26 Kasım 2010

Gel diyorsun..



Videonun Linki.! Şu da olur


Köy.. Suyu çeşmeden almanın ötesinde bir şey.. Babaanne,Dede çok başka insanlar. Gençliğinde nasıl olursa olsunlar yaşlandığında inanılmaz tatlı oluyor insanlar ve duygusallığın tavan yapmasıyla size çok güzel anne-baba oluyorlar.. Bulunduğunuz yerden bakınca sorunlar fazla ama sizin gibi orada bulunmadan yaşamaya başladığımdan olsa gerek şikayet etmiyordum ve tozunu, toprağını, ilkelliğini, asvaltsız yollarını, bozuruk yılanlarını, onunu bununu çok ama çok sevdim ve fakat neden birden " şehre gitmek " diyerek çok başka dünya olarak algıladığım Balıkesir de değil de uzay kıvamında İzmir ? Neden ilkellikten uzay çağına, neden beş sınıfa bir hoca düşen okuldan ülkenin sayılı zenginlerinin okuduğu bir ortama böylesi bir geçiş..

Bu yetmezmiş gibi bir de yatılı okul? Neden yatılılar arasında eve en az gidenlerin başını ben çekiyorum ve aslında toplamda köyün neyi vardı ?

Neden oturduğum yerde siniyi önüme çekip ekmeği bana yenilen yerden bilmediğim çatal-bıçak takımının olduğu yere böylesi bir geçiş.. Gecenin beşinde bile sokağa çıkabildiğim yerden tuvalete gitmek için izin istemek zorunda kalmaya doğru.. Biraz alıştıra alıştıra olsa olmaz mıydı yahu ? Ne ailesizlik, ne yurt hayatı içerisinde çekilen sıkıntılar ne de başka bir şey.. İşte bu geçiş aşaması içerisinde alışma sürecidir yaşamımın büyük sıkıntısı.. Birisi diğerinden kötü ya da iyi olması değil, birinin diğerine tamamen zıt, tamamen farklı olmasıdır mesele..

İlkokul yurdunda bir zaman oldu ki artık başıma bir belletmen koyup 'nefes al.. nefes ver' diye komut verecek diye korkuyla beklerken ortaokul yurduna, o akıl almaz özgürlüğe geçiş.. Birden.. ilkokul 5 biter ve ortaokul hazırlık başlar, her şey bambaşka.. Artık Cuma öğle sonrası başımızdaki belletmenler dahi evine gider ve biz kendi kendimizle başbaşa kalırız koca üç gün.. Yemek dahi bazen çıkar bazen çıkmaz idi.. Ne yaparsan yap, sorumluluk sana ve yemekhanedeki sana yurdun anahtarını vermekten başka işlevi olmayan Ramazan abi'ye ait.. İlkokulu yeni bitirmiş Borges gece yurda bilem kaçta geldiğinde onun kapısını çalar girerdi.. Nefes alıp vermemin dahi kontrol altına alınacağını beklerken böylesi bir başıboşluk..

13 yıl sonra.. Köy gibi tam da bu düzene alıştığım yerde.. Her gün kalkış saatimden yemek saatine, ders çalışma zamanlarından açık alanda top oynadığım sayılı dakikaların dahi belirlendiği bir hayat biçiminden her şeyi benim belirlediğim bir başka yaşama doğru geçiş.. öyle alışmışım ki televizyonda 23:15'de başkayacak bir filmin reklamını gördüğümde uzunca bir dönem önce seyredemeyeceğime üzülmüş ve sonra da eve çıktığımın bilincine varıp ekstra bir sevinç.. Akşam dokuzdan sonra dışarıda olduğum her an suç işliyor duygusuyla yaşadım aylar boyu..

Ortası yok mudur bunun ? Neden bir uçtan bir uca..

25 insanın aynı yerde uyuduğu yatakhaneden koca bir evin sahibi olmaya doğru gidiş.. İzmir gibi sıcak ve denizi olan memleketten Ankara'ya doğru..

Haşlanmış balık verirlerdi, unutmam hiç.. Balığın başı da içerisinde canlı gibi dururdu önümde. Bırakın yemeyi, kusmamak için zor tutardım kendimi. Onun yanına da onun kadar iğrenç salatamsı bir şey. İki üç dilim kuru ekmek sonrası biterdi öğünüm ve aynı menü akşam da verilirdi.. O gün varsa paramız (genelde yoktu) kantinden bir şeyler atıştırırdık ama çoğunlukla aç aç geçer giderdi.. Bir gün kocamaan bir tabak makarnanın üzerine aşçı Ramazan terli elleriyle peynirleri avucunda parçalar ve üzerine atar iken gördüm.. O gün bugündür peynirli makarna yiyemiyoruz.. Böyle de hassas bünye işte.. Severek yediğim tek şey sabahları verilen taze ekmek.. 9 ay her hafta minumum bir kez çıkan balık, makarna günlerini aç aç geçirir iken yazları da aileyi ziyarete Almanya'ya giderdik..

