23 Ocak 2009

Suskunlar.!




Ortaokulda dönem ödevi zorunlulugu nedeniyle okudugum ve cok sevdigim Seker Portakali'nin disinda iceriginden hicbir sekilde haberim olmadan o zamanki cocuklugumun tav oldugu isminden dolayi aldigim "gülünün soldugu aksam" (Denizlerin Hikayesi) haric herhangi bir kitaba el atmazdim.. Cocuktuk, yolculuk yapardik sürekli ve bu yüzden yolculuk sirasinda alistigim cizgi romanlar daha ilgi cekiciydi.. Celik Blek, Tom Miks, Zagor ve özellikle Martin Mysterre.. Kitaplari görüyor, onlara el atiyor amma velakin sikiliyorduk daha cok.. Hicbirisi cizgi romanlar kadar keyifli gelmiyordu taa ki birisi elime Borges'in kum kitabini tutusturasiya kadar.. O dönem Borges'i oldugu gibi algilayamiyorduk belki ama Kum Kitabindaki hikayeler ile cizgi romanim Martin Mysterre'in gizemli hikayeleri arasinda baglanti kuruyorduk.. Her ikisi de oldukca ilginc hikayeler olmasi bir yana sonu hic beklemedigim sekilde biten müthis kurgulara sahipti ve feci merak saliyordum her hikayesine.. Bu sekilde basladi Borges sonra bambaska bir cehreye büründü.. 97 senesinde Borges'i bitirir bitirmez kitapciya gidip aynisindan, benzerinden ver abi dedikten sonra sonradan cok iyi dost olacagim kitapci elime iki kitap tutusturdu..Puslu Kitalar Atlasi ve Kitab-ül Hiyel.. Yazari da Ihsan Oktay Anar diye bir adammis..

inanamadik.. Ikinci Borges dedik.. Simdi daha cok Calvino derim Ihsan Oktay Anar icin.. Sonradan ögrendik ki izmirliymis kendisi. E biz de izmirdeyiz on kusur yildir dedik, kafaya koyduk üzerine gittik.. Ayni sekilde izmir kordonunda gidilecek tek mekan olan Deniz Atina takildigini ögrendik bu felsefe hocasinin.. Kac kere gittik, kac kere denedik ama bir türlü karsilasamadik.. Onu taniyanlardan sürekli hakkinda bilgi aldik, mütevaziligi, siradanliga olan tutkusunu ve her seyini.. O yilin sonunda Ankaraya dogru yollandigimizdan Ihsan Oktay Anar takibi yarim kalmak durumunda kaldi ama Borges ve akabinde Ihsan Oktay Anar ve henüz o dönem sadece birinci cildi cikmis oLan Yüzüklerin efendisi benim cizgi romanlardan kitaplara dogru yolalisimin en önemli nedenleridir ki bu hayatimi yüzde yüz degisime sokmustur..

Sonralari hikayelerin kurgusunun disinda keyifler almaya basladik romanlardan ve haliyle basta Borges olmak üzere okudugumuz her yazarin gercek degerine biraz daha yaklastik. Isin acikcasi daha sonradan yönelim gercekci edebiyata dogru kaydi. Öyle ki tasvirlerden bunalmistim, Eco'nun 200 sayfayi gecen Manastir tasvirlerine tahammülüm yoktu bu yüzden dostoyevskinin manzara tasviri yerine insan karakterine yönelisi ile tarzim, ilgi alanlarim da tamamen degisti. Üzerine "inaniyorsan, okuyacaksin" sorumlulugu altinda Marx ve felsefe girince her sey ters-yüz oldu.. Yine de Borges, Ihsan Oktay Anar yasamimda önemli yere sahip ve her ikisi de "üstad" olarak belleyecek düzeyde hayran kaldigim yazarlar olarak civilendi.. Ihsan Oktay Anar'in üc kitabi ile yillarimizi gecirdik ve hep yenisini, hakkinda bilgileri takip ettik, dördüncüsünü büyük bir istekle ve sabirla bekledik..

Bu bekleyis oldukca uzun oldu isin acikcasi. Epigraf'in sitesinde tamu adli sonradan begenmedigi icin yirtip atacagi yeni romanindan kesit okudugum zaman duydugum heyecanini anlatamam ve dördüncü romani bir yil sonra "amat" ile geldi.. Denizcilik üzerine bu sefer.. Öyle ki Ihsan Oktay Anar inanilmaz emek harciyordu her bir romani icin vebu yüzden herkesin tepkisini ceken" az yaziyor" eylemi acikliga kavusuyordu.. Bir insanin bu sekilde denizcilik terimleriyle yakin iliski kurmasi icin gercekten denizci olmasi gerekmez, üzerine bu konuda akademik calisma yapmasi gerekir böyle bir roman yazabilmesi icin.. Keza bu muhtesem romani Suskunlar'daki musiki bilgisi icin ekstradan üc bes yil müzik üzerine calismasi gerekir ki böyle bir kurgu, böyle bir dil ile birlesip bu kadar muhtesem bir eser meydana getirsin..

Dili hakkinda sikayetler var.. Cok fazla eski Osmanlica terim kullaniyor ama ben bunu zararli görmüyorum. Akiciliga ve belki okurun anlam ile bulusmasina engel teskil edebilecek iken baska acidan yarattigi dünyanin icerisine okuru civileyecek bir baska iksirdir o muhtesem dili.. Amat her ne kadar beni biraz olsun hayal kirikligina ugrattiysa Suskunlar da o derece memnun etti. Bu belkide denizcilikten cok muzige olan ilgimin daha fazla olmasindan da kaynaklanabilir..

