeniyle beni oynatmak istiyordu üstelik lisansım olmadan.. Babam önce krampon almam, formasını almam filan dedi ama ablama yalvar yakar ne olursa olsun geleceğimi hocaya bir şekilde anlattım. Bizzat teknik direktör bana krampon, forma v.s. her şeyi temin edeceğini söyleyerek cumartesi maça beklediğini iletti.

Hayatımda oynadığım ilk ve tek resmi maçtır. Maça hazırlanmak için kendimi çok fazla yıpratmamın yanı sıra duyduğum heyecan bir şekilde beni saha içerisinde görünmez kıldı. Her şeye rağmen sol koridorda bir kaç adamı dizip çizgiden yüzde yüzlük bir gol pozisyonu hazırlasam da bunun dışında sahada yoktum. Heyecandan önümü göremiyordum ki.. Başta fizik olarak ezildim onların arasında ama yine de doksan dakikayı çıkardım. Çok az topla buluşmama rağmen öyle yoruldum ki bu koşmaktan mıdır heyecandan mı bilemiyorum. Beklediğim gibi olmadı belki ama o heyecan, o forma ile maça çıkma, kenarda bekleyen anne-babalardan oluşan hatrı sayılı kalabalık.. O pozisyon içerisinde hemen herkesin alkışlaması, heyecan belirtileri.. tek tek hafızaya kazındı.

Babam haliyle gelmedi. Kenarda tanıdığım bir kaç insanın her şeye rağmen o pozisyonu babama anlatmasını bekliyordum. Anlatılsa dahi bunu ben yine bilmeyecektim ama anlatıldığını düşünerek kiralık formayı, kramponu verip evin yolunu tuttum..

7 yorum:

Melih Sarıışık dedi ki...

Sanırım sporu seven ve bir o kadar da çocuklarının sporcu olmasına mani olan babaların yaşaması çok ilgi çekici bir konu. Benim babam da hem futbol, hem de basketbol konusunda takıma alınmama mani olmuştur. Üç aşağı beş yukarı 4 yıldır sporu pek sıklıkla takip etmememin sebebi de belki de pişmanlığımdan olsa gerek. Maçları izlemek için koltuğa oturduğumda bir süre sonra çocukluğum ve babamın olumsuz yaklaşımı aklıma geliyor ve bir süre sonra TV'yi kapatıp odayı terkediyorum. Henüz atlatamadığım bir sorun ama bir şekilde idare etmek gerek. Sonuçta belirli bir dönem spor yapılabiliyor.

Devil dedi ki...

Hocam abartmıyorum ama senin hikayen Beckhaminkine 10 basar. Senin kitabın ne zaman çıkar? :))

Borges dedi ki...

Devil: Bu benim değil TR'de yaşayan insanların büyük bir kısmının hikayesi. benzerdir. Beckham benden 4 yaş büyük ama gel gör ki aramızdaki fark sadece spor okulları ve tesis v.s. değil:)

Kitabı okurken kendi babam aklıma gelmişti ve güldüm çok. böyle yüzde yüz farkı görünce de dayanamadım yazdım:)

Ozan dedi ki...

Valla bu yazı için teşekkür ederim.Kendimi hatırladım sanki. Mahalledeki büyüklerin ve amca çocuklarının babama ve abime "Bu çocuğu bir takıma verin yazık olacak" demelerine rağmen. Amatör futbol takımı hocalarının seçmelerine rağmen bir türlü futbol oynayamamış/oynatılmamış birisi olarak sizi çok iyi anlıyorum.

tayfun dedi ki...

Standart Anadolu babası lakin

Şuan yaşı 60'larda olan bir neslin gözünden bakınca fazla kızamazsın
Birde Anadolu köylüsü ise yokluk içinde büyümüş hatta kıtlık görmüş gelişmiş bir ülkede yaşıtları eğlence peşinde koşarken 8 yaşında hayata atılmış ellerin artık ekmek tutacak denmiş, çalışmak para kazanmak mücadele etmek dışında her şey serserilik olarak beynine işlenmiş
roller değişse beckham içinde hayatın farklı olacağını sanmıyorum extra şansları dışında
Bizim neslin alamancı çocukları (ben dahil) bazen ailemizden çok daha fazlasını istiyoruz. Hem maddi yönden hem manevi yönden tatmin ikisi bir arada bize lükstü.

el fenomeno dedi ki...

al bendn de o kadar Orhan Abi.Benim babam da amatörde futbol oynardı Maradonavari,herkes onun için senin baban bi zamnlar fırtına gibiydi derdi.Ama futbol yüzünden okuyamadığı için benim de istemedi oynamamı.Okusun adam olsun.İlk kez 17 yaşımda beraber oynadığımız bi halı saha maçında gördü nasıl top oynadığımı.Diğer arkadaşları babama "Osman senin oğlan baya topçuymuş" dediğinde babamın aklından geçenleri öylesine merak ettim ki o gün.İçimde kaldı hep top oynayamamak.Okuduk da ne oldu.Şu hayatta hala en fazla zevk aldığımız,en fazla zaman ayırdığımız,haftada en az 2 kere halısahada da olsa icra etmeden yapamadığımız şeyin adıdır futbol.Saygılar..

Celal Abbas dedi ki...

çok şey yazmıştım her zamanki gibi sitenin aziliğine uğradı silindi. özet geçeyim bari. benim babamda çok kızardı dengesini bulamadığımız için. ders çalışmamız gereken yerde top oynardık. çok oynardık her fırsatta oynardık. şimdi benim çocuğum olsa bende kızarım herhalde şu denge meselesini gözeterek yada bazı şeyleri aksattığını görünce. yada bolbol nasihat edrim kendi geçmiş yaşamımdan kesitler sunarak. aklımada gelir babamın kızışları. çocuklukta tutku heyecanla çok sevdiğiniz şeyleri yapmak var. büydüğünüzde ise hayatın gerçekleri şu bu hayal kıırklıkları sizi buna itiyor. çocuğunuz için en iyisisini istiyorsunuz en az hatayla onun geleceğini kurtarmasını istiyorsunuz. bakalım o günler geldiğinde ne yapacağım kızacakmıyım yoksa onunla birlikte bende çocukluğumu tekrardanmi yaşayacağım ,etraftaki diğer büyüklerin değişik bakışları altında.