Aman allahım.. Annemin o zamanlar benimle beraber üç olan çocukları ve kocası için yaptığı toplam yemeği tek başıma götürürdüm.. Kilo kilo muz tükettiğimi bilirim. Az görülen bir varlık olduğumdan olsa gerek ilgi de oldukça fazla olduğundan ne seviyorsam yapılırdı/alınırdı ki bildiğin cennet işte Almanya derdim..

İyi-kötü yok.. Böyle geçiş olağan değil..

24 yıl yaşıyorsun.. Annesiz,Babasız, Teyzesiz,İki Erkek küçük Kardeşsiz, İki büyük Ablasız, Halasız, Annanesiz, Dedesiz,Dayısız, Amcasız, Amcaçocuklarısız,Kuzensiz, onsuz bunsuz.. Bakmayın böyle saydığıma, çok büyük sorun değildi bunlar ama durum buydu. Varın yoğun arkadaşların..Çok da vardı, çok da severdim, her şeyimi verirdim arkadaşlarım için.. Kötü değil, alışıyor insan işte.. Beni anlayan, bilen, tanıyan güzel arkadaşlarım vardı..

Sonra birden Almanya..

Yukarıda saydıklarımın hepsi var, Arkadaş kısmı hiç yok.. Onun yerine bu düzeyde iletişinm kuracağım Blog var işte..

Bir kaç satır yukarıda yemek yemeden, aç aç geçirdiğim günlerden bir tanesinin anlatımı var. Okuyunca 'ne yazıkkk' filan demeyin, olağan ve çok da sancılı olmayan bir günün tarifi aslında. Kötü değildi yaşarken, anlatırken hoş durmuyor sadece kelimeler üzerimde..Mesele ya da yıkıcı olan bu geçiş, oradan buraya, buradan oraya..

Cem Yılmaz şakayla karışık Askerlik hayatı içerisinde psikoloğa gitmek durumunda kaldığını anlatırken bir ben gülemedim ona. Diyordu ki Askerde gösteri yapıyordum herkesin önünde.. Herkes beni alkışlıyordu derken çok kısa süre sonra elimde süpürge orayı burayı mıntıka temizliği.. Daha bir kaç dakika önce alkışlanır iken şimdi böyle.. kaldıramadım bu geçişi diyordu ki doğrudur. Ve sen şimdi bana..

..Gel diyorsun..

Gelemem. Senin ağıtların ordan buraya düm düz yol olur, bizimkiler ise burdan Kanada üzerinden Türkiye'ye ama yine de gelemeyiz.. Bu içerisinde yaşam olmadığı için sorun da olmayan hayatı sevdiğimden değil; tekrardan bulunduğum yerin tamamen zıttına doğru gidemeyecek oluşumdandır.. Yürüyebilirim ama yüzümü milim çevirecek güçten yoksun bir şekilde.. Düm düz gideceğim, gittiğim yolun tamamen tersine doğru milim kıpırdamadan.. Gerekirse oraya gelmek için dünyayı dolaşırım ama birden dönüp koşamam artık..

..İçerim bak böyle her gün ve gerekirse bundan sonrasını bundan önce yaşadıklarıma sayarım ama bir daha..

Her şeye alışıyorsun ama alıştığının zıttına doğru gitmeye alışamıyorsun. Aynı acı yine gelecek.. Ve buna alışılmıyor..

Neden yazıyorum bunları ? Artık yol çizilmiştir ve diğer seçeneği sanki böyle bizzat ben itelemişim gibi hissedeyim diye..

Sanki zaten gelmeyecektim ki olsun diye..

5 yorum:

medyenli dedi ki...

abi ne yaptın sen ya

Borges dedi ki...

Gecenin sonunda yazdılan sabahın köründe okunur.. cık cık;)

mamo chello dedi ki...

dolmussun abi sen..cay ismarliim istersen:)

Akif Burak dedi ki...

Borges..Hakikaten ne yaptın sen ya..."Herşeye alışıyorsun ama alıştığının zıttına doğru gitmeye alışamıyorsun". Emeğine sağlık.

Adem dedi ki...

Gelirsin abi, gelirsin. Ve geleceksin de.. :)