Bir osmanli tarihcisi dahi bu denli hakim olamaz o dönemin yasantisinin ayrintilarina.. Böyle bir türk yazari görmek insani umutlandiriyor gelecek adina.. Ben Ihsan Oktay Anar'i romancilik konusunda Kemal Tahir'lerin de üzerinde görüyorum ve Ahmet Hamdi Tanpinar gibi cagini asan yetenekler olarak yerlestiriyorum en güzel köseme..

Gercekten bir osmanli masalinin icerisine girmek istiyorsaniz Suskunlari tavsiye ediyorum ben tüm blog okurlarina.. Belki Borges'in edebiyatta cag atlatan devrimine tanik olmayacaksiniz, onun gibi elestirelligi hikayelerin icerisine sokamayacaktir ama ayrintilarla gercekdisiligi okur zihninde gercege cevirme konusunda borgesden bile daha iyi diyebilirim Ihsan Oktay Anar icin.. Suskunlar ise Puslu Kitalar Atlasindan sonra yazdigi diger ikinci büyük romandir...

8 yorum:

serkan utlu dedi ki...

üniversite yıllarında ilk elime geçtiğnde puslu kıtalar atlasını bir çırpıda bitirmiştim ...amat isimli eserinde puslu kıtalar atlası tadını bulamasam da dili beni çok etkilemişti. suskunlar harbiden çok hoş bir bir kitap,izmirli felsefeci ihsan hoca betimlemeleriyle resmen o dünyanın içine atıyor beni ...kütüphanemin başucunda anar'ın bütün kitapları mevcuttur.....

dchetin dedi ki...

Kendisi Bostanlı'da oturur. Ege Kampüs'üne gitmek için Bostanlı'dan vapurla Konak'a geçer, oradan da metroyu kullanır. Kendisine vapurun kıç kısmında çok rastlamışımdır. Sessiz ve çekingen bir adamdır. Rahatsızlık vermemek için hiç merhaba demedim kendisine.

Zaman zaman da Çiğli Kipa'da ailesi ile alışveriş ettiği görülmüştür.

Ne oldum delisi değildir.

Borges dedi ki...

Dchetin: Biraz gec olsa da yine de sagolasin.. Bir gün dönüp dolasip gelecegim yer izmir olacagi icin ileride bir gün ise yarayabilir :)

alessandro del piero dedi ki...

borges elbette edebi yönden yetkinliği tartışılamayacak büyük bir yazardır.. ancak historia universal de la infamia (alcakligin evrensel tarihi) adlı eserinde islam peygamberi hz. muhammed'i hiç araştırmadan, oryantalist bir bakış açısıyla tamamen ön yargılı bir biçimde tarihin kötü yüzleri arasında göstermesi hiçbir mazaretle açıklanamayacak büyük bir hatasıdır kendisinin.. niye böyle bir şeye ihtiyaç duyduğu da gerçekten merak konusudur.

travis and tyler durden dedi ki...

Sevgili borges,

Mükemmeliğini eksikliğinden alan bir kitaptır kanaatimce. Yani mükemmele çok yakın. Anlatmak gereksiz okumak lazım gelir. İhsan Oktay Anar kanımca Oğuz Atay'dan sonra Türk edebiyatının başına gelmiş en güzel şeydir. Teşekkürler derim. Yaradanım uzun ömür versin, yazdıkça yazsın isterim İhsan ustam. Ben kendisinin çoktan müridi oldum.

Calut !!!

t&t

Borges dedi ki...

alessandro Del Piero: Mohammed'in dublörü'nden bahsediyorsunuz.. Alcakligin Evrensel Tarihi bir roman, bütünüyle anlam katan bir eser olmadigini hatirlatirim. Dergiye yazdigi hikayelerin toplamidir ve baska acidan dublörüdür de Mohammed'in. Lütfen, Alef'deki Zahir ve Ibn Rüsd'üyü ele aldigi hikayeleri basta olmak üzere Islamiyeti ve doguyu ele aldigi onun üzerindeki hikayelerine göz atin ve daha sonra bana gönül rahatligiyla "islam düsmani borges" sifatini söyleyebiliyorsaniz sözüm yok baska size.. Yapilan kusura bakmayin ama cok sig bir etiketleme sevdasidir ki 1930'lu yillarda yazdigi hikayeden bahsediyoruz..

Travisim:) "Kusur benim imzamdir" demek istiyorsun Sukunlarda Ibrahim efendi gibi. Kesinlikle katiliyorum baska da bir sey demiyorum müridleri olarak:)

Barizzio dedi ki...

En çok beğendiğim türk yazardır kendisi..
Puslu kıtalar ve suskunlar kadar olmamakla beraber, diğer tüm kitapları da çok çok keyifli kitaplardır..

stingachu dedi ki...

Puslu Kitalar Atlasi'ni birkac dakika once bitirdim, oturuyorum. Bu okuduklarim gercekse o zaman duste miyim, gercekte mi, nerdeyim ulan su anda halindeyim. Yarin baska biri olarak uyanmazsam Suskunlar'a da baslayacagim gibi, hadi hayirlisi bakalim.